• Bir avuç toprak için yor kendini dünyada ölümden başkası yalan..
  • “Aramızda bir avuç toprak parçası... Hergün biz azalıyorduk, onlar çoğalıyordu. Ölüler...”
  • Kimi bir avuç toprak da kâinatı görür, kimi kâinata bakar da bir avuç toprak ...
  • İnsan ki gelip geçer dünyada nefes gibi;
    Ne büyük ıstıraptır yaşamak herkes gibi?..

    ........................................................................

    Halik ki her mahluktan başka yarattı bizi
    Zaman bir avuç toprak yapsada cismimizi
    Kainat hayretlerle anmalı ismimizi
    Yaşamak asırları bir hamlede aşmaktır...
  • kaman cıvarına bahar gelince
    yıkılır ovadan apdal çadırları
    yücesinde pâre pâre duman tutmuş
    düdüldağ'ın yaylâsında mekân kurulur
    hoş gelmişsin evvel bahar
    nisan ayı içinde donanır dağlar
    donanır yeşilinden alından
    istasyon deresi kabarmıştır
    hacıdağ'ın selinden
    dağlar sıra sıradır eylim eylim
    dağlar uzanır bir uçtan bir uca
    dağlar bir birinden yüce
    yamaçlarında kireç yakılır
    bir ömür boyunca kahrı çekilir
    kimse anlamamış sırrını hikmetini
    bu bereket nereden gelir

    başınızdan duman eksilmesin gâvurdağları
    siz hikâyet eylediniz bana
    bahçe kazasının kaman köyünden
    cebbar oğlu mehemmed'in hikâyesini

    yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim
    bir avuç toprağıma çöreklenmek için
    yürümüş selâmsız sabahsız
    destursuz girmiş memleketime
    yedi çeşit frenk askeri
    uğursuz bir hava çökmüş
    üstüne memleketimin
    uğursuz ve karanlık
    çocuklar gülmemiş artık
    sessiz sessiz ağlamış analar
    oduna giderken vurulmuş
    ve yahut harman yerinde
    avuçları buğday kokan delikanlılar
    ve nice gâvurdağı kızlarının
    birer birer ırzına geçilmiş
    yalvarmış ihtiyarlar allah'a
    - rivayet şöyledir kim -
    dumanlı bir güz akşamı
    şu mor dağlar efendim
    destur demiş de yürümüş



    silkinip kalkmış ayağa
    gel haberi öteden verelim
    çıkmış dağlara kendiliğinden
    cebbar oğlu mehemmed
    fransız'a silâh çekmiş
    hür yaşamak uğruna
    ırz uğruna namus uğruna
    ana için baba ve kardeş için
    şu mübarek topraklar
    şu mübarek vatan için
    derken efendim
    bir gün kaman'dan öte
    uğrun uğrun haber ulaşmış
    urfa'nın antep'in köylerine
    gözü kanlı maraş beylerine


    cebbar oğlu mehemmed
    burcu burcu çam kokan bir yaz akşamı
    omuz vermiş bir ağaç gölgesine
    usul usul türkü söylüyor


    - hasret kuşun kanadında
    deli kuşlar uçun gayrı
    yazımız böyle yazılmış
    bu diyardan göçün gayrı -
    kirveleri durdu ve süleyman
    on sekiz adım gerisinde
    şahin gibi tünemişler kayaların üstüne
    avuçları sıcak bakışları ok gibi
    deliyor her dokunduğu yeri
    biri doğuya bakıyor diğeri batıya


    iptida durdu görüyor geleni
    yel midir toz mudur anlamıyor
    lâkin bıyıkları terlemeden
    çeteci olan garip ökkeş
    çok geçmeden getiriyor haberi
    tabur tabur üstümüze varıyor
    düşman yola çıktı savranlı'dan


    hemen mevzie sokuldu mehemmed
    yanıbaşında durdu ve gerisinde süleyman
    çeteler yer tutup pusu kurdular
    kanlı geçit boyuna
    düşman yanaşırken kaman köyüne
    bekletmeden yaylım ateş açıldı
    mermi kurşun yağmur gibi saçıldı


    ilk seferinde on beş kişi vurdular
    ve bir hayli düşman kırdılar
    yamaçlarda koptu kızılca kıyamet
    cesaretlerine söz yoktu ama
    neyleyip nitsinler düşman daha çoktu
    düştü birer birer bütün yiğitler
    gürültüler boğazda sustu nihayet


    demek diz üstü düşmüş mehemmed
    kirvesi durdu'nun yanıbaşına
    kanlar akar yarasından
    al al olmuş çevresinden
    köpük köpük gözlerini doldurur
    bir başına mehemmed yedi düşman öldürür
    mavzerinin namlusu hâlâ sıcak
    tutulmaz
    ölümün derdi büyük yiğenim
    çâre bulunmaz


    aynı akşam doğurmuş karısı döne
    mavi gözlü bir çocuk sarışın
    bir avuç toprak sarmışlar altına
    ve kemal koymuşlar adını
  • Ben bir kayısı ağacıyım
    Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
    Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız.
    Yılda bir çiçek açar,
    yılda bir kayısı veririm,
    avuç içi kadar.

