Giriş Yap
CemCBG
@Rogojin
Öğretmen
Lisans
Istanbul
Üsküdar, 4 Eylül
2126 okur puanı
15 May 2014 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Fakat ne yaparsam yapayım gelmiyordu Ses. Özlemine dayanamadığım günlerden bir gün, yataktan kalkıp doğruca Deli Kadir'e gittim ve bir solukta olan biteni anlattım. Eşsiz bilgeliğiyle şöyle cevapladı beni: "E, büyüdün artık, Rüya . Sadece çocuklar duyduğu her sese kulak kabartır. Baktığı her şeyi görür, hissettiği her duyguyu yaşar ". Çok sonraları şair Louis Glück'ün buna benzer bir dizesine rastladım: "Dünyaya bir kez çocukken bakarız. Gerisi, hatıradır".
Reklam
İnsan dışındaki varlıklar, baktıkları yeri belli etmezler. Büyük bir incelik ve zarafet göstergesidir bu. Sadece insanlar gözleriyle başkalarını rahatsız eder. Hayvanlar kafaya bakar, mantarlar göğe, bitkiler her yere. Dağlar yükseklere bakar, ovalar kendi içine. Nehirlerse hiç bir yere bakmadan öylece akar. Oysa insan, gözbebeklerini arsızca bir noktaya diker ve soyup soğana çevirir karşısındakini. Göze bakarak niyet okur o. Üstelik bunu yaparken izin dahi almaz. Ve baktığı, dokunduğu her yerde silinmesi imkansız izler bıraktığını katiyen umursamaz.
Bugün hayatta olmayan bütün sevdiklerimiz ruhumuzda gölgeler halinde yaşıyor. Onlara bakarak bir yön bulabiliriz. Sadece bu anda değil, ama aynı zamanda geçmişte de yaşıyoruz. Geçmişim benim evimdir. Kim olduğum bilgisi bir tereddüte dönüştüğünde, ancak oradan bir aks-i seda alabilirim. Bir yıl içinde, tanıdığım ne çok insan sonsuzluk âlemine kanatlandı. Ölümün bilgisi, bizi bu dünyaya iştahla abanmaktan alıkoyar. Ölüm, ağzımızın tadını bozar. Ağzının tadı bozulmuş birisi olarak sıramı bekliyorum.

Okur takip önerileri

Hᥱsᥒᥲ Sᥙᥲ́rᥱz
@HesnaSuarezCemCBG ile benzer
Erdal
@dokuzakadaronnnCemCBG ile benzer
Asya️️‍️
@__Asya___CemCBG ile benzer
Daha fazla göster
"Öğütülüyor muyuz?" yazısının girişi...
"Solmuş ve dalından kopmuş bir yaprak... Araba altında kalmış bir kedi... Sökümüne başlanılmış bir eski bina... Kütüphanede tozlanmaya terkedilmiş bir şaheser... Miras masasına oturtulmuş bir ömür... Ve daha niceleri... İşin garibi, bu dünyaya yeni ayak basanlar, mâzinin bu değişken manzarasını görmez, göremez, yahut görmezlikten gelirler. Ve yeni bir devranı sürmeye başlarlar... Bu kervan da böylece gider durur. Çiçekler, öncekilerin solduğunu bilmez, yine açar. Bebekler, evvelkilerin öldüğünden habersiz, yine doğar. Gençler, birgün ayrılacaklarını düşünmez, yine evlenir. Yazarlar, günün birinde unutulacaklarını dikkate almaz, yine yazar. Kazananlar, sonunda bırakıp gideceklerinden gafil, yine çalışır... Bir kudret, kâinatı böyle çevirir; bir hikmet, canlıları böyle sevkeder ve bir sır insanları böyle çalıştırır... Arz küresi.. Misafir öğüten sofra.. Hem misafirler, hem de rızıkları o sofradan çıkıyor.. Sonunda her ikisi de ona dönüyorlar. Toprak ana, meyveleriyle beslediği insanoğlunu sonunda bağrına basıyor. Ve onu element hâline getirinceye kadar öğütüyor. İnsan, daha dün sofrasının başındayken, bugün bir sofra olarak toprağa gömülüyor ve yeraltı dünyasının istifadesine sunuluyor.. Dün, koyunlar onun için otluyordu, ağaçlar meyvelerini ona uzatıyorlardı. Güneş onun için doğuyor, dünya onun için dönüyordu. Toprak onun için mahsûl veriyor, sular onun için akıyordu... Ama şimdi o aziz misafir, hayattayken tırnağının ucuyla ezebildiği küçük hayvanların esiri olmuş. Onların önünde bir sofra gibi serilmiş. Bugün onunla beslenen böcekler de, bir süre sonra, ölümü tadıyorlar ve sonunda insan, tâ ilk noktasına, toprağa varıyor. Toprakta başlayan hayat, yine onda son buluyor... Garip bir sır, acip bir muamma... İnsan bu bilmeceyi çözemedikçe, neden zevk alabilir? Onu ne tatmin edebilir?... Madem ki öğütüleceğiz, ilk hâlimize döneceğiz; o halde bu âleme niçin geldik? İnsan bu sorunun cevabını bulamadan doyasıya yiyememeli, gönlünce giyememeli, keyfince gülüp eğlenememeli... "
bütün zeytin tanelerine...
Ne çok hekimin, hastalarının başında kaç kez kaşlarını çattıktan sonra kendilerinin de öldüklerini; kaç yıldızbilimcinin, başkalarının ölümlerini, ölüm çok önemli bir olaymış gibi, önceden haber verdikten sonra; kaç filozofun, ölüm ve ölümsüzlük üstüne sayısız tartışmalardan sonra; kaç kahramanın yığınla insan öldürdükten sonra; kaç zorbanın, kendileri ölümsüzlermiş gibi, güçlerini korkunç bir kıyıcılıkla yaşam ve ölüm üstünde kullandıktan sonra; kaç kentin, bu sözcüğü kullanabilirsek, ölüp gittiğini hep göz önünde tut: Helice, Pompei, Herculanum ve daha sayısız bir çok kentin. Bu adam şu adamın cenazesine katıldı, sonra sıra ona geldi, onun cenazesine katılan şu öteki adama da sıra geldi ve bütün bunlar çok kısa bir zaman içinde oldu ! Kısaca, insanî olan her şeyin gelgeç ve değersiz olduğunu her zaman düşün: Dün bir balgam damlası, yarın bir mumya ya da bir avuç kül. Öyleyse şu ânı doğayla uyum içinde geçir, sonra da yaşamını dinginlik içinde bitir, tıpkı bir kez olgunlaşınca toprağa düşen, böylece onu üreten toprağı kutsayan ve onu büyüten ağaca gönül borcu duyan zeytin tanesi gibi.
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
26 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42