• 113.
    Takdir Edilme Çabası. — Takdir edilme çabası, hep başkalarına dikkat eder ve onun iç dünyasının nasıl olduğunu bilmek ister. Ne var ki, bu dürtünün tatmini için gerekli olan ortak duyarlılık ve ortak bilgi, zararsız, merhametli ya da sevecen olmaktan çok uzaktır. İnsan daha çok başkasının bizim yüzümüzden nasıl ruhsal veya fiziksel ıstırap çektiğini, kendi hakimiyetini kaybedip, elimizin ya da sadece bakışlarımızın onun üzerinde yaptığı baskıya nasıl boyun eğdiğini anlamak ya da tahmin etmek ister. Ve eğer bizzat takdir edilmek için çabalayan kimse, sevindirici, heyecan verici ya da neşelendirici bir etki yapıyor ve yapmak istiyorsa, başarının tadını, insanlığı sevindirmek, heyecanlandırmak, neşelendirmekle değil, yabancı ruhta kendi etkisini bırakıp, ruhun şeklini değiştirerek kendi isteğine göre onu idare ettiği ölçüde çıkarır. Takdir edilme çabası başkaları üzerinde aşırı derecede üstünlük kurma çabasıdır, isterse bu çok dolaylı, sadece hissedilmiş ve hatta tamamen hayal edilmiş bir çaba olsun. Bu gizlice istenilen üstünlüğün uzun bir dizi derecesi var ve bunun tam bir katalogu neredeyse kültür tarihine denk düşer: ta ilk garip barbarlıktan tutun da aşırı uygarlaşmanın çirkinliğine ve hastalıklı idealleşmeye kadar uzanır. Takdir edilme çabası başkaları için beraberinde getirdiği — bu uzun merdivenin basamaklarının sadece bazılarının adlarını söylersek—: işkence, sonra dayak, sonra dehşet, sonra korku dolu hayret, sonra şaşkınlık, sonra kıskançlık, sonra hayranlık, sonra isyan, sonra sevinç, sonra neşe, sonra gülmek, sonra gülünç olmak, sonra alay etmek, sonra dalga geçmek, sonra darbeler indirmek, sonra işkence etmek: — Burada, bu merdivenin sonunda asket* ve şehit durur. Merdivenin en alt basamağında kendisinin karşıtı olan ve karşısında üstünlük sağlamak istediği kimseye ıstırap çektiren barbar bulunuyor. Bu arada asket, onun ıstırap çektirmesinden takdir edilme güdüsünün sonucu olarak aşırı derecede zevk almaktadır. Asketin kendi üzerindeki utkusu, onun aynı zamanda, insanı acı çeken ve seyreden parçalara bölünmüş olarak gören içe çevrilmiş gözü ve bundan sonra dış dünyaya sadece ondan adeta kendi yakacağı odun yığınıiçin odun toplamak maksadıyla bakması, dürtünün takdir edilmek için oynadığı, içinde artık kendi kendine kömürleşmiş tek bir kişinin arta kaldığı bu son trajedi… bu, uygun başlangıcın değerli sonucudur: her ikisinde de işkence görünümünde ifade edilemez bir mutluluk! Gerçekte gücün en canlı duygusu olarak düşünülen mutluluk, belki de dünyada hiçbir yerde batıl inançlı asketin ruhundaki kadar büyük değildi. Bunu Brahmanlar bin yıllık bir kefaret ödeme uygulaması yaparak yeni bir cennet kurmaya başlayacak kadar güç toplayan Kral Viçvamitra’nın öyküsünde dile getirdiler. İnanıyorum ki, şu anda biz bütün bu tür iç yaşantılarda yetersiz acemiler ve el yordamı ile bilmece çözen kimseleriz; insan dört bin yıl önce, bu kendinden zevk alma duygusunun rezilce nazikleştirilmiş hali hakkında daha fazla bilgi sahibi idi. Dünyanın yaratılışı: Belki dünya eskiden bir Hintli hayalci tarafından bir tanrının kendisi için başladığı asketik işlemler olarak düşünülmüştür! Tanrının kendini doğaya bir işkence aletine bağlar gibi bağlamak isteyişi, belki de bu arada uhrevi mutluluğunu ve gücünü iki kat artmış olarak hissetmek içindi! Ve onun bir aşk tanrısı olduğunu farz edelim: Böyle bir tanrı için ıstırap çeken insanlar yaratmak, devam eden işkencelerin manzarasında onlara tanrısal ve insanüstü acı çektirmek ve böylece kendisine zulmetmek nasıl bir zevk! Ve onun sadece aşk değil, kutsallık ve günahsızlık tanrısı da olduğunu varsayalım. Eğer günahı ve günahlıyı, sonsuz laneti ve kendi yaratıp yönettiği dünya da sonsuz acıların iniltilerin ve ıstırapların korkunç mabetlerini kuruyorsa, tanrısal asketler nasıl hezeyanlar hayal etsinler! — Paulus’un, Dantenin, Calvinin ve onların benzerlerinin ruhlarının da bir kez gücün verdiği şehvetin korkunç gizemlerine girmiş olmaları tümden olanaksız değil— ve böyle ruhlar karşısında sorulabilir: evet, gerçekten takdir edilme çabasının devridaimi asketle son bulup, kendi içinde bitti mi? Bu döngü asketin belirlenmiş temel tavrına bağlı kalarak ve aynı zamanda tanrının merhametiyle bir kez daha baştan başlayarak tekrarlanamaz mıydı? Yani kendine acı vermek için başkasına acı vermek ve yine bununla kendine ve onun merhametine galip gelerek en aşırı güç içinde mest olmak! Kudret hevesi ile ilgili ruhsal bakımdan ölçüsüz zevklerde dünyada nelerin mümkün olmuş olabileceğine ilişkin düşündüğümüz her şeydeki aşırılıklardan dolayı bağışlayınız!
  • 160 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Ah Werther..

