• 134 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Kimliklerinden birine sarılıp "hayatta kalmaya çalışanlar" ile kimliklerinin farkına varamadan yaşayıp gidenler arasında duran, bireyin özbenliği ile enternasyonelleşmiş insan arasında eda edilecek eşit şartlardaki bir barış paktına yakılmış bir tür fener...

    Amin Maalouf ile güncelliğini hiç yitirmemiş çok eski sorunları konuşmak için okumanızı öneririm.
  • Türkiye’de 1946′ “çok partili sisteme” geçildi. 1923’den beri iktidarın tek partisi olan CHP ikiye bölündü. İçinden Demokrat Parti çıkarıldı. DP bir muvazaa partisiydi… Aslında söz konusu olan “çok parti sistemi” değil, birden çok devlet partisine izin verilmesiydi. Her isteyen, işte, işçiler, köylüler siyasi parti kuramazdı… Öyle bir şey ülkenin ‘birlik ve bütünlüğünü’ riske atardı… ABD ile ilk ‘ikili anlaşma’ 23 Şubat 1945’de yapıldı… Böylece bir “ikili anlaşmalar’ dönemi başladı. Türkiye Marshall Yardımı aldı. Kore’ye asker gönderdi. 1952’de emperyalist bir askerî saldırı paktı olan NATO’ya üye oldu. ‘ Barış Gönüllülerini” ağırladı… İlkokul çocukları ABD’nin savaş artığı süt tozunu içti… Demode olmuş silah artığı Türkiye’ye satıldı… En yetenekli öğrenciler Amerika’ya gönderildi. Bu arada sendikacılar da ‘staj’ yapmak üzere ABD’nin yolunu tuttu… Bakanlıklarda ve diğer devlet kurumlarında ABD’li uzmanların ‘ofisleri’ vardı… Amerikan askerî üsleri de cabası.
  • SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ
    "DÜNYANIN BÜTÜN İŞÇİLERİ, BİRLEŞİN!"

