1000Kitap Logosu

Aa

Filtrele
1k ne değildir?
Öncelikle bu iletiyi okumaya başladıysanız sizi tebrik ederim, birisinin içinden gelen hisleri okumak üzeresiniz ama iletiyi okuyup bitirdiğiniz zaman bu sizi hiç ama hiç bilgi katmayacaktır. Sadece kişisel hislerimdir :D Küçüklüğümden beri kitap okurum ama her gün kitap okumazdım. Mesela derdim "canım kitap okumak istiyor." diye sonra alır bi' kitabı okur ertesi gün verirdim geri kütüphaneye ya da bi' kitap alır okur ertesi gün başkasına hediye ederdim. Ama üniversite 2. sınıfta ki bu geçen yıl oluyor, 24 Mayıs 2017 günü 1k'ya kaydoldum. Tabii o zamana kadar düzenli kitap okumayan ben ilk defa 200 tl gibi bir parayı kitaplara yatırarak yaklaşık 18 tane kitabı satın alıp okumaya başlamıştım. 1k'ya da pdf şeklinde kitap okuma sitesi sandığım için katılmıştım. Ama daha sonra öyle olmadığını anlamama rağmen "neyse ya kitaplardan alıntı yaparım,burayı not defteri olarak kullanırım." diyerek kullanmaya devam ettim. Birilerini takip etmeye başladım ama çok rastgele oluyordu bu. Tabii birileri de hep beni takip ediyordu. Ama ben beni takip edenlere bakıp inceleme yapmayanları,alıntı yapmayanları takip etmiyordum ki hala öyle... İşte sonraları burayı sevmeye başladım. Günlük kitap okuyordum ve burayı sık sık kullanıyordum alıntı eklemek için. İlk incelemelerimi de o zamanlar yazmaya başladım tabii. Yaz boyunca kitap okuyup bu siteyi kullanıyordum ama bende artık değişimler oluyordu. Ki şaka bir yana 1,1.5 yıldan sonra ben çok büyük bir değişim geçirdim. Neyse, okullar açıldı işte ki ben 3. sınıf Bilgisayar Mühendisliği öğrencisiydim. Ama okulla aram hiç iyi değildi, dersleri sevmez olmuştum ki o aralar da kendimi iyice kitaplara kaptırmaya başladım. Kitapları çok çok okumaya başladığım için de buradaki beni takip edenler, sevenler ve benim sevdiklerim de artmaya başladı. Sonra ilk hediyemi aldım. Şaka yapmıyorum, ilk KİTAP HEDİYEMİ aldım. Buradan bi' arkadaş bana kitap hediye etmişti. Çok tuhaf değil mi ya sizce? hani hiç tanımadığınız, sizi hiç görmeyen birisi size kitap hediye ediyor. 1. baskı kitap hem de 2 tane :) Sonra işte ben düşünmeye başladım. Üniversite okuyordum ama arkadaş çevremi sevmiyordum. Okuduğum kitaplardan da etkilenerek yaşadıkları hayatı çok boş buluyordum. Hani saçma sapan konular hakkında konuşmaları, sanattan konuşmamamaları edebiyattan konuşmamaları... Tabii bu arada, 1k'dan da belli bir arkadaş çevrem olmuştu. Bazı "kaliteli insanları" takip ediyor ve artık kendi okuma listemi oluşturabiliyordum. Sonra bir gün Bir Bilim Adamının Romanı'nı okudum.. Çok ama çok güzel bir kitaptı ya çok sevmiştim. Bilim Adamı olmaya heveslenmiştim. Çok çalışıp Türkiye'yi hatta dünyayı aydınlatacaktım. Tabii aynı duyguları herkes yaşamalı hatta bütün öğrenciler bu kitabı okumaya başlamalı dedim. Etkinlik yaptım onlarca insan katıldı. Hepsi okumak istiyordu! Sonra bir gün 1k Ankara (1K Ankara Okuma Grubu) adında bir şey duydum. Ankara'da kitap buluşması yapacaklarmış. Acaba nasıl olur ki ya dedim. Sonra da dedim ki kitap okuyan insandan zarar gelmez, bi' dene bakalım Ömer dedim ve gittim. Otobüsten inip koşa koşa buluşmaya girdim. Geç