    Bana ne yaptın böyle? Ne gözyaşı dökmekten kendimi alıkoyabiliyorum ne de yüreğimdeki boşluğu bastırabiliyorum..

    Nereden başlayacağım, ne yazacağım hiçbir fikrim yok. Duygularımı ifade etmeye çalışacağım bir şekilde, her ne kadar zor olsa da. Sayfaları çevirirken ne kadar zorlandıysam bir o kadar zorlanıyorum şimdi de. -abarttığımı düşünenler olabilir ama sadece bana hissettirdiklerini anlatacağım.-

    Werther'in yolcuğu bu.. Hastalıklı bir ruha sahip olan Werther'in ruhunu iyileştirebilmek amaçlı çıktığı bir yolculuk. Ve bu yolculuk Werther'i bambaşka bir dünyayla tanıştırır. Aşk ile. Bu kelimeyi kullanmak doğru mu bilmiyorum. "Aşk" dediğimiz nedir gerçekten, aşk sandığımız o duygu, o his kelimelerle anlatılabilecek bir şey midir? Bu kitabı elimden bıraktığım andan beri bunu düşünüyorum. Aşk bir hastalıktı Werther için. Belki de çok daha fazlası.. Onun ruhunun içine girebilmek, onu anlayabilmek mümkün değildi bir insan için. Onun ruhunu iyileştirebilmek de mümkün değildi aslında, bunu Lotte ile karşılaşıncaya kadar anlayamamış olması bir o kadar üzücü.

    Şöyle bir bölüm vardı kitapta; okuduktan sonra birkaç kere tekrar okuduğum, okudukça kendimi allak bullak hissettiğim çok basit, ama bir o kadar da karmaşık şu bölüm:

    " Dün ben giderken, elini uzatarak dedi: Hoşçakal, sevgili Werther! - Sevgili Werther! Bana ilk defa sevgili diye hitab ediyordu ve bu iliğime, kemiğime işledi. Kendi kendime yüz defa tekrarladım ve dün yatağa giderken kendi kendime her türlü şeyi konuşurken, birden şöyle dedim: İyi geceler, sevgili Werther! sonra da kendime güldüm. "

    Çoğunlukla basite indirgediğimiz "sevgi" ve "sevgili" kelimeleri bambaşka bir anlama bürünüyor aslında burada. Bir insan ruhunda bu kelimeler nasıl bir etkiye sahip olabilir?

    Okurken sürekli daralmış hissettim kendimi. Werther'e bağırmak çağırmak da istedim.
    "Sevme artık, sana ait olmayan birini sevme!"
    Sonra ben de kendime güldüm. Ne kadar saçmaydı bu cümleyi kurmak..

    Kafka'nın da bir sözü var bu konuyla ilgili.

    "En kötüsü de sahip olmadığın bir kişiye ait olmaktır."