    Başkent: Moskova. Yönetim: FEDERAL SOSYALİST CUMHURİYET
    Komünist Parti Genel Sekreteri; 1922-1953 (ilk) JOSEF STALİN. Hükümet başkanı; 1917–1924 (ilk) VLADİMİR İLYİÇ LENİN. Yasama organı Yüksek Sovyet; Üst meclis BİRLİK SOVYETİ, Alt meclis ULUSLAR SOVYETİ.
    Tarihi; Rus İç Savaşı 1917-1922, Kuruluş Antlaşması 30 Aralık 1922, Vatanseverlik Savaşı 1941-1945, Soğuk Savaş 1947-1991. Yüzölçümü, 1991 - 22.402.200 km2. Nüfus, 1991 - 293.047.571.
    Öncelleri; Rusya SFSC, Transkafkasya SFSC, Ukrayna SSC, Beyaz Rusya SSC. Ardılları; Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Estonya, Letonya, Litvanya, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna.
    SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ, kısaca СССР, SSSR. SOVYETLER BİRLİĞİ ya da SSCB olarak da bilinir, 1917 EKİM DEVRİMİ neticesinde yıkılan Rusya İmparatorluğu toprakları üzerinde, Rus İç Savaşı'nın 1922'de LENİN önderliğindeki BOLŞEVİKLERce kazanılmasından sonra kurulan ve 1991 yılına dek varlığını koruyan devlet. Avrupa'nın doğu kesimiyle, Asya'nın kuzey kesimi boyunca yayılan SSCB, son yıllarında 22.403.000 km²'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesiydi. Nüfus bakımından da 293.047.571 (Haziran 1991) kişiyle 3. sırada yer alıyordu. Aynı zamanda dünyanın başlıca siyasî ve askerî güçlerinden biri olan SOVYETLER BİRLİĞİ, batısında Norveç, Finlandiya, Baltık Denizi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya, güneyinde Karadeniz, Türkiye, İran, Afganistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan ve Kuzey Kore yer alıyordu. Kuzey ve doğu sınırlarını ise Kuzey Buz Denizi ve Büyük Okyanus çiziyordu. Birliğin başkenti Moskova, para birimi ise Sovyet Rublesiydi.
    1917 EKİM DEVRİMİ ile iktidara gelen LENİN önderliğindeki BOLŞEVİKLER tarafından 1922 yılında kurulan SSCB, Soğuk Savaş sürecinde Amerika Birleşik Devletleri'nin karşısında önemli bir güç konumunda idi.
    EKİM DEVRİMİ
    7 Kasım (25 Ekim) 1917'de Rusya'da BOLŞEVİKLER geçici hükümeti devirerek iktidarı ele geçirdiler. 8 Kasım'da Petrograd'da açılan RUSYA İŞÇİ VE ASKER SOVYETLERİ II. Kongresi'nde devrim lideri LENİN, Halk Komiserleri Konseyi (hükümet) başkanı seçildi. LENİN ilk olarak savaşan tüm hükümetlere ilhaksız ve tazminatsız bir barış önerisinde bulundu. Barış kararnamesini toprak kararnamesi izledi. Büyük mülk sahipliği yasaklandı. Kilise ile devletin ayrılması, medeni nikah, kadınlar ile erkekler arasında hak eşitliği, işletmeler üzerinde işçi denetimi, bankaların ulusallaştırılması, ulusal topluluk hakları vb. pek çok hak ve özgürlük getirildi.
    SOVYETLER BİRLİĞİ'nin kurucusu LENİN.
    Soyluluk unvanları kaldırıldı ve herkes kanun önünde eşit kabul edildi. İşçilerin günlük çalışma süresi 8 saate indirildi. Çocuk işçi çalıştırılması yasaklandı. Çalışan herkese, çocuklara ve çalışamayacak durumda olan yaşlı ve hastalara sosyal güvence sağlandı. Hafta sonları tatil ilan edildi.
    BOLŞEVİKLER eğitime çok önem veriyordu. Amaçları modern, prolekült anlayışıyla yetişmiş, milliyetçiliğe ve köhne geleneksel düzene düşman yeni bir "SOVYET İNSANI" yaratmaktı. Çocuk ve yetişkin herkes için eğitim seferberliği başlatıldı. İşçi fakülteleri (rabfak) kuruldu. Eğitim ücretsiz ve mecburi hale getirildi. Böylece 1932'de çocukların %98'i bilfiil okula gidiyor olacaktı. Daha sonra SOVYETLER BİRLİĞİ %100'lük okuma-yazma oranıyla bu konuda dünyada birinci oldu. Eğitim-öğretim seferberliği SOVYET HALKLARInı ilim ve teknolojide büyük başarılara imza atan bir toplum haline getirdi.
    25 Ocak 1918'de toplanan III.SOVYETLER KONGRESİ'nde RUSYA FEDERATİF SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ'nin kurulduğu ilan edildi. Eski Rus Çarlığı toprakları ÖZERK CUMHURİYETLERe ayrıldı ve her ulusa yerel yönetimlerini örgütleme hakkı tanındı.
    Ülkede kısa sürede birçok reform yapıldı. Mart 1918'de Almanya ile Brest Litovsk Anlaşması imzalandı.
    LENİN I. Dünya Savaşı'nda Avrupa'daki sosyal demokratların çoğunun kendi hükümetlerinin saldırgan politikalarını desteklemelerini MARKSİZM'e ihanet olarak değerlendirdi ve RUSYA SOSYAL DEMOKRAT İŞÇİ PARTİSİ'nin adının KOMÜNİST PARTİ olarak değiştirilmesini önerdi. Mart 1918'de parti resmi olarak RUSYA KOMÜNİST PARTİSİ adını aldı.
    Rusya’da devrim başarıya ulaşmasına rağmen BOLŞEVİKLER merkezi Rusya dışında özellikle toprak aristokratlarının yoğun olduğu kırsal bölgelerde yeterince güçlü değildi. 1918'de çar yanlısı generaller, İngiltere, Fransa ve ABD'den aldıkları maddi ve askeri destekle BOLŞEVİKLERe karşı saldırıya geçtiler. LENİN'in emperyalist savaş sırasında çar ile diğer İtilaf devletleri arasında yapılan gizli paylaşım anlaşmalarını açıklaması Rusya'nın eski ortaklarını zor durumda bıraktı. Zaten müttefiklerinin savaştan çekilmesine karşı çıkan ve KOMÜNİZMin kendi ülkelerinde de yayılmasından korkan emperyalist devletler gizli anlaşmaların da açıklanmasıyla BOLŞEVİKLERe karşı savaşmak üzere asker sevkiyatına başladılar. BOLŞEVİKLER bir yandan Anton Denikin, Aleksandr Kolçak, Pyotr Vrangel gibi monarşi yanlısı generaller ve onların müttefiki dış mihraklarla, diğer yandan fırsattan istifade ederek toprak kazanma amacıyla Rusya'yı işgale başlayan Romanya, Polonya ve Japonya ile mücadele etmek zorunda kaldılar.
