AkilliBidik

AkilliBidik
@akillibidik
"Bazen okuduğunuz bir öykü sizi birkaç yaş birden büyütür. Çoğu kez edebiyat, hayattan daha çabuk büyütür." Murathan Mungan
6/10
·92 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 09:57
İsmi ile özdeş bir hikaye kitabı bu. Sine Ergün, günlük hayatın içinden kısa kesitleri, duru diliyle akıcı, kısa hikayeler şeklinde paylaşmış okuyucusuyla. Bu hikaye kitabı ile Sait Faik Hikaye Ödülü’nü kazanmış. Tarzı çok belirgin: Kısa soluklu hikayelerini son derece sade bir üslupla yazıyor. Bu üslubundan da, konu her ne olur ise olsun, vazgeçmiyor. Bu üslup, öykülerine ilginç ve gizemli bir hava veriyor. Duru bir dille kısa bir metinde derdini anlatabilmek kolay değil; bu açıdan takdir etmek lazım. Haftalık bir dergide okusam, bir sonraki hafta hikayesini merakla beklerim örneğin. Ancak hikayelerini peşi sıra okuduğunuzda, bu üslup gizemini kaybediyor. İster günlük hayatın rutininden ya da iş yerindeki sıkıntılardan bahsetsin, isterse can yakan haksızlıkları, göz yaşartan büyük acıları anlatsın; o sakin, donuk, tepkisiz, birbirinin aynı tarzı, sıkıcı, basmakalıp ve hepsinden öte özensiz geliyor. En basit insan bile her olaya aynı şekilde tepki vermez; kimi zaman yükselir, kimi zaman içine kapanır, bağırır çağırır ya da ağlar. Sine Ergün’ün kahramanları ise sanki sürekli bir antidepresan etkisindeymişçesine tepkisiz. Aynı konuları evirip çevirip konuşuyormuşçasına bir iç sıkıntısı yaratıyor. Röportajlarından anlaşılan, o kendine böyle bir tarz belirlemiş ve yaptığını metni “sadeleştirmek“ olarak tanımlamış. Ödüller aldığına göre, bu tezinin alıcıları var. Ancak ben aynı fikirde değilim. Bana, bildiği tek tarzda yazıyor gibi geldi. Benim izlenimim, bilinçli bir tercihten ziyade yetkinlikle ilgili olduğu yönünde. Tek tipte yazıyor, çünkü -sanırım- başka türlü nasıl yazılabilir, bilmiyor. Bu açıdan, hikayelerini birleştirip kitap olarak bastırması şanssızlık olmuş. Hikayeler tek tek, farklı zamanlarda okunduğunda fark edilmeyecek olan bu derinliksiz akış, peşi
Bazen HayatSine Ergün · Can Yayınları · 2012363 okunma
Reklam
Son öykünün adı Sabır Bey. Nedense?
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 26. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 00:55
Her şey güzel gidiyormuş, hiç sıkıntı yokmuş rolü yapan, yahut “aman karışırsam başıma iş gelir, neme lazım, bulaşmayayım“ havasındaki vatandaşımızın kahir ekseriyetinin, okuduğunda birebir kendini göreceği bir hikaye kitabı bu. 1980lerden, ama belli ki pek değişmemişiz. Her gün yolda, sokakta, en çok da davudi hitabetleriyle ekranda karşılaştıklarımız bu kitapta. İzgü’nün komik anlatımıyla, büyük keyif veriyorlar okuyucuya… “Merhabalar Efendim… Neden bana selam veriyor bu adam? Para mı isteyecek, çocuğuna iş mi? Yoksa ajan mı namussuz.“ diye okurken, hadi itiraf edin; içiniz şöyle bir çekiliveriyor sizin de… Muktedirlerin kurduğu bir tuzak mı, yoksa yol soran bir gariban mı, emin olamıyorsunuz. En iyisi önüne bakıp duymamış gibi yapmak ve uzaklaşmak. Neme lazım. Kaç tür kebap olduğunu düşünürken de korkmanız doğal. Kebap türlerini düşünmek suç değildir ama yine de düşünmemek daha evla. Riske değmez. Seçimden seçime milletvekili pozuna bürünüp meclis lokantasında tıkabasa ucuza yemek yiyen Hüsnü Bey, bana çok mantıklı göründü. Keşke eskisi gibi olsa da; halk, halkın meclisine rahatça