• 272 syf.
    ·7/10
    Etik ve sanat felsefesinin; estetik ve ahlaki bakış açılarının; sınıfsal değer yargılarının işlendiği; insan psikolojisinin derinliklerinde yatan bilinmezliği Dorian Gray'in şahsında resmeden bir metin. İkilemlerin, çelişkilerin, karşı konulmaz isteklerin, dürtülerin,güdülerin, arzuların, tahriklerin... Bu duyguların önlenemez hakimiyetine giren bir ruhun- dışardan bir etkiyle- iradesini salt haz odaklı kullanıp hayatını ve hayatları mahvetmesi ve buna rağmen iç sesinin onun gerçekte kötü olmadığını fısıldaması, bu sesin haklılığını bilmesine rağmen, bütün kötü eylemlerinin günahlarını üzerine yıkabileceği -kiralık bir vicdan olarak- portresi... İnsan olabilmenin dayanılmaz hafifliği. Yer yer 19.yüzyıl dünyasının düşünsel ve sanatsal eleştirisi.
    O dönemin ve o dönemin üst toplumsal konumunda yer alan insanların dünyayı algılayışlarına, bazı ayrıcalıkların elit sınıflara ait olduğuna, entelektüel birikime sahip insanların dünyayı daha iyi kavrayabileceğine vurgu yapılarak belli bir aristokrat dünya görüşünün savunuculuğunun benimsenmesi. (Bu da felsefe yapmak için refah seviyesinin yüksek olması gerektiğinin mesajını bizlere vermekte). Ve insan denen muammanın enteresan halleri...
    ....

    Kitabı okurken Oscar Wılde'ın kendi kişiliğinden ve cinsel yöneliminden detaylar görmek dikkat çekici. Yazarın özellikle William Shakespeare'den gerek dil kullanımı gerekse felsefe olarak etkilendiğini söylemek mümkün. William Shakespeare eğer bir roman yazmış olsaydı kuşkusuz dili ve uslubu bu şekilde olurdu. Kitap bir nevi Shakespearevari bir nesir diyebilirim. Bu güzel ve hoş eserde; insana,dünyaya, hayata dair düşündüren ve etkileyen aforizmalar bulacaksınız.
    Şimdiden iyi okumalar.
  • 264 syf.
    ·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Sinema filmleriyle tanınan Derviş Zaim 1992 yılında yazdığı Ares Harikalar Diyarında romanıyla Yunus Nadi Roman Armağanı'nı kazanmış. Araya bir sürü sinema filmi koyduktan yıllar sonra Nisan 2019'da yeni kitabı Rüyet ile karşımıza çıkıyor.
    .
    Rüyet; bakma, görme anlamlarına gelen eskimiş bir kelime. Eserin içine bu kavram oldukça çok işlemiş zira eser boyunca bir geçmişe bir geleceğe, bir Doğu'ya (Hüsn ü Aşk, Tusi) bir Batı'ya (Spinoza) bakmaktayız.
    .
    Eserin merkezinde Şeyh Galip'in Hüsn ü Aşk mesnevisi yer alıyor. Başkarakter Sine kendi labirentinde kaybolmuş, aile şirketleri olan Mandala Mimarlık Mühendislik Planlama'da mimar olarak çalışmaktadır. Ancak günümüz mimarisinden sıkılmıştır ve modern sanatlara ilgi duyup bir dış uyaranın rüyalara nasıl etki ettiğini merak ederek insanların rüyalarını dinleyip kaydetmek ister. İlk etapta uyaranlar arasında uyuyacak olanlara içinden beyitler okunacak olan Hüsn ü Aşk ve mekan olarak seçilen Galata Mevlevihanesi. Bu amacını gerçekleştirmesinde de yardım edecek kişi iş arkadaşı Hayret olacaktır. Tam o sırada Sine amcasının evinde 1. Dünya Savaşı yıllarından kalma bir Osmanlıca anı kitabı bulur. Kitapta Muhip Muhabbetoğlu ile Rana'nın aşkı vardır. Rana için Muhip'in çektiği sıkıntılar...Sine bu hatıratta kendi hayatıyla paralellikler kuracaktır.
    .
    Hüsn ile Aşk, Rana ile Muhip, Sine ile Hayret ve Hakan ilişkileri o kadar iç içe geçiyor ki karakterin kendi dünyasındaki labirentin içine artık biz de giriyoruz. Bir yerden sonra o rüya alemine dalıyor acaba Sine ile Muhip aynı kişi mi? Yoksa bütün bunlar bir rüya mı soruları zihnimizi kurcalıyor.
    .
    Eserin son bölümlerinde Sine kaldığı otelde müşteriler için hazırlanan mumdan kayıklar görmüştü. Daha sonraları o kayıkların yüzdürüldüğü nehir dökülen gaz sebebiyle alev almıştı. İşte o kısım Hüsn ü Aşk'ta geçen "Ateş denizlerinde mumdan gemiler yürütmek" ifadesini çağrıştırdı.
    .
    Yazılacak çok şey var çünkü eser gerçekten çok katmanlı ama burada kesiyorum. Belki sizler de okursunuz da sonrasında uzun soluklu sohbetler ederiz.
    .
    Herkese iyi okumalar...
    .
    (Sırada muhtemelen bu kitabın esinlendiği Derviş Zaim isimli Rüya(2016) filmini seyretmek var.)
  • 336 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Sahne sanatlarına ilgim ve saygım bitmez. Sahnedeki o heyecan ve gururun tarifi olamaz bence. Spot ışıklarının ve seyircilerin seni takip ettiği bir yerde, bambaşka bir rolle, bir karakterle var olmak.. anlatılmaz yaşanır denilen cinsten bir olay..