    LENİN bu saldırılar karşısında KIZIL ORDU'yu örgütledi. karşı-devrimcilerle mücadele etmek için de ÇEKA kuruldu. RUSYA FEDERATİF SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ'nin ilk istihbarat ve gizli servisi olan ÇEKA'nın kurucu önderi FELİKS DZERJİNSKİ devrimi sabote etmeye çalışanlara ve devlet dairelerine sızan rejim düşmanlarına karşı sert tedbirler aldı. Ancak monarşi taraftarları BOLŞEVİK hükümetini devirebilmek için Beyaz Terör hareketlerine giriştiler. 1918 yazında saldırılar şiddetlendi. 30 Ağustos 1918'de Fanya Kaplan adında bir teröristin düzenlediği suikast LENİN'in ağır bir biçimde yaralanmasına sebep oldu. Ancak o gün KUZEY KOMÜNÜ BOLŞEVİK KOMİSERİ MOİSEİ URİTSKİ ve Alman Büyükelçisi Mirbach öldürüldü.
    1919 yılından itibaren BOLŞEVİKLER Beyaz Terör'ü yenmeyi ve monarşi yanlısı beyaz orduları geri püskürtmeyi başardılar. Aynı yıl devrimin tüm dünyada yayılması amacıyla KOMÜNİST PARTİLERİ bir araya getiren III. ENTERNASYONAL kuruldu. İtalya, Fransa ve daha pek çok Avrupa ülkesinde KOMÜNİST PARTİLER kurularak KOMİNTERN'e katıldı ve SOSYALİZMin yayılması için örgütlü mücadele başladı.
    SSCB'NİN KURULMASI
    1921'de BOLŞEVİKLER iç savaştan zaferle çıkarak tüm Rusya'da otoriteyi sağladılar. Belarus, Ukrayna, Orta Asya ve Transkafkasya’da da BOLŞEVİKLER muhaliflerini bertaraf etmeyi başardılar.
    1922'de savaş döneminde mecburi olarak kabul edilen sıkı politik ve ekonomik önlemler kaldırıldı. LENİN'in belirlediği yeni ekonomik atılımları içeren NEP (Novaya Ekonomiçeskaya Politika / Yeni Ekonomi Politikası) kabul edildi. Toprak aristokratlarının sabotaj faaliyetlerine, karaborsacılık ve kasıtlı kıtlık yaratma girişimlerine karşı önlem amacıyla köylülerin serbest ticaret yapmalarına izin verildi. NEP emperyalist savaş ile iç savaşta daha da sarsılan ekonominin kısa sürede toparlanmasını sağladı.
    1922 yılında devletin federal yapısı konusunda tartışmalar yaşandı. MİLLİYETLER HALK KOMİSERİ olan STALİN tüm cumhuriyetlerin RUSYA FEDERATİF SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ içinde ÖZERK nitelikte teşkilatlanmaları gerektiğini savunuyordu. LENİN tüm cumhuriyetlerin eşit statüde, egemenlik haklarının korunduğu birleşik bir federasyon planı hazırladı. Plana göre her cumhuriyetin birlikten ayrılma hakkı vardı. Sonunda federasyonun oluşturulmasında LENİNİST İLKELER kabul edildi.
    30 Aralık 1922'de RUSYA FEDERATİF SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ'nin, BELARUS SSC, UKRAYNA SSC, ORTA ASYA VE KAFKAS CUMHURİYETLERİyle birleşmesiyle SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ resmen kuruldu.
    SSCB'nin siyasal ve ekonomik temellerini atarak dünyadaki İLK VE EN BÜYÜK SOSYALİST DEVLETİ kuran LENİN 21 Ocak 1924'te ışıklara uğurlandı.
    STALİN DÖNEMİ
    1922'de KOMÜNİST PARTİ GENEL SEKRETERLİĞİne STALİN getirildi.
    1924'te yeni anayasa kabul edildi. 1927'de TÜM BİRLİK SOVYETLERİ BEŞİNCİ KONGRESİ'nde SSCB'nin ulusal ekonomik gelişimini sağlayacak olan Birinci Beş Yıllık Plan hazırlanarak kabul edildi. Planın ilkeleri sanayi ve tarım alanlarında tek tek belirlendi. LENİN'in enerjiyi kalkınmanın temeli olarak kabul ettiği KOMÜNİZM SOVYET iktidarı ve elektirifikasyonla sağlanır sözüne dayanarak enerji yatırımlarına ağırlık verildi. Ülkenin her yerinde hidroelektrik santralleri kuruldu. Ağır sanayiye öncelik verildi. Tarımda kulakların (büyük toprak sahibi zengin köylüler) tasfiyesi ve tüm toprakların kollektifleştirilmesi kararı alındı. Topraklar kolhoz ve sovhoz olarak ikiye ayrıldı ve traktör gibi tarım araçlarıyla ilkel tarımdan modern tarıma geçildi. Ancak özellikle Ukrayna'nın batısında toprak aristokratları kollektifleştirmeye karşı gelerek kasıtlı olarak tarımsal verimi düşürme amacıyla sabotaj faaliyetlerine giriştiler. Traktör istasyonlarını yağmalayarak, kollektif çiftlikleri yaktılar. Bu durum hükümetin sert tedbirler almasına sebep oldu. Böylece Birinci Beş Yıllık Planın hedeflerine dört yıl üç ay gibi bir sürede ulaşıldı.
    1933'te başlatılan İkinci Beş Yıllık Plan döneminde SSCB'de 4500 fabrika ve enerji tesisi yapılarak hizmete açıldı. Üçüncü Beş Yıllık Planın 1938-1941 arasındaki döneminde 3000'e yakın sanayi tesisi kuruldu. Böylece II. Dünya Savaşı öncesi planlı dönemde 9000 dolayında büyük ölçekli sanayi tesisi açılmış oldu. 1940 yılı sonunda SSCB ağır sanayi üretimi 1913'dekinin 12 katına ulaştı. SOVYETLER dünyanın üç büyük ekonomisinden biri oldu.
    Tarım alanında Birinci Beş Yıllık Planda 210.000 kolhoz oluşturuldu. II. Dünya Savaşı öncesinde 6000'e yakın makine ve traktör istasyonu hizmete açılmış ve bu istasyonlarda yarım milyon traktör mevcut hale getirilmişti.
    1936'da yeni anayasa kabul edildi. Bu anayasada İŞÇİ VE KÖYLÜLERİN SOSYALİST DEVLETİnde sınıfsız toplumun sağlandığı gerekçesiyle ülkenin tüm yurttaşlarına oy hakkı tanındı. Bu dönemde Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın sınırları yeniden düzenlendi ve son şeklini aldı.