kalmıştım ve herkes bana bakıyordu. Tabii yoldan gelmiştim ve herkes şaşırmıştı.Konya'dan Ankara'ya sırf onlar için gelmiştim ve günübirlikti. Çok tuhaf şeyler olmaya başlıyordu. Mesela birisi "Ömer karnın açtır senin..." deyip bir şeyler yememi öneriyordu. Bir diğeri ara verelim diyordu. Ama en tuhaf olanı da hepsi çok ama çok sevimli ve samimiydi. Ve o güne kadar susan ben artık konuşma imkanı bulmuştum! İnsanlar beni dinliyordu, ya bakın bu gerçekten dünyadaki en güzel duygu. Birileri sizi dinliyor! Öyle durmadan konuşmak istiyordum artık ve sonra kitap seçimine geldik, tabii ben hemen anlatmaya başladım işte Bir Bilim Adamının Romanı şöyle güzel böyle iyi... Sonra o kitap okuma kitabı seçildi :) Ertesi ay tekrar gittim sonra tekrar ve tekrar... Konya'da da buluşma olacakmış.(1k Konya Okuma Grubu) Ona da katıldım. Hoca dediğimiz birisiyle tanıştım. O kadar olgun ve bilgili birisi olmasına rağmen bizleri dinliyordu. Sonra bi' abiyle tanıştım, birkaç kızla tanıştım bir tane çocukla tanıştım. Birkaç ufaklıkla tanıştım ki hala lisede okuyorlarmış. Babalar kendini bilir :D Ya çok güzel bir ortam vardı gerçekten. Hani ben üniversite okuyordum ve çevremde öyle bilgili ya da anladınız işte siz insanlar yoktu :D Ama ben buluşmalar sayesinde çok iyi insanlarla tanıştım ve hepsi abim oldu, ablam oldu, dostum oldu, kardeşim oldu... Ki hala gitmek istediğim bir buluşma var ki (1K İzmir Okuma Grubu) orada da tanışmak istediğim ve kendimi çok iyi bir yol gösterici olarak gördüğüm birisi de var o kendini bilir :D Peki şu anda ben ne yapıyorum? Her gün kitap okuyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum. Hayatım her gün değişiyor ama her gün yeni ve güzel şeyler oluyor. 1 yıl önce ben ilk defa hediye alırken artık (şaka yapmıyorum) her gün hediye kitap geliyor neredeyse. Hani kitaplığım hediye kitaplar doldu ki hepsini gururla orada tutuyorum ve zaman zaman bakıp hatırlıyorum :) (Kitap yollamak isteyenlere duyurulur :D ) Sonra mesela insanlara artık bir şeyler katmak istiyorum, hani ne öğrendiysem başkaları da öğrensin diyorum. Youtube kanalı açtım mesela insanlar benim bildiklerimi öğrensin, güzel olan kitapları okusun diye ki inanamadığım bir şekilde 267 KİŞİ OLDUK! 267 ya :) (youtube.com/channel/UCitZAe3g0l...) Sonra kitap okuyup onlara inceleme yaptım hep. Sevdiğim kitapları defalarca ve defalarca paylaştım ki insanlar da güzel kitapları okusun sevsin diye... Bir sürü abim oldu ablam oldu kardeşim ve dostum oldu. Hepsi çok güzel insanlar ve hepsiyle de her gün oturup konuşmak hasret gidermek istiyorum. Peki Ömer,bu kadar şeyi neden yazdın? Neden mi yazdım? İçimdekileri dökmek için yazdım... İnsan sevdiklerine onları sevdiğini söyleyemez, utanır. Burada da bu iletiyi okuyanlar da zaten kendilerini göreceklerdir "aa bu benim!" diyeceklerdir. İşte o kişilere ve hepinize sesleniyorum. HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM! Herkesin ismini tek tek yazmak istemedim, çünkü eğer 1 kişiyi bile yazmazsam, ya da yazamazsam o çok üzülürdü. Herkes kendini biliyor zaten :) Neyse çok uzattım, içimden gelenler buydu... Son olarak, bence 1k bir site değildir. Bilgili,kültürlü, sevecen insanların olduğu bir dostluk ortamıdır. Herkese iyi okumalar dilerim :)