girip çıkabilse, arada da ucuza yemek yiyebilse… İtiraf edin; köylüyü bereket yalanıyla kandırıp kısır tohum satan bakanlık; ya da, parası ödenmesine rağmen dökülmeyen asfalt; ya da “sen bunu yiyemezsin kardeşim, sen emeklisin“ denilen gariban vatandaşı okurken sizin de kafanızın içinde bir ampul yanmıyor mu? Yasalardaki boşluklar konusunda uzmanlaşan vatandaşı da anlatmış İzgü; ancak sanki bir istisnaymış gibi… Halbuki biz, o tarihten bu yana çok geliştik. Bugün Bostancı dolmuşunda sorsak, en az 3-5 el kalkar; kaç yıl cezanın kaç yıl yatarı var, hakime ne desek sıyırırız, hafifletici sebep için hangi renk kravat gerekir, hangi avukatı tutsak bizim dosyayı sümen altı ettirir,
Çanak Çömlek PatladıMuzaffer İzgü · Bilgi Yayınevi · 2015243 okunma
Hamiyetli malumatlı insanları zindanlarda çürüten
8/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2025 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2025 18:20
İttihat ve Terakki’nin kurucu üyelerinden, İstiklal Savaşımızın Şark Cephesi kumandanı, Atatürk’e suikast davası sanığı, yıllarca mecliste mebusluk yapmış büyük devlet adamı Kazım Karabekir’in, hayatının ilk dönemini aktaran öz yaşam öyküsü bu kitapta. Benim gibi tarih seven biri için, keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Kazım Karabekir, küçük yaşında öksüz kalan bir asker çocuğu. İstanbul Zeyrek’li; ancak çocukluğu, babasının tayinleri nedeniyle, Doğu Anadolu ve Arabistan’da geçiyor. Babasını, Mekke’deki zorlu yıllarda, koleradan kaybediyor. Çocukları ile birlikte İstanbul’a dönen annesi, dar bir gelirle tüm oğullarını askeriyede okutmayı başarıyor. Önce Kuleli’de, sonra Harbiye’de; ama hep döneminin birincisi olan başarılı bir öğrenci Kazım Karabekir. Çok yapılı olmasa da güçlü, kuvvetli ve atletik bu delikanlı, kendisine okulda eğitmen olarak kalması konusundaki tüm teklifleri -Abdülhamit nezdinde şüphe yaratsa ve defalarca soruşturma geçirmesine sebep olsa da- reddediyor ve istibdattan nispeten uzakta kalan ve içten içe kaynayan Balkanlar’a gitmeyi başarıyor. Bu cilt çoğunlukla ilk çocukluk, gençlik ve eğitim hayatına yer verse de, Balkanlar’daki komitaları ve Rumlar, Bulgarlar, Ulahlar, Sırplar ve İslamlar arasındaki iç çekişmeleri de, birinci ağızdan aktarıyor. İttihat ve Terakki, bence bu topraklarda yaşayan her gencin derinlemesine okuması ve anlaması gereken bir örgüt. Kazım Karabekir’in hatıraları da, ileriki dönemlerinde yozlaşan, şiddete çanak tutan ve faşizme evrilen bu örgütün, ilk dönemlerini anlamak için çok değerli bir kaynak. Şimdilerde Abdülhamit’ten kahraman yaratmak için Osmanlı İmparatorluğu’nun son 200 yılını es geçen ve yaşanan her başarısızlığı “kötü niyetli iç düşmanlar”a bağlayan akımlara bakmayın. İmparatorluk’un dağılma dönemi,
HayatımKazım Karabekir · Yapı Kredı Yayınları · 2022956 okunma
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2025 23:34