    STALİN döneminde dış politikada ise SOVYETLER BİRLİĞİ'nin kapitalist devletlerle barış içinde yaşama politikasına karşın batı Avrupa ülkelerindeki işçi hareketlenmeleri dolayısıyla tedirgin olan kapitalist cephe Nazi Almanyası ile ittifak oluşturmaktan çekinmedi. 1933'te Almanya'da iktidara gelen nazizm, SOSYALİZMin batıda yayılmasına karşı bir kalkan vazifesi görüyordu. Almanya ve İtalya'da DEVRİMCİ güçlerin imha edilmesi ABD ve İngiltere tarafından memnuniyetle karşılandı. 1938'de Fransa ve Birleşik Krallık Almanya'nın Çekoslovakya'yı işgaline izin veren Münih Anlaşması'nı imzaladı. Bu durum Çekoslovakya'nın toprak bütünlüğünü tehdit eden bir duruma karşı saldırıya geçebileceğine dair 1924'te güvence veren SOVYETLER BİRLİĞİ için şok etkisi yarattı. Fransa'nın da bu konuda teminat sunmasına rağmen 1938 Münih Anlaşması'nı çekinmeden imzalaması SOVYETLER tarafından şiddetle eleştirildi.
    II. DÜNYA SAVAŞI YILLARI
    SOVYETLER BİRLİĞİ 1939'da Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladı. STALİN'in Nazi tehdidine karşı ülkesinin güvenliğini temin etme amacıyla imzaladığı bu pakt Hitler'in Polonya ve Fransa üzerine saldırı başlattı.
    1939'da Moldova, Litvanya, Letonya ve Estonya cumhuriyetleri SSCB'ye katıldı. Belarus'a ait olup 1920'de mecburi olarak Polonya'ya bırakılan topraklar da geri alındı ve batı sınırları da hemen hemen son şeklini aldı. Böylece SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ 15 birlik cumhuriyetinden oluşan bir devlet haline geldi.
    Almanya 1939'da saldırmazlık paktı imzalamasına rağmen 22 Haziran 1941'de savaş ilanı yapmaksızın SOVYETLER BİRLİĞİ'ne ani bir saldırı başlattı. Rusya'nın iklim koşulları dikkate alınarak yazın başlatılan ve Barbarossa Harekatı adı verilen bu saldırıya hazırlıksız yakalanan Ruslar önceleri geri çekilmek zorunda kaldı. Nazilerin doğuya yönelmesi batı cephesindeki yükün hafiflemesi dolayısıyla müttefik devletler tarafından memnuniyetle karşılandı.
    Almanlar kısa sürede Moskova ve Leningrad önlerine ulaştı. Geçtikleri her yeri ve bu arada büyük ve küçük ölçekli 32.000 sanayi kuruluşunu yağma etti. Üçüncü Beş Yıllık Plan yarım kalırken metalürji tesisleri, maden ocakları, tren istasyonları, demiryolları, sovhoz ve kolhozlar, makine ve traktör istasyonları imha edildi. Ancak STALİN doğru bir politikayla bu tesislerdeki taşınabilir olanları Ural dağlarının doğusuna taşınması emrini verdi. 1941'de SAVUNMA SANAYİ HALK KOMİSERİ OLAN DMİTRİ USTİNOV askeri sanayi tesislerinin Ural Dağları'nın doğusuna nakledilmesi görevini üstlendi. 80'den fazla askeri sanayi tesisi, 600.000 işçi, teknisyen, mühendis LENİNGRAD'dan tahliye edildi.
    STALİN 7 Kasım 1941'de EKİM DEVRİMİ'nin 24.yıldönümünde KIZIL MEYDAN'da büyük bir geçit töreni düzenleyerek cepheye gidecek KIZIL ORDU askerlerine anavatan savunması konusunda kutsal mücadele çağrısı yaptı. DEVRİMİN ŞEHRİ LENİNGRAD Naziler tarafından ablukaya alındı. Moskova'da ise güçlü bir savunma hattı oluşturan Ruslar Almanların şehre 100 km'den fazla yaklaşmasına izin vermedi. Bunun üzerine merkezi Rusya'yı doğudan abluka altına almayı ve Hazar petrollerine ulaşmayı amaçlayan Hitler emrindeki subayların uyarılarına rağmen Nazi ordusuna STALİNGRAD'a hücum etme emri verdi. Volga nehrinin iki yakasında kurulu şehrin yarısı Nazilerin işgali altına girdi. Şehirde PARTİZAN savaşları başladı. Binlerce subayını PARTİZAN direnişinde kaybeden Naziler bozguna uğradı ve geri çekilmeye başladı. SOVYET HALKI ağır kayıplar verse de KIZIL ORDU 1943'te karşı harekatı başlattı. STALİNGRAD'da bozguna uğrayan Almanlar geri çekilmeye başladı. LENİNGRAD kuşatması yarıldı. KIZIL ORDU Nazileri SOVYET topraklarından kovmayı başardıktan sonra Polonya'dan itibaren tüm Doğu Avrupa'yı Nazi işgalinden kurtardı. Polonya'daki Nazi toplama kampları kapatıldı ve esirler serbest bırakıldı. STALİN KIZIL ORDU'ya Berlin'e ilerleme emri verdi ve Nisan 1945'te KIZIL ORDU Berlin'e girdi. Mayıs ayında da Nazi Almanya'sı teslim olarak barış anlaşması istedi. Böylece II.Dünya Savaşı sona erdi.
    II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI VE STALİN DÖNEMİ
    Savaşın yıkımı SOVYET HALKI için ağır oldu. SOVYETLER BİRLİĞİ 27 milyon kayıp verdi. Ekonomi sarsıldı. Savaştan sonra SOVYETLER BİRLİĞİ'nin desteğiyle Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya'da SOSYALİST HALK CUMHURİYETLERİ kuruldu. Bunların yanında ÇİN ve KUZEY KORE'nin de SOSYALİZMe yönelmesi yalnız olan SOVYETLER BİRLİĞİ'ne müttefik kazandırdı. Ancak ABD ve müttefiklerinin KOMÜNİZMin yayılmasından endişe etmesi ve Marshall Planı'nı uygulaması uluslararası gerilimin yaşanmasına sebep oldu. Ayrıca ABD ve uydu devletlerinin 1949'da kısaca NATO denilen Kuzey Atlantik Paktı ile SOVYETLER BİRLİĞİ'ne karşı askeri ittifak kurması dünyada yeni bir savaş tehlikesi yarattı.
    Dördüncü Beş Yıllık Plan ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını sağladı. Planlı ekonomiyle 1950'lerde sanayi ve tarımda savaş öncesinden daha iyi bir düzeye ulaşıldı. Sanayide makine üretimine öncelik verilirken tarımda kolektivizasyon tamamlandı ve bakir toprakların da tarıma açılmasıyla üretim yeniden arttı.
    Ekim 1952'de RUSYA KOMÜNİST PARTİSİ (BOLŞEVİK) SOVYETLER BİRLİĞİ KOMÜNİST PARTİSİ adını aldı.
  • 352 syf.
    Bu kitap hakkında bir inceleme yapmaktan ziyade yazar ile gazetecilerin yaptığı bir röportajı alıntılamayı daha doğru buluyorum. Bu tür kitaplar artmalı, Alfa Yayıncılığa özellikle bu konuda teşekkürler.

