• Bir kitap oku, bir iyilik yap, yeni bir şey öğren, bir hayata dokun veya yaşamına anlamlı başka bir güzellik kat. Yaşama, küçük de olsa, bir mum yakmadığın her gün karanlıktasın.
  • 320 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    “Eller günahkâr, diller günahkâr, bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkâr…”
    Sezen Aksu

    Nermin Yıldırım’ın ifadesiyle bu roman, “Masumiyetin katledildiği bir coğrafyada süren sancılı bir ‘adalet’ arayışının hikayesidir.” Bu minvalden hareketle Dokunmadan romanının ana temasının, “suçluluk psikolojisi” olduğunu söyleyebiliriz; kitap “Öleceğimi öğrenince çok şaşırdım.” cümlesiyle başlar ve ilk bölümün son paragrafıyla da hikâyenin asıl konusuna girizgah yapılır:
    “Suçluluk illeti, işlediğim suçlardan çok daha fazla zorlaştırdı, hayatımı. Çünkü suç saklansa da, suçluluk kalır. Yastığın üzerindeki uykusuzluk lekesi, kalpte kimliği meçhul ağrı, kursakta bekleyen taş gibi kalır. Bende de kaldı. Sanırım şimdi burası, her şeyi anlatmanın tam yeri ve zamanı.” (s.9)

    Nermin Yıldırım “bir derde binaen” yazan yazarlardan… Dokunmadan romanını yazmasına sebep olan olay, anlattığına göre yazarın bir davet üzerine Çin’in Şanghay şehrindeyken, ülkemizde gerçekleşen 10 Ekim 2015’teki Ankara katliamının onda uyandırdığı derin üzüntü ve suçluluk duygusunun bir tezahürü şeklinde gerçekleşmiş. Romanlarını genellikle geçmiş ve bugün, unutmak ve hatırlamak ekseninde işlerken, ”Edebiyat bir tür güzel yalan söyleme egzersiziyse, yalanlarımı bilimsel temellere dayandırıyorum” diyen yazar, bütün romanlarında bir psikoterapistle çalışıyor.

    Romanın kahramanı olan Adalet, ismini Nermin Yıldırım’ın en sevdiği yazar ve idolü olan Adalet Ağaoğlu’ndan almıştır, hatta romanda da bu durum tafsilatıyla açıklanır. (Edebiyata meraklı olan babanın kızına en sevdiği romancının ismini uygun görmesi) Aynı zamanda Adalet karakteri ismiyle müsemma olarak kendi hayatının yanlışlarına ve içinde yaşadığı toplumun kokuşmuşluğuna dair derin sorgulamalara girişir, yaptıklarından çok yapmadıklarından dolayı duyduğu pişmanlığın pençesinde vicdanını rahatlatmak için tek çözüm olarak gördüğü ilk günahının diyetini ödemek üzere uzun bir yolculuğa çıkar.

    Romanda Adalet ve ilk kayda değer günahının kurbanı Mahsun dışında iki önemli karakter daha var:
    Adalet’in peşine takılıp, onun gittiği her yere beraberinde gelen, en sonunda da gizlediği gerçeklerin ve söylemek zorunda kaldığı yalanların ardındaki sırrı bir mektupla ifşa eden Sadi Seber ve zorla gasp edilip alıkoyulmadan önce adı Muhsine iken sonrasında ismi Hülya olarak değiştirilen, Adalet’in en büyük dert ortağı ve sırdaşı olan tek gözlü oyuncak bir ayı…

    Nermin Yıldırım üniversite bitirme tezini “Üçüncü sayfa haberlerinde kadına yönelik şiddet” üzerine vermiştir ve Adalet karakterine de romanda bunun bir yansıması niteliğinde üçüncü sayfa kupürlerinin koleksiyonunu yaptırmaktadır. Adalet bu şekilde yaşadığı ülkedeki şehirleri topladığı bu iç karartıcı haberler üzerinden tanımakta ve her seferinde de kaçınılmaz olarak derin bir hüzne gark olmaktadır.

    Adalet çocukluğundan beri sözcüklerle bir tür aşk yaşayan ve sözcük koleksiyoneri olan biridir. Bu sebepten de kimi zaman yanlış anlaşılır, birbirinden tuhaf yanlış anlaşılmalara maruz kalır, hatta toplumdan dışlanır. Misal; kapıyı açarken tokmağı elinde kalıverince “Bu pezevengi nereye koyayım?” diye sorar annesine… (s.12) Annesi, kızının söylediği ile kastettiği mana arasındaki uçurumdan bihaber olunca da uğradığı tepki kaçınılmaz olur.