    Hem bir kitapsever hem de bir sanatsever olarak bu kitabın tam benlik bir kitap olduğunu düşündüm alırken. Bana çok şey katacak, bana yok gösterecek bir yol arkadaşı bir nevi. Okudukça keşke oyun sergilemeden önce okusaydım dedim kaç defa, belki daha çok konsantre olurdum ve daha başarılı olurdum dedim. Her neyse, başka roller ve karakterler için kılavuzum elimde artık..:))


    “Bir Aktör Hazırlanıyor” gerçekten ders kitabı niteliğinde. Anlatım pratik ve teorik olarak güçlendirilmiş. Biraz derinlere inilmiş, bilinçaltıyla ilişkilendirilmiş.

    Birkaç(!) tane de not aldım tabi, arada bakıp hatırlamak maksadıyla..:) :


    - Sahnede meydana gelen her şey bir amaca hizmet etmelidir.
    - Sahnedeyken oynamak şarttır, ya dışa ya da içe doğru.
    - Sahnedeyken hiçbir koşulda, rol olsun diye içinizde hemen bir his uyandıracak bir eylem olamaz. Herhangi bir eylemi seçerken, hisleri de tinsel içeriği de bir tarafa bırakın. İçinizde doğan bu hislerin hepsi, daha önce meydana gelmiş bir şeyin sonucudur. Bütün dikkatinizi, daha önce meydana gelmiş olan şeyde yoğunlaştırın. Gerisi nasılsa kendiliğinden gelir.
    - Tiyatroda her türlü eylemin mutlaka bir içsel gerekçeye; mantıklı, tutarlı ve gerçek bir gerekçeye dayanması gerekir.
    - Eğer eylemleriniz bir kaldıraç vazifesi görürse, bizi gündelik dünyadan çıkartıp, hayaller alemine götürecektir.
    - Eğer kelimesinde içsel ve gerçeğe dayalı bir canlılık söz konusudur ve bu etkinin de doğal yolla gerçekleştiği gözlenir.
    - Eğer kalıbı bunun dışında, sanatın başka bir temel prensibini hayata geçirmemize katkıda bulunur: ‘bilinçli teknik vasıtasıyla bilinçdışı yaratıcılık.’
    - Puşkin’in bir metninde yazan bir cümle: Duyguların içtenliği, belirli koşullarda doğru görünen hisler.(verili koşullar: oyunun hikâyesi, oyunda geçen olaylar, oyunun dönemi, eylemlerin zamanı ve yeri, hayat koşulları, oyuncuların ve yönetmenin yorumları, mizansen, yapım, setler, kostümler, donatım, ışıklandırma ve ses efektleri. Bir oyuncunun rolünü yaratırken dikkate alması gereken etkenlerin tümüdür.)
    - Oyuncu eyleme geçme dürtüsünü hem fiziksel hem de zihinsel düzlemde içinde hissetmelidir.
    - Canlı bir amaç ve gerçek bir eylem (oyuncunun hakikaten inanıyor olabileceği belirli koşullara temellendiği müddetçe gerçek ya da hayali olabilecek bu eylemler), doğayı doğal olarak ve bilinçdışının etkisiyle harekete geçirir. Kaslarımızı tam anlamıyla kontrol edip, onları düzgün biçimde gerdirecek ya da gevşetecek şey sadece ve sadece doğadır.
    - Sıradan hayatın içerisinde pek umursamadığımız kusurlar, sahne ışıklarının aydınlığında hemen gözle görülür hale geliyor ve seyircinin zihnine işliyorlar.
    - Hiçbir zaman bir oyunu gereksiz yere fazla bölümlemeyin, detayları rehber edinmeyin. Üzerinde iyi çalışılmış ve en ufak detaylarına kadar içi doldurulmuş büyük dilimler oluşturmak suretiyle rotanızı belirleyin.
    - Her amaç kendi bağrında eylem tohumu barındırmalıdır.
    - 1) Amaçlarınız sahne ışıklarının kendi tarafınınızda olmalıdır. Seyircilerde değil, diğer oyunculara yönelik olmalıdır.
    - 2) Amaçlarınız şahsî nitelik taşımalı, ama buna rağmen portresini çizmekte olduğunuz karakterin amaçlarına benzemelidir.
    - 3) Amaçlarınız yaratıcı ve sanatsal nitelikte olmalıdır, çünkü onların işlevi sanatımızın esas amacını (bir insan ruhunu yaratmak ve onu sanatsal bir form içerisinde yorumlamak) yerine getirmektir.
    - 4) Amaçlarınız ölü, yapmacık ya da teatral değil, gerçek, canlı ve insani nitelikte olmalıdır.
