• Göz aşkın mekânı değil. Aşkın mekânı gönül olsa gerek...
    Ve kolay aşık olmak, zor olan aşkı bulmak olsa gerek...
  • 302 syf.
    ·Puan vermedi
    Öncelikle çocuk kitabı. Büyükler filan okusun tamam da yine de çocuk kitabı, ama çok güzel bir çocuk kitabı. Okurken yer yer çok sıkıldım, yine de değindiği muazzam noktaların ve değinme şeklinin hatırına yok sayabilirim o sıkıcı kısımları. Neydi mesela sıkıcı gelen? Momo, Hora Usta'nın evine gidiyor, burada zaman çiçeğini görüyor filan. Bir sayfada geçilecek bir şey ama zamanın ne kadar değerli ve önemli bir şey olduğunu anlatmak için anlamsız, gereksiz tasvirler okumaya başlıyoruz. Şöyle güzel çiçek, böyle güzel çiçek vs. vs. Ya tamam değerli işte anladık! Hikaye ve karakterler benim çok umrumda değiller, benim için Momo hayranlık duyulacak biri filan değil zira fazlasıyla gerçeküstü ama kitapta hayranlık duyulacak müthiş yerler var tabii.

    Her şey bir yana distopya kabul edilebilecek ögelere sahip kitap. Hani bir 1984 kadar yoğun olmasa da yer yer muazzam bir modern zaman/düzen eleştirisi var kitapta. Zaten bana tavsiye eden de bu yüzden tavsiye etmişti. Duman Adamlar! Kim onlar? Aslında her şey. Instagram mesela, Twitter mesela... Sosyalleşmek adı altında aslında senin arkadaşlarına ayıracağın zamanını, senin gerçek yaşamını çalıp da seni bir sanallığa mahkum eden her şey bir duman adam.

    İstanbul'da insanlar metro beklerken bile aceleyle bekliyorlar. O nasıl oluyor demeyin, bakın anlarsınız. Hiçbir şey yapmıyorlar, sadece bekliyorlar ama o sırada bile telaşlılar; sakin olamıyorlar bir türlü. İşte duman adamlar da bize bunu yapıyor. Bana yapıyorlar yani de sizi bilemem; ben mesela, cumartesi akşamı evde olduğumda bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi geliyor, kendimi dışarı atmak istiyorum. Yok öyle barda hatunla tanışmak için falan değil, yani olsa güzel olur da ben asosyal biriyimdir, bara gider sote bir yere geçer müzik dinler, içerim, bazen kitap okurum falan. Cidden lan ben barda da okuyorum. Ama yine merak etmeyin, kızlar etkilensin diye okumuyorum. Yani yine etkilenseler güzel olur da daha bir kez bile bir kız ''aaaa kiap okuyan erkek, çok tatlı yerim'' demedi, Keşke deseydi, ama demedi, Neyse Momo diyorduk...
    Kitabın modern zaman insanına, yaşayışına yaptığı eleştiriler muazzam; bunu seneler önceden bu kadar net görebilen yazarın ileri görüşlülüğü muazzam, gönül istiyor ki biraz daha bilimsel temalı bir 'zaman' romanı olsaydı lakin Hawking bile zamanı anlatabilmek için kitap yazdığında pek anlaşılır olamazken, sürükleyici bir kurgunun içerisinde modern zamanların eleştirisini yapıp da bir de bunu sağlam bir bilimsel zemine oturtmanın yapılabilirliği olsa ben yapar ve alınmadık ödül de bırakmazdım, çok net.

    Ben demiştim ki bir süre önce yazdığım bir yazıda; ''yalnızlık, seçilebilir olduğu sürece sevilen, mecbur kalındığı sürece ise nefret edilen bir durumdur.'' Hani 'yalnızlık da yalnızlık, huzur da huzur'' diyorsunuz ya arada, alın size yalnız bir Momo... Geberiyor yalnızlıktan, hiç de mutlu olmuyor, aksine birilerine ihtiyaç duyuyor ve Duman Adamlara pazarlık moduna giriyor. Git filme, Cast Away... Tom Hanks adada yalnızken, bir topa kaş göz çizip onunla konuşuyor. Kolay mı lan öyle yalnızlık. Kimin sözü bilmiyorum da yalnızlığı beceremediğimiz için acı çekmeye mahkumuz gibi bir şey demiş bir abi. Dünyada tek kalan ve gitar benim yaşam biçimim diyen bir gitarist, dünyada tek kalırsa bir gitar değil de bir insan dilerdi mesela, çok net. O yüzden bu yalnızlık romantikliğine de bir son versin artık insanoğlu. İnanın bu devirde bile yalnızlıktan kolay şey yok aslında.

    Momo da yalnız olmuyor, olamıyor. Olamadığı için kahramanlığa soyunuyor. Bu uzun paragrafı sadece size sitem olsun diye yazmadım, kitapla çok alakalı aslında bu yazdıklarım. Kitap diyor ki: Modern dünya düzeni sizi sürekli bir karmaşanın, kalabalığın içerisine çekiyor olsa da aslında gün be gün yalnızlaştırıyor sizi. Sizin yalnızlık ve huzur demenize hiç gerek yok o yüzden, bu sistem içinde zaten yalnızsınız çünkü. Kalabalık içindeki yalnızlık klişesi buraya cuk diye oturuyor mesela.

    Bu arada, kitapta Duman Adamla berberin arasında geçen diyalog kitabın özü bir bakıma, rakamları es geçerek orayı dikkatlice bir okuyun derim.

    Genel bir iki şeyle bitireyim; vermek istediği mesajı çok net şekilde veren, bu kadar net bir mesaj kaygısına rağmen -gereksiz tasvirleri saymazsam- sürükleyici hikayesi sayesinde sizi içine çekerek kendini rahat rahat okutan bir kitap. Muhtemelen bundan 3-4 sene önce okusam hayatımın en iyi kitaplarından biri filan derdim ama bana farkında olmadığım pek de bir şey vermedi kitap. Yine de iyi kitap, sevdim.
  • Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
    O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan, Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden, Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
    "Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan, Başka kim gelir bu zaman?"

    Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi, Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman, Işısın istedim şafak çaresini arayarak Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan, Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan, Adı artık anılmayan.

    İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan; Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim: "Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan, Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan; Başka kim olur bu zaman?"

    Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
    "Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
    Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan." Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan Kapıyı açtığım zaman.

    Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya, Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
    Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada, Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan, Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan; Yalnız bu sözdü duyulan.

    Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
    İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
    İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
    Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran; Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran; Başkası değil rüzgârdan..."

    Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
    Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan, Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
    Kaldı orda oynamadan.

    Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan; "Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
    Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
    Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
    Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan, İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
    Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
    Adı "Hiçbir zaman" olan.

    Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
    O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
    Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
    Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
    Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte "Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
    İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
    Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
    Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan: Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

    Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün; Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
    Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
    Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
    Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
    Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

    Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
    Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
    Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran, Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran, Değmeyecek hiçbir zaman!

    Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
    "Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
    Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
    İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin, Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
    Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
    O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?" Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin! Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
    Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın! Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan! Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
    Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
    Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan, O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
    Kalkmayacak - hiçbir zaman!
  • 317 syf.
    ·17 günde·Beğendi·10/10
    + Dışa bağımlı mıyız?
    - Yok canım! Ne bağımlılığı? Onlar bize bağımlı. Bizimkisi dudak tiryakiliği.
    Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.
                          /Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk


    Çocuklarınızı Padişahçı değil Milliyetçi yetiştiriniz.   
                                 /Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    Bu millet bağımsızlıktan yoksun yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
                         /Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temelidir.
                     /Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    “Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir mil­letin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklâl bence hayat mesele­sidir.”
                 /Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye konusunda üzerinde en çok durduğu şey, onun bağımsızlığıdır (istiklâli). Türk gençliğine hitabesinde ‘Muhafaza ve müdafaa’ mecburiyetinden söz ettiği iki şeyden birisi (ve birincisi) Türk ‘istiklâli’dir. 1919 Mayısı’nda, ne diyor: “Türk’ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır. Binaenaleyh, ya istiklâl ya ölüm!”

    #80571992

    "Yaşamak isteyen milletimizin isteği tek kelimede özetlenebilir ve gayet meşrudur: Bağımsızlık. Avrupa’nın yöneticilerden ve sermayedar­lardan ayrı olan asıl milletleri, bizim hayatımızı bile çok görmüyorlar. Eğer bugün Fransız milleti ile, İtalyan milleti ile, hatta İngiliz milleti ile düşmanlık halinde bulunuyorsak, bu milletlerin seslerini işittirememelerinden ve kendi yöneticilerinin istila ve sermaye emelleri için bizi yok etmelerine ses çıkaramamalarındandır.”(Başbuğ Mustafa Kemal)

    ●●●

    Bu kitap çok değerli yazarlarımız;

    Attila İlhan
    Uğur Mumcu
    Doğan Avcıoğlu
    Niyazi Berkeş
    Şevket Süreya Aydemir
    Niyazi Besan
    Mehmet Ali Aybar
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    taraflarından hazırlanmış çok önemli bir kaynak arşividir.
    Her şeyden evvel haber verelim ki, bu küçük eser, bir polemik kitabı değildir. Muharririn siyasî hayatında bir dönüm noktasını da işaret etmiyor.
    Kitap konu olarak ilk emperyalizm ve dışa bağımlılık konularını ele alıyor.
    Yüce Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'ün kendi kaleminden ve ağzından sözlerle de örneklendiriliyor bu durum.
    #80045009
    #80045247
    #80046562
    #80057872
    #80244228
    Her bakımdan dışa bağımlılık Türk milleti için tehlikelidir ve tartışma kabul etmez.

    " Öteden beri bile bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi vaziyet alırlar, hakikatte iktisatta elimizi kolu­muzu bağlarlardı. Bu esarete katlanan mevki sahibi kimseler memnun­du. Çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardı. Fakat hakikati halde milleti manen miskinlik çukuruna atmışlardır. Bunlar iktisadi mahkumiyeti anlamayan bedbaht hayvanlardı. Fakat artık bugün mil­letimiz hayat noktasının nerede olduğunu pek güzel anlamıştır..." (Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

    Gerek kültürel yozlaşma gerek ekonomik doktrinlerle dışarıya olan yönelim Türk milletinin tanksız, tüfeksiz yok olması demektir.
    Bu durumu kitapta emeği geçen Uğur Mumcu 'nun şu videosuyla tasdikleyebiliriz.
    https://youtu.be/154MEZz0nn8

    Vatan parsellenemez!
    Bölünemez!
    Belli bir sınıfın manda ve himayesine verilemez!
    Canım Abim
    Tayfun Turan 'ın
    #65298966 incelemesinde kendi yorumunca başlıkta belirttiği gibi:

    "Bizim yaramızı Amerikan sargısı tutamaz..."

    Gerçekten de çok güzel bir ifade kullanmış Tayfun abim.

    Bir yanda; halk, açlık ve sefalet içinde savaşın eşiğine yaklaşırken kendini deve kuşu misali saraya kapatmış olan "Hasta Adam"

    Öte yanda; Batmakta olan devlet, parçalanmakta olan millet ve İtalya,Fransa, Yunanistan ve İngiltere'ye parsellenmiş VATAN!

    Aziz Türk Milletini bu rezil hallere sokarak , Amerikan Mandalığına doğru sürükleyen ;bu vaziyeti Türk Milletine yakıştıran alçakça tutum artık bir Milli Mücadeleyi tetikleyecektir ve bunun için de öyle yiğit bir öncü gereklidir ki bu öncü; #82071532

    Muhteşem zeka ve üstün savaş kabiliyetiyle Yüce Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'ten başka kimse değildir.

    Hani der ya Hüseyin Nihal Atsız ;

    "Saraylarda süremem, dağlarda sürdüğümü;
    Bin Cihana değişmem, şu öksüz Türklüğümü."

    İşte bu Türlük  ateşinin ilk kıvılcımları uyanmaya başlamıştır;
    19 Mayıs 1919•Bir milletin kaderinin dönüm noktası...

    Bizi uçurumun eşiğinden üstün teşkilat yeteneğiyle dile kolay bir kısa zamanda çekip çıkartmış ,büyük işler başararak toplumu refah seviyesine ulaştırmış ve Cumhuriyet'i ilan ederek devrimlerle taçlandırılmış;
    Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'e bugün de hâlâ hakaretler ,çirkin yergiler ve iftiralar atılmakta. Bu acı durum günümüzde de bizi çok yaraladığı gibi o dönemde de bu aydın insanların beyninde soru işaretleri oluşturmaya başlamış ve bu eseri,bu çalışmayı bizlere hazırlamışlardır.
    #80382999
    Atatürkçülük çok saptırılan bir düşünce olmuştur. Özellikle Başbuğ'un aramızdan ebediyete intikal etmesi (10.11.1938)ve İnönü'nün başa geçmesiyle, ilkelerinin yoğun tahribata uğradığı ve üstüne basa basa Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün:
    "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir."
     Sözünün aksine bir politika sergilenmiştir. #80595192

    *Mustafa Kemal, ülkemizi çağ­daş uygarlık düzeyine çıkaracağız dediği sırada, iç içe iki şeyi amaçlar; birincisi çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak, İkincisi bu altyapının içerdiği topluma ulaşmak! *(kitaptan alıntı)

    Yani bu alıntıda da şunu anlıyoruz İlimde ve bilimde Batıyı takip et. Fakat özünü kendi milli benliğini unutma.
    Batıya yaklaştığımızı zannettiğimizde asıl maneviyatımız olan
    Doğudan uzaklaşıyoruz. *(Başbuğ Mustafa Kemal)

    Bu vatan şalvarla,kasketle kurtarıldı...
    Toplumun gerçeklerini hiçe sayan hiçbir uygarlık, uygarlık değildir.