    Romanda geçen hayali şehir ve yer isimleri (Sultanşehri, Çaybeli, Yula, Moran, Sisliyayla, Fertik) yazar tarafından bir tür yabancılaşma efekti olarak kullanılmış olup, bu şehirlerin varlıklarından daha önemli olanın, buralarda geçen hikayelerin bizim hayatlarımızdaki karşılığı olduğunun vurgulanmasıdır.
    Nermin Yıldırım’ın her daim yaptığı bir şey daha var: Önceki romanlarından aşina olduğunuz karakterleri konuk oyuncu gibi daha sonraki romanlarında misafir edebiliyor. Burada ise Unutma Dersleri‘ndeki “Mazi İmha Merkezi”ne (okuyanlar mutlaka hatırlayacaklardır) bu romanda bir paragrafta rastlayıp tebessüm edeceksiniz. (s.99) Yazar, bu yaptığıyla aslında her romanı birbirinden bağımsız olsa da, kendi içinde bir bütün olduğunu göstermek, romanları arasında hepsini okuyan okurun takip edebileceği daha büyük bir hikaye ve başka bir evren olduğuna işaret etmek istediğini ifade ediyor.
    Romanda, o dönem revaçta olan evlilik programlarına da dokun(dur)madan edememiş, yazarımız.
    Bir felaket haberi sonrası bile artık kanıksanan her şey gibi, hiçbir şey olmamış modunda göbek atmaya kaldıkları yerden devam eden taliplilerin vurdumduymazlığı ve umursamazlığı üzerinden aslında toplumdaki her kesimin ve herkesin bundan pek de farklı olmadığına vurgu yapılmış.
    (Titanik batarken kurtulanlar, boğulanların çığlıklarını duymamak için filikalarda şarkı söyleyip, tempo tutmuşlardı. Neticede, ‘ateş düştüğü yeri yakıyor, ateşin etrafındakiler de -körgörülüler güruhu- dans edip şarkı söylüyor.’)
    Bunun haricinde, toplu taşıma araçlarında kadına yapılan tacizi de Nermin Yıldırım es geçmemiş, hatta Adalet’in hemcinsini korumak adına yaptığı cengaverliği de romandaki kahramanın tekamülüne tanık olacağımız şekilde ilmek ilmek işlemiş.

    Romanın vermek istediği belki de en önemli mesaj şudur:
    “Hayata dair her türlü pisliğe tanık olup da, bunları temizlemek için suya sabuna DOKUNMADAN,
    Körgörü* illetiyle (s.290) “hayat süren leşler” gibi kokuşmuş bir düzene adapte olmuşların tam tersine, daha fazla suçluluk duymamak ve yaptıklarınızdan ziyade, hatalarınızın telafisi için yapmadıklarınızdan pişman olmamak için, ne yapmanız gerekiyorsa, onu mutlaka ve vakitlice yapın;
    Ta ki, toprağa konulup, ruhunuza Fatiha’lar okunmadan…”

    (*Körgörü: Gördüğünün farkında ol(a)mayanlar veyahut olmak istemeyenler; ya da “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetiyle, şahit olduğu nahoş hadiseler karşısında rahatını bozmamak için sükut edip görmemezliği tercih eden güruhun içinde bulunduğu tiksinç durum; bunun dinî bakış açısından karşılığı da tek cümleyle özetlenebilir: "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.")

