Melike Akgül, Abum Rabum'u inceledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · 7/10 puan

Spoiler içerir.
Kitabı okurken bunu araştırayım, şunu kenara not edeyim dediğim birçok bilgiye rastladım. Dolu dolu, ancak bazı noktalarda tekrara düşmüş. Ki bu iyi bir şey çünkü konu ile ciddi bir ön bilgisi olmayan insanlar için kolayca unutulabilecek birçok detay içeriyor. Yine de bazı şeyleri kaçırdığımı hissediyorum. Dili diğer kitaplarına nazaran oldukça sade.
Ortadoğu, ilk Mezopotamya uygarlıkları, Türkiye, Amerika’nın Ortadoğu üzerindeki planları, Batı’nın Doğu kavgası, Yahudilik, Mossad, Hristiyanlık, Hz. İbrahim’in öğretisi, CIA, MIT, Zelotlar, Grup Kardeşlik kavramları ön planda.
Bazı gizli tarikatlar Antiochos'un anıt mezarındaki hazineyi bulmaya çalışırlar. Bu açıdan tarihi kaçakçılık işlenmiş. Ancak bu hazine gerçekte bir bilgi mi yoksa değerli eşya mı bazen kafam karıştı açıkcası. Sanırım yazar iki ihtimali de işlemeye çalışmış. Ancak nasıl bir bilgi olabilir ki tüm dünyadaki semavi dinlerin algısını değiştirebilecek olsun. Bizim Türklerin amacı ise bu bilgiyi onların eline geçmesini engelleyerek Hz. İbrahim’in öğretilerinin Batı’nın eline vermemek böylece yanlış ellerdeki bu önemli bilginin farklı amaçlarla kullanılmasını engellemektir. Kitap boyunca bulunacak bu bilgilerin üç Semavi dini birleştireceği ya da büyük bir din savaşı çıkaracağı yönünde teoriler duyuyoruz. Selim hoca adındaki Sümerolog karakter ve Zelot örgütünden Zara ikilisinin sırf romanda aşk olsun, okuyucular bunu ister diye birbirlerine yakınlaştırıldığını düşünüyorum. Biraz zorlama olmuş yani. Ayrıca Japon polisi Maasaki-san karakterinin de tanımadığı bir kız için sırf Japon geleneklerinde katledilen insanların ruhlarının özgürleşmesi için intikam alınması gerektiği için yaptığı planları biraz abartılı buldum. Karakter katillerin bulunması ve iki diğer karakteri öldürmek için biraz fazla çaba harcadı gibi geldi. Ayrıca kitapta Masaaki-san’ın bu ölümlerde parmağı olduğuyla ilgili ufak ipuçları verilmiş olsa da, zorlama bulduğumdan dolayı sanırım, ancak kitap bittiğinde bu ipuçlarının farkına vardım. Gerçekten Japon polisini tanımadıkları maktullerin ruhlarını özgürleştirmede bu kadar hassaslar mı bilemiyorum. En azından halkın böyle bir kültüre sahip olduğunu öğrenmiş oldum.
Final bölümünden aklımda soru işaretleri kaldı. Tamam, klasik bir son tabi ki hazineyi buldular ancak bilinmezlik sebebiyle kimse bilgiye ulaşamasın diye anahtar diski Nemrut’un dehlizlerinde kırdılar. Peki, oradan onlarca ajanın ve teröristin bulunduğu dağdan nasıl sağ çıktılar bununla ilgili bir açıklama yapmamış yazar.
Kitapta fazla basitleştirilmiş bulduğum bir nokta var. Bazı karakterlerin ana dili İngilizce ve birçok konuşma aslında İngilizce olarak geçiyor. Ancak diyaloglar çok Türkçeleştirilmiş gibi. Bence İngilizce diyaloglara çevirilerdeki klasik dil unsurları eklenebilirdi. CIA’nin, Japon polisinin aslında İngilizce konuşuyor olduklarını unuttuğum çok zaman oldu. Acaba cancağızım İngilizce’de nasıl söyleniyor ki?
Her bölümün başında Kutsal Kitap’lardan ve apokrif metinlerden küçük hikâyeler paylaşılmasının esere tat verdiğini düşünüyorum.
İskender Pala’nın birçok kitabından biraz farklı. Bölüm başlarında kullandığı zaman ve yer açıklaması dâhil olmak üzere bazı açılardan Dan Brown kitaplarına benzediğini düşünüyorum. Çok zekice kurgulanmamış ancak verdiği bilgiler ve bu açıdan farkındalık oluşturması anlamında okunmaya değer.
Sonuç olarak bu kitaptan hangi ana fikri çıkardım: kültürümüze sahip çıkalım, Batı’nın oyunlarına gelmeyelim, tarihimiz hakkında bilinçlenelim.