    Malesef ki Başbuğ 'un vefatından sonra İnönü ve Bayar dönemi rezalet bir şekilde Milliyetçi Yeniliklerin sonunu yıldırım hızında hazırlamıştır.(Menderes olayları var bi de tabi.. Bu kitapta da sıkça bahsi geçiyor .. ben hiç girmeyim bile Menderesle ve 27 Mayis Darbesiyle  ilgili bu kitap dışında Temel Görüşler 'i de öneririm)

    Atatürk 'ü Batıcı göstermişlerdir. Yahu Altı ilkesinden birinin milliyetçilik olmasını hadi yok say.
    Batıcı demek : Batının çıkarlarını ulusunun çıkarlarından daha çok düşünen demektir.

    Eğer Başbuğ 'un derdi Batı olsaydı. Neden 19 Mayıs 1919'da Samsun'a gitti. Zaten az daha bekleseydik onun bunun kucağında bi devlet olma arefesindeydik. Sultan Vahdettin sağ olsun(!)
    Atatürk ulusunu ,köy halkını çok seven bir liderdi.
    *Cumhuriyeti biz böyle kazandık * Şu resimdeki gibi.
    https://images.app.goo.gl/FS7RNP4NrWnGrWa86

    Köylü milletin efendisidir* Gazi Mustafa Kemal Atatürk

    Kuvayı-Milliye neymiş aç oku sonra gel burda bi tarafın yiyorsa Atama iftira at.
    Bırak halkı devletin bile silah kullanma yetkisi yokken benim yiğit Anadolu halkım ellerinde tencere kazan sokağa çıktı.

    ●●●


    Türkiye Cumhuriyeti Milliyetçi aydınlar tarafından kurulmuştur.
    Cumhuriyet Halk Fırkası Vatanperver bir partidir. Fakat ne yazık ki İsmet Inönü'nün sebep olduğu tahribat yüzünden 27 Mayıs 'a ve Milliyetçi Hareket Partisine ihtiyaç duyulmuştur. Atatürk’ün devrimlerini geçekleştirme amacı olarak kurduğu parti, halkın değil, eşrafın partisi haline gelmiştir.
    Mehmet Rıfat Börekçi gibi din adamları, Hamdullah Suphi gibi Eğitim Bakanlarıyla kurulan Türkçü sistemimiz ne idüğü belirsiz "sosyalizm ve kemalizm" gibi kavramların eline teslim edilmiştir.

    Sayın Türkçü yazar Caner Kara"nın da dediği gibi
    #73251397

    Bu kitapta tüm bu olayları inceleyebileceksiniz. Aynı zamanda
    Başbuğ 'a atılmış itiraflara teker teker cevap bulabileceksiniz:
    -Atatürk din adamlarını mı astırdı?
    -Atatürk Bolşeviklerle ittifak mı kurdu?
    -Atatürk Batı yandaşı mıydı?
    -Atatürk 'ün devrimleri sosyalist mi yoksa milliyetçi ve demokratik devrimler midir?
    -Atatürk panislamist midir?
    -Sünni-şii çatışması neden olmuştur?
    -Atatürk Kürt düşmanı mıdır?
    -Atatürk Sivas Alevilerini mi öldürttü?
    -Atatürk hangi ekonomik doktrinden yanaydı?

    Başbuğ vefat ettikten sonra ;Atatürkçülük adı altında yapılan iğrençlikler Atatürk'ün ve esas Atatürkçülüğün çarpıtılmasına sebep olmuştur.


    Eserdeki esas amaç Atatürkçülük fikrini en doğrusuyla genç nesillere ve aydınlatılmamış halka aktarmaktır. Kitapta da denildiği gibi

    "Atatürkçülük bir fikirden öte bizim tarihimiz."



    “Osmanlı Devleti gerçekte ve uygulamada bağımsızlıktan yoksun duruma düşürülmüştü. Bir devlet ki, kendi uyruklarına koyduğu vergiyi yurdunda yaşayıp kazanan yabancılara uygulayamaz; gümrük işlerini, vergilerini ülke ve milletin isteklerine ve çıkarlarına göre düzenlemesi yasaktır. Bir devlet ki, sınırları içinde suç işleyen yabancıları yargılaya­maz. cezalandıramaz. Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez"(Başbuğ Mustafa Kemal)

    **Cengizhan da der ya üç kere iflas edenin cezası idamdır. (İdam teşbih amaçlı)
    Atatürk bunun ikincisine bile izin vermemiştir.
    Bakın kitapta geçen  şu olay en güzel tescili

    ...Fakat Franklin Bouillon ile anlaşmak bu kez de kolay olmayacaktır. Fransız Temsilcisinin kapitülasyonların kalkabileceğine aklı yatmamaktadır. Fethi Okyar’la birlikte görüşmeleri yürüten o günlerdeki Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk, anılarında şöyle yazar

    “Çok uğraştık. Hayli çetin ve sert evreler de geçirdik. Örneğin, biz azınlıkların hakları sorununda Milli Misak’taki formülümüzden ayrılmıyorduk, ayrılamazdık. Bir gün Franklin Bouillon çok kızdı. Bana:- Siz kapitülasyonları kaldıracağınızı mı aklınızdan geçiriyorsunuz? dedi.

    Ben de:- Milli Mücadele arazi için yapılmıyor. Osmanlı topraklarının dörtte üçünü oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz ancak bağımsızlık için mücadele ediyoruz. Zaman zaman sert meclis dediğiniz Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığının devletlerce kabulünü görmedikçe kılıcını kınına koyamaz, cevabını verdim.

    Fethi Okyar 'tuzağa Düşüyor*

    Bunun üzerine görüşmeyi kestik. Ben gittim, üç gün hastayım diye evden çıkmadım. Üçüncü gün Bakanlar Kurulu toplandı. “Paşa seni istiyor” diye haber geldi, gittim. O zamanki Meclis binasının başkanlık odasında arkadaşlar toplanmışlardı. Mustafa Kemal Paşa, Başkanlık makamında idi. Görüşmeyi açtı:

    - Fethi Bey, bir formül kabul ettirmiş. Okusun da dinleyelim, dedi.Fethi Bey formülü okudu. Azınlıklara her hususta çoğunluğun hak­larına eşit haklar sağlanıyordu. Fethi Bey:

    - Herkes kanun gözünde eşit ve aynı haklara sahip değil mi? diye açıklamalar yaptı.Hemen arkasından Reis Paşa, formülü oya koydu. Arkadaşların hepsi kabul ettiler. En sonra:

    - Sen ne diyorsun Dışişleri Bakanı? diye benim oyumu sordular. Ben:

    - Arkadaşlar oybirliği ile formülü kabul ettiler. Bu karari yürütecek ve uygulayacak bir başka Dışişleri Bakanı bulunmasını rica ediyorum, dedim.Reis Paşa - Neden siz bu formülü beğenmiyorsunuz?

    Ben - Evet Paşam, beğenmiyorum.

    Reis Paşa - Neden?

    ...hukuk eşitliği, medeni hukuktadır. Bu yönden söyledikleri tamamen doğrudur. Fakat uğraştığımız bireylerin hukuku değil, cemaatin hukukudur, yani siyasal hukuktur. Örneğin çoğunluğa mensup bireyler­le azınlıktan olan bireylerin karşılıklı oturdukları yerlerde azınlığın, yani azlık topluluğun bir oran çerçevesinde olsun polis ve jandarması, şehir, kasaba ve köy yönetimlerinde kendini temsil ettirmek hakkı ola­cak mıdır?

    Reis Paşa - Hayır... Bu, söz konusu değildir.


    Ben - İşte bu nedenle arkadaşlarımdan ayrılıyor, formülü kabul etmiyorum.

    Reis Paşa - Öyle ise. Dışişleri Bakanı ile arkadaşları arasında bir sorunda anlaşmazlık var. Bunun çözülmesi, şimdiki kanunumuza göre, Meclis’e aittir. Görüşme son bulmuştur.Hepimiz ayağa kalktık. Odadan çıkıp M eclis’e gidiyorduk. Mustafa Kemal Paşa, beni yanına çağırdı. Yavaşçacık:- Fethi Bey’i delegelikten çekin. Bundan sonra siz yalnız konuşur­sunuz, dedi..

    Buradan da anlaşılıyor ki Atatürk silah arkadaşlarının görüşünü alan bir insandı, dediğim dedik bir DESPOT değildi...Bir de Lozan 'a kusur bulma var tabi!!
    Lozan neymiş emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmüş.
    Bak bakalım nasıl yağ sürmek?
    Başta Atatürk ve Amerikan mandasına girme görüşünü bırakarak  onun çizgisine girmiş İsmet Paşa olmak üzere tam bağımsızlıktan yana Milliciler, bütün güçlükleri göğüsleyerek bu umutları boşa çıkartırlar. Milli özel sanayi kurma çabalarının verimsizliğini kısa sürede görerek, “Planlı Devletçilik"e yönelirler. İlk Beş Yıllık Kalkınma Platformu  güç dönemde hayli başarıyla uygularlar. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türk plancıları, ekonomik bağımsızlığın temeli olan ağır sanayii kur­maya yönelmiş yeni ve geniş kapsamlı plan hazırlıklarına koyulurlar. Toprak Reformu ve Köy Enstitülerinde, halk desteğini sağlamaya çalışırlar.

    Bu yukarıdaki kitaptan alıntı ve Cumhuriyetten sonraki tüm gelişmeler..
    Tabi biz bu köy enstitülerini kominist yetişiyor iddiasıyla kapattık ama(!)
    Esas Türkçü yazarların çıktığı köy adamlarının yetiştiği yerlerdi...

    Savcılara ve hakimlere söylenecek bir şey yok. “Kanun bu, uyguluy­oruz,” diyebilirler. Gerçekten, 141. ve 142. maddeler, komünizmle mücadele bahanesiyle, en masum sosyal tenkitleri ağır şekilde ceza­landıracak niteliktedir.


    Bugün çetin davaların altında, aciz içinde bocalayanlar, hiç değilse yarını güçleştirmeye kalkışmasınlar. Fakat ne gam. Asıl haklı olanlar belki de sancısız doğum olmaz diyenlerdir.

    Her şeyi geçtim sağlam olan ne var Lozan'dan başka?
    Ya da her sorun bitti tek Lozan mı kaldı uğraşacağınız?
    Daha iyisini kim yaptı?
    Lozana Hezimettir iddiasını atan kişi kendi tarihini bilmiyor demektir...

    Herkesin oybirliğiyle kabul ettiği üzere, Atatürk, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış bağımsız bir Türkiye kurma yolunda çaba göster­miştir. Cumhuriyet'in kuruluşundan 42 yıl sonra dahi, bu amaca ulaş­maktan baş döndürücü bir uzaklıkta bulunduğumuza göre, laf ebeliğini bırakıp, çağdaş uygarlık düzeyine hangi yoldan hızla erişebileceğimizi araştırmamız gerekir. Günümüzde, en geri ülkeler arasında sayılan Türkiyemiz’de, başka türlü bir Atatürkçülük düşünülemez.

    Atatürkçüler, halkçılık yolunun Londra Asfaltı gibi dümdüz olmadığını hatırlayarak, hiçbir imkanı reddetmeden bu duman perdesi­ni kaldırma uğrunda enerjilerini teksif etmelidirler. Halkın uyanış ve bilinçlenmesi, bu duman perdesi yırtılmadıkça, çok ve pek çok zaman isteyecektir.

    Atatürkçülüğün özünde, tam bağımsızlık vardır. Atatürk’ün deyimiyle tam bağımsızlık, “piyasada, mâliyede, ekonomide, adalette, askerlikte, kültürde ve bu gibi konularda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir.” Ve Atatürk şöyle devam etmekte­dir: “Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla, bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Sosyalistler, gerçek anlamıyla böyle bir bağımsızlığın peşinde koşmaktadırlar.

    Büyük liderin ilkelerine bağlılıkları, gardrop değiştirmekten öteye gitmeyen ve Atatürkçü olmadıkları yavaş yavaş anlaşılmaya başlayan smokinli gericilerin dışında, bütün Atatürkçüler, bugünkü durumdan kurtulmak için, toprak reformu, ciddi bir planlama ve halktan yana bir devletçilik gibi köklü değişikliklerin zorunluluğu konusunda bir­leşmektedirler

    Kemalizm devrimciliği arkadaki gemileri yakmaktır; ileriye yönelme azmini şid­detlendirmek, artık geriye dönmek yok, demektir, yığınları ilerleme ateşi ile tutuşturmak demektir.

    Bu esasa dayanarak yaptığımız devrimler Türk devrimi değil ancak Türk evrimi oluyor. Milli ,geleneksel duyguların hiçe sayıldığı sırf Batı esaslı ve harsa bağlı kalınmayan bir medeniyet ithali olmuş oluyor.

    Atatürk'ün kendisi, ideolojilere karşı dikkate değer bir ilgisizlik göstermiştir. Daha doğrusu ideolojilere karşı deneyci bir davranış takın­mıştır. Fakat onun temsil ettiği büyük tarihsel ve toplumsal olaya geleneksel batı ideolojilerinden birini sokmaya çalışanlar başarılı ola­mamışlar, ona taşımadığı eğilimler yakıştırmışlardır.

    Ha bir de bu dine bağlı olma -olmama mevzusu var.
    Yahu bağımsızlığına kavuşan ülkeleri geri ne yıktı bi bak.
    Hindistan Pakistan da kavuştu bağımsızlığına.
    Ama neden çabucak daha beter hâle geldi.
    Hala eski geleneklerine bağlı kaldığı için.

