Derin Sular
Yaptığın hatalardan çekinme, eğer geride iyi bir tecrübe bıraktıysa...

Gerektiği zaman ağlamaktan çekinme. Gözyaşları senin söyleyemediklerini söylemek içindir.

A Very Long Engagement

Dilara Karınca, bir alıntı ekledi.
16 May 12:02 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Çekinme! Kimseler işitmez. Korkma! Bu ağaçlar, çiçekler ketumdur, insan değil ki hıyanet etsin .

Sergüzeşt, Samipaşazade Sezai (Sayfa 107 - Anonim yayınları)Sergüzeşt, Samipaşazade Sezai (Sayfa 107 - Anonim yayınları)

En son ne zaman bindiğin metroda çift kişilik bir koltuk aradın? Ne zaman bir kadının üşüyen ellerini ısıtmak için önce kendi ellerini nefesinle ısıttın? Kaç kadını sevdin tepeden tırnağa tüm yalnızlıklarıyla? En son ne zaman kör inadını kırıp ta mağlup ayrıldın haklı olduğun kavgadan?
Sevdiğin kadına kulak ver, basit bir cümle. Onun cümlelerine değil gözlerine bak. Söyleyemediklerini bul, sonu üç noktayla devam etmek zorunda kalan geçmişini araştırma. Kıyma bir kadının gözyaşlarına. Hayallerinin katili olma, illa da katil olmak istiyorsan korkularının katili ol. Göster ona bir erkeğe nasıl güvenileceğini! Sol yanına yasla mesela, sevişme içgüdüsü beslemeden uyu. Öyle sarılsın ki sana tüm öpüşmeleri unut ve ömrün boyunca seveceğin kadınlarda onun sarılmasını ara.
Bir kadını hak ederek sev. Gözyaşlarının akmasına izin verme. Gerektiğinde sen de kat gözyaşlarını onun acısının en koyu yerine. Çekinme acıdan, bir kadının dudaklarının silemediği acı tanımadım ben. Hayal kuran insanlara çocuk gözüyle baktığın zamanlar, çocukken ne kadar masum olduğunu getir gözlerinin önüne. Kendi çocukluğunu canlandır, yıldızlara bakıp ta karşı apartmanda oturan ismini bile tam bilemediğin kıza aşık olduğun kızı hayal ettiğin yarım kalan çocukluğunu hatırlat kendine. Gülümse, bir hayal daha kur. Mesafelere aldırma, en büyük mesafe arasında birkaç santim kalan dudaklarının birbirine dokunmasından korktuğu andır kimi zaman. Mesafeler için bir kadından vazgeçeceksen, ucunda ölüm olduğu için yaşamaktan da vazgeç.
En son ne zaman sevdiğin kadını bekledin bir cumartesi akşamı şehrin en işlek caddesinde yağmur tepeden tırnağa seni ıslatırken? Aklından onlarca sitem geçtiği halde tek görüşte tüm öfkelerinin sesinin kısıldığı anları bilirsin işte, vazgeçme bunları düşünüp te. Huzuru çok arama, huzur hayalindeki şehir de değil, sevdiğin kadınla yan yana hayaller kurabildiğin şehirde.
Bir kadını sevmekten korkma adam, bir kadının silemediği yara izi tanımadım ben. Eninde sonunda ucu ölüme çıkan kısacık ömründe bir kadını hakkıyla sevmiş ol en azından…

MUZAFFER SARAY

zeyneb, Bitik Adam'ı inceledi.
 14 May 20:59 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Öyle bir kitap yazacağım ki okuyanlar, ne düşündün be Bernhard, içine ata ata ne hale düştün, tuta tuta çatlayacaksın be adam. Çekinme hadi hadi yaz da kurtul şundan; kafanda kura kura kurudun be adam, diyecekler, demiştir diye düşündüm.

Zeyneb, Bernhard bu Bernhard! Yavaş ol, bu nasıl giriş, bu nasıl bir ciddiyetsizlik diyeceksiniz, diye düşündüm. Efendim 117 sayfalık ağır bir zihin dökümünün altından çıktım. Depresif hislerinin son demine vardığında evine davet ettiği tüm konuklarına, çıldırırcasına bozuk akortlu piyano çalarak öcünü alan bir karakterin etkisi altında yazıyorum bu incelemeyi, mazur görün. Karakterlerin dünyayı fazla ciddiye alan tavrından sıyrılmam gerekiyordu. Haliyle içimdeki Oğuz Atay devreye girdi ve
''Ben, en acıklı anlarda bile güldürücü sözler bulabilen bir insanım. Kendime acımam yoktur.'' dedi. Ben de başladım yazmaya.

