• Kim bilir belki aynı yağmurun altında birbirimizden habersiz yürüdük…
    Belki ben o gün o şehri terk ettim,
    Belki bir daha aynı yağmuru tadamayacağız.
    Senden haberim yok, benden haberin yok.
    Başka insanlar var yanımızda.
    Aşık değiliz.
    Olmayan seni, olmayan beni özlüyoruz.

    Ahmet Batman/Soğuk Kahve
  • Hassas olmak..
    Ne güzel bir ifade biçimi değil mi? Hayatta hepimizin hassas olduğu konular vardır herhalde. Onlarla ilgili size laf gelsin istemezsiniz. Çabalarsınız, söyletmezsiniz. Benim de çok hassas olduğum bir konu var. Mesela ben mesleğimle ilgili bir şey duyunca çok sinirleniyorum. O insanı tanımadan, hayatını bilmeden, işini nasıl yaptığını görmeden bunun hakkında bir fikir sahibi olmak ne kadar doğrudur diye düşünüp kendimi yiyorum. Kalkıp sırf sizinle aynı şeyi düşünmüyor diye “sen ne biçim doktorsun?” demek garip değil mi? Son zamanlarda çok fazla gerek yorum olsun gerek mesaj olsun böyle dönüşler aldım. Mesela “sen hiç öğretmen gibi konuşmuyorsun.” Bunu cidden oturup düşündüm. Arkadaşlar ben burada esprili bir insan olabilirim, çok fazla açık sözlü olabilirim, (kimine göre patavatsız kimine göre açık sözlü gelir o ayrı), her şeye atlayıp kendimce düşüncelerimi savunuyor olabilirim. Sizlere üzüleceğiniz bir şey söyleyeyim, evet gerçek hayatımda da böyleyim. İçimde olanı tutamam. Bu tamamen benim kendimle olan sorunum. Kişisel hayatımla ilgili bir şey. Ama bu demek değildir ki “sen ne biçim öğretmensin, senin çocuklar yandı.” İşimi çok severek yapıyorum belki içlerinizden birinin çocuğu öğrencim olacak. Hiç korkmayın. Yeri geldi idealist bir öğretmen olduğum için de sorgulandım. Bana yazan insanlar burada üstlerinize alınmayın. Sizin haricinizde de ideallerimi söylediğim zaman sorgulandığım oldu yani. Tek istediğim işimi iyi yapmak ve gerçekten bana ihtiyacı olan çocuklara, ailelere koşmak. İnşallah birinizin çocuğunun öğretmeni olurum o zaman görüşürüz :)
    (Ayrıca buraya diploma filan mı eklememiz gerekiyor da haberim yok?)
  • Bugün resmine dokundum ben ,
    Öptüm yine yine.
    Zaman ağır ol henüz erken,
    Demek için güle güle.
    Sesini özledim ,
    Özledim çok.
    Haberim yok ,
    Durmuş dünya niye
    Seninle birlikte kaybolanları,
    Arıyorum başka şeylerde.
    Aşk şarkısı değil bu,
    Geldi içimden .
    Gülümse bir kez benim için eğer duyuyorsan.
    Nehrim ol gel ak yine,
    Kelebek ol gel uç yine ,
    Çiçeğim ol gel aç yine,
    Rüzgar ol...

    Şebnem Ferah
    Bugün

    https://youtu.be/7Nbffh1pxdk
  • Dostum, peki siz Papa’nın Deccal olabileceğine inanıyor musunuz? Açıkcası böyle bir şeyden haberim yoktu, ancak ister Deccal olsun, ister olmasın benim hala yiyeceğim yok
    Voltaire
    Sayfa 23 - İthaki Yayınları
  • Keske Ben Hep Cocuk Kalsaydim

    Füsun Dudurga

       