29
604
Kitaplığa Göre Kişilik Analizi
Merhabalar, kitap okuyan biriyseniz ve yeni birisi ile tanışıyorsanız onun nasıl birisi olduğuna karar verebilmeniz için birkaç taktik vereceğim sizlere. Hazırsanız başlayalım :) Okumak yerine izlemeyi tercih edenler için: youtu.be/4zgUJrj74y8 Ona başta "Aa, kitap okuyor musun?" diye sorun. Cevabı "Hayır..." ise uzatmaya gerek yok. İçtiğiniz içeceğin ücretini ödeyip masadan kalkabilirsiniz :D Cevabı "Evet, tabii ki de!" ise "Kitaplığının fotoğrafı var mıııııı?" diye sorun. Kişilik analizi de burada biriktirdiği kitaplardan başlayacak zaten. İş Bankası'nın kitaplarını biriktiriyorsa hangileri olduğuna bakın. Hasan Ali Yücel ise kaliteli kitaplar okuyan birisidir demek. Homeros 'tan girin 1000kitap.com/yazar/dostoyevski , Honore de Balzac uzar gider. Çaktırmadan Jean-Jacques Rousseau okumuş mu diye bakın. Eğer okuyup felsefeye başlamamışsa fazla ilgisini çekmemiş demektir. Edebiyat konuşmaya devam edebilirsiniz. Modern Klasikleri çok biriktiriyorsa farklı yazarları denemeyi seven birisidir. Hayatta yeni tatlar denemeyi seven farklılık insanıdır. Jack London , Stefan Zweig diye başlayabilirsiniz konuşmaya... Eğlenceli kitaplar okurdur. Biyografi serisini ya da sanat serisini biriktiriyor ise hesabı ona ödettirebilirsiniz. Burjuva sınıfındandır büyük ihtimal. Ayriyeten olanla yetinmeyip sevdikleri hakkında daha da çok araştırma yapmayı seven tiptir. Dikkat edin, stalk yapan bir Sherlock ile oturuyor olabilirsiniz. Yapı Kredi Yayınlarını biriktiriyorsa hangileri olduğuna bakın. Cemal Süreya veya Turgut Uyar gibi şiir kitaplarıysa hep o kişinin kalbi büyüktür. 2 çay söyleyin gerisi gelir zaten :) Sadık Hidayet , Tezer Özlü gibi kitapları biriktirmişse kalkıp sarılmanızı tavsiye ederim. Bu hayatta sevgiden başka bir şey aramayan, sevilmek isteyen birisidir. Kazım Taşkent dizisini biriktiriyorsa romanda, edebiyatta farklılık arayan birisidir. İçtiği kahveye bakın, Türk kahvesi ise Klasik birisi diyebilirsiniz. Yok Filtre Kahve ya da iced chocolate mocha (İnternetten baktım yazılışına slşjkasld) falan içiyorsa tuhaf birisidir. Kitap tavsiyesi isteyin, ilginç kitaplar önerebilir. İthaki Yayınları'nı biriktiriyorsa sohbete filmleri de dahil ederek konuşmaya devam edin. Büyük ihtimal kitaplarla da yetinmeyip film izleyen birisidir. Bilim Kurgu'da kimi sevdiğini sorup konuyu oradan devam ettirebilirsiniz. Fahrenheit 451 için hangi filmi sevdiğini sorun. Siyah beyaz olan değil de yeni yapım derse biraz geriye çekilin. Film kültürü o kadar da iyi değilmiş demek ki... Can Yayınları'nı biriktiriyorsa hangi kitapları biriktirdiğine bakın. George Orwell , Gabriel Garcia Marquez falan çoğunluktaysa akıcı kurgu kitapları seviyor demektir. Yüzyıllık Yalnızlık kitaplığında yoksa biraz geriye çekilin. Okumaya yeni başlamış olabilir ve hep popüler kitaplar üzerinden ilerlemiştir. Jean-Paul Sartre , Albert Camus gibi filozofların kitaplarını aldıysa başka felsefe kitapları da var mı diye bakın. Eğer Metis ya da Say yayınlarına falan geçmemişse felsefeyi değil edebiyatı seviyor demektir. Hala