    O yüzden Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk biz de o ülkelere benzemeyelim diye laikliği getirdi.

    Bi de şu şapka takmadı diye asılan iskilipli atıf efendiyi gel de ben sana başka yerde anlatayım.

    Hani şu badeci akıllarınız sarhoş ruhunuz pek müsait değil belki anlamaya ama Atatürk olmasaydı dinin de olmazdı.

    Değişen birşey yok
    Bu Sultan Vahdettin zamanında milliyetçilik yapmayın mandaydı seçin naraları atanlar.
    Bugün tv programlarında sözde din hocasının biri çıkar Türkçülük haramdır naraları atıyor...

    O zamanlardaki Iskilipli Atıflar
    Kadir Mısıroğlu oluyor günümüzde
    İhsan Şenocaklar
    Nureddin Yıldızlar
    Muskacılar
    Badeciler oluyor vs. vs.

    Değişmeyen tek şey beyin yapınız.

    O bugün çıkıp da Atatürk 'ün adını mercimek kadar aklınla lekelemeye çalıştığın cami (Ayasofya cami oldu) kimin sayesinde bu topraklarda sapasağlam duruyor...

    Maaşını alırken Türk parasıyla alıyorsun bi kere Paşamın resmi var.
    Kusura bakma ama senin Atam'a hakaret etme rahatlığını bile Atam sağladı.
    Bi de dini âlet ettiniz!!  Yazık yani..
    Ben senin yerinde olsam iki rekat namaz kılarım. Rahmet okuyup gönderirim.
    Ama nerdee sende o beyin!!

    AH ATAM AH! KIRDILAR OKLARINI

    SENİ ÇOK ARIYORUZ...

    Ah Atam ah!
    Bir de altı ilkene sahip çıkamama durumumuz yok mu..
    Kahrediyor insanı..

    Milliyetçilik -> Irkçılığa !!!!!!
    Laiklik ->Batıcılığa
    Devletçilik -> Kapitalizme

    Ünlem koyduğum yere şu alıntıyı yeterli görüyorum
    #80434793

    [İngilizlerin oyununa gelip Kürdistan emelinde olan Kürt de vardı..
    Bizim yanımızda savaşan Kürt de..
    Bize hainlik eden hatta Atatürk'ün kurduğu meclise kadar girecek
    Türk de vardı..
    Kendini mandalığa teslim eden Orbay da Muhtar da Türktü
    Hatta bi çok Türk Anadoluda zararlı cemiyet kurma peşindeydi..
    Hatta Sultan Vahdettin de TÜRK  Kanuni ve TÜRK Fatihin torunu ...
    Ama yanımızda savaşan Anadolu Türkleri de var..
    Halime Kaptanlar,Şerife Bacılar...
    Sen hiç Çanakkale şehitlerinin gömülürken Türk Kürt diye ayrıldığını gördün mü?
    Ya da Seyit Onbaşı hangi milletten diye sorguluyor musun?
    Çerkes Hasan'ıyla meşhur bir Tarihimiz var...]

    Hâlâ ne kemiğinin (!) peşine düştük?


    Sosyalistlere ve sosyalizme içinde Marx'ın adı geçiyor diye karşı çıkanlar Atatürk 'ün oklarına sığınarak başka işler yapılmasına hiç karşı çıkmayıp sessiz sessiz izlediler. Uğur Mumcu 'nun da bahsettiği Milliyetçilik Anonim Şirketleri (Ülkü Ocakları)
    adı altında tefecilik, adam kayırma, devletin başına kendinden olmayanı geçirmeme ,yolsuzluk, gaspla oy toplamak, sözde SAĞCI  (köylünün işçinin hakkını emeğini SAĞICI) bir hava yaratarak solu antimilliyetçi göstermek, ulusal solcuları kominist göstermek gibi vb. Durumlar BAŞBUĞ 'UN ADINI KİRLETMEDİ AMA NE KİRLETTİ?

    DOĞRULARI YAZAN KOMÜNISTLER(ULUSAL SOLCULARA O DÖNEM YERLEŞTİRME İSİMLER TAKIYORLARDI BU DA ONLARDAN BİRİ)

    DEVLETÇİLİK VE MİLLİYETÇÎLIK
    OLDU SANA MİLLİ KAPİTALİZM
    HALK AÇ SUSUZ
    MİLLETİN EFENDİSİ OLAN KÖYLÜ AÇ SUSUZ
    SEN HÂLÂ KANDIR İNSANLARI...

    Sosyal bilimlerde yeni bir çığır açan ve insanların her türlü tutsak­lıktan kurtarılarak en geniş özgürlüğe kavuşturulmasını isteyen Marks'ı savunmak haddimiz değildir. Ama emperyalizmin hizmetindeki teorisyenler, temelinde Marks yatıyor diye, sosyalizmin Atatürkçülüğe aykırı olduğunu ilan etmektedirler! Bu noktada sosyal­istlerin ne istediklerini hatırlatmakta fayda vardır.Sosyalistler, her şeyden önce, Atatürk’ün sağladığı, fakat sağcı poli tikacılann hovardaca sattıkları haklarımızı yeniden kazanma yolunda mücadele vermektedirler.
    #81221814
    Bu ülke emperyalizmden çektiği kadar;
    Amerikan dolarını görünce Başbuğ 'u unutan ülkücülerden
    Laikliği batıcılık sanan ,kravat giymeyle modern olduğunu sanan solculardan(!)
    Bi de ortalığı karıştıran dincilerden çekti bu ülke...

    Zaten Atatürkçülük dışında eğer bir fikir ve bu fikrin öncüsü bizi kurtaracak olsaydı o kadar çok jönTÜRKten ve fikir akımından biri elimizden tutardı.
    Ne Namık Kemal,Ne Ziya Gökalp ,Ne Turancılık, Ne Ümmetçilik...
    #81206293
    Tek başarılı olan Atatürk Milliyetçiliği olmuştur.


    Ve bu milliyetçiliğin özeti :

    Türk Milliyetine ve Türk Vatanına yararlı olan herkesi korumaktır.
    Irka bakılmadan.  Soya bakılmadan. Elbette ki kendi tarihini ,ırkını, nereden geldiğini unutmadan fakat bunu günlük işlerinde ve karar alırken bir kenara koyarak.

    Ülkemize Nobel ödülü kazandırmış Aziz Sancar 'ın kürt asıllı olduğunu unutmayın!

    Bunun haricinde askerine ,polisine taş atıp da kolları rahat gezeni BARINDIRMAYACAKSIN. Fikir özgürlüğü adı altında -bir bayrak adı altında toplanmaya inanmıyorum diyen koministi - BARINDIRMAYACAKSIN.
    #82384322


    Nereye baksak senin izin var...

    -Gece geç yatıp okula uykulu geldiğimiz zaman başımızı koyduğumuz sırada,

    -Kendi isteğimiz ve rızamız doğrultusunda aldığımız kararlarda,

    -Devrimlerde,

    -Özgürce dolaştığımız kaldırımlarda,

    -Sokak ve Cadde adlarında,

    -Türk Parasında,

    -Limanlarımızda, denizlerimizde,

    -İZMİR'DE,

    -CONKBAYIRI VE ANAFARTALAR 'DA,

    -ERZURUM'DA ,

    -SAKARYA'DA,

    -TRABLUSGARB 'DA,

    -MUSUL'DA KERKÜK 'DE,

    -SURİYE CEPHESİNDE,

    -ŞARKTA VE GARBDA,

    -YÜKSELEN EZAN SESLERİNDE,

    -SOFYA'DA

    -MANASTIR'DA

    -SELANİK'TE

    -ÇANKAYA'DA

    KISACASI BAKTIĞIMIZ HER YERDE ...
    ATTIĞIMIZ HER ADIMDA..
    VATANIN HER YERİNDE İMZAN VAR...

    Üstün kişisel özelliklerine değinsek bir de ..

    Foks, Alp ve Alber isimli köpeklerini
    Sakarya isimli atını
    Ve tüm hayvanlara olan sevgini...

    Ülkü Adatepe, Sabiha Gökçen ,Afet İnan,Rukiye Ergin ve daha birçok manevi kız evladına verdiğin önemi ve onların eğitiminde katkıda bulunmanla Pilot ve egitimciler çıkardığını,
    Ve önemle kız çocuklarımızın okutulması gerektiğini belirttiğini,

    Ağacı kesmemek için evin altına raylar döşetip koca meskeni yerinden oynatırken doğaya verdiğin önemi,

    Sofya'da katıldığın baloda giydiğin yeniçeri kıyafetleriyle
    Hem geleneksel,
    Latife Hanımla ,Müzeyyen Senar'la ve manevi kızlarınla dans ederken hem de nasıl modern olduğunu,

    "Efendiler! Dünyada her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak dikkatsizliktir, bilgisizliktir, yanlışlıktır."

    "En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır"

    "Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder."

    ".Türkiye’yi böyle yanlış yollarda dağılma ve yok olma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır, ona uyacağız. O gerçek şudur: Türkiye’nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak... Bütün millete sağlam bir maneviyat vermek..."

    Diyerek ilime ve eğitime verdiğin önemi,

    "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."

    "Dünyada her şey kadının eseridir. Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar." Diyerek kadına verdiğin önemi ,

    Efendiler… Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hattâ cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat, sanatçı olamazsınız..!
    Diyerek sanata verdiğin önemi,

    Yüzmeyi,güreşi, ciriti  çok sevmenle ve "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." Diyerek spora ve sağlığa  verdiğin önemi,

    Ve aynı zamanda "Ben sporcunun zeki,çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim" derkenki tutumunu,

    .... hangisini anlatsak az kalır..


    ...
    Senin gibisi yüz yılda bir gelir dediler
    Yüz yıl geçti hani neredesin Atam...

    Sensiz yüreğimiz karanlık bir dehliz
    Türkler özünü unuttu ;Hepsi ya yürüyen bir Arap ya İngiliz...
    ...


    Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır. -Observer,İngiltere




    ●SEN Kİ TÜM TÜRK MİLLETİNİN KADERİNİ UÇURUMUN EŞİĞİNDEN ÇEK ÇIKAR.

    ●SEN Kİ OSMANLI (AMA HANGİ OSMANLI)DEVLETİNİN BAŞINDAKİ ADAM ULUSUNU DÜŞÜNMEK BİR YANA KENDİSİNİ BİLE DIŞARIYA(!) PEŞKEF ÇEKERKEN ,TÜM KÖYLÜNÜN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENEREK BU YOLA BAŞ KOY.

    ●SEN Kİ 16 MAYIS GÜNÜ İZMİR'DEN ÇIKARDIĞIN O AZİZ O ŞANLI VAPURU DURDURMAK İSTEYEN KAÇ KURŞUN, KAÇ TOP VE SABOTE EDİLEN ONCA PLANA RAĞMEN KARARLILIKLA YILMA!

    ●SEN Kİ PADİŞAHIN EMİRLERİNE DEĞİL MİLLETİN KADERİNE, HALKIN ACI ÇIĞLIKLARINA KULAK VERDİN DİYE AĞIR İFTİRALARA UĞRA, CEZAYA ÇARPTRIL.

    ●SEN Kİ YİNE DE BUNA DA ALDIRIŞ ETMEDEN YÜRÜ FAKAT BU SEFER DE WASHINGTONİST= WASHİNGTON VE ÇETELERI MANASINI VERECEK ŞEKİLDE SENİ ÇETE BAŞI OLARAK GÖSTERMEK İÇİN SENİ VE SENİ DESTEKLEYENLERE "KEMALİST"
    DAMGASINI YAPIŞTIRANLARIN ZİLLETİNE KATLANMAK MECBURİYETİNDE KAL!

    ●SEN Kİ BU YOLA BAŞTA KAZIM KARABEKİR PAŞA OLMAK ÜZERE  TÜM TÜRK MİLLİYETÇİLERİYLE BERABER YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM DİYEREK BAŞ KOY. YETMESİN HÜKÜMET (DAMAT FERİT DENYOSU) KÜRDÜSTAN EMELİ İÇİNDE OLAN BEDİRHAN KAMURAN ZIMBIRTILARINI DESTEKLESİN, SAİT MOLLA DENEN(İNGİLİZ KUKLASI) ADAMLARI KORUSUN. YETMESİN BİR DE SAHTE FETVALARLA ADIN DİN DÜŞMANI ÇIKSIN.

    ●SEN Kİ CONKBAYIRINDA GÖĞSÜNDEN VURUL, SANA ONCA SUİKASTLAR HAZIRLANSIN...
    ●MECLİSE KADAR CASUSLAR GİRSİN...
    ●VE TÜM BUNLARA RAĞMEN YILLARDIR HOR GÖRÜL, ELEŞTİREL TUTUM(NEYİ BEĞENEMEDİLERSE) ADI ALTINDA HAKARETLERE UĞRA, YOK SAYIL...

    -EE MUSTAFA KEMAL OLMAK KOLAY DEĞİL!!-

    Neyse ne yaparlarsa yapsınlar değişmeyecek ikililer vardır;

    Karpuz-Peynir

    Çekirdek-cola

    Künefe-dondurma

    Kuru fasulye- pilav

    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - TÜRKİYE CUMHURİYETİ

    Ve senin sadece Ülkü, Sabiha,Sığırtmaç Mustafaların yok..
    Bizler de senin evlatlarınız ve bizler sağ olduğumuz müddetçe ne seni unuttururuz, ne unutturmalarına müsade ederiz..

                                                 ~ Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür,nesiller...
                                 