    Ne olurdu sanki hiç büyümeseydim
    Çocuk saflığıyla yaşasaydım hayatı
    Delicesine koşup terleseydim de sokaklarda
    Yorulduğumu hiç anlamasaydım
    Her şeyi bilsem de 
    Hiçbir şeyden haberim yok gibi davransaydım
    Zırıl zırıl ağlayıp 
    Koşmaktan yorgun düşen bedenimi hissetmeyip
    Annemin koynunda sabahlasaydım
    Kötülerden ve kötülüklerden haberdar olmasaydım
    Hayat beni hırpaladıkça küsmeseydim de 
    Hep oyun sansaydım
    Heep oyun sansaydım
    Kırılan kalbime inat; kalp kırmak yerine 
    Çocuk kalıp oyuncaklarımı kırsaydım 
    Ve kırılan oyuncağım için doya doya ağlasaydım
    Kırdığım oyuncaklarımı 
    Eskisi gibi olmayacaklarını bile bile 
    Tamir etmeye kalksaydım
    Düştüğümde kanayan dizlerime aldırmadan 
    Tıpkı oyunbozan bir çocuk gibi 
    Kaldığım yerden devam edip 
    Mızıkçılık yapsaydım 
    Ve tüm acılarımı bir çırpıda unutup 
    En büyük acıyı dizimdeki yaraymış sansaydım
    Düşünmekten kazan gibi olan başımı 
    Koyacak yer bulamadığımda 
    Annemin huzur veren yumuşacık dizlerine koysaydım
    Ve gözlerimi yumup mışıl mışıl uykuya dalsaydım
    Uykudan kalktığımda ise 
    Tıpkı çocukluğumdaki gibi 
    Her şeyi oyun saysaydım, oyun sansaydım
    Kan ağlayan gözlerimi kurutsaydım
    Her şeyi ama her şeyi unutsaydım
    Keşke ben heep çocuk kalsaydım
  • Dünyanın sonuna doğmuşum
    Ya da ölmüşüm de haberim yok
    İyi bilirdik derler elbet ardımdan
    Bundan büyük bir yalan yok

    Yok,bundan büyük yalan yok...
  • Yazar: özlem
    Hikaye Adı : Gelincik
    Link: #31082183
    Müzik Parçası : Beirut

    " https://www.youtube.com/watch?v=wpg8jBFaj3c "

    ... Yeni temizlediğim mutfak tezgahının fayans uçlarını parmaklarım belki kopana dek sıkıyorum. Gözlerimde bir o kadar sıkı sıkıya kapalı. Kilitlenmiş gibiyim ve beni çözecek, anlayacak hiç kimse yok.. İnsan, sevdiğinden, güvenden ayrı düşünce yabancı gelirmiş nefes aldığı toprak.. bir parça güçle pencerenin ardına baktığımda, alabildiğine açık ve aydınlık olmasına rağmen hava, soluduğum bir nefes yok.

    Yavaşça gevşetiyorum parmaklarımı, önce sağ.. Ve tuhaf.. bir nefes, rüzgar gibi olan bir anı hatırlıyorum. Nasılda güneşliydi o günler..
    Yeniden gözlerimi kapatıyorum.
    Önce sağ, çünkü onun o çok sevdiğim kır çiçeklerinin arasına bıraktığı ve bulmam için yalvaran gözlerle, kalbinin sesini tüm gümbürtüsüyle duyduğum alyans oradaydı. Saf bir yanım vardı elbet ve beklemezdim çiçeklerin, kelebeklerin yıllar sonra böylesine farklı, eşsiz, biricik bir çiçek bahşedeceğini.
    Sevdiğim adamın ellerinde…

    O varolduğu için belkide güneş böylesine sıcacıktı..
    Güneş birazda sevgiydi ve sevginin yeryüzündeki karşılığı sevdiğim adamdı.

    Önce anlamadım ne olduğunu. Hatta haaaaaayır!! deyişini duymasaydım yabani birkaç otla birlikte bu eşsiz alyans çiçeği toprağa kısa bir yolculuk edebilirdi. Ama o pırıltısı, ışığı.. ve kalbimde bir alarm duygusu veren heyecanı beni duraklattı. Şimdi tezgahı sıktığım o eller, otları hafifçe kavradı, en sevdiğim çiçeklerle.. gelincik dahil.. ve bir şey gördü. Alyansı…

    Küçücük bir madde bir insanı böylesine mutlu edebilir miydi? Hani yüzüklerin efendisinde olduğu gibi tüm gücü barındıran bir yüzük gibi.. hayır, ondan çok daha fazlası.
    Nefesini tutmuş, beni izleyen gözleriyle alyansı çiçeklerin arasından aldım ve parmağıma taktım ve zaman o andan itibaren seyrine devam etti.
    Zira durmuştu…

    Ellerini tuttum sıkıca, gözlerimdeki ışığı paylaştım ve yağmur düştü hafif gül rengi yanaklarıma. Konuşamadım.. Konuşamadı…
    Sarıldım.. Sımsıkı. Bir bütün olur gibi.
    Ve biliyorum.. tamamlanandım.