    - 5) Amaçlarınız gerçeğe o kadar uygun olmalıdır ki, siz kendiniz, sizinle beraber sahnede bulunan oyuncular ve salondaki seyirciler topluluğu da onlara inanabilmelisiniz.
    - 6) Amaçlarınız kendinizin de ilgisini çekecek ve sizi heyecanlandıracak nitelik taşımalıdır.
    - 7) Amaçlarınız, temsil ettiğiniz rol açısından etik olmalı, kesin bir nitelik taşımalıdır. Amaçlarınızda hiçbir belirsizliğe meydan verilmemeli, rolünüzün dokusuyla tam bir uyuşma içinde olmalıdır.
    - 8) Amaçlarınız, rolünüzün içsel yapısına uygun bir değer ve içerik taşımalıdır. Sığ olmamalı ya da yüzeyde kalmamalıdır.
    - 9) Amaçlarınız aktif olmalı, rolünüzü durağanlığa itmeyip, bilakis, ileriye götürmelidir.
    - Kendiliğinden duygu patlamalarının beklenmedik olma özelliği, karşı konulamaz ve etkileyici bir gücü temsil eder. Bu meselenin en talihsiz tarafı, kendiliğinden duyguları kontrol edemeyişimizdir.
    - Yaygın olan izlenim, bir yönetmenim dekor, aydınlatma, ses efektleri ve diğer aksesuarlar gibi maddi araçlarının hepsini, seyirciyi etkilemek amacıyla kullandığı şeklindedir. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Biz bu araçları daha ziyade, oyuncular üzerindeki etkilerinden dolayı kullanırız. Biz yönetmenler, oyuncuların sahnede dikkatlerini yoğunlaştırmalarını kolaylaştırmak için akla gelebilecek her yol ve yönteme başvururuz.
    - Oyuncu , yalnızca büyük şehirlerdeki hayatın nasıl sürdüğünü değil, taşra kasabalarında, ücra köşelerde, fabrikalarda ve dünyanın başka kültürel merkezlerinde neler olup bittiğini de iyi takip etmelidir. Etrafını kuşatan insanların, hem ülke içindeki hem de ülke dışındaki başka toplulukların çeşitli kesimlerinin hayatları ve psikolojilerini iyi incelemelidir.
    - Bir oyuncu yalnızca kendi çağının hayatını değil, geçmiş ve gelecek çağların hayatlarını da yaratır.
    - Oyuncunun tek amacı, repliklerinin anlaşılmasını sağlamak olmamalıdır. Oyuncunun asıl yapması gereken, seyircilerin kendisinin söyledikleriyle içsel bir ilişki kurmuş olduğunu hissetmeleridir. Seyirciler oyuncunun kendi yaratıcı iradesi ve arzularını takip etmelidirler.
    - Hisleri zekâlarına üstün gelen oyuncular, Romeo ya da Othello’yu oynarken doğal olarak duygusal yanı vurgularlar. En güçlü yanları irade olan oyuncularsa Macbeth’i ya da Brand’ı oynadıklarında hırsı ya da fanatizmi gereğince öne çıkaramazlar. Üçüncü tip oyuncularsa, Hamlet ya da Nathan der Weise gibi bir rolün zihinsel yönlerini bilinçsizce, gerekli olandan daha fazla vurgularlar.
    - Seyircilerin oluşturduğu kalabalık oyuncuyu ezer ve korkutur, ancak aynı zamanda gerçek yaratıcı enerjisini açığa çıkarır. Kalabalıklar büyük bir duygusal sıcaklık yayarken, oyuncunun kendisine ve eserine inanmasını sağlar.
    - Salvini şöyle demiş:’Bir oyuncu sahnede yaşar, ağlar ve güler; bu hareketleri yaparken, kendi gözyaşları ve gülümsemelerini de takip ediyordur. İşte, oyuncunun asıl sanatını oluşturan şey, hayat işe oyunculuk arasındaki bu denge, bu ikili işlevdir.’
    - “Dostoyevski ömrü boyunca Tanrı’yı aramasının sonucunda Karamazov Kardeşler’i kaleme almak zorunda kaldı. Tolstoy bütün ömrünü kendini kusursuzlaştırma mücadelesine adadı. Anton Çehov burjuva hayatının bayağılıyla boğuştu ve bu konu onun edebi eserlerinin büyük çoğunluğunun leitmotifi oldu.”
    - Üstün amacınızı ve bütünsel eylem akışınızı her şeyin üstünde tutun. Ana tamaya yabancı kalan bütün dışsal eğilimlerle amaçlardan uzak durun.
    - Sahnedeyken bizler gerçekliklerin duygusal hafızalarımızda kalan izlerine göre hareket ederiz.