    Bu 'en kötü' yü en güzel, en etkileyici biçimde anlatan bir kitap okudum işte. Ve herkes okumalı. Kesinlikle, bu duyguları hissetmeden ölmemeli hiçbir insan.

    Sevgiyle kalın.. çünkü;

    "Dünyada insana sevgiden daha gerekli bir şeyin olmadığı kesin."
    -Werther.
  • 576 syf.
    ·732 günde·1/10
    Sırf bende yarattığı hasar ve travmayı anlatmak için inceleme yazıyorum. Size şimdi hasarlı bir satış stratejisi nelere sebep olur, bu kitap reklamlarını yapan geri zekalılar nelere sebep oluyor anlatayım.

    Yıllaaar yıllar önce. O zamanlar lisedeyim. Harry Potter severim çocukluktan beri. Tanıtımlarında “Harry Potter’dan fazla satan, onun rekorunu kıran” vs gibi gerzekçe reklamlara rastladım. Arkadaşlar, bu kitabı HP ile kıyaslamak nasıl bir mantık? Onun üzerinden reklam yapmak nasıl ahmaklık. Her neyse, o zamanlar bu kitap Türkiye’de çıkmamıştı. Benim de Anadolu Lisesi’nin fazla fazla verdiği ingilizce dersleri sayesinde dile kafayı taktığım dönemdi. Deli gibi ingilizce kitap okuyorum o dönem. Çünkü öğrenciyim ve kitaba ayırdığım bütçe kısıtlı. Siteler ingilizce pdf kaynıyor. HP ile kıyaslanıyorsa iyidir, güzeldir dedim araştırmadan başladım okumaya. Şu sözleşme kısmında bir şok yaşadım, ilerledim ikinci şoku yaşadım. Bu ne biçim kitap dedim bıraktım. O sırada bu kitabın reklamlar aldı başını yürüyor; ülkemizde çıktı. Arkadaşımı uyardım, çöpe atma paranı ama yok. Dinlemedi. Sonuç aynı oldu. Bu kitapla bir derdim yok; kim sever, kim nefret eder. Hastalıklı bir adamın aşk sandığı garip eylemleri, onun kadar hastalıklı başka bir kızın ondan çok parasına bağlılığı umurumda değil. (KUSURA BAKMAYIN GERÇEK BU. Christian bir ceo değil de fakir bir işçi olsaydı. Ne bileyim hadi yine kendisinin iş yeri olsun küçük esnaf olsaydı kadınlar ortalıkta christiaaan diye dolanır mıydı? Hayıırrr. Anna için de cevap hayıııııııır. Ben kitapta buna karşıyım. Aşk bu değil. Olmamalı.) Her neyse işte o salak reklam kampanyaları yüzünden bu kitabı okumaması gereken çok kişi okudu, çok fazla çocuk okudu ve sayelerinde aşkı yanlış anladı. Bu tarz kitapların yazılmasına- satılmasına karşı değilim ama pazarlanma stratejileri konusunda bir SINIR olmamasına KARŞIYIM. Sen çocukların okumaması gereken bir kitabın reklamını bir ÇOCUK KİTABI üzerinden YAPAMAZSIN. YAPMAMALISIN. O yüzden bu kitaba karşı aşırı doluyum. Söyleyeceklerim bu kadar.
  • 200 syf.
    ·4/10
    Öncelikle yazarın kalemini sevdim, ama kurguyu hiç sevemedim, kitaptaki kadınlar ve erkekler resmen ar damarı çatlamış gibi dolaşıyorlardı ortada , birinin diğerini suçlamaya yüzü olmazken, herkes namus timsali kesiliyordu, zaten kimin eli kimin cebinde belli değildi....

    Henüz yeni ölmüş teyzesinin genç sevgilisi Ömer ile birlikte olan bir kadın Aslı, tüm bunlar yaşanırken adamın evli, Aslı'nın da sevgilisi olduğunu belirteyim, kızın kendisi gibi arsız ve sadakatsiz birkaç tane de kız arkadaşı mevcut ki bunlardan birinin foyası sonradan ortaya çıkıyor, aslında rahmetli teyzede az değilmiş hani, balık baştan kokar misali...