ölmedi, zorlayın. Felsefe de okuyacaktır elbet :( Pegasus Yayınları biriktiriyorsa masadan kalkmanızı rica ediyorum. Sübyancılık iğrençtir. Doğan Kitap biriktiriyorsa hangilerini biriktirdiğine bakın. Zülfü Livaneli ise okumaya yeni yeni başlıyor demektir. Daha zor kitaplar ile zorlayabilirsiniz. YKY kitaplarını tattırmanızı öneririm. Tarih, İktisat falan biriktiriyorsa kitaplığında muhakkak Metis veya İletişim olmalıdır. Dikkat! Metis Yayınları'nı biriktiriyorsa garsonu çağırın ve bi' damacana dolusu kahve isteyin. Sabaha kadar size bir şeyler anlatacaktır. Dinleyin, felsefe, sinema, sosyoloji, psikoloji ve nicesi... Beni de çağırabilirsiniz, o okuru dinlemek şart :) Ötüken Yayınevi'ni biriktiriyorsa ne biriktirdiğine bakın. Cengiz Aytmatov , 1000kitap.com/yazar/peyami-safa-s... gibi yazarlarsa Sezen Aksu açabilirsiniz arka planda. Hafif hafif melankoli yaşayan, güzel bir okur var karşınızda. Hüseyin Nihal Atsız çoğunluktaysa "Çırpınırdın Karadeniz."i açabilirsiniz. Sonrasında da "Irmağının Akışına..." diye devam edebilirsiniz. Ayrıntı Yayınları'nı biriktiriyorsa biraz şaşırabilirsiniz. Buradaki püf nokta Tüketim Toplumu kitabı... Suratına gülümseyerek bakın ve "Jean Baudrillard hiç okudun muuuuu?" diye sorun. Cevap "Evet, zorladı ama okudum." derse, oturduğunuz masayı nikah masası ile değiştirebilirsiniz. Onu okumayı bırakmayan sizi hiç bırakmaz. Kırmızı Kedi Yayınevi'ni biriktiriyorsa ne biriktirdiğine bakın. José Saramago falansa yine sohbete devam edebilirsiniz. Soner Yalçın ise arkadaşınıza çaktırmadan mesaj atarak "Beni bi' arar mısın?" yazın. Arkadaşınız geri aradığında da "Amcam doğum yapıyormuş!" diyerek masadan koşarak kaçın. İletişim Yayınları'nı biriktiriyorsa Oğuz Atay mı değil mi kontrol edin. Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar varsa yakında ilmek var mı yok mu dikkat edin. Karşınızdakini yakın zamanda kaybetme ihtimaliniz var :( Metis Yayınları gibi felsefe ve sosyoloji kitapları ağırlıkta ise yine Metis'te olduğu gibi kahve isteyin. Kronik Kitap Yayınları'nı biriktiriyorsa "Off, çok cahilsiniz keşke ölseniz." diyerek ortamı yumuşatabilirsiniz. İlber Ortaylı okuyorsa zaten gülecektir. Alfa Yayınları'nı biriktiriyorsa hem eğlenceli hem de bilgili birisidir. Bilim hakkında konuşurken alttan alta bilim kurguya da geçebilirsiniz. Havlusu var mı yok mu dikkat edin. Her an otostop çekebilirsiniz :) İmge Yayınları'nı biriktiriyorsa sohbet etmeye devam etmeyin. Zaten o bile kendisini anlayamazken sizinle hiç konuşamaz. Yazık deyip geçin :( Say Yayınları'nı biriktiriyorsa bir İstanbul beyefendisi ya da hanımefendisi ile konuşuyor olabilirsiniz. Arthur Schopenhauer okuyor mu diye gizlice bakın. Eğer okuyorsa karşınızda toplum düzenini aşmış ve farklı bi' kafa yaşayan birisi olabilir. Röpdeşambırını giyip klasik müzik eşliğinde kırmızı şarabını yudumluyordur büyük ihtimal kitap okurken. Siz de bi' bardak şarap alıp müziğin keyfini çıkarın. Son olarak, "Epub okuyorum ya ben! Kitap falan biriktirmek nedir?" diye sorarsa sanal kitaplığı için bu analizi tekrar uygulayın. İnternetten korsan pdf indirip okuyorsa karar size kalmış. Tek bu bilgi ile analiz yapamayız.