    Nitekim, Albert Einstein’ın da dediği gibi:
    "Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir."
    Yahut bir Kızılderili atasözündeki ifadeyle:
    “Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur.”
    https://www.youtube.com/...d-7q9WhrzZk&t=1s
  • Dışarı çık hayata dokun.
    Hayat avuçlarında yükselsin. Avuçlarındaki çizgilerden, nehirler taşsın sokaklara ve önüne katsın her şeyi.
  • Yaşamaktan öte yaşatmak daha güzeldir.
    Yaşamak sınırlı ve sonu vardır fakat yaşatabilmek sonsuzluktur.
    Ne yaşadığınız önemli değil nasıl yaratıldığınız ve yaratılma düşünce gücünüzle
    yaşadığınızda ne yaşattığınız önemlidir.
    Birine dünya olabildiğinizde sonsuzluk sizinledir.
    Yaşadığında değil ne yaşattırdığınla varsın ve varırsın asıl yaşayacaklarına.
    Belkide özel bir özettir yaşanılan hayat ve asıl yaşanacaklara içinden ulaştıran.
    Hayatın içinde yaşam katabildiğimiz kadar daima varız.
    Bazen yaşamak değil, yaşam olabilmektir hayat.
    Ve sonsuzluğu hissederek yaşamış, daha nice yaşanılacak gibi.
    Çünkü yaşam katmak nice yaşamalara ulaştırmak ve ulaşmaktır içinden.
    İçinde yaşattıklarındır daima varoluşun.
    Belki sevgiye yansıma varlığın bir iklim içinden ulaşılan
    bir yaşam.
    Belki yaşama zaman aralığı bir an sonsuzluğun mevsimi duyulan.
    O iklimin içinde sonsuzluğa savrulan içinde ki duyuşun resmidir.
    Yaşadığın andan ulaşılmamış zamanlara, ulaşmış gibi zamanın içinde bulmaktır kendini hayat.
    Dün, dünden önceydi. Bugünün tüm yarınları bugünden yine düne gider.
    Biz bugünden ise sadece düşünceyle daimaya gideriz.
    Yaşayacak sonsuzluk ve ulaşılacak bir aslımız vardır.
    Yaşamak düşüncelerde o halde düşüncelerin sonsuzluğunda;
    en uzak ve ulaşılmazdır özvaroluş.
    Yansımak en yakın şimdiye ait tek an.
    Belki güneş ışığı gibi içine doğan, aydınlanır düşünceler.
    Tüm gerçekliğine dokunabilmek güzel yaşamın.
    Hayat içimizde ki gerçeklerdir.
    Yaşam buyüzden güzel.
    Ve yaşamın içinden yaşamaktan öte
    sonsuzluğa ulaşabilmektir asıl yaşamın özüne varabilmek.
    Ve varolabilmek özüne.
    Yaşamak sınırlı değil sonsuzdur o.
    Yaşamak değil, yaşamaya akmak.
    Yaşamanın ötesinde yaşam olmak.
    Yaşanılmak yaşadıkça.
    Yaşattıkça yaşamak sonsuz varoluştan.
    Yaşamadan,yaşanabileceği ve yaşanabilirliliği seversin.
    Yaşamanın ötesinde varoluşu yaşamadan öğrenirsin.
    Bir sen vardır yaşanacak, yaşanılası.
    Bir sen vardır sonsuz yaşanılacak.
    Bir sen vardır yaşarken kendine dokunmak istediğin.
    Bir sen vardır kendine dokunduğunda oluştuğun.
    İnsan hayattır kendinden hayata dokunan.
    Hayat sadece yaşamaya değil sonsuzluğa ulaşmanın kapısıdır.
    Sonsuzluğun anahtarı kalbin duyuşudur.
    Hayata kalpten dokunmalı, sonsuzca dokunduğunda
    Sonsuzluk içine başka dokunandır.


    Ulaştığın kendinsin herşeyin içinden.
    Bakışlarındadır bazen yaşayacakların.
    Bakışların hem uzak bir o kadar yakın
    ve herşey yarımdır.
    An çoğalır baktığında
    her an zaman olur.
    Gözbebeklerinde büyürsün.
    Oysa yaşarken büyürdü insan.
    Görüşlerde büyür, duyuşlarda yücelirsin.
    İçindeki tek görüş,
    sözsüz bir anlatımdır.
    Aydınlığın yansımasıdır görüşüne yansıyan.
    İşte o an aydınlık olur bakışından öte
    seni içine alan.
    Bakışlarındadır bazen yaşadıkların.
    Sen senden önce hiç yaşamamış gibi.
    Bakışın en gerçek söz gelimi bir izlenim.
    Ve yaşayamadıkların vardır bakışlarında
    Kendinden içeri tutsak kalırsın.
    Kendini sorgularsın bakışlarda
    Bakışların hem uzak, bir o kadar yalındır.
    Bakışlarda yaşarsın.
    Gözyaşı içinden akan öz zamandır.
    Yaşadıkça küçülürsün bazen.
    Oysa yaşarken, büyürdü insan.
    Düşünürken bazen,
    Gözbebeklerinde büyürsün.
    Gözlerin sözlerin olur anlatıma susarsın.
    Henüz zaman yansıyan sonsuz aydınlık.
    Bakışın bir an sonsuza açılan yansımadır.
    Dinlemeyi gerçek anlamda duyduğunda izlemeye gerek kalmaz.
    Duyduğun yaşam yüreğinden içine yansır.
    Dinlemeyi gerçek anlamda duyduğunda,
    zamanla izlemek yaşamak olur.
    Herzaman gerçeklik yaşanır.
    Nasıl bir resim kalıyorsa geçmişten elimize,
    gözlerimizle gördüğümüz yüreğimize dokunan varoluş yansır.
    Daima gerçeklik yaşanacağını duyumsadığında gerçekleşirsin.
    Çünkü duyumsayabilmek içindeki zamandır.
    İçimizdeki gerçekler ile daima varız.
    İçimizdeki gerçeklik bizi yansıttığında tüm gerçekliğe ulaşırız.
    Madde belki birçok şeyi gerçekleştirebilir ancak maneviyat yalnızca kendimizi gerçekleştirendir.