    Sahne sanatları ile ilgilenen okurlara tavsiyemdir. Keyifli okumalar:)

    Not: Okuyacak olanların not almalarını da tavsiye ederim, gerçekten çok işe yarayacak bilgiler çünkü.
  • 124 syf.
    ·Puan vermedi
    Yeni bitirdim. İlk okuduğum Yaşar Kemal kitabıydı. İnsanı oldukça farklı duygulara sokak bir kitap. Betimlemeler oldukça güzeldi. Kitap okumaya yeni yeni başladığımdan benim için yerinde bir kitaptı. Ana konu aşk ancak yanına üzerine düşüneceğiz konular da ekleniyor. Kitabı bitirdikten sonra bunu bı mutlaka dinleyin. Kitapla tam bütün oluşturacak. Özellikle ney kısmında Ahmet ile Gülbaharı düşününce insanın gözleri doluyor gerçekten. Keyifli okumalar ve dinlemeler.

    https://youtu.be/KSMdJ4S660I

    Yaşar Kemal
  • 80 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Okuduğum ikinci Zweig kitabı olmasına rağmen yazarın tüm eserlerinde vermek istediği mesajı ve yazma amacını anlatan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ne muhteşem bir yazarsın Zweig, neden intihar ettin? Hitler’in baskısına dayanamamış olman çok üzücü ama eminim intihar etme sebeplerinin arasında başka nedenlerde yer alıyordur. Dip not; nedenini anlamak için tüm kitaplarını okuyacağım.
    Olağanüstü bir gece, adından da anlaşılacağı üzere kahramanın yaşadığı tek bir gece hayatının kalanını değiştiriyor. Olmak istediği kişiyle olduğu kişi arasında sıkışıp kalan bir adamın iç dünyasıyla olan hesaplaşmalarını ele alan bu modern klasik sizi okurken bir kere değil birçok kere düşündürüyor.
    Ben bunu yaptım ama neden yaptım? Gerçekten istediğim için mi yaptım, yanlış olduğu için mi yaptım, yapmaya mecbur kaldığım için mi yaptım?.. Düşündüm, çok kez düşündüm, ben olsam ne yapardım? Sürekli düşündüren, düşündükçe kendini sevdiren, sevdikçe okutan, okudukça yeniden düşündüren bir eser.
    Çünkü o bir Zweig. Çünkü o insan psikolojisini en iyi analiz edebilen, başkalarının 10 sayfayla anlatmaya çalıştığını tek bir cümleyle anlatabilen, kendisinden öğreneceğimiz çok şey olan bir adamdır. Bakınız kitabın en güzel alıntısıyla örnek vereyim;
    “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”
    Kısacık ama darbe etkisi yaratan bu kitabı mutlaka okumanızı öneriyorum. Ben yazarın tüm kitaplarını okuyacağıma dair kendime söz vererek yorumlamamı bitiriyorum. Saygılar.
