• "Ben kimim ki, kendi fikrim olsun?"

    Sen, küçük adam, bir zamanlar Vitruvius'tun. Mimardın. Fikirlerin vardı aslında. Mesela 3 ilken vardı tasarımlarında kullanmak için : Fayda, kalıcılık ve güzellik.

    Sen, küçük adam, bir zamanlar Wilhelm Reich'din. Psikiyatrist ve psikanalisttin. Fikirlerin vardı aslında. Mesela 3 ilken vardı yaşamımızın tükenmez kaynağı olarak gösterdiğin : Sevgi, çalışma ve bilgi.

    Sen, küçük adam, bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk'tün. Bir geleceğin kurtarıcısıydın. Fikirlerin ülken oldu. 6 ilken vardı : Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık.

    Geçmişinde bu kadar büyük insanlar olabilmişken, ezilip büzülmeyi, seni yönetene karşı kayıtsız şartsız ve sorgusuz itaati, sevgisizliği, gaz odalarını, bilgin yerine tabancayı seçmeyi, kendinden olmayanı asmayı kesmeyi, hırsızlığı, yalan söylemeyi, eski can düşmanını dostun ya da eski can dostunu düşmanın bellemeyi, kişisel özgürlüğünü unutmayı, dedikoduyu, aşkla cinselliğin tanımlarını karıştırmayı, kendi fikirlerin dururken başkasının fikirlerini benimseyecek kadar küçülmeyi nasıl becerdin be?

    Nasıl bu kadar ilkesizleşebildin? Bu yazıyı okuyan sen, ben, hepimiz. Nasıl bu kadar ilkesizleşebildik, kendi fikrimizden bu kadar uzaklaşabildik?

    Hani Nietzsche'nin üst insanı olmayacak mıydık? Ne oldu? Ne ters gitti, küçük adam? Neden küçülmeye gittin?

    Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepeye çıkmak için hazırlığımızı yıllardır yapmıyor muyduk? Ne oldu? Ne ters gitti, küçük adam? Para ve iktidar hırsı gözünü mü bürüdü yoksa? Bu mudur bu kadar küçülmüşlüğünün nedeni?

    Oysa ki sen Hitler'in, Stalin'in, Napolyon'un kontrol ettiği kitlelerin zafer çığlıklarını dinlemiştin. Kendini öyle büyük zannediyordun ki sanki hiçbir zaman ölüm sana gelip çatmayacak, hiçbir ülke senin kılına bile dokunamayacak sanıyordun. Para ve silah dolu depolar eşliğinde dünyanın en büyük insanı zannediyordun kendini. Bu senin en büyük yanılgındı. Çünkü kulaklığında çalan tek şarkı olan savaş naraları açıkken, dünyanın diğer bütün müziklerini kaçırıyordun.

    Kütüphaneye gitmiyordun çünkü kitap okumanın insanı küçülteceğini düşünüyordun.

    Dans etmiyordun çünkü dans edersen insanlar seni kötüler ve eleştirir diye düşünüyordun.

    Harekete geçmek, bir şeyler yapmak, elinden geleni ardına koymamak istiyordun ama insanlar seni onaylamaz, kabul etmez ve takdir etmez diye düşünüyordun.

    Oysa ki deli gibi kütüphaneye gitmek, dans etmek ve harekete geçmek istiyordun!

    Dinle Küçük Adam, bütün ülkelerin liderlerine ve halklarına yazılmış bir mektup, öğüt, öz eleştiri; kimliklerine karşı tutulmuş bir aynadır. Kendisini hiçbir konuda çaba göstermiyor olarak görüp harekete geçmeye meyilli olan insanlara kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitaptır. Her gün dış görünüşünüze baktığınız aynanın, bir kitap tarafından ideolojik ve siyasi temelle birlikte karşınıza geçmiş harmanlı bir bakış açısı aynası olarak sunulduğu bir tepsidir. Tepsinin üstündekini ister alırsınız isterseniz de almazsınız fakat Reich bu tepsiyi sizin yanınıza çoktan koymuştur, bu mektubu okumaktan, bu öz eleştiri oklarını kendinize saplamaktan başka çare yoktur. Halil Cibran dedi :
    "Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar."