    Önemli olan kalbin ne derece dolu olabilmesidir.
    Dolu bir kalple herşeyin ötesinden gerçekliğe ulaşılabilir ancak.
    Düşüncelerin kadar değil, gerçekliğinin sınırsızlığı kadarsın.
    Gerçekliğinin sınırlarına ise; hiçbir düşünce ulaşamaz.
    Gerçekler daima düşüncenin sınırında başlar.
    Çünkü hissedilen herşey kendi içimizde ki gerçekliktir.
    Özgürlük bir hayaldir onu düşlemek gerek.
    Düşledikçe özgürleşebilmeli ve özgürleştikçe gerçekleşmeli.
    Ve hayat düşüncenin içinden hayal ötesi ulaşmaktır aslına.
    Gerçekliğin sınırsızlığında ise kalp özgürleşir.
    İnsan sonsuzluktur ve kendi sonsuzluğuna ait.
    Öyleyse hangi zaman ve mekan tutsaklaştırabilir ki?
    Sevgi sığabilir mi kalpten başka mekana ?
    Düşündükçe üşür her bir düşünce.
    Yinede kendi içine akarsın aşkla.
    Hayatın içinde ayrı bir yaşam gibi
    sonsuzluğun şiiridir içinden ulaşılan.
    Tek bir an kalbinin derinliğidir.
    Ve tüm zamanlara kendi içinden ulaştığındır.
    Gözlerinin sonsuzluğudur henüz düşüncesiz görülen.
    Yüreğinin dokunuşudur, sonsuzluğun durduğu an.
    Sonsuzluğun içinden ulaşmaktır aşkla bakışın.


    Anları tutarsın bazen içinden daima ulaşılan.
    Oysa ulaştığın sonsuzluktur bir an duyulan.
    Ulaşabileceğin bir varoluştur yaşadığın.
    Yaşanılacak tüm kendi zamanından ulaştığındır yaşam.
    Tüm zamanlar ötesine bir an saydığındır bazen hayat.
    Yalnız aşka ulaşan aynı anda varolmak gibi.
    Zamanın savurduğu belki yaşanılası ve yaşamaya dair olan.
    Hiçbir zamandan söz edemeyiz zamanın kendisidir bazen ulaştıran.
    Başlangıç en eski ve en yeni çocukluk.
    Şimdi bir özgürlük rüzgarı gibi duyulan.
    Hissedilen daima bir ses yüreğimizden.
    Tek andan sonsuz yansıma ve yaşanılmaya ait.
    Daima sevginin aydınlığıdır aydınlatan.
    Sevginin içinden gerçek birliğine ermeli.
    Ulaşıldığında öylesine birşey için değil,
    birbirimiz için diyebilmeli.
    Yaşam için söz söylemeye kelime sınırlıdır.
    Yaşarken en anlamlı cümle olabilmeli.
    Özgürlüğün kokusu kendi ektiğin toprakların içinde ki çiçekten hissedilmeli.
    Topraksızda yaşayabilmeli çiçek.
    Öyle olmalı ki özgürlük; düşüncede sınırsız yetişmeli.
    Birdenbire duyulan bin kez hissedilen tek bir bakış olmalı sevgi içimizden.

