Zaten kelimeler sonludur
Öyle değil mi
Donuk donuk bakışıyoruz
Ben ölüme iyice yakın
O yaşamaktan uzak
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
Karanfiller ölürken
Karanfillerden bir deniz.
Fark ettiğim ilk şey yıldızlardı.
Kurumuş otlarla kaplı, yüksekçe bir bayırdaydık. Arkamızda bıraktığımız zifiri karanlığın aksine altımızda uzanan dünya şafak az sonra sökecekmiş gibi yoğun bir maviye boyanmıştı. Ama bu, yıldızları soldurmanın yanından bile geçememişti.
Yeşil, kırmızı, mavi ve mor milyonlarca yıldızın tozuyla kaplı gökte, inanılmaz derecede karışık bir dansa kalkışmışçasına bir an durmadan kayıyor, yer değiştiriyor, sönüyor, parlıyor, gökyüzünü inanılmaz güzellikte bir kaosa boğuyorlardı. Kuyrukluyıldızlar yitip gitmek yerine bir araya toplanıp, biri bile tanıdık gelmeyen yeni takımyıldızlar oluşturuyor, ardından dört bir yana saçılmalarıyla yepyeni desenler ortaya çıkıyordu. Mest olmuştum.
Paniğe kapılıyor olmam lazımdı.
Telaş yapmaya her türlü hakkım vardı. Dünyayla ilgili bütün görüşlerim tepetaklak olmuştu. Köpeğim en iyi ihtimalle ölüm müjdesi getiren büyülü bir yaratıktı, kardeşim eğlence olsun diye insanları kaçırıp onlara kim bilir neler yapan ölümsüz sosyopatların elindeydi ve gördüklerimin tekini bile birilerine anlatırsam beni tımarhaneye tıkarlardı. Bunlar paniklemek için gayet geçerli sebeplerdi.
Bense öfkeliydim.
"Delilik bulaşıcıdır, derlerdi de inanmazdım," diye homurdandı Heather, kapüşonunun altından. Okuldan kaçmak saçmalık derecesinde kolay olmuştu. Müdirenin yazdığı izin kâğıdı sayesinde zaten derslere katılmam beklenmediği için en azından akşama kadar kimse yokluğumu fark etmeyecekti. Şüphe uyandırmamak için çantamı toplamamıştım. Okul üniformasının üzerine geçirdiğim pembe, yeşil çizgili sweatshirt'ümün cebindeki telefonum ve cüzdanım dışında başka bir şeye ihtiyacım yoktu. Böylece geriye bekçinin sigara molasına çıkmasını bekleyip kapıdan fırlamak dışında bir şey kalmamıştı. Heather otobüs terminaline giden yolu yalnız aşmama izin vermemişti. "Bu kafadan çatlak maceranın başlamadan bitmediğinden emin olmalıyım," demişti yokluğunun benimkinden önce fark edileceğini ve geri dönmesi gerektiğini söylediğimde.
Hikâyeye nereden başlayacağımı biraz düşünmem gerek. İnsan bir olayı yaşarken kendi kendine, "Her şey burada başladı," demiyor sonuçta. Ayrıca bizim maceramız, ormana gidişimizden çok öncesine uzanıyordu. Fakat şimdilik, her şeyin müdürün odasına o hafta üçüncü kez çağrılışımda başladığını varsayacağım.