    Türkiye tarihinde, daha Türkçesi bile yayımlanmadan tartışma konusu olan kitap sayısı, bir elin parmaklarını geçmez. Stefan Ihrig’in ‘Ataturk in the Nazi Imagination’ (Nazi Muhayyilesinde Atatürk) kitabı, bunlardan biri. ABD’de yayımlanır yayımlanmaz Türkiye’de köşe yazılarına konu olan kitap, 1920’lerde kurulan ve 1933’ten başlayarak II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar iktidarda kalan Nazi Partisi’ne yakın gazetelerde ve partideki siyasetçilerin konuşmalarında, Atatürk’ün ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl resmedildiğine odaklanıyor. Kudüs’te bulunan The Van Leer Institute’ta çalışmalarını sürdüren Ihrig’le, Nazilerin Atatürk ve Türkiye algısını, etnik temizliğin bu algıdaki rolünü ve Türkiye’nin II. Dünya Savaşı süresince Naziler tarafından nasıl görüldüğünü konuştuk.

    Türkiye’nin cumhuriyetin ilk yıllarında Almanya’yı örnek almaya çalıştığı söylenir. Siz kitabınızda tam tersi bir perspektiften bakıyorsunuz. Naziler, Atatürk ve Türkiye’den ne yönde etkilendiler?