Hani bazen böyle zamanı ve mekanı geride bırakıp olduğunuz yerde dalıp gittiğiniz anlar olur. Geçmişte yüreğinize ne yer etmişse çözümleyemediğiniz, zihninizin kapılarını aralarsınız. O vakit zihniniz, zamanında başrolünü oynadığınız o geçmiş zaman filmini arşivinizin tozlu raflarından alarak tekrar vizyona koyar; tek fark vardır bu sefer, artık koca bir sinema salonunda tek başınızasınızdır. Belki yaşarken bol gişe yapmıştır yaşadıklarınız. Kalabalığın gürültüsünden, kesilmek bilmeyen alkışlardan kalbinizin sesini duyamamışsınızdır. Bu gürültü bazen günler, bazen yıllarca sürer. Ne kadar kısa sürerse o kadar şanslısınızdır. Çünkü kalbin de kalbi vardır, ona zaman ayırmanız, onu dinlemeniz, filminizi bir de ona izletmeniz, onunla söyleşmeniz gerekir. Diyor ya Zarifoğlu;

“Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi
Olduğunuzu”

Bu filmi izlemeye başladığınızda artık kalp söyleşiniz başlar. Zihniniz aklınıza takılan ne varsa pencerelerini açar size. Zamandan ve mekandan sıyrıldığınız o anlarda her şeyi çözümlersiniz kendi içinizde. Zihnin durulması için bazen zaman bazen de zamandan kaçmak gerekir. Kalbinizi en iyi tanıyan sizsiniz, yolunuzu seçtiğinizde gerçek hislerinizin kapısı açılır. Ekran karşınızdadır. Yıllarca karşınızca apaçık dursa da bakmadığınız, baksanız da görmek istemediğiniz, ötelediğiniz, içten içe küçümsediğiniz, kendinize öyle hissetmeyi yakıştıramadığınız ne varsa bir bir yüzleşme vaktidir artık.

İşte bu toplam 117 sayfalık eser anlatıcının –Bernhard olduğunu düşünürsek eğer, yaşadığı belki birkaç saatlik bir zihin dökülmesiyle seyreden 50 yıllık bir ömrün, 30 yıllık bir arkadaşlığın bir iç muhasebesidir. Elle tutulur bir olay, mekan ve zaman yoktur. Artık onun zihni bu kavramlardan sıyrılmıştır. Bu durumu sevdim mi, buna henüz karar veremedim ama, bundan sonra asla Bernhard okumam, gibi bir yargıya da sokmadı kitap beni. Net olarak söyleyebileceğim ve beni kitapla ilgili en çok sevindiren husus yazarın beklentimi karşılamasıydı. Şöyle ki, bazı yazarlar vardır; kimi okurlar, eleştirmenler yere göğe koyamaz. O derler, bu derler, şu derler. Fakat siz onların yazarda gördüğü hiçbir şeyi göremezsiniz. Belki zamanı değildir, (buradaki faktörleri yaşantınıza göre doldurunuz) Bu durum okuru, bir daha ben bu yazarı okumam, düşüncesine itebilir ve tuhaf bir şekilde yazar ve okurun arasına görünmez bir duvar örülür. İlk kez okuduğum –özellikle edebiyat dünyasında üslubuyla hatırı sayılır yer edinmiş yazarlarda genellikle ben bu çekince içinde oluyorum. (İlkokul 8. Sınıf öğrencisinin ilk kez eline Suç ve Ceza’yı aldığı anki tedirginliği bilirsiniz, hah tam işte onun gibi. Tek fark, kitabımız hacimce küçük anlatım olarak yoğun:)) Ama okuduktan sonra yazarla ilgili yaptığım araştırmalarda yazarın üslubuyla ilgili kafama takılan tüm soru işaretlerinin tam doğru yere isabet alması benim için sevindiriciydi. Peki neydi anlamlandıramadığım, bana farklı/ilginç gelen bu hususlar;