                                        ꧁ SON ꧂
  • Bir gün Sultan Ahmet, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gelip onun gibi her şeyden vazgeçip sadece Allah’a kul olmak istediğini söyler ve Hüdâyi Hazretleri der ki:
    ”Ben belki kolay olanı seçtim. Her şeyi terk edip yoklukta buldum O’nu. Zor olan varlıkta bulabilmektir. Sizin vazifeniz benimkinden çok daha ileride. Siz ki bunca varlıkta O’nunla olmayı başarırsanız işte o vakit ben fakirin izi bile değmez sizin gölgemize. Hem ben bir kadılık makamını terk edip nefsimi terbiye için bir ömür verdim. Siz cihanın sultanısınız kaç ömür gerekir bunu terk etmek için bilemem ki. Lakin çok zor Sultanım. O kadarını terk etmek bile çok zor. Size meğerki ezelden saltanat yazılmıştır. O vakit Allah’ın hükmüyle hükmetmeniz icap eder. O vakit ben gibi bir ufacık dergâh değil bir cihan sizin dergâhınız olur. Burası sizin mekânınız değil Sultanım, bu makam sizin makamınız değil. Sizin dergâhınız bütün cihandır. ”

    Bunun üzerine Sultan Ahmet, gönlüne sultan bildiği Mahmud Hüdâyi Hazretlerine itaat eder ve: “Efendim o vakit sizden bir nasihat beklerim.”der. Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri:

    “Zikredin Sultanım. O’nu çokça zikredin. Ne vakit ki gönlünüz daralsa, içiniz sıkılsa O’nu zikredin. Zikir hatırlamak demektir Sultanım. Hatırlamanın zıddı unutmaktır. O vakit Allah’ı zikirden vazgeçmek O’nu unutmak manasındadır. Bize gereken zikretmektir Allah’ı yani unutmamak ve hatırlamaktır. Öyle edin, zikredin, hatırlayın, unutmayın.”
  • KURTASÎ YA PİRTÛKÊ - KİTABİN ÖZETİ

    QEDRÎ CEMÎLPAŞA-DOZA KURDİSTAN

    BAŞLANGIÇ
    ✔Kurd milleti, milattan 2000 sene evvel Küçük Asya'nın doğu yamaçlarında devlet kurarak nüfuzlarının şarkta Hindistan hududuna, cenupta Basra Körfezi'ne ve Umman Denizi'ne kadar uzanmış olduğunu tarih bize bildirmektedir.
    ✔Îsa'dan takriben 10.000 sene evvel yapılan umumi göçte iskandinavya'dan Güneye İndu-avrupayi (Arî) ırkının bir cüzü olan Kurdler Ararat dağına gelmişlerdi. Kurdler milattan 4000 sene evvel bu geniş ülkeye yayılmış. O tarihte bu geniş ülkenin lisanı Kurdçe, resmi dini de Zerdeşt dini idi.
    ✔İlk Kurd padişahını adı Tosa diğer adıyla Diyakos idi. M.Ö 1808 de Afganîstanın Belh şehrinde padişahlık etmiştir.
    ✔M.Ö 9 yy.da Keykubad bütün Kurdleri birleştirerek Med İmparatorluğunu kurmuştu.
    ✔Keykubad'ın torunu Keyaksar Asur hükümetini yıkarak Ninivayı ele geçirdi.
    ✔Kutiler; Subari, Huri, Lolo, Kasi adıyla 4 kabileye ayrılır.
    ✔Huriler M.Ö 2000 de Amed'de yaşamışlardır.
    ✔Lolo ve Kasiler mö 2000de Akadları yenerek Babilde 700 sene hüküm süren Kurdîvan devletini kurmuşlardır. Mö 600de Küçük Asyaya(Anadolu) geldiler. Yani Kurdler Küçük Asyada ilk devlet kuran millettir.
    ✔İlk önce Dîyarbekir, Amed namı ile yad edilirdi. Amed: Kurdçe, Medlere ait anlamına gelir.
    ✔Huriler Subarilerle hemırktır.
    Hazreti Merduh-Tarihi Merduh kitabında gösterir ki Lolo, Kuti, Kasi, Huri namındaki milletler Zagros Dağı Kurdlerindendirler. Bunlar Sümer, Elam, Akad hükümetleri ile hemasır olup onlarla harpler yapmışlar.


    KURDISTAN COĞRAFYASI
    ✔Türk hükümetine göre Kurdler dağlı Türkler, İran'a göre ise Kurdler İranidirler.
    ✔1914-18 harbinde Türklerin yaptığı Ermeni katliamında Kurdlerin sakladığı Ermeni sayısı 60 bini gösteriyor.
    ✔Kurd edipler Kurdleri göçebe halinden kurtarmağa çalışıyor, kendilerini araziye bağlayarak medeni hayata alıştırmak istiyorlardı.
    ✔Ereb Şemo'nun Şanın Yolu kitabı İttihad-ı Sovyet memleketinde neşredilen ilk Kurdçe romandır.
    ✔Azerbaycan Meclis-i İlmi'sinde bir Kurd kısmı vardır. Leningırat İlmi Meclisi'nin Kurd Kısmı Qanadê Kurdo reisliğiyle sekiz Kurd ulemasından müteşekkildir. Bu ilmi meclis otuz seneden beri ulema ve mütehassıslar yetiştirmekte ve Kurdçe neşriyat yapmaktadır.
    ✔Birinci Dünya Harbinde Kurdler, Wilson Prensipleri ile aldatıldılar.
    ✔Her uyanık millet gibi Kurdlerin de birinci gayesi, her şeyden, hatta ekmek ve sudan evvel milli mevcudiyetlerini belirten lisanlarını saldırılardan korumaktir.





    KURD MİLLETİNİN GEÇEN 60 SENE ZARFINDAKİ SİYASİ CİDALINA AİT HATIRAM
    ✔Türkçe konuşanların imtiyazlı bir sınıf teşkil ettiğini gören bazı kimseler Türkçe konuşmakta bir fayda görmekte idiler.
    ✔İslamiyette kavmiyet olmaz, Elhamdülillah hepimiz karaların ve denizlerin Hakanının kulu olmak mutluluğu bize kafidir. Eşitlik ve adaletle hükmeden halifeye itaat farzdır. Lakin ahaliyi Türkçe konuşmaya zorlarsa aykırı bir bir yol tutmuş olur ki dinen böyle bir hükümete karşı durmak farzdır.
    ✔ Bahusus (özellikle) Nur talebeleri Üstadı meşhur Molla Said in (Bediüzzaman Said Nursi'nin) yakışıklı, babayiğit tavrı ile Kurdlere mahsus giydiği şal u şepik elbisesi ve kolhoz (başlığı), desmalı (mendili) ile başı yükseklerde dolaşmasını temaşadan pek çok zevklenirdim.
    ✔ Gedikpaşa Mahallesi'nde Kurd Terakki ve teavün Cemiyeti merkezini açmışlardır. Maalesef bu cemiyet çok devam edemedi. Çünkü kendisini Kürdistan'ın manevi babası ve tarikat şeyhlerinin başında gören Seyîd Abdulkadir Efendi merhum ile Bedirhanilerin anlaşamamazlığı ile de bu suretle nihayete ermiş oldu.
    ✔ Halil hayali Kurd milletinin her cihetten mahrumiyetini görerek Kurd lisanının Sarf ve Nahvini ve sözlüğünü meydana getirmişti. O tarihlerde Ziya Gökalp ile birlikte Kurdçe'nin sarf ve nahvini kaleme almışlar.
    ✔ "Genç Türk" hükümeti Türkçülük ve turancılığı devletin şuuru yapmış, İslam unsurlarının öğündükleri Osmanlılık, Türkçülük şekline çevrilmişti. İşte bu nedenle kendilerini mazlum vaziyette gören Araplar, Arnavutlar, Kurdler de milli teşekküller meydana getirdiler. Araplar müntediül Edebî, Arnavutlar Başkim, Kurdler de Hevî cemiyetini tesis etmişlerdi.
    ✔ Turancılıkta o kadar taassup gösteriyorlardı ki din lisanı Arapça ve Kuran'ın Arapça gelmiş olmasına rağmen ve kendilerinden adetce 5 10 kat fazla olan Arapları da türkleştirmek isteğimi istemek gafletini gösteriyorlardı.
    ✔ 1911 senesinde Halil hayali Bey'in bizleri teşvik etmesiyle bir Kurd Talebe Cemiyetinin tesisini kararlaştırdık. Tüzüğünü tanzim ettikten sonra resmen hükümetten lazım gelen ruhsatı alarak Hêvînîn teşekkülünü ilan ettik.
    ✔Mösyö Cak Ermeniler'in Kurdler aleyhine yaptıkları propagandaların tesiri ile Kurdleri o kadar vahşi bir dağ adamı olarak işitmiş olacak ki hayretini gidermek için beni görmeye geldi. Kendisi gibi tertemiz bir beyefendi ile karşılaşınca yanlış bir fikirle aldatıldığına itiraz etti ve özür diledi.


    HÊVÎ CEMIYETİ’NİN MİLLİ SAHADA HİZMETLERİ
    ✔Hêvî, Kurd milletinde milli duyguları, Kurd mefkuresini uyandırmak ve kültürüne çalışmak gayesini gütmekteydi.
    ✔Rus Kazakları, ellerindeki iki bin metre uzaklığındaki hedefe isabet ettirebilecek uzun menzilli tüfekle yanlarında asılı bulunan "bir vuruşta deveyi ikiye böler" tabirine misal olacak şekilde keskin meşhur Kazak palalarına mukabil, vallı Kurdlerin elinde en uzun menzili bin metreyi aşmayan ve her patlayışta soba borusu dumanı gibi bir duman çıkaran dokuz ateşli mavzer tüfeği ile sanki tenekeden yapılmış gibi ince hafif kılıçlar vardı. Bu gayr-ı müsavi [eşit olmayan] silahlara rağmen yine her çarpışmada Kurdler, Rus Kazaklarına muvaffakiyetle mukavemet etmekte, bazen de tefevvuk etmekte [üstün gelmekte] idiler. İaşeden mahrum, cephane noksanı pek nakıs [eksik] bir surette ikmal edilen Kurd Aşair Alayları, harbin müşküllerine [zorluklarına] nasıl dayandıklarına hâlâ akıl erdiremiyorum.
    ✔Türkiye hükümeti 'Ruslar sizi katliam eder' bahanesi ile Rusların işgal ettikleri yerler ahalisini Rus gelmeden evvel yerlerinden çıkararak tehcire tabi tutmakla, kışın dondurucu, şiddetli soğukluğunda bunları mahvetmek istiyordu. Vesait-i nakliyeden [ulaşım araçlarından] mahrum ahali, Türklerin icbarı [zorlaması] ile süm- mettedarik [hazırlıksızca] elde bulunan çok mahdut vesaitle hiçbir erzak taşımaya imkânları olmadan yola çıkarılıyor ve bu yolcu kafilelerini daha ziyade perişan ve mahvetmek için durdurmadan mütemadiyen garbe doğru harekete icbar ediyordu. Maksatları, tüfek kullanmadan bu kafileleri imha etmekti. Bundan dolayı Abdülmecit Bey'in harpte hizmeti, yararlığı görülmüş, askerî Hamidiye Alayi'nda miralay olduğuna ehemmiyet verilmiyerek, bir jandarma çavuşu kendisini tazyik ediyordu. Ben bu halden çok müteessir oldum. Zemini müsait bularak Türk hükümetinin zulmünden ve milletimizi mahvetmek istediğinden bahsi açtim. Mübahasamız [sohbetimiz] esnasında Abdülmecit Bey "Ahhh" dedi. "Allah belamı versin, harbin bidayetinde Ruslar bana adam gönderdiler. 'Ne istersen rütbe, mal vereceğiz bizimle ol' dediler. Ben, alçak Ittihat ve Terakki hükümetinin bir İslam hükümeti olduğunu düşünerek 'halifeye ihanet nasıl olur' diyerek kendilerine cevab-i red verdim. Sonradan bu alçak hükümetin hakkımızda ne hayın olduğunu anladım, amma iş işten geçti.
    ✔Ittihat ve Terakki hükümeti yaptığı Tehcir Kanunu ile ölümden kurtulan Kurdleri Anadolu'ya, garbe nakil ve orada vilayetlere tevzi ederek [dağıtarak] Kürdistan'ı her ne şekilde olursa olsun Kurdlerden boşaltmak, yerlerine Türk getirip yerleştirmek istiyordu ki, artik bir daha "Kurd davası vardır" denilemez hale gelsin.
    ✔Erzurum cephesi bozgunundan sonra alayımız Karadeniz havalisinde faaliyette bulunan Pontusçu Rum çetelerinin takibine gönderildi. Bir müddet bu çetelerle uğraştık. Rusların Çar hükü- metinden kuvvet alan çeteler, Karadeniz sahilindeki eski Pontus hükümetini yeniden kurmak istiyorlardı. Bu esnada bazı Türk zabitlerinin vahşetini gösteren bir vak'ayı okuyucularıma anlatmak isterim.
    Süvari bölüğümüz, çetelerin takibine memur hareket kumandanı Çarşamba Ahz-i Asker [Asker Alma] Şube Reisi Şükrü Bey'in emrine verilmişti. Bir müddet Çarşamba ve Samsun taraflarında dolaştıktan sonra Ayı Tepesi namı ile tanınan sarp bir mahalde yerleşmiş Pontusçu çetelerini, başka kuvvetlerin de iştirakiyle muhasara etmeğe gidiyordu. Hareket kumandanı Şükrü Bey, yolumuzda bulunan Rum köylerinde tarama yaptırıyor, 15-16 yaşlarında ve daha küçük yaşta bulunan çocukları toplatıyordu. Bu toplanan 20 kadar çocuğu askerî kuvveti ile beraber getirerek Ayı Tepesi'ne yakın deredeki kulübeye koydu. Bir müddet bana, bunları gidip sonra öldürmemi emretti. Muharebe esnasında askerî emre itaatsizliğin cezasının pek ağır olduğunu bildiğim halde fazileti her kaygidan üstün gören Kurd damarım tuttu, bu cinayeti yapmaktan beni menetti. "Ben bu iși yapamam" dedim, "çetelerle harbe hazırım, lakin bu çocukları öldüremem" diye cevap verdim. Hiddeti, gazabı fayda vermedi; ısrarı, şiddetli emri yürümeyince bu işe elverişli diğer birisini göndererek zavallı çocukları birer birer kulübeden çıkartarak öldürttü. İşte bu türk zabiti tarafından insaniyet ve Medeniyete aykırı yapılan şahidi olduğum yüz karartıcı bir hadise.
    ✔ Amed'de Hêvî Cemiyeti mensupları gençlerin teşebbüsü ile 1918 tarihinde Kurd Tealî Cemiyeti ismi ile bir cemiyet tesis edildi.
    ✔Mistefa Kemal Amed şubesine yazdığı bir yazıda, ecnebi istilasına uğrayan memleketi düşmandan temizledikten sonra, Kurd kardeşlerinin milli haklarına riayetkâr olacağını bildiriyordu.
    ✔ Muzafferyetten sonra da Kurd milletinin hukukuna riayet değil, mevcudiyeti bile inkar edilmek suretiyle ahde vefasızlık gösterildi.
    ✔Mondros Mütarekesi'yle harp nihayetlenince Istanbul'da bulunan Kurd vatanseverleri, Kürdistan'ın hukuk-u milliyesini [milli haklarını] elde etmek amacı ile Kürdistan Teâli Cemiyeti namıyla bir siyasi cemiyet tesis etmişlerdi. Bu cemiyetin müessisi bulunan Bediüzzaman Molla Said, Müküslü Hamza, Motkili Halil Hayalî Beyler faaliyete geçerek cemiyete aza kaydetmekte idiler.
    ✔Amerikan komiserinin Kürdistan'ın büyük bir kısmını içine alan bir Ermenistan teşkiline karar verildiğini söylemesi üzerine Bediüzzaman cevaben, "Kürdistan eğer deniz sahilinde olsa idi diritnavutlarınızla [deniz zırhlılarınızla] belki bu kararı tatbik ede- bilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına diritnavutlarınız çıkamaz. Bu kararınız da tatbik edilemez" demişti.
    ✔Aide Toi, Dieu Taidra
    Sen kendine yardımcı ol, Allah da sana yardım eder.
    ✔ Sevr Anlaşması'nda Kürdistan faslının 62. 63. 64. maddelerinde Kürdistan hududu tayin edilmiş.