    Ne geçmiş nede gelecek tek bir an tutuyorsa seni.
    Zamanın kalbidir yaşanılan.
    Sonsuzluğundur seni sana ulaştıran.
    Sonsuz zamanlara kaybolmuş gibi yaşarsın bazen kendinde.
    Düşündükçe hissedersin yaşamanın sonsuzluğunu.
    Sonsuzluğundan ulaşmış gibi aşkla varırsın kendine.
    Kendinde kaybolacak kadar seversin en varedenden herbir yokoluşu.
    Ve varolmaya yenilenen kalbindir.
    Sonsuzluktur gözlerinle yüreğinden duyuşun.
    Ve bakışın kadar yansır içine herşey.
    Tek zaman tutarsın gözlerinde.
    Baktığında gerçekten görürsün görüleni.
    Görünürlük tüm yaşamanın perdesidir aralanan.
    Süzülür içine bir ışık henüz gözlerini kapamadan.
    İçinde bir sonsuzluk tutarsın.
    Sonsuz şimdi , her anın parçası gibi
    Parça parça olsada tüm düşünceler
    tek düşünce tutar birleştirir içinden.
    Kendine tamamlanırsın.
    Duyarsın varolmanın derinliğini.
    Ellerin kalbinde değil,
    kalbin ellerindedir yaşama sunulan.
    Sevgi görebildiğin kadar değil,
    kalbinden duyabileceğin kadar vardır.
    Düşünürsün yaşamanın ayrıntısını.
    Hissedersin başka bir duyuş.
    Daima varolan ruhumuz ve duyuşumuzdur.
    Yaşarsın herşeyin üstünde öz bir düşüncede.
    İz bulursun içinden bir izlenimdir.
    Ve o izlerde kalbinde derin
    sonsuzluk hissettiğin bir gizdir.
    İçini merhamet sarar yaşama başka varoluş.
    Bir an sitemlerin iç örtüdür tüm haykırışlara.
    Öyle el sürmeliki kalbimize aydınlığa yüz sürer gibi.

    Bazen yaşarken görebildiklerinden çok,
    yürekten bakabildiklerinden ulaşırsın suyun asıl kaynağına.
    Herşeyden mutluluk çıkarırsın bazen.
    Çıkardıkça herşeyin hüzün yanına sarılırsın.
    O an başka mutluluk sarar içini.
    Ve herşeyden bişeyler çıkardıkça başka doğarsın kendine.
    Aramak zordur herşeyde kendini.
    Yaşamak hoştur bulduğun herşeyde kendini.
    Anlam çıkarmak herşeyden, herşeyin kendisi olmak ne güzeldir.
    Tek anlam olmak herşeye, ne zordur herşeyin içinde.
    Herşey olmuşcasına büyürsün hani herşey çok şeydir ya öyle.
    Herşeyi dahi aşarsın herşeye rağmen.
    Özgürsündür içinde.
    Zamanın ötesinde bir zaman var herşeye ulaşabildiğin.
    Bir perde, bir bakış, ve bir duyuş yürekten.
    Gerçeklikten bilince hayatın özünü,
    gerçek aşkın içinden ulaşırsın varlığının varolacağı
    ve varlığını unuttuğun andan varolabileceğin anlara.
    Anlaşılır varlıkta ki yokluğun değeri ve her anı.
    Düşüncenin özünde olabildiğinde,
    olabildiğince gerçeksin ancak.
    İçimize işlenir dizeler.
    Dizelerin her harfindesindir.
    Ruhunun yapraklarında okursun kendini.
    Dizeler hayatın özeti bir özet ki kendine öz anlamdır.
    Dizeler ki değil okudukların
    gördüklerin kendinden.
    Görebilir her bilen okuyabildiği kadar kendini.
    Dizeler hayatın özeti
    ve düşüncede buluşmaktır yüreğinle derinden.
    Sayfalar iç dizelerinle anlam bulur.
    Okudukça çoğalır, çoğaldıkça yazar, yazdıkça yaşarsın.
    Çoğaldıkça herşey artar. Ve herşeyin artmasıyla sen çoğalırsın.
    Amaçta sensin,hiçlikte, yaşamakta sensin, birlikte.
    Yaşamaktan daha özel ne olabilir ki?
    Varolduğunu bilmek gerçeği en büyük bilinçtir.
    Kendine dokun yaşama sarılır gibi.
    Kalbine sonsuzca dokunduğunda
    sonsuzluk içine b/aşka d/okunacaktır.
    Yürek bir kez dokundu mu söz d/okunmaz.
    Yaşamın özü dokunur hayatın s/özü d/okunur içine.


