• Hayat diyorum sevgili çocukluğum ne tuhaf ağlatırken güldürmeyi de biliyor. Yeniden doğuşum gibi hissediyorum artık daha güçlü daha inatçı biraz yorgun ama dik neler atlatmışım diyorum ve daha çok şeyde beni bekliyor böyle kırgın ama naif bir duygu karmaşası. Böyle huzur istiyorsun ama mücadele etmeyi öğrenmek zorundasın ve gözyaşının da sana bazen huzur verdiğini görebiliyorsun. Hep hayatımda desteğin eksik olduğunu söylemiştin doğru eksik ama o destek sadece bende birine güvenip bel bağlarsan seni köklerinden söküyor sonra savruluyorsun ama bu sefer sen dikeceğin için daha fazla derine gömüyorsun yaşadığın her acının inadına ve artık çiçek açmasını meyve vermesini umut ediyorsun yeni umutlarımız olsun....
  • ☘️🌺☘️

    " Son derece ilkel olan ruhumu sende terbiye etmek istiyorum."

    ☘️🌺☘️

    •• Geçen gün okuduğum bir metinde hasbelkader karşıma çıktı bu naif kelâm.
    Bu cümle alınır öpülür mesela.
    Mahçup bir iç açış, bir o kadar da mahzun.

    ☘️🌺☘️

    •• Zira; “çölüme yağmur rahiyaları bırakıyorsun, ruhumda çiçek tohumları filizlendiriyorsun” der gibi.
    Sonra kalkmış bir çetele tutmuş; ilk karşılaşmada hangi şiiri okuyacağından, saçını ne yana tarayacağına kadar düşünmüş.

    ☘️🌺☘️

    •• "Çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var,
    bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar" der gibi ne alâ sevmişler.
    Evlilik çağındaki kişilere "Allahtan korkan, kuldan utanan bir eşe nasip olasın" diye dua ederlermiş eskiler..

    ☘️🌺☘️

    •• Mal, mülk, para, makam, meslek değil aranan kriterler.
    “#Allah_korkusu ve #hayâ_duygusu” anlatabiliyor muyum?..

    ☘️••🌺••☘️••🌺••☘️••🌺••☘️••🌺••☘️••🌺••☘️

    •• Mümkün mertebe yaşama sebebi;
    "#Hayy, #hayâ ve #haysiyet" olmayan herkesten uzak durun...!! Vesselam🖤
  • 84 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bir kitap bu kadar derin, güzel akan bir ırmağın ışıltısı kadar aydınlık, gökteki bulutun uzaklığı kadar naif yakınlığı kadar ağır olmak zorunda mı ?

    Şükrü Erbaş, şu yazdığın uğultulu satırları, birşeyleri aklın süzgecinden ayırıp kıymetinin bilinmesi için bir köşeye süpürttürdüğün yetmiyormuş gibi, insan derisinin sıcaklığının yanına şu kış soğuğu gibi o tatlı üpertisini de eklemiyor musun... Daha nasıl anlatılır bilemedim ki ben burada...
    Sanki sallantılı bir merdivenden gökyüzüne açılan bir kapı gibi hissettiğim bu kitap, ruhun duygularını, insanın ellerinden bir kuş özgürlüğüne kavuşacakmış gibi o maviliğe ya da gecenin karanlığına bıraktırıyor...

    Kelimeler, cümleler ve dizeler...

    Çık çıkabildiğin kadar kelimelerden cümlelerden ve dizelerden... Bu sallantılı, insanın aklına bir patika gibi gelip giden düşünceli merdivenlerden...

    Gecenin bilmem saat kaçında uykuyla cebelleşirken, gündüzün o hararetli akışında çocuklar taş duvarların arasında kırlarda top oynarmışcasına coşarken bu dizelerde raks ettirdim ben ruhumu sallantılı patikalarda...

    Dur dur dahası var elbet sayfa aralarında. Bozkırın tezenesinin bir hışımla türküler savurduğu şiirler çıkar karşına.. Bağdaş kurup oturursun ve ara verirsin aklın kalple olan uzlaşmasına, dalıp gidersin türküler diyarına...
    Sonra, sonra bir bakmışsın bozkırın yiğidi dikilmiş karşına tam bir Yaşar Kemal edasıyla...Yüreğindeki zarifliğin kabullenemediği iltifatlar dökülmüş bu satırlara...
    Ve en sonunda çiçek gibi açan bir kadının, ruhunun ve aklının yansımalarına şahit olursun, -bu uğultulu sözler dökülen kalemden- merakla...
    Nice manidar, ruha ışık saçan şiirlerinde sözlerinde, derinliğinde, zariflik akan kaleminde gözlerimi yormak umuduyla...
    Şükrü Erbaş sen ölümde de olsa mutlu ve güzel yaşa .