  • 632 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Kitabın Adı: Oblomov
    Yazar: İvan Aleksandroviç Gonçarov
    Çevirmenler: Sabahattin Eyüboğlu-Erol Güney
    Sayfa: 622



    Yazara Dair..
    İ.A.Gonçarov Rus yazardır. Oblomov en ünlü eseridir. Dostoyevski tarafından tarafından kayda değer, itibarlı bir yazar olarak tanımlanmıştır. Anton Çehov kendisinden başarılı bir yazar olarak söz eder. Hiç evlenmemiştir ve 1891 yılında St. Petersburg kentinde ölmüştür.
    .
    .
    .
    .
    "Oblomov yıkılmakta olan bir toplum düzeninin, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Çiftliği vardır, köleleri vardır; ama kendisi, bütün köklerinden kopmuş derebeyleri gibi, onları bir kâhyaya bırakıp büyük şehre, devlet kapısına sığınmıştır."

    Oblomov benim gözümde hem bilincin hem de bilinçsizliğin timsali oldu. Küçüklüğünden beri bir çiftlikte pamuklara sarılarak yetiştirilen Oblomov, birçok dadı, teyze vs. gözetiminde adeta hapis hayatı yaşamıştır. Çocuk çocukluğunu yaşayamadan büyüyordu. Çamura batmasın, aman burnu kanamasın, üstüne bir şeyler dökülmesin, gözden kaybolmasın bir yerlerini kanatmasın... (Günümüz anneleri geldi aklıma:))
    Ailenin ve çevrenin Oblomov üzerindeki olumsuz etkisi hayata atılması gereken yaşlarda çokça kendini göstermiştir.
    Ve hizmetçi karakter Zahar. Ne güldüm ama :D
    Çokça da üzüldüm.

    Oblomov'un yakın arkadaşı Ştolts. Babası Alman annesi Rus olan Ştolts, Oblomov'un tam tersi bir şekilde yetiştirilmiştir. Çok küçük yaşta sorumluluk sahibi olmuştur. (Alman disiplini diyorum ben buna:) Gonçarov Dostoyevski, Tolstoy, Gogol gibi Rus hayranlığı içinde olmamış Ştolts karakteri üzerinden açık bir şekilde göstermiştir. Alman hayranlığını gizlememiştir.)
    Ştolts kadim dostu Oblomov'u bu durumdan kurtarmak için ona hep destek olmuştur. Onu Olga adında kendisininde yakın arkadaşı olan bu kızla tanıştırır. Oblomov bundan sonra amiyane tabirle uyuşukluğuna ara vermiş ve hayatında daha fazla şeyi düzene sokmaya başlamıştır. Sevginin bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğine şahit oluyoruz. Ancak Oblomovluk bir kere ruhuna işlemiştir.
    Sevmeye ve sevilmeye bile üşenen İlya İlyiç Oblomov...!!
    Ve o yapışıp kaldığı koltuk...
    Ve cancağzım Oblomov'un hazin sonu!

