Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
"Dinin siyasallaşması en çok dinin kendisine zarar veriyor. Allah'la kul arasında olduğunda çok masum ve gerekli bir kurum olan din, belli çıkar çevrelerine hizmet için siyasallaştırıldığında ise kirleniyor ve kamplaştırıcı bir şeye dönüşüyor. Maalesef din bu ülkede cahil,niteliksiz ve kurnaz insanların elinde bir taciz aracına dönüşmüş durumda. Buna 'dinsel taciz' diyebiliriz sanırım. Böyle insanların elinde din: Her türlü hırsızlığı meşrulaştırma aracı; Erkek egemen toplumun bir silahı; Masum,müteyeddin insanları sömüren büyük bir istismar aracı; Nefret söylemi üreterek insanları kamplaştırma-ayrıştırma aracı; Demokratik yaşam tarzına alternatif görüldüğü için demokrasi düşmanı; Farklı olana yaşam hakkı tanımayan bir baskı aracı; Haksız rekabet doğuran siyasi bir aktör; Toplumu Araplaştırma aracı; Bilimin,ilerlemenin önünde en büyük engel... Bu haliyle bazılarını mutlu eden din kurumunun, belli toplum kesimlerinde de ciddi bir mutsuzluk yarattığı kesin. Dinin bir baskı ve sömürü aracına dönüşmediği toplumların dünya ölçeğinde daha mutlu olduklarını biliyoruz. "
Sayfa 177
Dinin Siyasallaşması
Tam bir Hellenistik özellik: Krallar büyük rahipleri göreve atıyorlar ve kral kültüyle birleştirerek, iktidarlarını güçlendirmek için dinden yararlanıyorlardı.
Reklam
TKP'nin bu konudaki tavrı nettir: Din ve vicdan özgürlüğü başkadır, dinin toplumsal ve siyasal hayata kurallar koymaya kalkışması, yani siyasallaşması başka... Siyasetin ve toplumun kurallarını, çağın koşulları ve insanlığın vardığı gelişkinlik düzeyi belirler. Örneğin insanlık, kadın-erkek eşitliğini bir değer ve bir kural olarak kabul etmiştir. Kimse dini gerekçe göstererek, kadınların toplumda ikinci sınıf insan muamelesi görmesini savunamaz. Ya da kimse, çağdaş ceza kanunu yerine dinin öngördüğü cezaların uygulanmasını savunamaz.
Sayfa 40
Tersine Sekülarizm
Abdülhamid hanedanı devletin hizmetine sokmuş ve halifeyi Osmanlı dini-siyasi toplumunun temsilcisi saymıştır. Hilafetin saltanattan fiilen ayrılışı devlet ile dine özerk alanlar ayırarak bir çeşit tersine sekülarizm yaratmıştır, yani devleti dinin baskısından kurtaracak yerde, maksadı bu olmamasına rağmen, dini devlet hakimiyetinden kurtarmıştır.
Sayfa 414Kitabı okudu
Sultan Abdülhamid ve dinsel uyanışçılar dinin, toplumun ve devletin hayatiyetini canlandırmanın peşindeydiler, ama bunu yapmakla İslâm'ı bir ideolojiye dönüştürdüler.
Dinin Siyasallasmasi/Kemalizmin Dinlestirilmesi
Türkiye'de Kemalizm ile İslamcılık arasındaki çekişmenin bir kaynağının İslamiyetin siyasallaştırılması olduğunu daha önce belirt- miştik. Fakat bunun bir diğer kaynağı da Kemalizm'in bir tür din gibi yorumlanmasıdır. Türkiye'de ulus-devletin yaratılması sırasında din kamusal alanın ve siyasetin merkezinde yer alıyordu. Kemalizm ken- dini din tarafından işgal edilen bu merkezi alana sokmaya ve dini de özel alanla sınırlı tutmaya çalıştı. Kemalizm'in din ile ilgili projesi, inancı kişisel bir konu haline dönüştüren Protestan devrimini Türkiye şartlarında yinelemekti. Kemalizm bunu, dinin siyasi rolünü baskı al- tına alıp kamusal görünümünü devletin düzenleyici eline bırakarak yapmaya çalıştı (bkz. Keddie, 1997). Dolayısıyla Türkiye'de siyasal sekülerleşme, düşünsel sekülerleşmeyi dışlayan bir biçimde gerçek- leşti; çünkü kutsal ve sorgulanamaz olan İslami doğruların yerini yi- ne kutsal ve sorgulanamaz olan Kemalist doğrular almıştı. Bu durum, Türkiye'de demokrasinin kurulması ve sürdürülmesi konusunda so- runlara yol açmıştır.
Reklam
Ne var ki, örf (âdet ve teamül hukuku) ve kanunname (sultanın kanun kuvvetindeki kararnameleri) devlete dinin dogmalarını, yani katı ve değişmez kurallarını yumuşatmak ve toplumu ve Sultan tarafından atanan Şeyhülislamı kontrol etmek imkânını veren hukuki araçlar oluşturmuşlardır.
