• Bacağındaki hafif yara ve boydan boya sıyrılıp kan içinde sarkmış sol yanağıyla Âlî İhsan, silâhına dayanarak zorbelâ, yolun kıyısındaki kayaya doğru ilerledi ve buraya oturdu. Çünkü ödemesi gereken bütün bedelleri ödediğini düşündüğünden, canı artık çekiliyordu. Tipi şiddetini daha da artırmıştı. Az sonra donacağı kesin gibiydi. Ama aslında, kulaklarında
    uğuldayan rüzgâr değil, tabiatın sesiydi. Evet! Tipisi ve dondurucu soğuğuyla Tabiat bir düşmandı ama, işin en acı yanı, bu düşmanın dâimâ haklı olmasıydı. Kaya üzerinde kımıltısız bekleyen Âlî İhsan, Tabîat’ın sesini dinlemeye başladı. Seste anlam yoktu ama güzellik vardı. Onu az sonra donduracak tipinin uğultusu bile güzeldi. Bunu fark ettiği için sevindi...
    İhsan Oktay Anar
    Sayfa 184 - İletişim Yayınları
  • - "... 1970 veya 1980, onu çok iyi bilemeyeceğim, zannediyorum Fransız Talebe Birliği Başkanı, Avrupa’daki bu ayaklanmalar olduğu zaman –bizde de oldu ya, 70’lerde- fevkalâde bir lâf söylüyor.
    Diyor ki; “biz mevcuda inanmıyoruz, memnun da değiliz mevcuttan. Eğer bize derseniz ki yerine ne koyalım, onu da biz bilmiyoruz. Onu bulmak da yönetici olarak sizin göreviniz.”
    Bu gençlik olayları hakkında benim en harika bulduğum söz budur. “Ne olduğunu bilmiyorum; ama onu bulmak da senin görevin.” Meselâ, psikolojik olarak kendinizde hissedebilirsiniz, yakınlarınızda hissedebilirsiniz; psikolojik bir rahatsızlık söz konusu olduğu zaman, umumiyetle, onu izâh etmesi gereken bir kötü olması lâzım… Hâlbuki böyle yapmakla onu da zora düşürüyorsun, aslında onun böyle bir kötüsü yok da, hâlini anlatamıyor. Tam olarak demesi lâzım ki: “Ne bileyim bana ne olduğunu”… Çoğu insan “ne bileyim bana ne olduğunu” şeyinde olmadığı için… Bir takım karı-koca ilişkilerinden tutun, çoluk çocuk işlerinden tutun, gençliğin bunalımından tutun, bütün bunların içinde demin söylediğim cümleyle aynı mânâ var. Yâni şunu demek istiyorum; insan ve toplum meselelerinin hâlli babında ortaya tezatsız ve bütün bir fikir ortaya koyma… İnsan ve toplum meseleleri diyorum; yâni psikolojik bir hâl de insan meselesi değil mi, benim anlatamadığım sıkıntım da bir insan meselesi değil mi? Sadece bir “o kemirdi, o yedi…” meselesi değil ki bu. Şimdi silâhlar sustu, silâhlar sustuğu ânda bizim konuşacak bir şeyimiz yok. Böyle bir şey olmaması için, her kesim için geçerli bu ölçüler dairesinde, her kesimi kendini izâh etmeye davet ediyorum..."
    (SALİH MİRZABEYOĞLU, 29 Kasım 2014 ADALET MUTLAK'a Konferansı)
  • ...insan "kendine bırakılmış,terkedilmiş bir varlıktır",tabiat içinde kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmiştir.Diğer bütün canlılardan bu bakımdan farklıdır.