nilüfer akpınar, Katre-i Matem'i inceledi.
Dün 14:32 · Kitabı okudu · 36 günde · 8/10 puan

kitap çok güzel, masal gibi bir anlatımı var. okurken asla sıkılmazsınız. ama yer yer kopukluklar var, bazı yerlerde de mantık hataları. genel olarak sürükleyici ve destansı, okunası bir kitap ama en büyük hatası bunu iskender pala'nın yazmamış olduğu. bu kitabın yazarı belli değil arkadaşlar malesef..

Anıl Kış, Politika'yı inceledi.
Dün 13:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle belirtmeliyim ki Platon un Devlet’ini okumadan bu kitabı okumayın. Şöyle bir bilgi vereyim Platon, Sokrates’in öğrencisi; Aristoteles ise Platon’un öğrencisi. Ek bilgi olarakta Büyük İskender Aristoteles’in öğrencisidir. Arsitoteles Politika kitabında oldukça ayrıntılı bir şekilde en küçük bireyden (baba ve köle/ yöneten ve yönetilen) haneye , kentten devlete gibi oldukça ayrıntılı incelemeler yapmış. Büyük ölçüde de Platon’un savlarına karşı tez üretmiş veya daha da açmış. Yönetim şekillerini çok ayrıntılı şekilde incelemiş. Daha sonra insanın yetiştirilmesi vb konuşara değinmiş. 2400 yıl kadar önce belki de bizim bugün ulaştığımız şeyleri ilginç bir şekilde tespit etmiş. Ancak şunu da belirtmeliyim bazen o kadar çok ayrıntıya girmiş ki akademik bir kariyer yapmıyorsanız o konudan iyice uzaklaşıyorsunuz. Son olarak bu kitap belkide Platonu, haliyle Sokrates’in bazı savlarını çürütmüş ama bu fikirleri ilk ortaya atan Sokrates olduğu için ona hayran olmamak mümkün değil. Bişeyi eleştirebilir veya geliştirebilirsiniz ancak üretmek başka bir olaydır.

İrem, bir alıntı ekledi.
17 May 17:36

Efesli ressam Apelles, Büyük İskender'in resimlerini yapmakla ünlüdür. Apelles yaptığı tabloları halka sunup bir perdenin arkasına gizlenerek yorumları dinlemekten çok hoşlanır. Böylelikle yapacağı yeni resimler için yeni düşünceler edinmektedir. Apelles' in sergisini gezen bir ayakkabı ustası resimlerin birinin karşısında durarak tablodaki insanların ayakkabıları üzerinde eleştiriye başlar. Ayakkabıcının etrafında toplanan kalabalık merak içinde adamı dinlerken Apelles de gizlendiği perdenin arkasından yapacağı yeni tablolardaki ayakkabı figürleri için söylenenleri can kulağıyla dinler ve bir deftere not eder. Ayakkabı ustası uzmanlık alanının dışına çıkıp resmi sanat açısından ve teknik yönden eleştirmeye de başlayınca Apelles perdenin arkasından bağırır: "Efendi haddini bil, çizmeden yukarı çıkma!" Ressam Apelles'in bu öyküsü unutulmuş olsa da iki kelimelik bir deyime dönüşen haliyle anlatılır durur günümüzde de: "Çizmeyi aşma!"

Bir Çift Ayakkabı, Sunay AkınBir Çift Ayakkabı, Sunay Akın
Soul, bir alıntı ekledi.
17 May 14:05

"Ve hiç şüphesiz senin için bitmez tükenmez bir mükâfat vardır.
Ve hiç şüphesiz, sen pek büyük bir ahlak üzeresin."
(Kur'an, Kalem, 3-4)

Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender PalaBülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala
Ferda Çalışır, bir alıntı ekledi.
17 May 00:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Aristoteles, bazı majik öyülerde anlatılan Büyük İskender'in oğretmeniydi.
İskender'in babasının Mısırlı bir majisyen olduğu ve İskender'in annesi Olympias'ı (Makedonya kralı Philip'in eşi) Mısır tanrısı Ammon'un görünümüne bürünerek baştan çıkardığı söylenir.

Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, W.B. Crow (Sayfa 139)Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, W.B. Crow (Sayfa 139)
Sonbahar Yaprağı, bir alıntı ekledi.
16 May 12:46 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Gül deyince kalem elden düşüyor...
Hilkatin Fâtiha'sı nübüvvetin hatimesi, ins ü cinin efendisine selamdan sonra,

Biz, O varlık güzeline Gül diyeceğiz; gül çağında ıtırlarını duymak için...

Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gül'ü bilememenin ve Gül'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve en büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Gül'den başka gül bulamayacak, Gül'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır.

Gül Şiirleri, İskender PalaGül Şiirleri, İskender Pala
Hüseyin Y, bir alıntı ekledi.
16 May 11:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

AHFEŞ'İN KEÇİSİ

Ahfeş, Arap gramerinin en büyük âlimlerinden üç ayrı kişinin adıdır: Ebül-Hasan Sait b. Mesade, Ebül-Hattab Abdülhamit ve Ali b. Süleyman. Bunların her üçü de yaptıkları çal­ ışmalarıyla Arapçaya büyük hizmetlerde bulunmuşlar, ancak içlerinden birinin adı, bu çal­ ışmalarından dolayı değil; çalışma sisteminden dolayı ibretle anıla gelmiştir.
Ahfeş kelimesi aslında tropikal iklimlerde görülen bir tür göz hastalığının adıdır. Güneşe ve ışığa aşırı duyarlılık sebebiyle ortaya çıkan bu hastalığa yakalananlar gözlerini kısarak bakmak zorunda kalırlar, bu da ciltlerinde bozulmalara sebep olurmuş. Ahfeşlerin gözleri küçük olup geceleyin gündüzden, bulutlu havada da gün ışığından daha iyi görürlermiş. Söz konusu dilci de bu illetten mustarip olduğundan Ahfeş lakabıyla tanınmış ve asırlar içerisinde artık adı yerine yalnızca lâkabı kullanılmıştır.
Ahfeş, yaşadığı muhit itibarıyla dil konusunda verdiği dersleri dinlemeye istekli kimse bul­ amaz; sayıları birkaçı geçmeyen öğrencileri de sık sık derslere devamsızlık ederlermiş. Böyle durumlarda Ahfeş hem öğretmenliğin hakkını vermek, hem devletten aldığı parayı hak etmek, hem de bilimsel araştırmalarını ilerletmek için öğrencisiz sınıfta dersini anl­ atmaya devam eder, kesinlikle vazifesini aksatmazmış. Ancak sınıfta bir muhatap olursa, ders takririnin daha zevkli geçeceğini düşünüp keçisinin boynuna bir ip geçirerek, bir öğr­ enci gibi kendisiyle beraber derslere getirmeye başlamış. Dersini anlatıyor, gerekli yerlerde "Anladın mııı?" diyerek keçinin yularını çekiyormuş. Keçi, yuları çekildikçe mecburen baş­ ını öne eğiyor, Ahfeş de bunu tasdik manasına alıp bir sonraki bahse geçiyormuş. Ahfeş ile keçisi arasındaki bu hoca-öğrenci ilişkisi o kadar uzun sürmüş ki, sonunda keçi Ahfeş'in "Anladın mııı?" manasına gelen hitabını duyar duymaz, ipinin çekilmesine gerek kalmadan şartlı refleks ile başını sallamaya başlamış.
Ahfeş, yıllarca derslerine böyle devam etmiş ve dilin inceliklerini öğrenecek insan bulam­ ayınca Recisine öğretmeyi bir görev şuuru saymış. Ama ne yazık ki keçisi asla konuşamamış.
Şimdilerde Ahfeş'in keçileri, yavaş yavaş hecelemeyi söktüler. Ama ne yazık ki hâlâ "Tabii efendim, haklısınız üstadım, doğru söylüyorsun azizim, baş üstüne müdürüm..." demekten öte geçemediler.
"Ahfeş'in keçisi gibi başını sallayanların bu bapta gösterdikleri ilerleme ise şartlı refleks olmaktan çıkıp iradî refleks hâlini aldı. Buna da zamanımızda, "Salla başını, al maaşını!" diyorlar.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Kimola, bir alıntı ekledi.
15 May 21:41

En büyük felaket
Büyük iskender dünyanın en büyük felaketini şöyle tarif etmiş:
-iyi adamın fena adama muhtaç olmasından büyük felaket olamaz.

Tarihi Hakikatler, İsmâil Hâmî DânişmendTarihi Hakikatler, İsmâil Hâmî Dânişmend