    Canı yürekten tavsiye edilen bir kitap daha,
    Keyifli okumalar dilerim.
  • 120 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Güzel ve aydınlık bir günde yolumun üzerindeki hep uğradığım sahafa girdim. Havanın güzelliği içimde Sait Faik okuma isteği uyandırırken sahafta gözüme okumadığım Sait Faik kitapları ilişince derhal aldım. Sait Faik tam da böyle bir yazar bence insanın okudukça içine yaşamı, aydınlığı büsbütün hissettiren; her gördüğü insanın altındaki nice hikayeyi merak ettiren bir yazar. Bundandır Sait Faik "naif" kelimesinin tam karşılığıdır gözümde.
    Kitabı okurken acele etmek istemedim, zaten Sait Faik bu bakımdan benim için özel yazarlardandır. Bir yandan, hangi eserini okursam seveceğimi bildiğim ve bir an önce her eserini okumak istediğim, bir yandan ise bundandır okumadığım eserlerini bir an önce tüketmekten imtina edip en zor günlerime sakladığım yazarlardan.
    Kitap Sait Faik'in ölümünün ardından yayımcısı Yaşar Nabi Nayır tarafından hazırlanan bir seçki. 17 öykü ve kitabın en sonunda Salâh Birsel'in Sait Faik için yazdığı "Sait Adında Bir Balık" yazısından oluşuyor. Bu yazıyı çokça beğendiğim ve Sait Faik'i çok iyi anlattığını düşündüğüm için incelemede bu yazıdan bir alıntı kullanmak istiyorum:
    "(...) bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.
    Sait, bu öykü anlayışını bir gün Çiçek Pasajı'nda, Tahir Alangu'nun da bulunduğu bir toplulukta çok canlı bir biçimde dile getirir. Sait'in fokur fokur kaynadığı günlerden biridir o gün. Tahir Alangu ve arkadaşlarına: "Ne cıbıl heriflersiniz siz, size bir ıstakoz ısmarlayayım da mideleriniz bayram etsin!" sözünü bağışlamıştır. Sonra da Pasaj'ın o ünlü ıstakozcusunu çağırıp ıstakoz ısmarlamıştır. "İyi olsun ha!" demeyi de savsaklamamıştır. Istakoz gelmiş, Sait bıçağı eline almış, hayvancağızın şurasını burasını tıktıklamıştır:
    -Yaramaz bu. Daha iyisini getir!
    Istakozcu söylenecek olmuştur. Ama Sait:
    - Parasıyla değil mi? İyi olacak!
    Yeni gelen ıstakoz da aynı biçimde inceden inceye gözden geçirilir:
    -Haa, bak bunda iş var!
    Sait elini kolunu sıvayıp ıstakozu çıtır çıtır da kırmıştır.
    Koca, koskoca bir tabak dolusu bembeyaz et de salına salına ortaya çıkmıştır.
    Kendisinin gevezelik ettiğini sanan, ama bir kayık tabak ıstakoz etini karşılarında görünce şaşıran Tahir Alangu'ya şöyle demiştir:
    -İşte böyle. Kimi insanların içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri de işte böyle doludur. Öykücünün işi bunu bulmaktır."

    Bu kitabı ve içindeki öyküler de bir o kadar naif ve sokaktaki içi "dolu" insanların hikayeleri. Hele ki "Sevgilime Mektuplar" isimli hikayesi var ki muazzam. İsmi bir aşk hikayesi izlenimi uyandırabilir ancak Sait Faik burada gazeteciyken gittiği fabrika teftişlerini anlatıyor ve görüyoruz ki yıllar da geçse bazı şeyler değişmiyor. Kitaba ismini veren Tüneldeki Çocuk hikayesi bir o kadar sokaktaki insan bir o kadar doğal. "Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam" ise tam anlamıyla gerçek midir kurgu mudur bilinmez ancak Sait Faik'in işte bu içi dolu insanları nasıl da kıstırdığının müthiş bir örneği. Kitabın son kısımlarında " Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair" öyküsü ise benim için Sait Faik gibi "naif" olan bir diğer önemli edebiyatçımız Orhan Veli ile aralarındaki sohbetten oluşuyor ve okuması en keyifli öykülerden.
    Velhasıl, Sait Faik ki Türkçe'nin naif yüzü, Türk öykücülüğünün en önemli değerlerinden. Benim için kesinlikle en beğendiğim kitaplarından oldu.
    İncelemeyi kitabın açılışını yapan ve çokça etkileyici olan bir cümleyle bitirmek istiyorum:"Şu insanlara hiçbir şey çok değildir."
  • 248 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    40 yaşından sonra hayatınızı tamamen değiştirmek ister misiniz?
    Peki sizi en çok mutlu eden işi yaptığınız halde insanlardan kopmayı ve kendinizi doğaya bırakmayı, kuşlarla yaşamayı?
    Londra’da orkestrada Keman çalarken yerini bırakıp, köyde küçük bir eve yerleşip o evi “kuş evine” çeviren Kemancı Gwendolen (Len)in hayat hikayesi. Kuşlar için tüm imkanlarını seferber eden. Kendi ihtiyacından önce onların ihtiyacını düşünen tamamen onların güven ve arkadaşlığını kazanmaya ve onları gözlemlemeye odaklı bir hayat hikayesi. Kışın üşümesine rağmen kuşların rahatça girip çıkması için penceresini açık tutan, kuşların çorabının ipliğini söküp yuva yapmalarına müsade ettiği gibi onlar rahatsız olmasın diye postacının bile bahçeden içeriye girmesine izin vermeyen bir insan.
    Bu kuşların hangi vakit hüzün ve sevindiğini bilen onlara isimler takan.
    Bazı isimleri bırakıyorum buraya ( Yıldız, billy, yeşilli, kelkafa, zıpzıp, hophop, petercik, şakacı,açıkkahve, koyu kahve vb.) “Yıldız” bu kuşların içinde en özel olanı baştankara cinsi bir kuş.