1. Kitapta paragraf, bölüm adına bir ayrım yok. Düşünce yığılımı gibi bir dizilim var sanki.
-sebebi yazarın düşüncelerini bir bütün olarak görmesi ve bunları ayırmanın yanlış olmasıymış
2. Tüm kitabın uzunca bir “….dedi diye düşündüm,…diye düşündüm” cümlelerinden oluşması.
3. Yazarın düşüncelerinin sürekli birbirini tekrarlaması yada birbiriyle aynı kapıya çıkan benzer cümleler kurması. Bir nevi lafı uzatması. (Wertheimer'i intihara iten sebepler konusunda özellikle)
-başta itici bulduğum ancak sonradan yazarın tarzını araştırınca gayet anlamlı ve yerinde bulduğum durum. Bir şeye odaklanıp düşündüğümüzde düşüncelerimiz dönüp dolaşıp aynı noktaya, aynı cümlelere çıkmaz mı?

4. Avusturyalı olmasına rağmen ülkesinden, ülkesinin insanlarından nefretle bahsetmesi, acımasızca eleştirmesi ve sürekli oradan uzaklaşmak istemesi
-yazarı biraz araştırıp, çocukluğu ve ilk yetişkinlik yıllarında içinde yaşadığı derin bunalımı düşündüğümüzde bu sorunun cevabını buluyoruz, tamam diyoruz, kısmen hak veriyoruz yazara. Ama yazar ölümünden önce notere gidip tüm kitaplarının basımının Avusturya’da basılmasının durdurulmasını istemiş. O kadar nefret dolu. Bu Avusturya’yla olan içsel kavgası beni epey etkiledi doğrusu.

5. Yazarın hayata bakışı ve arkadaşlık anlayışı
- yazar kitapta kendiyle birlikte toplamda üç kişinin yaşamından bölümler sunuyor bize. Üç yakın arkadaş olduklarını iddia ediyor ama üniversite eğitimleri bitince aradaki bu bağ kopuyor, yeri geliyor birbirlerinin mektuplarına bile cevap vermiyorlar. Üçü de tabiri caizse kafalarını taktıkları çizgide ilerliyorlar. Kitap 50 küsur yıllık yaşamın ardından iki ölümle bitti. Ne bir evlilik ne bir duygusallık barındıran gönül ilişkisi. Tamamen duygulardan arınmış, meslek teması etrafında şekillenmiş hırs ve kıskançlıkla çevrili bir ömür. Peki bunca uğraştan, kendini bitirmeden, kendini ezmekten geriye ne kaldı? Değdi mi gerçekten? Onlara göre evet, ama bana göre koca bir hayır. Burada Bernhard’ın bir nihilist olduğunu belirtmek gerek.

Kitabı bitirdiğimde bende bıraktığı sorular ise şunlar idi; Dünyaya niçin geldiğinin farkında mısın? Mücadele ettiğin şeyler sadece bir ego tatmini mi yoksa seni iyi bir insan olmaya taşıyan şeyler mi? Şu hayatta bitmemek için, bitik adam ya da bitik kadınlar olmamak için neye ihtiyacımız var? Sevgi, sevgi, sevgi. Sevginin rehberliğinde de ilgi ve takdir edebilme duygusu.

Sevmezsek ve sevildiğimizi hissetmezsek, bitiyoruz.
Sevgili Wertheimer, aklımda iz bırakan kitap karakterlerinden biri olarak kalacaksın.

Bennu Akay, bir alıntı ekledi.
13 May 20:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Hak ettiğini düşündüğün cevap, başını yastığa koyduğunda gelirse aklına, çekinme yaz mesajı yolla gitsin. Sen uyu, o uyansın! Sen rüya, o kâbus görsün. Ne demek “Acaba?” sana yalan borcum mu var kız?

Kendimden Biliyorum Benim Dünyam Frida, Ercan Akarsu (Titanic Yayınları)Kendimden Biliyorum Benim Dünyam Frida, Ercan Akarsu (Titanic Yayınları)
cey, bir alıntı ekledi.
13 May 14:10 · Kitabı okudu · 7/10 puan

“Son mermiyi kendin için saklamak istiyorsun. Gerekirse vuracaksın kendini, son mermiyi kendine sıkacaksın; ellerine düşmemek için. Bunu düşünürken gariptir ama ölüm korkusu yok. En küçük bir çekinme yok. Namluyu çevireceksin kendine, basacaksın tetiğe, tamam. Çok rahat bu. Namluyu şakağına dayayacaksın ya da ağzına. Kurşunu yüreğine sıkmak. İçin el vermiyor buna. Yüreğine kıyamıyorsun. Yürek garip bir değer kazanıyor orda.”