    Aslı, birlikte yaşadıkları iki yılın ardından Ömer'in eşinden ayrılmayacağını anlayınca ondan ayrılıyor, aradan yedi yıl geçiyor ve tekrar karşılaşıyorlar, tabi bu arada ne Ömer'in ne de Aslı'nın hayatına giren çıkan belli olmamış hali hazırda kızın hayatında yeni biri de var, sürekli başka kollarda olmalarının mazereti de hazır, birbirlerini unutmak için, aşkları her satırda midemi bulandırdı resmen..

    Kısacası hastalıklı bir aşk, hastalıklı karakterler ve kitap kendisine yakışan bir sonla bitiverdi..
  • 68 syf.
    ·2 günde·6/10
    Kitabı en fazla okunanlar listelerinde çok sık gördüğüm için merak ve çok büyük bir beklenti içerisinde okudum. Fakat pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Çeviri olmasından dolayımıdır bilmem bir solukluk ince bir kitap olmasına rağmen okurken çok bunaldım. Olay etkileyici ve sıradışı. Fakat olaylar çok yavaş ilerliyor. Tadını kaçırmadan kitabı kısaca özetlemek gerekirse isminden de anlaşılacağı üzere olay bir kadının sevdiğine yazdığı mektubundan meydana geliyor. Bu durumu sıradışı yapan özelliği ise kadının çocuk yaşta yeni taşınan komşusuna aşık olması ve bu aşkın uzun bir zaman içerisinde hastalıklı bir saplantıya dönüşmesidir. Öyle bir saplatı ki büyüyüp bir kadın olduğunda zaman çizgisinin belirsiz noktalarında bir kaç defa olmak üzere sevdiği adamla birlikte oluyor. Fakat hiçbirinde Bay R... onun aynı kadın olduğunu anlıyor. Bay R... 'den çocuğu olan ve bir süre sonra ölen bilinmeyen kadınımız, tüm serüveni bir mektup ile dile getirip intihar ediyor.

    Sevgi, aşk, tutku adına ne derseniz deyin. Bir önemi yok. Bu duygunun en iliklere işleyen cinsi çocukça olanıdır. Zira içinde ne tutku ne haz ne de saplantı barındırır. İliklerinizde tüm vücudunuza yayılmıştır, ruhunuza işlemiştir. Söküp atma düşüncesi bile boşa bir eylemdir. Çocukluk bu herkes çocukluğunu hatırlar!
  • 68 syf.
    ·8/10
    Yazıma denebilecek tek söz yok. Kelimelerin özenli seçiminden duyguların tasvirine kadar harikaydı. Yine de konusu aşk değildi bence saplantıydı. Hastalıklı bir saplantı.
  • 128 syf.
    ·3 günde·9/10
    Cyrano De Bergerac, Paris doğumlu Fransız bir oyun yazarı, bu romanı Öteki Dünya : Ay Devletleri ve İmparatorluk 'un devamı niteliğinde olarak yazılan mizah eğilimli, ütopya ve materyalist felsefe içerikli bir bilimkurgu romanı olarak anılır. Hayalgücüyle beslediği düşüncelerini eleştirel ve özgürlükçü bir şekilde döneminin toplumsal düzenlerini ve sorunlarını hikayeleştirerek eleştiriyor. Sanırım eleştirilerin en didaktik olanı 'şakacılık'la olanları. Zihinde daha güzel yer ediniyor.

    Kuşkusuz yazdıkları üzerine uçsuz bucaksız yorumlamalar getirilebilir, gerek yaşadığı dönemde yazacaklarının hayal gücü olmaksızın imkansızlığından ötürü, gerek benzerlerine öncülük etmesine rağmen adının sadece karakterize edilmiş olduğu uzun burunluluğuyla anılmasından... Bu toplara hiç girmeden hikayeciliğinin yine en güzel kendisinin ifade ettiği alıntıyı bırakarak, ardından bir şiirle meskeni olan yerlere seslenmekle yetineceğim;