  • - "... II. Dünya Harbi neslinden bir profesör diyor ki: “Bizim neslimiz için bir tas çorbaydı mutluluk. Fakat oğlum, bütün imkânlara sahib olduğu hâlde, bunu şiddetle reddediyor”. Biz kendi çevremizden de, kendi hayatımızdan da fevkalâde bir şekilde biliyoruz bunu. Yâni bir takım ihtiyaçlar, bir takım şeyleri farketmemize mâni olurken; o bir takım şeyleri farketmemize mâni olduğu gibi, öyle bir mesele olduğunu bile bilmediğimiz şeyleri, o ihtiyaçlar kalktıktan sonra farkediyoruz. Şimdi, ne derseniz deyin; meselâ müzik var, şiir var, sanat var, şu var, bu var, vesaire… Bunların hepsi var, [ama] toplumda fonksiyonel bir anlama doğru yürümüyor. Böyle kişi zevkleri gibi veyahut başı-sonu belli olmayan veyahut kendini izâh edemeyen… Özellikle ressam arkadaşlar olabilir aranızda, onlar için söylüyorum; meselâ Batı’dan gelmiş bir takım ekollerin burada [terimlerini] söylüyorsun, bizde karşılığı yok onların… Şu resme nasıl bakmam gerektiğine dair, senin sanatına dair bir düşünce içinde bir şeyler vermen lâzım. Yâni, bu resim sadece resim değil; bu resim, bende buna bakabilmek için bir fikir mevzuu olması lazım..."
    (SALİH MİRZABEYOĞLU, 29 Kasım 2014 ADALET MUTLAK'a Konferansı)
  • Bütün devletler ve tüm yapılanmaları yeryüzünü parselleyen şeytan şebekeleri dir devletlerin hepsini de arka planda aynı Merkez kurmuştur yönetmektedir ve kontrol etmektedir
  • Gitmek, gitmek, hiç durmadan gitmek!
    Kanatlanmak için tutuşuyor olanca kanım!
    İleri atılmak istiyor bütün bedenim!
    Sellere kapılmış gibi bütün imgelemim
    Çırpınıyor, kükrüyor, kabıma sığamıyorum!..
    Köpük köpük oluyor kızışan isteklerim
    Ve kayalarda patlayan bir dalga gibi tenim!
  • Bütün mahalle ayağa kalktı:
    — Damda deli var! Sokak, bir baştan bir başa, deliyi seyre gelenlerle dolmuştu.
    Önce karakoldan, sonra Müdüriyetten araba ile polisler geldi. Arkadan itfaiye yetişti. Delinin annesi,
    — Yavrum, oğlum, in aşağı!... Hadi çocuğum!... diye yalvarıyordu.
    Deli,
    — Muhtar yapmazsanız, kendimi aşağı atarım! diyordu (...)
    —- Seni muhtar yaptık! diye bağırdı, haydi in aşağı!.. Deli, oynamaya başladı:
    — inmem! Şehir Meclisine üye yapmazsanız, kendimi aşağı atarım (...)
    Komiser,
    — Yaptık, dedi, seni Şehir Meclisine üye yaptık. Hadi kardeşim in aşağı da arkadaşlarını bekletme!... (...)
    — İnmem! Belediye Başkanı yapın ineyim! (...)
    — în kardeşim!... Seni belediye başkanı yaptık, in de vazifene başla! (...)
    — Bakan yaparsanız inerim! Aşağıdakiler kısa bir tartışmadan sonra,
    — Pekiy, dediler, seni Bakan da yaptık! Haydi artık in aşağı!... in... Bak herkes seni bekliyor. (...)
    Deli, barbar bağırıyordu:
    —- Başbakan yapmazsanız, karışmam, kendimi aşağı atarım.
    — Yaptık!... diye bağırdılar, seni Başbakan yaptık.
    İhtiyar adam:
    -- İnmez! dedi.
    Deli tekrar oynamağa başladı. Sonra da,
    — Kral yapın, ineyim! dedi, kral yapmazsanız kendimi aşağı atarım.
    İhtiyarın dedikleri doğru çıkıyordu. Ona danıştılar.-
    — Ne dersiniz? Kral yapalım mı? İhtiyar;
    — İş, işten geçti, dedi, artık ne derse yapmak zorundasınız. Bir kere nasıl olsa başbakan oldu.
    — Seni kral yaptık birader! diye bağırdılar, haydi bakalım, artık in!...
    Damda göbek atan deli,
    — İnmem! dedi.
    — Ne istiyorsun? Kral da yaptık işte!
    — Yaaa... İnmem. İmparator yapın ineyim, yoksa kendimi aşağı atarım.
    İhtiyar;
    — Atar, dedi.
    — Yaptık! diye bağırdılar. Seni imparator yaptık. Haydi gel aşağı!... (...)
    Damdaki deli,
    — Ben imparator muyum? diye sordu. Aşağıdan bağırdılar:
    — İmparatorsun!
    — Mademki imparatorum, canım isterse inerim, istemezse inmem... İnmiyorum işte!