45
595
224 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
TUTUKLANDINIZ
YouTube kitap kanalımda Kafka'nın hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI 18 Şubat 2017 tarihli incelemem : Paranoyaklık üst seviyede! Geliyor birileri sabah hiçbir şey yokken kapınızı çalıyor. Aa yoksa siz ayakkabı aldınız da kargonuzun geldiğini falan mı sandınız? Yok öyle bir dünya. Karşınızda hiç de önceden görmediğiniz hatta mahallenizde bile görmediğiniz adamlar. Ne yapabilirsiniz ki? Dilenciye bile kapını açmazsın. Bu adamlara niye açma isteği duyarsın ki? İşte senin davan bu. Senin davan burada başlıyor. O adamlar senin nefsin ve sen o kapıyı açana kadar da orada duracaklar. Sen ne kadar o adamları ve davanı düşünürsen o kadar bu davanın içine gireceksin ve çıkamayacaksın. Ne kadar da Truman Show'vari bir dünya değil mi ama! Dava size nasıl kaçacağınızı öğretmez. Kaçamazsınız da zaten. O merak dürtüsü yok mu o merak dürtüsü. Sizi yiyip bitirir. Bir bakarsınız sizden yukarıda olan insanların odasından çıkarken onların size karşı öksürdüğünü ve size yukarıdan baktığını görürsünüz. Budur sizin davanız, neden o insanlar yukarıdayken ben aşağıdayım diye kafanızı yiyip bitirirsiniz. Sen o kafayı yiyip bitirene kadar davan da seni bekler oralarda bir yerde. Aslında dava da hem her zaman vardır hem de hiçbir zaman yoktur. İsteyen ve onla tanışmak için can atan kimseler için bu böyle değil midir zaten? Kapına kargo gelmesini beklerken böyle adamların gelmesini nasıl açıklayabilirdin ki annene? Normal bir gün olacağını sanıp camış gibi koltuğunda yatıp Whatsapp'ta arkadaşlarınla grup sohbeti yapacağın yerde senin davanı hatırlatıp sana "Tutuklusunuz, bundan başka bir şey bilmiyoruz." diyecek adamlar olsa senin tepkin ne olurdu sanki? Dava, sizin davanız efendiler. Bu kitap yazılmasaydı bu davadan habersiz kalacaktık. Zira bu dava hep içimizde, bizi her gün yiyip bitiriyor kapımıza gelmese de. 29 Aralık 2018 tarihli incelemem : Yukarıda yazdıklarıma bakıyorum da aslında bu kitap hakkında hiçbir şey yazmamışım. Çünkü ne Kafka'nın durmadan olayları hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalamasındansa kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine bizi gömmesinden, ne resmi makam hiyerarşilerini insana kasvet verici bir şekilde anlatmasından, ne de bir hedefin olup yolun net olmamasından -yani yolun bir tereddütten ibaret olmasından- bahsetmemişim. Evet, doğrudur. Kafka beni büyüten yazarlardan biridir. Dava, Kafka macerasına atıldığım ilk kitaptı. O güne kadar hiç böyle bir yazarla karşılaşmamıştım, çünkü onun kitaplarına roman deyip geçmek saygısızlık olurdu. Dava, Kafka'nın, insanı tereddütler silsilelerinin birleşimiyle tanımlayan ve hedefi belli fakat yolu olmayan bir karışımıdır. Kafka, bu romanda bir insan kimyageridir ve içinde olup biten sorgulama buhranlarının oranlarını çok iyi bildiğini size net bir şekilde yansıtır. Şato kitabından farklı olarak Dava'da daha olumsuz ve distopik