    Bir ev düşünün bahçesinde meşe, kayın, huş, elma ve muşmula ağaçları yine mürver, frenk üzümü, yabani kiraz, iki çiçek tarhı, Mayıs çiçeği ve pergola olan.

    Bu ağaçların ve çiçeklerin en güzel süsü Baştankara, Karatavuk, serçe, kızılgerdan, karga, alakarga, sığırcık, ispinoz, ağaçkakan, yalı bülbülü, kızılkuyruk, şaka kuşları, çalıkuşu, yağmur kuşları, saksağan, tahtalı güvercinler, atmaca ve baykuşlar.
    Hepsinin uyumasından, yemek yemesine, yuva yapmasından uçmasına kadar farklı özellikleri var. Bunları o kadar keyifli anlatıyor ki kitap hayran oldum.
    (Ne kadar çok kuş var öyle değil mi bir çoğunun ismini yeni duydum ve araştırıyorum. )
    Yazar Eva Meijer Gewendolenin hayatından kesitleri ve kendi kurgusunu iç içe işlemiş.
    Kuşların ve insanların hayat hikayesi aslında. Bu hayatta sadece bizim değil onların da yaşama hakkının olduğunu onlara zarar vermeden yaşamanın mümkün olduğunu gösteren bir kitap.
    Çok naif doyurucu ve gerçekçi ve duygusal bir kitap olmuş. Çevirmenin (Gül Özlen) hakkını da vermek lazım diye düşünüyorum.

    Kuş Evi
  • 360 syf.
    ·36 günde·Beğendi·9/10
    Saat 04.20
    Kış mevsiminde, bir parçacık kar görsek sevinir haldeyiz. Ah seni gidi küresel ısınma. Daha doğrusu bizi gidi insanoğlu. -_- Bu kitabı lapa lapa kar manzaralarıyla bitirmek isterdi yüreciğim. Yahut adına yakışır şekilde bir Böğürtlen Kışı'nda. Baharda aniden bastıran kar fırtınasında... Ama böyle de pek tatlı, pek güzeldi. Aynı anda 3 kitaba başlayınca elimde çok oyalandı, tek tek gitmek en sağlıklısıymış kitapların hakkını vermek için. Fakat bir başladım son bölümler su gibi aktı gitti. Hissettiğim duygular ise suyun üstündeki bir nilüferdi adeta. (Okuyanlar bunu anlayacaklar.) Hislerim de nilüferler gibi zarif, naif ve narindi. Annelik duygusundan, aşka, kayıpların acısından yeni umutlara yelken açmaya kadar türlü yerlere savruldu aklım ve kalbim. İlk Sarah Jio kitabımdı ve girişte Türk okurlara selam bulmak gururumu okşadı açıkçası. Ayrıca yazarın Kristin Hannah'ımsı yazım tadını gerçekten çok sevdim. Efsanevi diyemem. Çok çok güzel olduğu iddiasında da değilim. Kafaya inen bir balyoz darbesi kadar sarsıcı olmasa da yüreğe konan bir çiçek, dudakta tatlı bir tebessüm, gözlerde buğulanma yapacak derece tatlı bir kitaptı. Zevkle okudum. Özellikle son kısımları beni oldukça heyecanlandırdı. Tavsiye ederim, mutlaka Daniel, Vera ve Claire ile tanışın dostlar ;)