    ✔Madde 62:
    Işbu muahedenin mevkii meriyete vezi tarihinden [yürürlüğe girdiği tarihten] itibaren 6 ay zarfinda Ingiliz, Fransız, Italyan hükümetleri tarafindan tayin edilecek üç azadan mürekkep bir komisyon Istanbul'da toplanarak Kurd unsurunun sakin bulunduğu Fırat'ın şarkında bilahare tayin edilecek Ermenistan hududunun cenubunda [güneyinde] işbu muahedenin 27. maddesinin ikinci ve üçüncü fikralarında gösterilen Türkiye, Suriye beynel nehreyn hudutlarinın şimalindeki [kuzeyindeki] mıntıkada mahalli bir Kurd muhtariyet-i idare planını izhar edecekler. Işbu planin bazı noktalarında komisyon azaları arasında ihtilaf zuhur ederse bu ihtilafi tabi oldukları hükümetlere bildireceklerdir.
    Bu plan Kürdistan muhtariyeti arazisinde bulunan Asurî, Kildanî ve sair irkî ve dinî ekalliyetlerin [azınlıkların] muhafazası hakkında kâfi teminati ihtiva edecektir. Iran hududuna müteallik [yakın] noktadan ihtiyaç hâsıl olursa Ingiltere, Fransa, italya, Iran, Kurd memurlarından mürekkep bir heyet, mahallinde yapacağı tahkikata binaen lazım gelen tadilatı yapacaktır.


    ✔Madde 63: Osmanlı hukumeti 62. maddede zikredilen komisyon tarafindan ittihaz olunacak mukarreratı [alınacak kararları] kendisine tebliğ tarihinden itibaren üç ay zarfinda kabul ve tatbik etmeği şimdiden taahhüt eder.
    ✔Madde 64:
    Işbu muahedenin meriyete [yürürlüğe] konması tarihinden bir sene sonra 62. maddede zikredilen menatık ahalisi, Milletler Cemiyeti'ne müracaat eder ve halkın büyük bir ekseriyeti Türkiye'den müstakil olmak [ayrılmak] isterse, Milletler Cemiyeti de mezkûr [söz konusu] ahalinin istiklale ehil olduğunu kabul et- tiği takdirde, Milletler Cemiyeti'nin bu mıntıkaya ait her türlü hukuk ve mündeiyatından [yetkilerinden] Türkiye'nin feragat etmesi tavsiyesine, Türkiye hükümeti riayet edeceğini şimdiden taahhüt eder. Bu feragatin teferruati müttefik devletlerle Türkiye arasında tanzim olunacak bir mukavele ile tesbit edilir. Bu feragatin vukuu halinde şimdiye kadar Musul vilayeti dâhilinde yaşamakta olan Kurdler, arzuları ile müstahsil Kurd hükümetine iltihak etmek isterlerse müttefik devletler hiçbir vecih ile bunların arzularına muhalefette bulunmıyacaklardır.
    ✔Cemiyetin faal, genç azaları; Kürdistan'da cemiyetin maksatlarını teyid edecek bir fikir cereyanı uyandırmak ve ameli harekette bulunmak üzere 1921 senesinde Ekrem Cemilpaşa ile Müküslü Hamza Bey'i Kürdistan'a göndermişlerdi. Ekrem, Diyarbekir havalisinde gizli olarak çalıştığı esnada evinde misafir olduğu Hevêrkan aşiret reisi Abdülkerim Ali Remo kendisini tutarak Türklere teslim ettiğinden, Ankara İstiklal Muhakemesi'nde [Mahkemesi'ndel muhakemesi yapılmak üzere mevkufen [tutuklu olarak] Ankara'ya gönderildi. Hamza Bey de bu suretle ele geçerek Diyarbekir'de bir süre hapsedilmişti.
    ✔Teşkilat-ı Içtimaiye Cemiyeti, uzunlama olarak üç renkten müteşekkil; yukarıda kırmızı, ortada beyaz üzerinde güneș ve altta yeşil renkli Kurd bayrağının renk ve tesbit ederek milli bayrak olduğunu ilan etti.
    ✔ nutkunda söylediği gibi, Yunanlılarla harbin en şiddetli bir zamanında Samsun'a çıkan bir Ingiliz zabiti, hükümetinin kendisine iki vapur dolusu harp malzemesini hediye gönderdiğini haber vermişti. Îngilizlerin, dost ve müttefiki Yunanlıların Türklere mağlup olmalarını istediklerine bundan daha açık bir delil olamaz.
    ✔Ismet İnönü, bir defasında Diyarbekir Milletvekili Pirinççzade Feyzi Bey'i, diğer defasında Milletvekili Zülfizade Zülfi Bey'i birer Kurd sifatıyla beraberinde götürerek orada, "Biz Kurdler, Türklerle kardeşiz, ayrılmak istemeyiz, aramızda bir fark yoktur" diye söyletmek suretiyle kendilerine, milletlerine karşı tarihî lanete müstahak bir hıyanet yaptırdı.
    ✔Antep harbini yapanların ekserisi Kurdtüler. Antep'in kurtuluşunu ve Gaziantep diye adlanmasını Kurd kahramanlarının cesurane ve fedakarane savaşları temin etmişti. Bu harplerde "Vurun Kurd uşağı namus günüdür" diye medih yolunda çağrılan türküler harpten sonra "Vurun Türk uşağı namus günüdür" şekline çevrilerek, Kürdün hizmet fedakârlığına karşı her vakit olduğu gibi yine nankörlük gösterilmişti.
    ✔Bunlardan vatan şehidi maslup [idam edilen] Dava Vekili Muhammed efendi - Bavê Tujo ki, ona Hacı Ahti diye de isim verilmekte idi- muhakemesi esnasında hâkimin bütün israrlarına rağmen Türkçe ifade vermek istememiş, Kürdistan'da adaletin layıkı ile yerine getirilmesi için muhakemelerin Kurdçe olarak yapılması fikrinde ısrar ettiğinden, nihayet tercüman vasitasıyla ifadesi Kurdçe olarak alınmıştı. Cesur ve milletini çok seven Bavê Tujo, 1925 senesi istiklal Muhakemesinde de sorulan suallere arslanca cevap vermiş- ti. Zalim Türk süngüleri ile çevrili olduğu halde asılırken 'Yaşasın Kürdistan!' diye haykıran kahramanı, Türk askeri bir taraftan asarken diğer taraftan süngü ile yaralamışlardı.

    ŞEYH MAHMUT BERZENCÎ'NÎN MELEKİYETİNİN İLANI
    ✔ 1917 senesinde İngilizler Irak'ı işgal etmişlerdi. Şeyh Mahmut Berzenci'nin hükümdarlık tesisine itiraz etmediler. Fakat sonra İngilizler şeyin nüfuz mıntıkasını kısarak Süleymaniye'ye hasretmek istediler. Şeyh Mahmut İngilizlere karşı isyan ederek 27 Mayıs 1919'da Süleymaniye'den İngilizleri çıkardı. 9 Haziran 1919'da İngiliz Kuvvetleri ile yapılan şiddetli çarpışmada Şeyh İngilizlerin eline düştü İngiliz Mahkemesi Şeyh Mahmut'a idam hükmü verdiyse de onu Hindistan'a Sürgün etti. 1922'de Lozan'da Milletler cemiyetinde Türkler Musul'un kendilerine istemesi istemesi üzerine, İngilizler Şeyh Mahmudu Hindistan'dan Süleymaniye'ye gönderdiler. Şeyh bir hükümet teşkil etti. İngilizlerle anlaşamayan Şeyh onlara karşı ikinci defa isyan etti. İngiliz ve Irak askeri 19 Haziran 1924 süleymaniye'yi tekrar işgal ettiler Şeyh Mahmud İngiliz ve Irak hükümetleri ile siyaset ile uğraşmamak şartıyla af edildi ve ittifak etti.
    İngilizler Irak ile 1930da anlaşması sonucu Irak bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmesi üzerine Kurdler bu durumu protesto ederek Süleymaniye'de gösteri yaptılar.
    Şeyh Mahmut Irak hükümeti aleyhine isyan etti. Xaneqîn'den Zaxo'ya kadar Kurd mıntıkasında İngilizlerin güvencesinde bir Kurd hükümet teşkili istiyordu. Askeri imkanı bulamayan Şeyh teslime mecbur oldu Reşit Ali Geylani'nin 1941 İnkılabına kadar Irak'ın cenubunda Sürgünde kalan Şeyh inkılabdan istifade ederek Kürdistan'a döndü.
    ✔Şeyh Mahmut 1923 Sovyet hükümetine dostluk talebi mektubunda şöyle diyordu:
    "Bütün dünya 1917 Oktober Inkılâbı'nın [Ekim Devrimi'nin] hürriyet avazını işitti. Milletinizin zalim ve müstebit [zorba] bir idareden kurtulduğuna bütün âlem sevindi. Kurdler haklı olan milli davalarında muvaffak olmak azmi ile giriştikleri mücadelede ellerini size doğru uzatıyor. Bütün kalpleri ile ve samimiyetle sizinle arkadaşça ve kardeşçe yaşamak arzusunu besliyorlar. Aramızda diplomasi, irtibat olmadığından ahvalimize tafsilatıyla vakıf olmayan Sovyet hükümetine bu yazı ile her şeyi bildirmeğe imkân yoktur. Mazlum, esarette bulunan milletlerin hamisi olan Sovyet hükümetinin Kurd milletini de himaye edeceğine emindir. Bütün Kurdler Sovyet hükümetine 'şarkın hamisi' nazarı ile bakmaktadırlar. Mukadderatlarını Sovyet hükümeti mukadderatına bağlamağa hazır olan Kurdler, mütekabilen sizinle irtibat tesis etmeği sabirsızlıkla bekliyor."
    ✔ Musul'un aidiyetini isteyen İngilizler ve Türklerin talebi üzerine 30 Eylül 1922'de Milletler Cemiyeti Musula heyet-i tahkikat gönderdi. Komisyon ne Türk ne de Arapların bir hakkı olmadığını ahalinin büyük bir ekseriyetinin(8/6) Kurd olması itibariyle Kürdistan Devleti'ne ait olması lazım geldiğini bildirdi. Rapordan memnun kalmayan İngiliz ve Türklerin talebi üzre Milletler Cemiyeti ikinci tahkikat heyetini gönderdi. Bu heyet raporunda Cenubi Kürdistan'ın Irak'a ilhakının lüzumunu bildirerek, Kurdler için de sâkin oldukları yerlerde Kurd lisanınin resmi lisan olarak mekteplerde okutulması, idari, adli hükümet dairelerinde Kurd lisanının istimali [kullanılması] zaruretini bildirmişti.
    ✔ Mahmut Durak Kaziyye-i Kürdiye (Kurd sorunu) ismili kitabının 242., 243. sayfasında Kurdlerin dağlı Türk olduğunu ve aralarında ihtilaf bulunmadığını işaret ediyordu. Bilakis Kürdistan'da bilhassa diyarbekir'de Kurdler her zaman Türkülerle ihtilaf ve mücadele halindedirler. Birçok Kurd aydınlarının hapis cezası çekmekte olması buna delildir.
    ✔ Milattan 4000 sene evvel bugün sahibi oldukları arazide yerleşen Kurdler, memleketlerine gelip geçen büyük fatihlerin kahhar ordularına milli mevcudiyetlerinden bir şey kayıp etmeden bugüne kadar mukavemet gösterdiklerini tarih söylemektedir.
    ✔ Kurd Fizuliye Devleti 932 senesinde Lor Bölgesinde 5 asır boyunca saltanat kurmuştur, hüküm sürmüştür.
    Delmiyan Devleti 942 senesinde Bağdat'ta teşekkül ederek 127 sene hüküm sürdü.