    Her şey herşey nasılda güzel ve farklı…

    Sonra ise nikah hazırlıkları.
    Ne zaman başladı, ne zaman buraya geldik...
    Her şey nasıl hızlı…

    Kalbimi hissetmiyorum.. Sanki mutluluktan tatlı bir uyuşukluk halinde gibi.
    Ve biliyorum bu mutlu ve özel an'a yardım eden, sevgi gibi derin görünmeyen şeyler vardı…

    ... Nikah masasında sırf ayağına basmamam için masa altındaki o telaşı.. sözde ayakkabısını çıkarmış :) ama görmez miyim bunu? Buldum ve tamamdır. Ve İyi ki belirsizdi o tiz çığlığı yoksa hayırr!!! yerine geçebilirdi memurun sorusuna verdiği yanıt. Ben gülüşlerle ve epey eğlenerek gözlerine baktığımda...

    - Hayatım, seni dinliyoruz, derken..
    Evet!!!! çığlığı… bu da duran zamandandı.


    Bir korku.. gitmiyor..
    Onu kaybetmekten ölesiye korkuyorum.


    Korkuyorum….

    ... Mutfak tezgahının fayans uçlarından ellerimi çekerken sol elimdeki pırıltıya gidiyor aklım.. Nikah yüzüğüm. Nişan yüzüğünün sonsuz cennet hali. Parmağımı sıkıyor..
    Normal mi?
    Tezgaha yaslanıyorum.. Pencereden dışarıyı seyrediyorum..
    Zamanın içinde..
    Tuhaf, hala nefes alamıyorum….


    Bu sabah sevdiğim adam işe gitmeden önce ki benden çok daha önce gider.. etrafı şöyle bir toplarken oldu herşey. En sevdiği mavi gömleği sevgiyle katlarken, itinayla katlanmış bir kağıt düştü sol cebinden... ve düşen kağıdı gözlerimle izlerken, zaman bir kez daha durdu. Oysa zaman bizden yana değil miydi? Hayır.. söz konusu sevdiğim adam ve mutlaka bir haber, bir güzellik olmalı.
    Kağıdı halıdan alıp, bir köşeye çekilip, önümde de gömleğiyle.. okudum.

    Şöyle yazıyordu:
    “ Seni hiç unutmadım..
    İyi ki yeniden biraradayız.
    O eşsiz gecemiz son olmasın..
    Seni şimdiden özledim
    Sevgilim. “

    Mektubu büyük bir inkarla ve paramparça bir gülüşle katladım.. Gayet açık, ona değil.
    Gayet açık…


    … Üstümü giyiniyorum, işten izin alıp onun yanına gidiyorum habersiz.
    Tatlı bir sürpriz merakımı örtbas edebilir.
    İşyerindekiler tanıyor beni ve girişteki sekreter hanım eşimin bugün hiç işe gelmediğini bilgim varmış gibi söylüyor.
    Ben ise bilmediğim durumu hatırladığımı, konuşmamızın aramızda kalması gerektiğini ve bıraktığı bir notu olup olmadığını söylüyorum..
    Bir şey vardı diyor..
    Bir paket.
    Pencereye bakar gibi aynı nefessizlikle büyük bir itinayla paketlenmiş parlak pakete bakıyorum. Hiçbir şey yazmıyor, üstündeki adres hariç.

    Oradan geçiyorum ve ben bırakırım paketi diyorum..
    Zaten eşime gönderilmiş bir paket..
    Hiç haberim olmayan.
    Güzel, gül kokuları içinde…


    Taksiyi çeviriyorum, paket kucağımda adrese doğru gidiyoruz.
    Taksici adrese yönelik konu açıyor..

    - Çok lüks bir oteldir abla orası. Ne açılış yapmışlardı ama.. Bizim bir aylık nafakamız onların bir sofradaki çerez parası etmez.