bir senaryo vardır. Dava = 1984 olsaydı, Şato = Cesur Yeni Dünya olurdu. Çünkü Cesur Yeni Dünya gibi Şato'da da her zaman bir olumlama bulunmaktadır. Fakat Dava'da olayların içine daha fazla gömülünür. Kafka, bu romanda bir mezarcıdır ve ponçik sonuçlara ulaştırmak yerine sizin mezarınızı daha çok kazar. Dönüşüm kitabından farklı olarak Dava'da sürekli bir "id" basamağında kısılı kalmış bir adamdan bahsedilir. "Ego"suna geçmemesi gerektiği istenen, halkın sıradan ve sorgulamayan insanlardan biridir K. İsmi bile sıkça söylenmez, sahi Kafka zaten karakterlerinin toplum içindeki yerlerinin hiyerarşiler içerisinde bulanıklaştığının çok iyi farkındadır. Kafka, bu romanda bir Kafka psikolojik buhranlar hiyerarşisi piramidi kılığına bürünür ve alt basamaktan üst basamaklara kadar insanın buhranlarını tanımlar. Piramidin taşlarını kendi elleriyle tek tek koyan da yine toplumun kendisidir.
Dava
7.7/10
· 34,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
23
581
BD
bir alıntı ekledi.
Büyükler sayılara bayılırlar. Onlara yeni bir arkadaşınızdan bahsettiğinizde gerekli soruları asla sormazlar. "Sesi nasıl?" diye sormazlar mesela. "Hangi oyunları sever?Kelebek koleksiyonu yapıyor mu?" diye sorduklarını asla göremezsiniz. Onlar sadece, "Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası ne kadar kazanıyor?" diye merak ederler. Bunları öğrenince arkaşınızı tanıyabileceklerini sanırlar. Büyüklere, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkan, çatısında güvercinlerin uçuştuğu çok güzel bir ev gördüm" derseniz bu evi gözlerinde canlandıramazlar bile. Onların anlayabilmesi için, "Yüz milyonluk bir ev gördüm", demeniz gerekir. İşte o zaman, "Aa, ne kadar da güzelmiş!" derler.
102
418
Anıl
Acımak'ı inceledi.
160 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
Uzun uğraşlarım sonrası sanırım arkadaşıma, okuma alışkanlığı kazandıracağım. Dile kolay liseden süre gelen tam on iki yıllık arkadaşlık. Zannediyorum ki o, en yakın arkadaşım benim. Hayatının en ince ayrıntılarını bile anlatır bana, tabi bende ona. Kendisi öğretmendir benim gibi ancak benim aksime atanmış hayatını düzene koymuş biridir. Hayatında yaptığı ve yapacağı her şey sıra içindedir. Önce lise biter, üniversite kazanılır, üniversite biter, sonra askerlik. Askerlikte tamam derken atanma sırası gelir. En nihayetinde atanma işi de tamamdır. Geriye, kafa yapısına uygun bir kız bulup evlenmek ve sonrasında müthiş bir nizam içinde olan hayatını, yapılacaklar listesinden yine sırasıyla devam ettirerek kaçınılmaz olana doğru yol almak kalıyordu. Bu aralar kafası çok karışık arkadaşımın. Bir edebiyat öğretmeni varmış okulda; “Çok güzel bir kız, fiziği gayet iyi saçları, hele saçları öyle güzel ki onu görünce kendimi ona bakmaktan alıkoyamıyorum Anıl.” Diye çoğu zaman onun ihtişamına dem vurarak konuyu açar ve kızın davranışlarında ki tutarsızlıkları ile konuyu enine boyuna tartışarak, ondaki bu tutarsızlığın nedenlerini ve bu nedenlere