    ✔ 1930'da İngilizlerle anlaşmasından sonra Irak müstakil bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmişti.
    1931de Şeyh Ahmed Barzani Kurdlerin milli haklarının tanınmasını dava ederek isyan etti.


    1944 Mele Mustafa isyan etti. Irak hükümeti Barzani ile yaptığı ittifakta Kurdlerin milli taleplerini kabul etti. Mele Mustafa'nın reyislik ettiği Kurd Demokrat Parti ile aşair kuvvetleri Irak hükümeti ile 1969 tarihine kadar harp ettiler. Irak hükümeti elindeki savaş araçlarıyla Kürdistan'ı viraneye çevirmesine rağmen Kurd Savaşını susturamadı.
    ✔ İngilizlerin Kürdistan'a ayak bastıkları günden itibaren bugüne kadar Kurdler milli haklarını istemekten vazgeçmemişler ve Irak hükümetlerinin zorla tatbik etmek istediği idareye rıza göstermişlerdir.
    ✔ Barzani 565 silahlı bir kuvvetle Sovyetler hükümetine iltica etmişti.
    ✔ "Ortadoğu'da Arap lisanı da dahil Kurdçe'den daha bir lisan yoktur" (Ziya Gökalp-Giresun Gazetesi-1926)
    ✔Büyük Îskender İran ülkesine hakim olduğu zaman İran'ın vasi bölgelerinde konuşulan umumi lisan Kurdi lisanı idi. (Tarihi Merduh s.401)


    KOÇGİRİ KIYAMI
    ✔Şadan aşiret reisi Paşo kendini Kurd milli Kuvvetleri kumandanı ilan etmişti.
    ✔Şiir : s. 92

    Koçgirî başladı harbe
    Sesi gitti şarka garbe
    Bir ordu asker geldi
    Dayanamadılar bu derde

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Ovacığın aşireti
    Zabeteyledi mahalleleri
    Geriden imdat gelmedi
    Hozat çekmedi gayreti

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Kurdistan'ın orduları
    Kahretti barbarları
    Vatan için öleceğiz
    İstemeyiz moğolları

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Yemîn edenler elmaya
    Zulfikar-ı Murteza'ya
    Geriden teller çektiler
    Biz uymayız eşkıyaya

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan


    İSMAIL AĞA SIMKO'NUN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Doğuda İran-Türkiye hududu üzerinde bulunan şikak aşireti reisi İsmail Ağa kıyam ederek İran Kürdistanı'nın mühim bir kısmını Urmiye Gölü havalisini 1920 senesinde hüküm altına almıştı.
    ✔ 1925 senesinde Rıza Han İran Şahin şahıs ve diktatörü olunca İsmail Ağanın öldürülmesinin çok müşkül olduğunu anladı Rıza Şah. Bu nedenle İsmail Ağa ya yakınlık gösterip dostluk kurmuştu İsmail Ağayı Şino'ya davet etti. İsmail Ağa davete icabet ederek şino ya gelerek hükümete misafir oldu ama Rıza Şah İsmail Ağaya hıyanet ederek onu öldürdü.


    ŞEYH SAİD EFENDİ'NİN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Halifeyi ecnebi devletlerin tahakkümünden kurtaracak ve İslamiyet'in muhafazasını sağlamlaştıracak inancı ile mustafa kemale içten bağlılık gösteren Kurdler Yunan harbinin kazanılmasında yardımcı olmuşlardır. Yunanlılar denize dökülüp harp kazanıldıktan sonra mustafa kemal yüzündeki perdeyi yırtarak din ve dünya işini birbirinden ayırıp halifeyi saltanattan uzaklaştırdı. Mustafa Kemal dinsizliğe doğru her adım attıkça Türk Kurd aydınları çok kıymetli bir şahsiyet olan Cibran aşiret reisi Miralay Halit Bey'in etrafında toplanarak 1922 senesinde İstiklal mânâsına gelen Azadi adı ile bir siyasi cemiyet teşkil ettiler.
    ✔Azadi hareketinin Amed'de de şubesi açıldı.
    ✔Azadi teşkilatına dahil subay arkadaşlardan fırka erkan-ı Harbi İhsan Nuri ve Zabit arkadaşları Rasim, Hurşit, Tevfik Cemil ile beraber mahiyetindeki askerlerle daha çekilerek isyan ettiler.
    ✔ Zaten Azadi Cemiyeti'nin gizli teşekkülünden haber almış olan hükümet bu teşekkülü yok etmeye bir bahane arıyordu. Bu nedenle Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Hacı Musa Bey ve 20 kadar arkadaşlarını tevkif ederek Bitlis askeri muhakemesine getirdiler. Bu mahkeme Şeyh Said Efendiden de ifade almak istedi ama Şeyh Efendi istenen ifadeyi vermedi.
    ✔Şeyh Efendi halkı barıştırıyor yapılacak olan kıyam hareketine zemin kurmak istiyordu.
    ✔ Şeyh Efendi piran'dan Hani nahiyesine geldiğinde Piran vukuatını haber alan Hani nahiyesi ahalisinin heyecan halinde olduğunu gördü. İsyanın çabucak Lice Çapakçur Darahini ve diğer mıntıkaları da sirayet ettiğini görünce "mukadderatı ilahi böyleymiş" diyerek İsyan hareketi başkanlığını ister istemez üzerine aldı.
    ✔ Kıyamcılar Şeyh Said Efendi'nin Emir-i Mücahidi-i Nakşibendî sıfatıyla ile isyan hareketi riyasetini üstlendiğini ilan ettiler.
    ✔ Türk hükümeti emniyet memurlarının icat ettiği ingilizdir diye bir Türk komiseri ile yapılan temaslar ve Amed'de Kürdistan Harbiye Bakanlığı adına gönderilmiş olduğu söylenen İngiliz silah fabrikalarının teklifleri gibi uydurma haberler, hep bunlar emniyet memurlarının kamuoyunu yanıltmak için tertip ettiği yalanlardır.
    ✔ Kürdistan'ın muhtelif mahallelerinde başlayan isyan hareketi az bir zaman zarfında çabucak birçok yerlere sirayet etti.
    ✔Amedî 60 kişilik bir kuvvetle zapt etmeye çalışan Mihê Helê askerlere karşı muvaffak olamadı.
    ✔ Şeyh kuvveti de Varto'ya yürürken Türk askerine yardım etmekte olan Hormek ve Lolan aşiretlerinin mücahitlere arkadan yaptıkları hücumlarla askerler esaretten kurtulmuştu.
    ✔ Hesebanlı Halit Bey ve arkadaşları ise Malazgirt ve Muş havalisini tamamen ele geçirdi ama Motki, Hormek ve Lolan aşiretlerinin bu böldede de askerlere yardım etmesiyle Halit Beyler İran arazisine ilticaya mecbur kaldılar. Türk hükümeti kendisini İran arazisinde tevkif ederek idam etti.
    ✔ Gökdereli Şeyh Şerif ve Yado Ağa Paluyu ele geçirdi. Lakin Şeyh Şerif tevkif edilerek İstiklal mahkemesine gönderildi.
    ✔ Şeyh Said Efendi'nin bacanağı Cibran aşiret reislerinden Kasım Bey, Şeyh Sait Efendi'nin Çarbuhur köprüsünden geçmek istediği haberini Türklere yetiştirdiğinden Şeyh ve beraberindekiler köprünün iki tarafından kurulan pusuya düşürülerek hafif bir müsademeden sonra yakalanarak varto'ya getirildiler. Ve mühim bir kuvvet muhafazasında Amed İstiklal mahkemesine sevkedildiler.
    ✔Yukarıda kısaca bahsettiğim isyan sahalarında Kurdlerin gösterdiği insan kuvveti üstü cesaret ve fedakarlıklar, tanzim edilip bir tertibe tabii olmamasından ve her neferin kendi başına hareket etmesi nedeniyle kıyam hareketi amacına ulaşamadı. Nizam ve intizama bağlanmayan başıbozuk yapılacak hareketlerden bir fayda olmayacağı bu tecrübelerle de sabit olması bize ibret dersi olmalıdır.
    ✔ İsyan hareketi Kurdlere çok pahalıya mal olmuşsa da Kurd milletinin bütün dünya milletleri gibi bir hayat hakkına sahip olduğunu da aleme anlatmıştır.
    ✔ İsyan hareketi bertaraf edildikten sonra vahşi girişimlerde bulunuldu:
    -150 kişinin iplerle sımsıkı yekdiğerine bağlanarak makinalı tüfeklerle feci şekilde katledilmesi isyanın umumi boyutunu anlatabilir.
    - 70 kişilik bir kafile hapis edildikleri samanlıkta diri diri yakışmıştı.
    - 1924 senesinde takip alay kumandanı Tahir Bey İsyan halinde bulunan Hoyitli Nuh Bey'e yiyecek vermek ile itham ettiği Motika'nın Torin köyü muhtarı Çaçan ile oğullarının kollarını bağlatarak büyük bir kazanda kaynatılan Kaynar suya birer birer batırarak haşladığını söylerken tüylerim ürpermektedir. Bazı zalim, vahşi kimselerin yaptığı bu alçaklıklara bakarak insanın insanlıktan nefret edeceği geliyor.
    ✔ İstiklal Mahkemesi kendisini Zaza olduğunu söylemesini idamına kafi derecede bir Cürüm addederek Doktor Fuat'a idam hükmünü vermişti.
    Dr. Fuat idam hükmünden sonra şu iki mısralık şiiri yazmıştır:

    Şevek tarî ya hebû ya tinebû nîv;
    Deşt di xew da çîya digrî ne hilate hîv.

    ✔ Asılırken darağacı altında Yaşasın Kürdistan diye kahramanca haykıran Bavê Tûjo'yu (Hacı Ahti) insanlık duygusundan mahrum türk askerleri süngü ile yaraladılar.
    ✔ Kemal Fevzi, 1925 isyanı ile hiçbir alakası olmadığı halde ruhunda ve kaleminde yaşayan büyük mukaddes milli ateşin tehlikesini anlamış olan Türk hükümeti kendisini zulmen astı. Kurd gençlerinin ibret ve hürmetle hatıralarında yaşatmaları lazım gelen bu fedakar büyük zat kendilerine numune olmalıdır.
    ✔ Bir defasında mahkeme reisi İslam arasında fitne çıkarmanın küfür olduğunu bildiren Kur'an'dan bir ayet okudu. Bunun ayet olup olmadığını sordu. Şeyh Efendi bu Kur'an'dan bir ayettir dedi. Öyle ise niçin İslam arasında fitne soktun diye soran mahkeme reisine cevaben küçümser bir şekilde "Ya... Siz müslümanmısınız?" demek suretiyle mahekme reisinin islam ile bir alakası olmadığını anlatmak istemiştir. Mahkeme reisi bu cevabı kızdı ise de şey sözünü söylemiş oldu.
    ✔ Kurdler ecnebilerden azıcık bir yardım almış olsa idi Kürdistan böyle elim ve yoksul halde olmazdı.
    ✔ Hüküm verildiği 27 Haziran 1925 gününün akşamı Dağ Kapı meydanında kurulan 51 adet darağacında asılarak rahmeti Rahman'a kavuşturulan bu kahramanlar ilelebet Kurd milletinin ölmez hatıralarında yaşayacaklardır.
    ✔Türk hükümeti İsyan esnasında kim kendisine yardım ettiği ise evvela bunları ilk kafile olarak sürgün etti.
    ✔ Kürdistan'dan uzaklaştırma icraatı gerçekte Kurdlere maddi ve cismani büyük zararlara mal oldu ise de milli mefkürenin zihinlerde yerleşmesine fırsat vermesin itibarıyla da çok faydalı oldu.


    XOYBÛN CEMİYETİNİN TESİSİ
    ✔1927 senesi Eylül ayında toplanan kongre Xoybun namıyla siyasi bir cemiyet tesisine karar verdi.
    ✔İhsan Nuri Irak'tan kaçarak Agirî'ye gelmişti. Çok iyi İdaresi sayesinde mevki kazanan İhsan Nuri'nin Ağrı'da bulunduğunu haber alan Xoybun Merkezi, kendisini Ağrı Askeri Murahhası ve Milli Hareketin Umumi Kumandanı olarak tayin etti. İhsan Nuri Ağrı'da medeni bir hükümet esasını kurdu.
    Her türlü medeniyetten yoksun olan Ağrı'da, Ağrı adında gazete neşr etti. Gazetede Kurd milli davasından bahis yazılar yazılmakta idi.
    İhsan Nuri Tahran'da bulunduğu dönemde Nejad-i Kurd isimli kıymetli bir tarih kitabı da neşretmiştir.