    Para, sevgi,dost vs. hiçbir şey onu değiştirmemiştir. O hastadır. Evet hasta..
    Bu hastalığın adı

    OBLOMOVLUKTUR.!

    Batı da pek ses getirmeyen bu kitap ki çevirilerde birçok yeri sansüre uğramıştır. Rusya da ve ülkemizde de dahil olmak üzere birçok okur kitlesi bulmuştur.
    Doğu-batı girdabı içinde olan ülkelerde ses getirmesi pek de tesadüf olduğunu düşünmüyorum.
    Umarım sadece okumakla kalmaz payımıza düşeni alırız.



    Oblomov / İvan Gonçarov




    Yıllar sonraki kendime not:
    "Hep denedin hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil."

    16 Eylül 2019 (00:53)
  • 112 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #sıfırnoktasındakikadın #Kitap hakkında birşeyler yazabilmem için bir gün geçmesi gerekti...
    Annemin doksanlarda #kızımolmadanasla yı okuduğunu ve çok etkilenerek anlattığını, sonra da filmini izlediğimizi hatırlıyorum. Kitapla uzun yıllar kitaplığımızda gözgöze geldim. Betty Mahmudi de Firdevs gibi sıfır noktasına yaklaşmıştı. Çocuk zihnimle anlam veremediğimi ve çok etkilendiğimi anımsıyorum.
    Bir kadın nasıl sıfır noktasına gelir?
    Bizim sıfır noktamız, başka bir ülkede başka bir kadının eksi sonsuza doğru büyüyen değerine eş midir?
    Milattan öncedeki iki basamaklı sayının, yine milattan önceki üç basamaklı sayıdan daha sonra yaşanmış olması bizi, yaşamış tüm dünya kadınlarını mutlak sıfır noktasında birleştirir mi?
    Farklı ülkelerde aynı acıları yaşıyoruz işte demek, Firdevs’e, amca tacizine, yaşlı bir adama satılmasına, her erkekten dayak yemesine, okul diplomasının hiçe sayılmasına, tecavüzlere, hakaretlere, kandırılmasına, sünnet! edilmesine büyük haksızlık olur...
    Firdevs’ in “fahişe” olarak daha çok itibar, saygı ve para görmesini müthiş bir edebi dille, Firdevs’in kendi ağzından idamına 48 saat kala anlatması kitabın kurgusunu eşsiz kılıyor.
    Yazarı Mısırlı feminist, aktivist #nevalelseddavi kendisinin de daha sonra bir yıl düştüğü hapishanede hala gözlerinin ölümden korkmayan güçlü Firdevs’i aradığını söylüyor.
    Alıntılar yapmadan önce Atam’a saygı duruşunda bulunmam gerekir. Tekrar, tekrar ve tekrar
    .
    .
    .
    ’’Kendimi reddedilmiş hissediyordum, beni terk eden yalnızca o, koca dünyadaki milyonlarca insandan yalnızca biri değildi; bütün canlıları ve nesneleriyle koca dünyanın kendisiydi”
    Çevrelerinde olup biten kuşkulu, açıkgöz sinsi bakışlarla, saldırmaya hazır gözlerle, bana tuhaf bir şekilde aşağılık gelen bir saldırganlıkla gözlediklerini görürdüm”
    ”Bazen hangisinin babam olduğunu ayırt edemezdim. Diğer erkeklere o kadar çok benziyordu”
    Çoğu insan gibi benim de bir sürü kız ve erkek kardeşim vardı. Baharda çoğalan, kışın titreyip tüylerini döken, yazınsa ishal olup zayıflayan, birbiri ardına köşeye büzülüp ölen civcivler gibiydiler”
    ”Senin işlediğin suçlardan biri için asılmaktansa, kendi işlediğim suç uğruna ölmeyi tercih ederim”