    Naziler, Atatürk ve onun “Yeni Türkiye”sinden çeşitli yönlerde etkilendiler. Bunların en önemlisi, I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan barış antlaşmalarının revizyonuyla ilişkili. Bir yönden şöyle düşünmeliyiz: Naziler, politik bir hareket olarak Atatürk’le aynı zamanla yükseldi. Kurtuluş Savaşı, tam Nazi Partisi’nin kuruluşuna ve partinin ilk yıllarına denk geldi. Bu dönemde, yani Weimar Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, Atatürk’ün savaşı, Alman medyası için büyük bir olaydı. Bu savaş, 1919-1923 yıllarındaki Alman medyası için en önemli dış haber başlığıydı. Anadolu’daki savaşa dair haberler, şaşkınlık ve sempatik bir kıskançlıkla tartışılıyordu. Alman milliyetçiler, savaşı ve imparatorluğu kaybettikleri, demokratik bir rejim kurmaya zorlandıkları için travma yaşıyorlardı. Bu bağlamda, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, gündemlerine girdi. Alman milliyetçileri, Anadolu’da yaşanan süreci, milliyetçi bir rüyanın gerçekleşmesi olarak görüyorlardı.



    Dolayısıyla Naziler’in etkilenmeleri bu dönemden başlıyor diyebilir miyiz?

    Evet, Nazilerin Atatürk’ten büyülenmesinin kökleri, 1920’lere uzanıyor. Diğer Alman milliyetçileri gibi Naziler de, özellikle Versay Antlaşması’nın değiştirilmesi ve güçlü bir lider altında farklı bir iktidar kurmak başta olmak üzere, Almanya’nın sorunları için “Türk çözümü”nü tartıştılar. Özellikle, 1923’ün sonunda Nazileri iktidara taşıyan “Birahane Darbesi”ne giden aylarda, Türk rol modeli, Naziler üzerinde etkiliydi. Bu, aynı zamanda, 1924’te darbecilerin davası sırasında süren tartışmalarda da ortaya konan bir gerçek. Bu tartışmalarda, Hitler, Atatürk’ü doğrudan rol modeli olarak, Mussolini’den bile daha yüksek bir mertebeye yerleştiriyor.

    Hitler, Atatürk’ü doğrudan rol modeli olarak, Mussolini’den bile daha yüksek bir mertebeye yerleştiriyor.
    Peki, Nazilerin iktidarda olduğu 1930’lar ve 40’larda bu ilişki farklılaşıyor mu?