    'E güzel işte, yani bu hikayeler şaşırtıcı değil mi? Öyledirler, zira bir kızın babasıyla çiftleştiğini, bir genç prensesin bir boğayla aşk açlığını giderdiğini, bir erkeğin bir taştan tatmin olduğunu, bir başkasının kendisiyle evlendiğini görmek şaşırtıcıdır. Bunun gibi, bir evliliğe kız başlayarak erkek olarak sürdürmek, kadın ol­maya başlamadan erkek olmayı bırakmak, ana karnının dışında ikiz olmak ve kendi kardeşi olmayan birinin ikizi olmak, bütün bunlar, doğanın olağan yolunun fazlasıyla dışındadır ve yine de şimdi hikaye edeceklerim sizleri daha da çok fazla hayrete düşü­recektir' S.92



    bu gece
    itlerden emanet bana
    öyle sefil, öyle kimsesiz
    bu gece baykuşlar dahi uykuda
    ay sarımtırak
    hastalıklı çamlar fısıldıyor
    yılanların dilini:
    saklanın sıçanlar!
    sağırlar sabırsız
    ses sunuyor sakiler silahlarda;
    sarımtırak

    bu gece
    bir adam kavgada.
    kırılmış tüm kemikleri,
    sevgiye ve hayata dair.
    tanrı diyor yanılmış olmalı
    ben buraya ait değilim
    ben bu boğulmuşların,
    kangrenden 
    adalet uzvunu kaybetmişlerin,
    çelişkilerinin içinde çürümüşlerin,
    lağıma dönmüş beyinlerin;
    kokan leş gibi kin,
    kadavra olmuş vicdanların; 
    ruhsuz...
    adamı
    demir attığı çağların
    değilim

    terk etmiş tabutları topal kediler
    ölüm lanetlemiş ölümlüleri
    melek inmiyor şehre bu gece
    ölüler kaçmak için toprak kazıyor
    tırnaklarında kanları solucanların
    bir çocuk inliyor, benzi sarımtırak:
    uyandırsın diyor
    biri şu baykuşları !

    bu gece
    bir kadın dargın
    kırmış tüm kemiklerini adam,
    sevgiye ve hayata dair.
    tanrı diyor, O hiç yanılmaz
    git demişse içimdeki ruh
    ruhundur beni çağıran.
    ah Cyrano, duymalısın içindekini!
    silahları bırak ellerindeki
    tanrı kurşunla vurulamaz ki
    kaçmak daha ne kadar zaman?
    öğrenmeli, hiçbir zaman kaçamaz insan
    yaşamdan; elinden
    o çirkef karadulun,  
    gözleri sarımtırak
    doksanlık bir dilenci;
    topluyor uyluk kemiklerini,
    çene kemiğini asıyor 
    köprücük kemiğine 
    kaçık ozanın, 
    mezarından kaçmak istemeyen. 
    kokuyor kemikler
    sarımtırak
    madeni bir ses yolluyor ozan
    kulağı yarı kopmuş dilenciye;
    "sevgilim bu gece tabut sıcak,
    akrepler daha parlak,
    yaşamak öldürüyor beni,
    ölüyken güzel yaşamak..."
    kelimeler
    kokuyor sarımtırak
    baykuşlar uyandı uyanacak

    Cyrano diyor kadın 
    felç etmiş seni gözleri
    o sarımtırak
    şok veriyor aralıklarla umut dozunda
    o anlardan birinde tanıdın beni
    ama doldu vakit
    ve işte ötüyor baykuş
    baykuş gömüleceğe öter
    ki o gömü beni çağırmış olman
    "gitmek zorundasın"  dedi dilenci 
    gömüyü dilendi 
    çene kemiklerine...

    ses oldu ordularca sağır...
    sarsaraktan çekildi  
    sessizlik kadını.
    her harf bir zelzele,
    dümdüz etti olanları 
    uykusunda baykuşların.
    ölümlüler yaşanmamış saydı 
    bu gece
    bellek denen o menfaatçi bunak,
    unutmuş oldu
    dahi 
    unutmuş olduğunu

    kaldı yalnız sessizliği
    kaçık ozanın, 
    güç yetiremedi
    hiçbir ses
    örtmeye onu
    elinde kanlı gömü
    dilencinin getirdiği
    mezarlığından
    lanetli
    her pazar gecesi yükseldi 
    karadulun kölelerini
    ürperten şarkı;
    "oo Cyrano bilmelisin
    ölecek
    kendisine kaçmak istediğin ölüm de 
    kalacaksın çırılçıplak
    tüm sevdiklerin ve sevmediklerinle
    kırık bir kalp verecek eline
    tanrı dirilt diyecek 
    sen dirilt şunu tüm bildiklerinle
    bir kadın sonsuza dek ölü kalacak
    sen dilinde lanetlerinle..."

    tanrı suyu yarattı sevgiler için
    ve de ateşi nefrete