Sayfa 576Kitabı okudu
Jose Casanova'ya göre, seküler olarak addettiğimiz ideolojiler krize girdiğinde, yani örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisi Kemalizm gerilediğinde, din bütünleştirici normatif bir güç olarak kamusal arenaya geri dönebilir. Ancak geri dönen artık tam anlamıyla din değildir. Günün siyasal ihtiyaçlarına göre keyfi olarak yeniden tanımlanmış, dünyevi arzuları şahlanmış şeklî bir dindarlıktır. Türkiye örneğinde yaşanan aslında bir ulus-devlet krizidir. Fazlasıyla siyasal olarak uygulanmış laikliğe karşı İslam fazlasıyla siyasallaşarak tepki vermektedir. Ancak dinin bu siyasallaşması Jose Casanova'nın kitabına göre düpedüz bir sekülerleşme biçimidir. Yani Türkiye'de din kendi “manastır’ından çıkmaktadır. Bunun krizsiz olması mümkün değildir. Hem bireysel düzlemde hem toplumsal düzlemde!
Sayfa 166Kitabı okudu
1950'lerde yaşayan biri zaman yolculuğuyla bugüne gelseydi siyasette ve toplumda hangi değişimleri görürdü? Bu değişimin yönü ve özellikleri nelerdir? Bu soruların yanıtları oldukça kolaydır: * Yaygın bir akılsızlaştırma * Dogmalara karşı yaygın bir eğilim * Aklın küçümsenmesi, akıl dışılığın büyütülmesi * Yaygın ve sistematik bir dinselleş(tir)me * Siyasette ve toplumda doğaüstü referansların merkeze konması * Dinin siyasallaşması
Sayfa 7 - Bulut YayınlarıKitabı okudu
...uyanışçı tarikatların İslam'ı toplumun ve dinin savunulmasında kitleleri harekete geçirmek için kullanmalarına mukabil, Sultan Abdülhamid'in aynı İslam'ı Osmanlı Devleti'nin savunulmasında kitleleri harekete geçirmeye çalışan "amaçlı" bir ideoloji olarak kullandığını söyleyebiliriz.
Reklam
Günümüzde müslüman kadınların örtünmeleri, bir anlamda, İslam ve Batı medeniyetleri arasındaki sınırların aşılamazlığını akla getirir. Başka bir deyişle, kadınların örtülü bedenleri, Batı modernliğinin İslamcı eleştirisinde cinsiyet sorununun ve cinselliğin merkeziliğini yansıtır. İslamcılık, kadınları iffetin ve ahlakın işaretleri olarak gösterir. Kadının katılımı ve siyasallaşması da, benzer şekilde, kendini yerel sahanın sınırları içindeki farklı cinsiyet rollerinin tanımlamalarından uzaklaştıran kamusal ve kolektif bir kadın kimliğinin oluşumuna olanak verir. Bu nedenle, bir yaşam biçiminin İslamileştirilmesinde ve dinin politize edilmesinde çağdaş bir sembol olarak kullanılan İslamcı örtünme, yalnızca İslam ve Batı, modernlik ve gelenek, laiklik ve din arasında değil aynı zamanda erkeklerle kadınlar ve kadınlarla kadınlar arasındaki güç ilişkileriyle de kesişir.
Türkiye Modernleşmesinin Politik Teorisi / Besim F. Dellaloğlu
Türkiye’nin politik teolojisi Laisizm ile İslamizm arasındaki bir gerilim üzerine inşa edilmiştir. Buna bir tür tahterevalli diyebiliriz. Her biri diğerini provoke etmektedir. Laikliğin bir ideolojiye dönüşmesi yani laisizm, dindarlığı da siyasallaştırmıştır. Dinin siyasallaşması değil, dindarlığın siyasallaşması diyorum. Müslüman’ın İslamcıya dönüşmesi. Devletin bir sıfatının siyasallaşmasıyla, dindarlığın siyasallaşması düzenli bir biçimde birbirlerini üretmektedirler.
Sayfa 159Kitabı okudu
Dinin bu siyasallaşması ve bir siyasetin bu şekilde kutsallaştırılması, yobazlığın ayrılmaz nitelikleridir.
Sayfa 96 - Timaş yay.Kitabı okudu
175 syf.
·
Puan vermedi
·
8 günde okudu
Şeyhlikten Şahlığa...
Kızılbaş Türkmenlerin şeyhlerini şah yapmak için girdikleri girdikleri mücadeleler... Bir inanç hareketinin devletleşmesi, biçim değiştirmesi, dinin siyasallaşması, devletin dinin hizmetine girmesi, dinin devletin dayanağı haline gelmesi... Kısa zamanda baş döndürücü gelişmeler. Ve Çaldıran yenilgisi... Tufan Hoca meseleyi bütün yönleriyle tereddüte yer burakmadan ortaya koymuş. Keyifli okumalar...
Son Kızılbaş Şah İsmail
Son Kızılbaş Şah İsmailTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2010312 okunma
Sofya
Atatürk, sofya günlerinde en çok dinin siyasallaşması ve çıkar amaçlı olarak kullanılması, din adamlarının bilinçsizliği, laikliğin önemi, hilafet ve saltanatın birbirinden ayrılıp kaldırılması gibi konular üzerinde düşünmüştür.
Sayfa 116Kitabı okudu
36 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.