    Bu kadar lüksle yaşamımızı kıyaslıyorum. Bir de paketi, bir ayna gibi yaşamımıza yansıtıyorum.. Hiçbir şekilde uymuyor.

    Adresin yazılı olduğu yere geliyoruz. Taksicinin ücretini ödeyip otele giriş yapıyorum. Paketteki adresi, oda numarasıyla gösteriyorum resepsiyondaki memura. Güleryüzle karşılıyor ve paketi bırakmak için ellerimden almak istiyor. Israr ediyorum.. Güzel bir sürpriz olabilir, lütfen, deyip asansöre biniyorum.

    11 kat.. dile kolay..
    Ve asansör korkusu olan ben, bu kapalı alanda tuhaf ki nefes alıyorum. Sanki yaşayabilirmişim gibi burada.. yeter ki o 11. kat gelmesin…

    Kapılar açılıyor...

    Oda numarasının yazılı olduğu odaları, küçük yaldızlı tabelaları tek tek geçiyorum.. ta ki kağıtta yazılı olan numaraya gelene kadar. Kapısı aralı, rüzgarlı, ferah bir oda ve biraz başımı uzatsam tüm oda dahil balkonu dahi görebilirim.
    Bir hareketlenme var odada. Korku eşliğinde öylece kalıp dinliyorum... Kendimi, saygımı aşıp..
    Birini görüyorum.. birini daha ama birini tanıyorum.

    Tanıyor muyum?
    Duyduğum şey ise tanıdığım insanın dudaklarından dökülen; " Sevgilim... "
    O dudaklar bana ait olmamalı ve karşısındaki.. ben değilim..
    Düş mü bu.
    Kıpırdayamıyorum..


    Onları kahkahalarıyla bırakıp, kapıyı çekip, kapıyı çekerken adresi düşürüp, gidiyorum.. Sanki yollar kapanmış.
    Yürüdükçe dahi açılmıyor.
    Nereye gidiyorum?
    Evime mi?



    Bilmediğim bir evin kapısını elimdeki anahtarla açıyorum. Eşyalar bana ait, zevkime ait ama değil. Sanki dokunsam hepsi kül olacak..
    Yeni temizlediğim mutfak tezgahının fayans ucunu parmaklarım koparcasına kavrıyorum.
    Dünya sarsılıyor...
    Kalbimi hissetmiyorum.


    Alyans... varlığımı yok ediyor.

    Çalan ve hiç susmayan telefon sesleri eşliğinde yemek yapıyorum.
    Ve hazır….


    Etraf da derli toplu. Tep bir kırıklık, hata yok..
    Kırıklık ve hata mı? Dağınıklık, kir ve toz olmalı...

    Evet tek bir dağınıklık, kir ve toz yok…
    Odama geçiyorum..
    Dolabımı açıp en sevdiğim elbisemi giyiyorum.
    Gelincik rengi..
    Bu elbise, şu dolapta kendime ait olan tek şey.
    Onunla, aldıklarıyla bütün kılmıştım yaşamımı ve bu elbise kendime ait olan tek şey...

    Tüm takılarımı çıkarıyorum..
    Sadece bu elbiseyle.


    ... Tek bir şey dahi almadan yanıma, odayı, havasını, evimi ruhumla okşayıp yeniden bakıyorum...
    Sanki buradaki tek yabancı benmişim gibi..

    Hiçbir şey benim değil ve dokununca kül dahi değil artık.
    Kanatıyor….


    Bir şeyler yazmalı diyorum..
    Her şey böylesine mükemmelken..
    Yemek hazır,
    ev harikulade .
    Her şey...
    Bir şey eksik.
    Çantamdan kalem ve kağıt çıkarıp duvara yaslayıp, uzun bir süre yazamayıp.. Şunu söyleyebiliyorum…

    " Sevgilim…
    Hoşçakal. "

    - " https://soundcloud.com/.../avk-beni-yakt-ge-ti " -



    Not: Hikayedeki kahraman her ne kadar ben olsam da ağırlıklı olarak kurgu.. Alyans dahil. Bir kadın olarak kadının dik duruşunu, asaletini, kıymetini belki çiçekler, en çok da gelincik çiçeği eşliğinde anlatmak istedim. Herşeye rağmen...