    1933’te Naziler, Atatürk ve onun “Yeni Türkiyesi”ne hayranlıklarını açıklıkla dile getiriyorlardı. Üçüncü Reich’ın ilk yılında, yani 1933’te, Naziler kendi rol modelleri olarak Türkiye’yi çeşitli yollarla kutladılar. Bunlardan biri, Hitler’in Atatürk’ü “Karanlığın içinde parlayan yıldız” olarak tanımlamasıydı. Bu cümle, Üçüncü Reich’ın Türkiye’ye bakışının resmî çizgisi hâline geldi. Üçüncü Reich boyunca, Nazilerin Türkiye hayranlığı, Üçüncü Reich ile Yeni Türkiye’yi eşleştirecek boyutlara ulaştı. Nasyonal sosyalizm ile Kemalizm, “ikiz hareketler” olarak tasvir edildi. Fakat başlangıçta, bu konuda yazılan birçok metin ve konuşan siyasetçiler, “Yeni Türkiye”nin milliyetçi inşa yolunda “Yeni Almanya”dan çok daha ilerde olduğunu vurguladı. Hatta Naziler, Türkiye’yi bu anlamda yakalamak için ellerinden gelenin en iyisini yapacakları konusunda sözler verdiler.

    Türkiye, başarılı bir rol model olmaya devam mı ediyordu Naziler için?

    Bu söylemsel eşleştirme sürecinde, Nazi metinleri ve siyasetçileri, “Yeni Türkiye”yi ulusal devletin yeni çeşidinin başarılı bir örneği olarak tasvir ettiler. Atatürk’ün liderlik rolünü, “Yeni Türkiye”nin savaşın içinde doğduğunu, coşkulu bir devletin eski bir imparatorluğun küllerinden kendini var ettiğini ve tüm bunların azınlıklarından “kurtuldukları” için mümkün olabildiğini vurguladılar. Naziler, etnik tarih okumalarında Ermeni Soykırımı’nın yanı sıra, Türk-Yunan nüfus mübadelesine de yer verdiler. Fakat 1923’ten sonra, Türkiye’de hâlen azınlık grupların kaldığını genelde görmezden geldiler. Onların bakış açılarında, Yeni Türkiye, mükemmelen “temizlenmiş” ulus-devlet örneğiydi.

    Naziler ve diğer Alman milliyetçileri, Yeni Türkiye’yi etnik-ırksal temelde bir ülke kurulmasının emsal vakası olarak görüyorlardı. Aynı zamanda, azınlıklarından arınan böylesi bir yeni ulusal devletin iktidarının işaretiydi. Sadece etnik olarak temizlenmiş devletin iktidarına olan inançlarının yeniden tasdiki değil, bunun çeşitli yollarla nasıl başarılacağının ispatıydı.

    Dolayısıyla Nazilerle Türkiye arasındaki ilişki, Osmanlı dönemindeki etnik temizliğin örnek alınmasını da içeriyor muydu?

    Evet, Naziler için, Kurtuluş Savaşı’nın öncesindeki etnik temizlik, Atatürk’ün başarısının en başta gelen ön koşuluydu. Ulusal çizgide Türkiye’nin yeniden inşa edilebilmesi gibi daha büyük bir başarının ikinci ön koşulu da, Rumların sınır dışı edilmesiydi. Bu ikisi, Naziler için “paket teklif” gibi bir şeydi. Onlar için önemli olan, onların ve diğer Alman milliyetçilerin “Yahudiler” olarak algıladığı azınlıkların gitmiş olmasıydı. Büyük ihtimalle, onların nasıl yok olduklarından çok, yok olmuş olmaları önemliydi. Nazilerin “Yeni Türkiye” algısına göre, eğer Türkiye azınlıklarından “kurtulmasaydı”, tüm bunları başaramayacaktı. Bu anlamda, Naziler ve diğer Alman milliyetçileri, Yeni Türkiye’yi etnik-ırksal temelde bir ülke kurulmasının emsal vakası olarak görüyorlardı.

    Nazilerin Ermeni Soykırımı özelinde görüşleri var mı?

    1920’ler ve 1930’larda, diğer Alman milliyetçileri gibi Naziler için de 1915’te yaşanılan üzerine konuşulduğunda, bizim bugün anladığımız gibi “soykırım” gibi kavramlardan başka terimler kullanılsa da, ne olduğuna dair anlayışlarında muğlaklık yok. Bu bağlamdaki Alman söylemi, tartışmaları ve algısı üzerine çalıştığım kitap yakında yayımlanacak. Nazilerin iki savaş arasındaki Almanya üzerine yazdıkları metinlerde, “Osmanlı Ermenilerinin yok edilmesi”, genellikle Atatürk’ün şu iki başarısının önemli nedenlerinden birisi olarak görülüyor: Savaşarak Sevr Antlaşması’nı devre dışı bırakmak ve bunu Lozan Antlaşması’yla değiştirmek. İkincisi ise şehirleri, fabrikaları, yollarıyla ülkeyi soluk kesici bir hızda ayağa kaldırmak.