nazaran bizim çocuğun, ona nasıl davranması gerektiğine dair kararlar alırız. Yine bir gün bu konular üzerine kafa yorarken; “Oğlum Anıl, ne yapacağım ben her geçen gün uzaklaşıyor benden, ne yapmak gerek? Ah bir bulabilsem keşke. Ortak bir yön bulabilsem.” Diye hayıflanırken birden aklına bir fikir geldi; “Aa bir dakika geçen İnstagramında bir kitap paylaşmıştı, onun üzerinden gitsek olmaz mı, ne dersin?” diye sevinçle bana döndü. Bende yardımcı olma arzusuyla fotoğrafı açmasını söyledim. Fotoğrafta Albert Camus’un Yabancısı ve onu tutan bir el gördüm. “Tamam. Varoluşçuluk felsefesini seviyor olmalı. Buna dayanarak varoluşçu yazarları bulup, bu kitaplar hakkında ondan fikir alır, kitabı okuduktan sonra da üzerine konuşursunuz.” Dedim. Dedim ama bu felsefe hakkında pek bir bilgim olmadığı için Hakan Hocama bu hususta yardım talebi içerikli bir mesaj attım. Sağ olsun çokça yardımcı oldu. Beyazıt Kitapevine gittik arkadaşımla. Dört tane kitap bulduk; üç tanesi varoluşçu felsefesini yansıtan kitaplar ve bir de Puslu Kıtalar Atlası. Çektik fotoğrafını, kıza instagramdan: “Hocam nasılsın? Kitapçıdayım, karar veremedim. Yardımcı olur musun?” açıklaması ile yolladık. Aradan bir on dakika geçti, arkadaşım, kızın tutarsız bir anına denk gelmiş olacak ki; “Puslu Kıtalar Atlası’nı al gidiyoruz.” dedi. “Dur!” dedim; “Puslu Kıtalar Atlası on beş lira şuradan bir tanede ikinci el bir kitap alalım düz yirmi yapar alır gideriz.” dedim. Gittim tek seferde hiç diğer kitaplara bakmadan “Acımak” adlı eseri aldım. “Kardo, sana hep oku şu kitapları bir gün işine yarar diyorum aldırmıyorsun. Geçen sene başlasaydın, bu kızla muhabbetiniz çok farklı olabilirdi.” Dedim. Bana hak mı verse yoksa kızsa mı karar veremeden çok daha sert bir karar aldı; “Başlıyorum lan kitaplarına. Ne önemli bir b.kmuş. Gidelim sizden bir sürü kitap alacağım hepsini okuyacağım. Eğer hayatımda bir b.k değişmezse senin de ağızına sıçarım, haberin olsun.” Dedi. “Sıç lan tamam.” Dedim tüm kitaplara güvenerekten! Bu yazımı okurken; yine ne saçmalıyor bu? diyorsunuz belki de. Bilmiyorum yazmak geliyor içimden. Yazdıklarımla anlaşılmak istiyorumdur belki de. Ne yani kızdınız mı şimdi bana. Varın sizde kızın ama ben yazacağım yine de. Neyse her zamanki gibi Metro da başladım kitabı okumaya. Türk yazarlarını seviyorum. Tamam varoluşçuluk, fantastik, polisiye, akıl oyunları gibi içerikli kitapları yabancı yazarlardan okumak iyi, güzel hoşta bizim yazarların üslubu da çok tatlı geliyor bana. Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Yakup Kadri, Peyami Safa gibi yazarların yakın tarihi yansıtırken toplumun profilini çizmelerini ve o tatlı yazım diline de zaman zaman ihtiyaç duyuyorum. Yoksa bağımlılık mı yaptı kitaplar bende! Metro da makinistin ani frenleri midemi kaldırıyor, çoğu zaman kitaptan kopmalara neden oluyor bu durum ama makinistin acemiliği beni alıkoyamıyor okumaktan. Bir süre okuyorum. Kitabın başlarında Mürşit Efendinin ailesine yaptıklarına