    Ağrı gazetesinin bir nüshasında aşağıdaki Helbê Agirî marşı neşredilmiştir:
    S. 122

    ✔ İhsan Nuri ve dolayısıyla Xoybun, Ağrı'da kurduğu milli ve Medeni teşkilat ile Kurdlerin de her medeni millet gibi hürriyet ve İstiklal mücadelesindeki kabiliyetini ispat etmiştir.
    ✔ Türk hükümeti, Savaşçıları aldatmak istiyor af edileceklerini söyleyerek kendilerini hükümete boyuna eğmeye davet ediyordu. başvekil İsmet Millet Meclisi'nde bir affın icrası zaruri olduğunu kabul ettirmiş. Böylece Sürgünde olan ve mallarına el konulan Kurdler yerlerine döndüler. Daha sonra bu kanunun iptal edilmesiyle tekrar Sürgüne gönderildiler. Her zaman Kurdleri Yalanlarla bir surette aldatan Türk hükümeti bu sefer İhsan Nuri ve Arkadaşları tarafından aldatılmış oldu. Böylece Ağrı Dağı'nda İsyan daha kuvvetli olarak devam etti.
    ✔ o günlerde İstanbul'dan Diyarbakır'a gelmiş olan Ekrem ile Xoybun Cemiyeti'ne iltihak ettik. Gizli olarak çalıştığımız Amed'de hükümete tedbir olarak Türkiye dışına çıkmayı tercih ettik.
    Hoybun Cemiyeti mümessilleri beni ve Ekrem'i Merkez azalığına seçtiler.
    ✔ Gün geçtikçe kahraman İhsan Nuri Paşa'nın Ağrı'daki milli faaliyetleri ehemmiyet kazanıyordu. İhsan Nuri Paşa ağrıyı müstakil Kürdistan'ın bir vilayeti halinde idare ederek idari ve askeri bir teşkilat vücuda getirmişti. Xoybun Cemiyeti paşalık rütbesi ile Celali Aşireti reisi İbrahim Heskî Paşa'yı Ağrı vilayeti Valiliğine tayin etti.
    ✔ Ağrı'da muntazam bir teşkilat ve askeri kuvvetin hazırlanmakta olduğunu gören Türk hükümeti bunun daha ziyade tehlikeli bir hal almaması için ortadan kaldırmaya teşebbüs ederek Salih Paşa'nın kumandasında tertip ettiği 40bin piyade 10 batariye top, 550 mitralyöz ve 50 harp tayyaresinden mürekkep bir askeri kuvvetle Ağrı Dağı'ndaki Kurd milli kuvvetlerine 11 Haziran 1930 tarihinde taarruza geçti. Ağrı'nın güneybatısında bulunan Kurd milli Kuvvetleri Türk ordusuna hücum ederek Ağrı'ya saldırısını durdurdu. 20 Haziran muharebesinde Türk ordusu muvaffak olamadı. Kurd milli Kuvvetleri bu muharebeden ganimet olarak 30 mitralyöz 60 deveyükü cephane 500 çadır ele geçirdi. Ağrı civarındaki Türk kışlaları yakılarak müdafileri kısmen öldürüldü kısmen esir alındı. 11-20 Haziran sürecinde yapılan çarpışmalarda 5 Türk teyyaresi de düşürülmüştü. 27 temmuza kadar yapılan harbin en şiddetlisi Zilan Deresi civarında yapıldı. Londra'da neşredilen Times gazetesi 24 Temmuz 1930 tarihli nüshasında Ağrı'ya taarruz eden Türk kuvvetlerinin 60000 kişi olduğunu gösteriyordu. Sonuç olarak Türkler bu girişimden muvaffakiyet elde edemedi 800 ölü 200 yaralı 700 esir verdiler. Birçok ganimet de Kurd Kuvvetleri'nin eline geçti.
    Türk askeri Ağrı civarında 130, Zîlan civarında 200 köyü tahrip ederek ve yakarak yaklaşık 10bin masum ahaliyi katlederek muvaffakiyetsizliklerinin hıncını almakta idiler. Buna mukabele olarak Ağrı Kurd Kuvvetleri Beyazid'e kadar uzanan hat üzerinde düşmana şiddetli bir taaruz yaparak zayiat verdi: 2 adet ağır top 24 adet dikers ve 30 adet hotchkiss mitralyözü 600 adet tüfek pek çok miktarda bomba cephane telefon makineleri ve benzeri levazımı Harbiye zapt etmişler 8 Türk Tayyare sini de mitralyoz ve tüfek kurşunları ile düşürmüşlerdi. 3 aydan beri büyük bir askeri kuvvet ile yapılan hücumlara rağmen türk ordusu Ağrı'nın hiçbir mıntıkası ele geçirememiş. Türk ordusu muvaffakiyet elde edemediğinden tashih-I Hudut (sınır düzeltme) ismi altında Van vilayetinin bir kısım arazisini iranilere terk etmek suretiyle Ağrı kahramanlarının her taraf ile ilişkisini kesebilmişti. Haftalarca acçlığa katlanan Mücahitler nihayetinde aile ve çocuklarını açlıktan kurtarmak için maalesef ağrıyı Terk etmeye mecbur kalmışlardır.
    ✔MK hükümeti 1928 senesinde yaptığı af kanunu ile Kurdleri yatıştıramayacağını anlayınca Ağrı harekatından sonra 1932 senesinde asimilasyon için kanun neşretti. 5 Mayıs 1932 tarih ve 2237 numaralı kanun: anadili Türkçe olmayanlardan oluşan köy, mahalle, sanat ve hizmet zümresi ve iş sınıf teşkili veya bu gibi kimselerin bir mahalleyi, bir sanat zümresini veya bir şubesini kendi mensuplarına mahsus ve münhasır vaziyete getirmesi yasak olacaktır.
    ✔ Hindistan hükümet reisi büyük mütefekkir ve büyük insan merhum Nehru "Alem Tarihinden Görüşler" adlı kitabında diyor ki ...Mustafa Kemal teşkil ettiği hususi İstiklal mahkemelerinde binlerce Kürdü merhametsizce mahvetti. Şeyh Said, Dr. Fuat ve diğer bazı liderleri idam etti...
    ✔ Büyük alim Dr Abdullah Cevdet Bey'in Roji Kurd Mecellesinin 9 Temmuz 1913 nüshasında yazdığı İttihat yolu başlıklı makalesi:

    Belirli ve seçkin bir şahsiyete sahip olmayan bir ferdin hiçbir toplumsal değeri olmadığı gibi, şahsiyetine sahip olmayan bir milletin de “esamisi okunmaz”, ve konuşan hayvan suretinden başka bir şey olmaz.

    Hafıza alışkanlığı fertlerde ne ise milletler için de tarih odur. İnsan hayatı ve hatta hayvan hayatı, hafıza hazinesinin sürekli çalışmasıyla belirlenir ve devam eder.

    Amnésie complette yani “nisbanê tam” denilen, hastalıklı olmuş adam. Bir bitkiden, bahçelerimizde, dağlarda, rüzgarın istediği yöne yeşil yapraklarını eken bir ağaçtan başka bir şey değildir. Bir milletin ki mazbut ve mükemmel olarak bir tarihi yoksa, o millet hiç yaşamamış gibidir.

    Kürdlerin tarihi var mı?

    Bir “Şerefname” ile bir millet tarihî şerefini veyahut tarih şerefini tasarruf ve muhafaza edemez. Yaşadığımız asır, şaka değil, yirminci asırdır. Geçmişinin tarihine, geleceğinin tarihine sahip olmayan millet kendisine sahip değildir. Kendi kendisine sahip olmayan milletler ve fertler memluk (köle) olur, başkalarının olur.

    Geleceğinin tarihine dedim. Okuyucuların belki pek çoğu bu garip tabire şaşmıştır. Evet milletler geçmişlerinin tarihlerinden pek çok daha ziyade mühim olarak bir de tarihi geçmişlerine sahip olmalıdırlar. Daha doğrusu milletler geçmişlerinin tarihine sahip ve geleceklerinin tarihine memluk(nesne) olmalıdırlar.

    Bir milletin geleceğinin tarihi o milletin “ideâl”idir. Yakın zamandan beri mefkure (amaç) kelimesiyle ayakta tuttuğumuz ve ifade ettiğimiz “ideâl”dir. Kürdlerin hakikaten asrımıza layık bir tarih kitabına sahip olmadıklarını, gelin hep birlikte itiraf edelim. Sonra Kürdler bir “ideâl”e sahip midirler? Sahip iseler, o „ideâl? nedir ona bakalım.

    Büyük hekimlerden biri diyordu ki bir milletin gelecekte ne olacağını öğrenmek kadar kolay bir şey yoktur:

    Ne olmak istediğini öğrenmeye çalışınız, bir millet ne olmak istiyor, o ne olacaktır? Bu halde demek ki milletlerin geleceğini keşfetmek için ne evliya olmak, ne de deli olmak lazım değil.

    Genç Kürdlere sormak ve anlamak isterim. Ne olmak istiyorlar?

    Veyahut ne olmamak istiyorlar. Osmanlı İmparatorluğunda bir unsur mu? Unsur fakat nasıl unsur, çürüyen ve çürüten bir unsur mu, yoksa yenilenen ve yenileten, yaşayan ve yaşatan bir unsur mu? Bir kere bu sorunun cevabı kesin bir şekilde verilmelidir. O zaman yol göstermek kolaydır. Öncelikle okur-yazarların oranı en az yüzde kırka (%40) çaresine ulaşmak. İkincisi en fazla bir ay içinde yedi-sekiz yaşında bir çocuğun okuma yazmayı ve okuduğunu doğru okumayı öğrenmesine müsait olan harfleri esas itibarıyla kabul ve şimdiye kadar kullanılan harfleri terk etmek. Diğer her mesele bence ikinci derecede kalır.

    30 Mayıs 1913
    Doktor Abdullah CEVDET
    Rojî Kurd-Hejmar: 1

    ✔Erivan'da kurulan Kürdoloji Kongresi'nin aldığı kararlar:
    A) Kürdü, Türk kültürünün tesirinden kurtarmak,
    B) Kürdün aslını eski hadiselere dayanarak bulmak ve bir Kurd tarihi yazmak,
    C) Kurdlerle Yezidilerin ve Ermenilerin ırki münasebetlerini bulmak,
    D) Bir kürdistan haritası yapmak,
    E) Kurdçedeki lehçeleri birleştirip tek bir dil vücuda getirmek ve bir gramer ile bir lügat yapmak ve yazıyı tesbit etmek.
    Görülüyor ki, verilen kararlar, Kurdlüğün ilerletilmesi ve benliğine sahip olarak yaşatılması gayesini hedef almaktadır.
    ✔Amerika savunma bakanı Mc. Namara 1965 senesi Şubat ayında Amerika Meclisi silahlanma bütçesinde söylediği sözler: Ortaşark'ta sükunet ve istikrarın temini 3 engelin çözümü ile mümkündür.
    1. Arap devletlerinin İsrail Devleti ile anlaşması.
    2. Arap devletlerinin birbiriyle iyi geçinmesi.
    3. Ortaşark devletlerinde mevcut kuvvetli Kurd ehliyetlerinin (azınlıkların) hukukunun temini ile mümkün olabilir
    ✔ Bir münasebetle İsmet İnönü 1935 senesinde Kürdistan'a yaptığı bir seyahatte Amed ovasına yerleştirilmiş zavallı perişan Türk göçmenleri görüp hal ve ahvallerini sormak suretiyle gönüllerini hoş etmek istemiş ve göçmenlerle demiş ki: " İnşallah etrafınızdakilere Türkçe konuşmayı öğretiniz. "
    Göçmenler cevaben "Paşa hazretleri biz Kurdçe öğrendik"
    Paşa: İyi oğlum iyi lisan öğrenmesi fena değildir, demiş.
    ✔ Kurd lisanı edebiyatı iktisadı hayatı Osmanlı Devleti tabiyetine girmeden evvel daha ileri seviyede idi. Kürdistan'da herkes bilimin ve sanatın kadrini bilir. Cezire, Soran, Siirt, Bitlis, Amed ve Kürdistan'ın her tarafında Mümtaz müderrisler vardı. Şehadet (diploma) almak için 12 ulûmdan imtihan vermek lazımdı. Osmanlı Devleti idaresine geçince mektepler azaldı.
    Evliya Çelebi Rojki Emareti'nin merkezi olan Bitlis'te gördüğü ilim, Marifet ve umran Osmanlı Devleti'nin diğer bölgeleri ile kıyas kabul etmez derecede yüksek olduğunu söylemektedir.