    18 Haziran 1941’de, Nazi Almanyası ile Türkiye arasında saldırmazlık paktı imzalanırken, Almanya Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen ile dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu.
    18 Haziran 1941’de, Nazi Almanyası ile Türkiye arasında saldırmazlık paktı imzalanırken, Almanya Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen ile dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu.

    Naziler, İttihatçı liderlere nasıl bakıyorlardı?

    İttihatçı liderler, Naziler için çok önemli değildi; olağanüstü olan Atatürk’tü. Hitler’e göre, Osmanlı İmparatorluğu, eski, özellikle çok etnikli karakterinden ötürü “organik olmayan” bir imparatorluktu. Aynı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi… Hitler, Enver Paşa’dan da hayranlıkla bahsediyordu, fakat Enver, onun için, böyle bir imparatorluğu milliyetçi çizgide yeniden organize etmenin başarısız girişimlerine verilecek bir örnekti yalnızca.

    Atatürk’ün ölümü, Nazi Almanyası’nda nasıl yankılandı?

    Atatürk’ün ölümü de Üçüncü Reich basınında önemli haberlerden biri hâline geldi. Ölümünün ardından, günler sonra bile birçok büyük gazete, Atatürk hakkında yazı dizileri yayımlamayı sürdürdü. Medyanın bu olayı ele alışı, yaygın duruma bakınca, yalnızca Propaganda Bakanlığı’nın direktiflerinin sonucuyla olmadığını, daha “derinden” gelen bir şeyler olduğu anlamına geliyor.

    Nazilerin bu özel ilgisine, Türkiye’den aynı şekilde karşılık geldi mi sizce?

    Genel olarak ilgiden bahsediyorsak, buna evet diyebiliriz. Türkiye de Almanya’da neler olduğuyla ve Nazilerin 1930’lar boyunca neler yaptığıyla yakından ilgilendi. Türkçe gazeteler, Nazileri ve Almanya’yı büyük ölçüde tartıştı. Çünkü Almanya önemli bir ülkeydi ve Naziler, yeni bir siyaset ve devlet organizasyonu tarzı uyguluyorlardı. Bu, Türkiye’de de anlaşılmalıydı. Fakat Türkiye’de Üçüncü Reich’a yönelik olağanüstü bir hayranlık olmadı. Evet, Nazilerin yaptıklarından büyülenen Türk gazeteciler ve siyasetçiler vardı ama bunların hiçbiri, Nazilerin “Yeni Türkiye” için besledikleri hayranlığın yanına bile yaklaşamadılar.

    ‘Naziler için Türkiye savaşta güvenilecek ülkeydi’
    Türkiye, II. Dünya Savaşı boyunca resmen tarafsız kaldı diyebiliriz. Fakat Nazilere göre, Türkiye gerçekten tarafsız bir ülke miydi?

    Naziler için, II. Dünya Savaşı boyunca Türkiye, daha çok Franco’nun İspanyası gibi bir ülkeydi; sözde tarafsız, ancak yine de daha çok Almanya’nın olduğu Mihver devletlerinden yana. İspanya gibi, Türkiye’nin de gelecekte kendilerine katılacağını beklediler. Yine İspanya gibi, savaş boyunca en azından birkaç defa, Türkiye’ye güvenebileceklerini de hissettiler. Bu, Türkiye’den çok önemli hammaddelerin ithalatını da içeriyordu. Nazilerin esas gazetesi olan Völkische Beobachter’de, savaşın sonunda Türkiye’nin Almanya’ya savaş ilan etmesinden sonra yapılan tartışmalara bakarsanız, bunu en açık şekliyle görürsünüz. İlk sayfada yer alan makalelerin Türkiye’ye karşı her şeye rağmen sert ifadeler içermemesinden bahsetmiyorum yalnızca. Bu gazetelerde, Türklerin başka şansı olmadığının anlaşılması gerektiğini ima eden yazılar yer alıyordu. Bu, tarihte bir ülkenin kendisine savaş ilan eden başka bir ülkeye karşı, en dostane ve sempatik tavrıdır herhalde.
  • Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek ikinci dünya savaşını başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edilmiştir.
  • Atatürk, Sovyet dostluğu, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile Tuna’dan, Ege Denizi’nden Basra Körfezi’ne, Sibirya’dan Himalayalar’a kadar uzanan bir “barış ve dostluk kuşağı” oluşturmayı başardı. Bugüne kadar dünya yüzünde anlaşmalara dayalı en büyük barış kuşağını Atatürk kurmuştur.