karşı kanım donuyor, çocukları Feriha ve Zehra için çokça üzülüyorum. Çok geçmeden yanıma bir adam oturuyor. Elinde bir kürdan, ara sıra dişlerinin arasına sokuyor, parçayı çıkarmaya çalışıyor. Kürdan, dişinin arasındakini çıkarmaya yetmemiş olacak ki; ağzında tam olarak bir yere konumlandıramadığı tükürüğü ile dişine rahatsızlık veren o küçük yemek parçasını çıkarmak için garip sesler çıkartarak bende dahil diğer yolcuları rahatsız ediyor. Adam, yolcuların dişinin arasında kalmış bir yemek parçası olduğu izlenimi uyandırıyor bende. Aynı rahatsızlığı veren bir sürü insan tanıyorum! Ama maalesef ne kürdanım var ne de onları dışarı atacak kadar yeterli tükürüğüm. Sanırım yine konumuzdan sapıyorum. Yolum uzun, yolcuların yüzleri değişiyor ama yolculuğun kasvetli, tedirgin atmosferi değişmiyor. Neyse ki, yanımdaki atık madde trenden ayrılıyor. Bir süre yanıma kimse oturmuyor, böylelikle kitabımı rahatça okuyabiliyorum ama içimdeki insanlara karşı olan rahatsızlık hissi gitmiyor. Bir zaman sonra bir adam daha oturuyor yanıma. “Nasılsın evlat kızıyor musun bana?” diyerekten. “Hayır yanıma oturduğunuz için neden kızayım size, lütfen buyurun, rahat rahat oturun.” Diyorum. “Ben Mürşit evlat!” demesiyle kanım beynime sıçrıyor, yakasına yapışıp hesap sormak istiyorum ama tutuyorum kendimi o kalabalıkta ve ruh halimin gelgitlerine tamamen ters bir edayla; “Neden Mürşit Efendi, yazık değil mi karına ve o kızlarına, neden böyle yapıyorsun?” diye nazikçe sitem ediyorum kendisine. “Anlatsam da anlamazsın evlat, insanlığın en büyük sorunu bu değil midir zaten; Önyargılarımız. Önyargılarımızdan kurtulduğumuz zaman acıyabilir, belki en nihayetinde insan bile olabiliriz.” Diye saçma sapan yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışıyor. Onu ve ne dediğini anlamaya çalışmadan kitabı kapatıp iniyorum trenin ilk durduğu istasyonda. Kitabın yarısına gelmişim yeni fark ediyorum. İndiğim istasyonun hangi istasyon olduğuna bile bakmadan dalıyorum İstanbul’un o varoş sokaklarına. Sokakları arşınlarken Feriha’yı, Zehra’yı, Mürşit Efendinin karısını düşünüyorum ve üzülüyorum. Ne kadar yürüdüğümün ne kadar zamanın geçtiğine dikkat etmeksizin tekrardan biniyorum metroya, dönüş yolunda kitabı bitirmeye kararlı bir şekilde. Kitabın diğer yarısı beni daha çok üzüyor, kitabın sonlarına doğru gözümden bir damla yaş bile düşüyor. Daha fazlasına izin vermiyorum ama. Çünkü bir erkeğin metroda göz yaşı dökmesi yakışır bir şey miydi? Gözlerimi bir süre kapalı tutuyorum. Başka şeylere odaklanmaya çalışıyorum ki odaklanamazsam şayet ve aklıma kitabın o son sahnesi gelirse, biliyorum ki bu sefer hâkim olamayacağım göz yaşlarıma. En sonunda kafamı kaldırıyorum bu kasvetli günün kasvetli insanlarının ortasında ve dolu gözlerle Mürşit Efendiyi arıyorum. Ne yazık ki yok, daha da gelmeyecek yanıma, kaybedenlerden oldum bende. Kendimi, Zehra gibi hissediyorum!
Acımak
8.8/10
· 22,7bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
383