Gülünün Solduğu Akşam, Erdal ÖzGülünün Solduğu Akşam, Erdal Öz

ROL YAPIN
Mutlu olmak, ailede huzuru yakalayabilmek için bazen rol yapmak bile çözüm olabilir.
Bu durumu bir hikaye ile anlatalım. Gelin kaynanasından “illallah” dedi ve: “Ben bu kadını daha fazla çekemeyeceğim” deyip doktora koştu. “Doktor bey, ben artık kaynanamı çekemez oldum, öyle bir ilaç ver ki kaynanam 3-4 ay içinde ölsün. Hemen de ölmesin ki, bunun benden olduğunu bilmesinler” dedi, Doktor da bir hap yazıp “kızım bu hapı her gün bir tane ver, 3-4 ay sonra kaynanan ölür” dedi. Büyük kaygıdan kurtulacağı için sevinerek evine dönen gelin doktorun yazdığı haptan kaynanasına her gün bir tane vermeye başladı. Ancak “bu kadın nasıl olsa 3-4 ay sonra ölecek, hayatının bu bölümünde ona iyi davranayım da aramız iyi olarak ölsün, bana dargın gitmesin” deyip kaynanasına iyi davranmaya başladı. “Anneciğim ne istersin, bir arzun olursa çekinme, sen bana kendi annem gibisin, kocamın annesi, yavrularımın babaannesisin vs.” diye içinden gelmediği halde “iyi gelin rolü” oynamaya başladı.
Gelinindeki bu değişiklikten memnun olan kaynana da önce “ne oluyor” diye onu denemeye başladı. Baktı bir hafta, iki hafta gelindeki iyilik devam ediyor. “Ben de şu geline iyi davranayım” deyip, “kızım sen yorulma, bunca işlerin içinde bir de ben rahatsız etmeyeyim. Sen benim yavrumun hanımı, torunlarımın anasısın, sen bana kendi kızım gibisin...” demeye başladı. Durumun değiştiğini gören gelin doktora koştu; “Aman doktor, kaynanam düzeldi, o hapın tesirini yok edecek başka bir ilaç ver de kaynanam ölmesin” dedi. Doktor da “Kızım git ben zaten vitamin hapı yazmıştım” dedi.
Görüldüğü gibi gelin aslında içinden geldiği için değil, “nasıl olsa ölecek” diye rol yaparak iyi davranmaya başlamıştı ama bu davranış karşıya tesir edip değişmesine sebep oldu. Kendisi de ona karşı değişip yuvasının huzurunu temin etti.
Bazen de karı-koca arasındaki bir durum yuvayı tehlikeye sokabilir. İçinizden gelmese dahi, rol icabı olsa da, geçmişi unutmuş görünerek “iyilik” yapın. Belki bir ay, belki altı ay, belki bir sene sonra karşınızdakinin inşallah değiştiğini göreceksiniz. Böylece de yuva yıkılmaktan kurtulacaktır.

Levent Günaydın, Göz Zinası ve Korunma Yolları'ı inceledi.
 07 May 17:09 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Bu konuda kitap oldukça kısıtlı. Karınca Polen işlerini beğeniyorum. Ancak bu kitap sürekli sürekli tekrar ediyor. İlk defa bu kadar tekrar eden bir kitap okudum keşke kitap 65-70 sayfa olsaydı da tekrar olmasaydı. aynı sorular vb şeyler. Ancak yine alıp okuduğunuzda size bir şeyler katacağını düşünüyorum.Güzel dokunuşlar var. kitap ilk 40-45 sayfası bilgi gerisi soru cevap fetva şeklinde . Kitap tekrar etmesi baya irite ediyor( sayfa 50den sonra başlıyor özellikle) ancak yinede kitabı bitirmek istiyorsunuz ve bitiyorsunuz. Kitabı alırsanız pişman olmazsınız çünkü fiyatı çok uygun Allah'a Emanet . Hatalarını bilip ona göre kendinizi düzeltmeniz her zaman sizin yararınıza olacaktır ! insanlar ne okuduğunu görüp çekinme çünkü sen hatanı düzeltiyorsun onlarsa sadece boş bakıp konuşurlar :) ek olarak bazı noktalarında katılmadığımı yazmamışım