    Öz eleştiri yapacağız ki kendi çocuklarımız geleceğin yetişkinleri olacak. Öz eleştiri yapacağız ki kendimizde yaptığımız hataları şimdinin küçükleri ama geleceğin büyükleri olan çocuklarımızda yapmayacağız. Atatürk'ün de dediği gibi, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevi olacak ki "küçük adam" olarak anılmayacağız. Büyük işler, büyük hayaller, büyük fikirler üreteceğiz. Dünyayı terk etmeyeceğiz mesela, kendimizi kapatmayacağız, başka dünyamız yok ki çünkü, nerede başka dünya, ben göremiyorum, bu dünya bizim, hepimizin, üretmesi de bizim tüketmesi de, kendi hayatımızı üretemiyorsak onu tüketme hakkı neden?

    Acı yoksa kazanmak da yok. İdeolojisinde küçük olarak kalmak istemeyen herkes okumalı!

    Beni bu kitapla tanıştıran Samet Ö.'ye bolca teşekkürlerimle.
  • sen yenisin galiba; aşkının işaret parmağı kayıp
    için haram su’lar talanı, dışın dağınık dizeler iklimi
    kalbinden başka, geçmişin ve geleceğin yok
    gittiği yerlere kendini götüremeyen göçmez kuş
    sen yenisin galiba; her aşkta azınlığa düşüyor yüreğin
  • interneti bildiğinizi mi sanıyorsunuz? Haberiniz bile yok. Youtube'da videolar izleyip Facebook'ta durumunuzu güncellerken veya Amazon'da alışveriş yaparken sonsuz bir cennet bahçesinde çevrimiçi olduğunuza inanıyorsunuz ama değilsiniz. İnternete girdiğiniz ilk andan itibaren, sadece yüzey webdeki siteleri ziyaret ettiniz. Siz etrafı duvarlarla çevrili, sadece sizin için özenle manipüle edilmiş bir bahçede özgürce dolaştığınızı sanırken, bilgi sahibi olanlar diğer online dünyaya, Matrix'e gireli çok oldu. Birçoğumuzun asla görmeyeceği bir internet bu. Bir sürü de adı var; Deep Web, Dark Net, Secret Web, Dijital Yeraltı ve Görünmez İnternet bunlardan sadece bazıları. Burası internetin gölgesi ve Google sizi kesinlikle oraya götürmeyecek.
  • Varolan ve doğan her şeyin nasıl hızla geçtiğini, yok olup gittiğini düşün sık sık. Çünkü madde durmadan akan bir ırmağa benzer, etkinlikleri sürekli dönüşümlere uğrar, değişkeleri sonsuzdur, hemen hemen hiçbir şey dural değildir, elini uzatsan tutabileceğin kadar sana yakın olan şey bile.Geçmişin ve geleceğin, içinde her şeyin yok olup gittiği sınırsız uçurumu düşün. Öyleyse, bütün bunların ortasında gurura kapılmak, çırpınmak, yakınmak aptallık değil midir, sıkıntılarımız uzun bir zaman sürmeye yazgılıymış gibi.
    Marcus Aurelius
    Sayfa 74 - Yapı Kredi Yayınları
  • Kendi kendimize masallar yazıyoruz, nasılsa kalem bizim elimizde. Olmadık yerlerde büyüler yapıyoruz. Kendi kendimizi inşa ediyoruz görkemli planlar üzere. Kendimizi seviyoruz aslında, kendimizi yazıyoruz. Kendimize aşık olduğumuz için tahammülümüz yok masalın gerçek eliyle yıkılmasına, geleceğin masalı yok etmesine. Canımız acıyınca feryat ediyoruz, "Ama sen gerçekte böyle değildin. Neden oyunu bozuyorsun?" Ne yanılgı oysa. Aslında şöyle diyoruz: "Ama sen benim yazdığım masalda böyle değildin. Gerçekte niye böylesin?"
  • "çok daha iyi bir geleceğin yaratılmak istendiği söyleniyordu bağrıla çağrıla. oysa bu doğru değildi. gelecek kimsenin umrunda olmayan,ilgisiz bir boşluktur,geçmiş ise yaşam doludur,kızdırır,başkaldırtır,yaralar,o kadar ki,bu yüzden onu yok etmek ya da yeniden yaratmak isteriz. geleceğe egemen olmak istenilmesinin nedeni ,geçmişi değitirececek güce sahip olmaktan başka bir sey değildir." Milan Kundera- Gülüşün ve Unutuşun Kitabı