12 senesini Ankara mahpusunda geçirdikten sonra hapisten çıkan Vasfi’nin sıradan hikayesi, Suat Derviş’in kaleminde bir şahesere dönüşüyor. Edebiyat sevdalıları için tadına doyulmaz bir anlatımı var Suat Derviş’in. Küçük insanların basit hayatlarını sade, akıcı, bezemelerden uzak ve gerçekçi bir dille aktarırken, ustalığını konuşturuyor. Dostoyevski’den Steinbeck’e bir çok ustaya benzetilmiş tarzı. Bence ise çok özgün; kimselere benzemiyor. Zorlasam, en çok Gorki’ye benzetirdim sanırım. Bizden de Sabahattin Ali’ye… Annesinin bir tanesi, gözünün bebeği, babasız büyüttüğü Vasfi, tıp okuyan bir delikanlı. O kadar sıradan ki, “bu mu romanın baş kişisi?” dedirtiyor. Annesinin temizliğe giderek okuttuğu, doktor olsun diye canını dişine taktığı bir evlat o. Öyle kenar mahallenin zehir gibi akıllı evladı da değil; tıbbı kazanmış ve öyle-böyle okuyor ama tutkulu, azimli, kararlı değil. Hiçbir şey için harekete geçirmediği bu azim, tutku ve kararlılığı, mahalleye yeni taşınan güzel ama biraz züppe kıza gösterince, hayatının çarkı başka yöne dönmeye başlıyor Vasfi’nin. O saf öğrenci önce şaşkın bir aşık, sonra da kıskanç bir sevgiliye dönüşüveriyor. Hayat onu, planlanandan çok uzaklara savuruyor. Suat Derviş’in kalemi, okuyucuyu tutkuyla bağlıyor romana; öyle ki, elinizden bırakamıyorsunuz. Aynı Vasfi’nin Zeyneb’le yaşadığına benzer, garip, biraz problemli, hatta mazoşist bir ilişki başlıyor roman ile okuyucu arasında: Neler olacağını sıkıntıyla hissediyor, anneye çok üzülüyor ve Vasfi’yi bu sarmaldan kurtarmaya çalışıyorsunuz; öte yandan ise mahallenin meraklı teyzesi rolünde, bu acıları -garip bir keyif ile- seyretmeden duramıyorsunuz. Amacını kaybetmiş, sevgiyi bulamamış, içi boşalmış, basit bir insanın yolculuğu bu. Mahpus, bu yolculukta bir durak sadece. Hapishane
Ankara MahpusuSuat Derviş · Haşmet Matbaası May Yayınları · 1968708 okunma
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2025 23:59
Bir dönemin önemli gazetecilerinden Orhan Karaveli’nin, ailesinin hikayesini anlattığı bir anı kitabı bu. 2 kuşak öncesinden, Ankara’da başlıyor hikayesi. Bence kitabın en ilgi çekici kısmını da, 2. Meşrutiyet’in ilanı ile başlayıp, Gazi Mustafa Kemal’in padişaha baş kaldırıp, Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya yerleştiği yıllara kadar devam eden bu kısmı oluşturuyor. Çorak, sapa kent Ankara’nın eski yerleşiklerinden Karaveli ailesi. Seymenlik yapan, bununla da inanılmaz gurur duyan ve renkli kişiliklerden oluşan bir soydan geliyorlar. Bir iddia uğruna sırtında koca bir mermer taşıdığı için akşamına felç olan ve ölen dedesinin babası, trajik sonu ile üzüyor insanı; ama kuşaklar boyu baki kalacak o inadın kalıtsal temelini de gösteriyor. Seymenlik’i ile gurur duyan ve Gazi’nin önüne çıkacakları bir tören için heyecanla yola koyulduğunda yığılıp kalan dedesinin hikayesi de bir o kadar hüzünlü. Her ne kadar Orhan Karaveli kimi tanık ifadelerinden hareketle bu etkileyici dedenin, komşusu Gayrimüslim aile tarafından ikram edilen kahve ile zehirlendiğine inanır davransa da; dedenin ölüm şekli, benim gibi amatör bir tıp meraklısına, tastamam genç yaşta yakalanılan talihsiz bir kalp krizi gibi görünüyor. Kendi dedemi de benzer sebeple kaybettiğimden olacak; zehirleme hikayeleri ile oyalanmak yerine, “keşke kalp masajı bilinseymiş de bu dağ gibi genç adamlar yaşatılabilseymiş” diyorum. Babası, kendi babasının gencecik vefatı sebebiyle henüz 7 yaşındayken çalışmak zorunda kalan, okula gitmeyen ama kendini yetiştiren ve madencilikle hatırı sayılır bir servet edinen Mahmut Karaveli. Bir dönem Vehbi Koç ile ortaklık yapacak kadar yükselen bu sanayici, yıllar içinde sıfırı tüketip tekrar tekrar ayağa kalkmayı da bilmiş ve ailesine önemli bir servet bırakmış. O dönem maden
Bir Ankara Ailesinin ÖyküsüOrhan Karaveli · Doğan Kitap · 201362 okunma
Reklam