    KURDLER NE İSTİYOR NE VERİLMELİDİR
    ✔Ingilterenin son zamanlarda irlandada gösterilen mubalagali mutalibata karşi takindigi mutedil vaziyetten alinacak dersler vardir. Ingilterenin irlandayi cezalandırması mümkün idi. Fakat ingiltere bunu yapmadi. Çünkü bu muvakkat muvufakiyet idi. Aksi takdirde hüsrani intaç ederdi (hüsranla sonuçlanırdı). Suriyede fransanin gösterdiği itidal yumuşaklik bir çoklarinca zaaf ile tefsir edilmektedir. Halbuki bu tarzi hareket hakim ve tedbirli fransiz siyasetini gösterir.
    ✔«Roji Kürd» mecmuasini yazi masasinin üstünde gören bir muhterem ve muazzaz dostum, nedir bu mecmua dedi? Kürdolojiye organı yani Kürtlük hakkindaki sosyal ve ırksal incelemelerin yayın aracı dedim. Arkadaşim mecmuayi açti gözü Kürtçe yazilmiş bir makaleye tesadüf edince: madamki Kürtçedir tefrika gazatasidir diyerek «ROJI KURD» u masanin üzerine birakti bu bir hadisedirki bence kayd ve dikkat edilmeğe çok layiktir. Bu sureti hüküm avama mahsus ve umumidir.
    ✔ Kürt vatanperverleri ulvi gayeye doğru açilmiş olan şahrah üzerinde hiç bir sedayi iğfale (aldatıcı söze) kulak kabartmadan çok metin hatvalarla ileriye yürümektedirler. Hakkindan emin ve bunu İman-ı milliyenin yaktigi aşk kaynagindan aldigi kuvvetle tahakkuk ettireceğine mütmein olan Kürt gençleri hiç bir an öfkeye kapilmadan pür ümit gözlerini son devrin vücuda getireceği hadisata tevcih etmişlerdir. Zülüm saçan mahkemelerin kurduğu idam sehpalarinda yaşasin Kürdistan diye haykiran kahramanlrin hatiralari kalplerde yaşadikça ideali uğruna ölmesini ve öldürmesini bilen mefkureli bu bedbeht gençler hiç bir zaman en tabii hak olan milli davadan vazgeçemezler. Her milletin kavuştuğu, ve kavuşmakta olduğu mesut hayat nihayet Kürt milletinede mecvud ve mukadderdir. Bunu kalbimizin bütün kudretile böyle bilir ve iman ederiz. Okumasinlar diye kapatilan mekteplerden hariçte kalmiş kanli, canli gençlerden tutunuz da son nefesini saymakta olan ihtiyarlara varincaya kadar bütün millet bu refah ve saadet getirecek günü beklemektedir.

    TÜRK AFF-İ UMUMİSİ KARŞİSİNDA KÜRDLER
    ✔Türklerin şimdiye kadar Kürtler için ilan ettikleri aflar ancak bir tuzak olmuştur. Devletin sözü olan af kanununa, hükümetin sözüne güvenerek Türk hakimiyetinin havzasına giren Kürtlerden kaçi bu gün berhayattir?
    ✔Türkler bu gün yeni bir tecrübe daha yapmak istiyorlar. Büyük Kürd davasini Kürt azmi ve imanini yenerek değil fakat hile ile Kürt civanmertlegini, Kürt ruhunun safvetini tuzage düşürerek halletmeğe çalişiyorlar.
    ✔Kürt kıyam-ı millisnin hedef ve mahiyeti bu gün dünyaca malum olmuştur, hiç bir irtica ve eşkiyalik olamaz ki, bir hükümet on sene bütün vesaiti itfaiyesile ugraşsinda onü iskat ve tiskin edemesin. Eğer bu öyle bir hareket ise ve türk hükumeti buna ordusu ile, Jandarmasile, istiklal muhakemelerile, tehcir ve tebidlerile nihayet affi umumilerile hal ve teskin edemiyorsa demek Türk hükümeti bir imanla, bir imana dayanan mukaddes bir gaye ile, bir hakla çarpişiyor.
    ✔Yüreğinde hak ve insaf hissini taşiyan her izan sahibi insan, hemen teslim ederki bütün bu hadisat bir milletin milyonlarca nüfusu ile bir milletin umumi ve kendiliğinden kiyamidir. insanca yaşamak için şerefle ölüme atilişidir. Kürt davasi bir milletin hakki hayat davasidir.
    ✔Xoybun mesaisine iştirak eden Bedirhaniler Botan emaretinin verdiği bir hissi gururla kendilerini daima arkadaşlardan üstün tutmagi farzetmek istiyerek daima diktatorane bir tavir takinmalari, milli sahada yapilmakta olan hizmetin sirf kendi mesailerile husule geldiği fikrini harice telkin etmek istemeleri milli faaliyete iştirak etmiş olan arkadaşlarin kendilerine karşi kirginliklarina sebep olmakta idi, bu kabilden olarak ecnebi müellefatinda Kürt milli mesailine dair bedirhaniler tarafindan yapilmiş gibi gösterilen bazi malumatlarin yanlişliklarini teshih ederek bu hususa çalişmiş olan vatanseverlerin tarihi mesai ve emeklerini belirterek mesailerini şükranla yadetmegi vicdani bir borç addatmekte yim. Mesela Amerikali DANA ADEM IşMITIN «JONNEY ONOY BRAN MIN» adli kitabinin 157 inci sahifesin¬ de bildirilen «modern ilk kurt mecmuasi Bedirhaniler tarafindan Botan lehçesile neşredilmiş olduğu» haberi doğru değildir.
    ✔Bedirhan biradeler tarafindan ilk defa olarak latin hurufile neşredildigi alfabe haberide sihattan aridir. Latin harflerinin kabulünü ilk evvela 1913 tarihinde istanbulda posta memuru Hevi cemiyeti mensuplarindan Faiz bey Hevi cemiyetine teklif etmişti. Doktor Abdullah Cevdet beyde arap harflarinin Kürt lisanini temamile ifade etmediğini söyliyerek bu harflerin latin harfleri ile tebdili lüzümunu Roji Kürd mecmuasindaki yazilarinda soyluyordu. 1931 senesinde Şamda Ali Aga Zilfonun evinde toplanan Celadet bey Bedirhan, Mikisli Hamza bey, şam kürtlerinden Musa bey ve Ekrem cemilpaşadan mürekkep bir komisyon latin harflerinin bu gün kullanilan şeklinin kabulünü ve Kürd lisanina tatbikini muvafık gördü.

    DERSİM KIYAMI VE TÜRK ASKERİ HAREKETİ
    ✔Seyit Rıza'nın kardeş oğlu olan rehber Seyit Rıza'ya karşı Türklerle beraber olmuştu. Daha sonra Türk hükümetinin fena yüzünü gördüğünü söyleyerek Seyit Rıza'dan af dilemişti ve kendisine katılmıştı. Seyit Rıza'nın sağ kolu mahiyetinde olan Ali Şirin evine misafir olmuştu. Ali Şir misafirine yemek tedariki yaparken rehber ansızın tabancası ile ateş ederek öldürdü. Ali Şirin karısı kocasının öldürüldüğünü görünce o da tabancası ile Rehbere ateş ettiği ise de çıkan Kurşun rehbere arkadaşlık eden efendinin başına isabet ederek öldürmüştü rehber ikinci bir kurşunla Ali Şir'in karısı zarife'yi de öldürerek başlarını kesip türklere götürdü. .....

    MAHABAD CUMHURİYETİNİN TESİSİ
    ✔Kanaatimce merhum Pêşewa kardeşi Sadri Qazi'nin safdilliğinin kurbanı oldu. Ben Mahabad'da iken bizzat Qazi Muhammed'in ağzından işittim: Kardeşim Sadri ki Tahran'da milletvekiliydi ne yapıyorsan ikna edemiyorsun. O, Kavami Saltana'nın Demokrat bir devlet adamı olduğuna Kürtlerin haklarının tanınmasına taraftar olduğunu fikrindeydi. Halbuki Saltana İngilizlerin adamı ve Kürtlere düşmanlık yapmış bir kimsedir. Qazi Muhammed'den işittiğim bu sözlere bakılırsa Kavami Saltananın aldatıcı yalan vaatlerine inanan kardeşi Sadri'nin tesiri ile merhum Qazî Muhammed'in teslim olduğu muhtemeldir.

    BAĞDAT PAKTI
    ✔Bağdat Paktı Bolşeviklik tehlikesini önlemek için Pakta dahil olan devletlerin kuvvetlerini birleştirerek müttefik bir cephe teşkil etmek gayesiyle yapılmıştır.
    ✔Malumdur ki Ingilizler, Irak'a ilk girişlerinde cenupta Irak hükümeti, şimalde bir Kürt hükümeti yapmak niyetinde görünüyorlardı. Sonra Irak hükümetini kuvvetlendirerek bekasını temin için Kürdistan'ın Irak hükümetine bağ- lanmasını kendi menfaatleri icabindan gördü. *Irak'in istilası günlerinde Kürtlere hususi bir teveccüh gösterir gibi olan Ingilizler, hemen birden bire Kürtlerin aleyhine döndüler. Irak hükümetinden memnun olmayıp kıyam eden Kürtler aleyhine Irak hükümeti ile beraber orduları ile, tayyareleri ile şiddetli tenkil harbi yaptılar. Bu pakt, alakadarlarının hepsi tarafindan zahiren bir müdafaa pakti' diye tarif edildi ise de hakikatte her şeyden evvel Iran, Türkiye, Irak hükümetleri için yalınız Kürt tehlikesine karşı müşterek hareket amacı ile yapılmıştır.
    ✔Türkiye Başvekili Adnan Menderes, iktidar mevkiinde iken Israil Devleti Başvekili'ne yazdığı ve Arap gazetelerinin de elde ederek neşrettikleri mektubunda Menderes, 'Kürdistan' ismi ile tanılan coğrafi kitanın, devleti tarafindan itiraf edilmemesi şartıyla Israil'in Arap memleketleri üzerindeki bütün metalıbatinin [taleplerinin] Türkiye tarafindan teyid edileceğini vaad etmekte idi.
    KÜRDÜN AYDIN VE GENÇ EVLATLARINA
    ✔Muvaffakiyetsizliğimizin en büyük sebebinin cehalet dir. Kürde hayr [iyilik] istemeyen hilafet hükümetlerinin ihmal edici elleri arasına, kendimizi dini bir tevekkülle teslim ederek uzun asırlar boyunca milletimizin benliğini tebarüz ettirecek [ortaya çıkaracak] milli duygulara ilgi göstermeden, uyuşturucu telkinlerle gittikçe cehaletin baskısı altında ezilip kalmışızdır. *Balkan milletleri aydınlarının çalışma tarzı bize örnek olmalıdır. Osmanlı Devleti'nin kara zulmü altında inliyen bu milletlerin aydınları, bütün varlıklarıyla milletin çocuklarını fikren yetiştirmeğe koyuldular. Tahsilini ikmal etmiş olan gençler kendilerine mevut olan [vaadedilen] her türlü refahı bir tarafa atarak basit ve her şeyden mahrum köylere yerleşerek çocukları okuttular, fikirlerinin açılmasına çalıştılar; bu suretle hakiki, muhlis vatanse- verliğe numune olmağa hak kazandılar. Şehirlerde oturup konforî, mükemmel yerlerde bağdaş kurarak yükseklerden atıp tutmadılar. Neticede Osmanlı Devleti'nin ezici boyunduruğundan kurtuldukları gibi, dünya milletleri arasında da şerefli bir mevki elde ettiler.
    ✔(Ey xortên şêr û şepal bidêrin gotinên vî sal dîti).
    Altmış senelik mücadele safahatının hakiki aynası olan bu müzekkerenin [yazıların] Kürtçe lisanı ile yazılması lazımdı; fakat şoven devletlerinin, insanın en tabii haklarından olan öz lisanı ile tahsil etmek zevkinden Kürdü men etmesi sebebiyle Kürtçe lisaniyla layıkı ile ifade edemeyeceğim vakayı Türkçe yazmağa mecbur kaldığıma teessüf etmekteyim.
    NEWROZ
    ✔4.000 sene evveline [anlaşılıyor] ki Kürtler Ahura'ya taparlardı; yani ateşe, nura, aydınlığa taparlardı. Karanlıktan ikrah eder [iğrenir], korkarlardı. Kürtler, hakikatin ateşten, nurdan doğduğuna inanırlardı. Bu- nun için eski Kürtler ateşi mukaddes bilirler ve taparlardı. Birinci, ikinci, üçüncü Zerdeşt vardır. *Birinci Zerdeşt'in Zend ismiyle yazdığı kitabın büyük bir kısmı maalesef zayi olmuştur. Kitaptan bakiye kalan birkaç sahife bugün Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Üçüncü Zerdeşt'in yazdığı kitap Avesta'dır. Kürtçe lisanı ile yazılmıştir. Bu kitap da Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Zerdeşt dininde ateş mukaddestir; fakat mabut [ilah] değildir *Zerdeşt dininin üç mühim esasatı vardır: lyi düşünmek, iyi konuş-mak, iyi yapmak; Farisî tabiri ile pêndari nig, güftari nig, kirdarî nig.

    RIYA AZADAN
    Pir giran e lo bira!
    Bavê te mir tu nel'imal,
    Bavê ku tu xwedi kir, bi nazdarî, bi şekir
    Çav li rê bû li derî belkî nişkav tu weri
    Tu, li ber serî rûnenişt, xwêdan ji ru nemalişt,
    Dil û xatir jê ne xwest; te maç nekir herdu dest,
    Pê ra neçu ser gorê maxa paşin bi dorê.
    Min jî wek te winda kir, dê, bav, bira û agir
    Ji ber turanperestan, bûme xwinî, j'Kurdistan.
    Me hev nedît carek din, gorrê ew giş revandin.
    Ev bist sal e ser gerdan dixwum kulan û derdan
    Min pir tengî û tali kişandin ji her ali
    Lê bê hêvî nebûm hêç min berneda şop û rêç
    Ma çi bikim tiştê çû lê nagerim nadim dû
    Eve rêza azadan ne rev heye ne bazdan
    Sistî nabe li ser vê ev bext ji me wa dibê
    Tim namîne dem wisan wê bê roja wan kesan
    Ev toleyên bê yek ol ji dolar ra bûne kol
    Neçar ewê bimirin ji bîr nabe, çi kirin
    Bê mezel û gor û kêl bibin tune ku hat pêl
    Hew bi tenê ev welat deşt û çiya teht û lat
    U ev gelê ku em jê cewher bêzar û kejê
    Naçe namre tu cara ne, b'kuştinê ne b'dara
    Gerek jê ra bi yek can em pêwan bin bê razan
    Biparêzin ji dijmin; bi te, bi wî û bi min.
    Reşîdê KURD