    Yaz olur,
    bir kadın silkeler dallarımı,
    bir çocuk yerde bağırır,güler,
    bense hoşnut olurum.
    Hem zaten benim
    ne söğütler gibi nezaketim vardır,
    ne kavaklar gibi gururum.

    Ben bir kayısı ağacıyım
    Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
    Dinekbağı'nda üç insan severim,
    bir çocuk,
    bir genç kadın,
    bir genç adam,
    benim kadar sessiz sedasız,
    benim kadar halim selim.

    En güzel ay nisan ayı,
    toprak yumuşak yumuşak,
    en güzel ay nisan ayı.
    Yamur yağdı,çiçek açtı,
    bir hoş oldu içerim,
    en güzel ay nisan ayı.
    Kavaklar uzakta upuzun,
    bir sağa,bir sola,
    başı döner kavakların.
    Ben bir kayısı ağacı,
    başımda çiçeklerim.

    Ben bir kayısı ağacı,
    üç insan severim:
    bir çocuk,
    bir genç kadın,
    bir genç adam.
    Çocuğun adı Ahmet,
    kadının adı Fatma,
    adamın adı İbrahim.
    Ahmet küçük ve sarı,
    Fatma tombul ve beyaz,
    İbrahim uzun ve narin.
    Bir tek toprak odaları var üçünün,
    toprak odanın bir tek penceresi.

    Ben bir kayısı ağacı,
    bazan eğilir bakarım odaya,
    yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
    duvarda bir eski kırık ayna,
    yerde bir eski kilim,
    bir eski hasır.

    Bir kayısı ağacı,
    bazan eğilir bakar odaya,
    çiçeklerinden utanır.

    Dün gece gaz yakamadılar,
    ayışığında gördüm üçünü.
    üçünün suratı asık.
    Önce oturup
    zeytin ekmek,taze soğan yediler,
    sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
    sonra esnediler.

    Gökyüzü bembeyazdı.
    Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
    Gökyüzünde kavaklar.

    Fatma uzandı İbrahim'in yanına,
    sağa döndü.
    Tombul,beyaz yüzü pencerede,
    gözleri açık durdu sabaha kadar.

    Çiçeği en önce kayısı döker.
    Ben bir kayısı ağacıyım,
    döküyorum çiçeklerimi.
    Yer beyaz beyaz,
    başım yeşil yeşil,
    kayısılarım memede.

    Haziran gelecek,
    güneş yakacaktır tepemi,
    kayısılarım balla,şekerle dolacaktır.
    Ben bir kayısı ağacıyım,
    haziran gelecek,
    avuç içi kadar kayısılarım
    Ahmet'in ekmeğine katık olacaktır.

    Ben bir kayısı ağacıyım.
    Kötü bir düşüncedir almış beni.
    Geçti bağları budama zamanı,dedim,
    dedim,çarşıda dört döner ibrahim,
    dedim ekmek parası,
    zeytin parası,
    gaz parası.

    Dedim, insanlar
    neden yaşatılmıyor
    ağaçlar kadar olsun.

    Ben bir kayısı ağacı.
    Fatma'nın,İbrahim'in,Ahmet'in
    yumurtası,şekeri,eti.
    Gittikçeartmakta kederim.
    Günlerden pazartesi.
    Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam.
    Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
    ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
    Durmuş İbrahim kapıda,
    yüzü dalgın ve sinirli,
    bakıyor eli çantalı şişman adama.

    Şişman adam uzattı gövdeme elini,
    pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
    büktü boynunu kuzular gibi.
    Ben bir kayısı ağacıo.
    Gövdemde sarı kağıt.

    Yol parasını verememiş İbrahim,
    verilmiş haciz kararı.
    Yapmayın, dedim.
    yılda bir çiçek açarım,dedim.
    Etmeyin,dedim.
    ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim.

    Bir öğle vakti baktım,
    kavaklar uzakta upuzun,
    bir sağa,bir sola.
    Ben kışlık odun,
    altı lira

    1947,Kırşehir

    A. KADİR
  • Selası okun mamış,

    Musallaya uzatılıp...
    Yerin bağrına yatırılmamış,

    Üzerine bir avuç bile toprak atılmamış
    Ne çok ölen varmış.

    Ne çok kalp varmış ki...

    Bir yanı bayramyeri,
    Bir yanı mezarlık mış..

    Aleynakoran