    Mutluluk inançtır.
    Çünkü gerçek mutluluk sahip olduğu kişiye daima gülümser.
    Duyulan özgürlüktür yaşanılan hayat.
    Bilmek,görebilmektir kendimizi aynı duyuştan.
    Aslında sade olanı karmaşık yansıtır gölgeler.
    Bazen başka doğar gün, geceden güneş.
    Buyüzden karanlık duyuş, yüzümüz aydınlık ses.
    Kim olsak, en derin şair biraz şiir olur içimizde.
    Şiir olduğumuzda tamamlanırız en özel aşk için.
    Sözsüz,kelimesiz,yazısız bir duyuş gibi.
    Kalbimizde gömülü hazinelerle yaşamak.
    Hazin hayatın içinden sevgi bir hazinedir ellerimizin altından kalpten el sürdüğümüz.
    İnsan herşeyden arınmış bir düşünceyle özüne ulaşabilir ancak
    Derin düşüncenin sizi nereye alabileceğini hiç düşünmeden düşüncenin kendisi olursunuz.
    Düşüncenin kendisi olmak düşünmek değil,
    Düşünce ötesi oluşmaktır.
    Yazı olabilmek; dokunabilmekten öte okunabilmek gibi.
    Anlamlaşabilmek ve anlam katmak.
    Bir noktadan sonra daima varolmak.
    Özümüz düşünceden öte sözsüz başkaldırmaktır kendimize.
    Asla hiçbirşeye başeğmemek.
    Çünkü okurken ancak yazılara başeğilir.
    Kendi oluşumundan sevginin özüne eğilir insan.
    Ancak ruhuna işlediğinde kelimeler
    düşünceyle bakışın ışığına yansıma ulaşılır.
    Bir düşüncede gözyaşı olmayı özlemek gibi.
    Kelimeler kendi iç sessizliği kadar yalnız
    Daima bizi bize yansıtan ve tamamlayandır.
    Yaşamın dışında ki aydınlık,hayatın ışıklarını biraz kısabiliyor ki
    karanlıklarda içimizi görebilelim yansımadan.
    Ve yaşamda kelimeler daima aydınlığa yazılır.
    Öyle olmasaydı okunamazdı hiçbir karartı.
    Önceleri kalbimizi duyarız kalbimizin duyuşudur hayat
    Sonraları ise kalbimizi görmekle başlar yaşam.
    Düşüncenin derinliğinden varolup duyabilmek kendimizi,
    kendimizi, kendimizin ötesinden görebilmektir.
    Önemli olan aynı bakıştan aydınlığa ışık tutabilmektir.

    Kendi içimizden gerçekleşebildikçe gerçeğin kendisiyiz.
    Yok ki gerçeklikten ötesi.
    Özüdür insanın yaşama varolduğu duyuşu.
    İnançtır duyumsadığı ve bilmektir kendini kendi ilminden.
    İmandır kalbinin özü.
    En büyük mutluluk eğilebilmek sevginin birliğine.
    Çünkü sevgi kimlik olmaktır önce kendine.
    Bir kimliğe herhangi bir kimlik giydirilir.
    ama herhangi bir kimlik bir insana asla.
    Ne kadar bilirse bilsin insan,
    kendini sevginin birliğinden bilmek en güzel bilgidir.
    Bilmek ister insan yinede bilmediğini bilginin dışında.
    Sevginin özünü bilen yaşamın özünüde bilir.
    Herşey birşey için varolur o tek şey kendi özümüzdür.
    Kendimize kendimizin ötesinden varolmak.
    Olmak bir andır,oluşmak ise zamanla.
    Çünkü yaşam değil
    daima yaşanacaklardır yaşam ötesi yaşayacak varlığımızdır.
    Mesela yeni bir dünya doğacak, sonsuz derinliğinde yol aldıkça sen.
    Mesela gökyüzü bir resim çizecek mutluluğun resmini görecek insan.
    Sen dile ki o ilham sonsuzluktan aksın içine.
    Güneş, bir çiğ tanesinin içine sığabilecek mesela.
    O an gün, gözlerinde gülümseyiş olacak ıslanır gibi yağmurlu bir ışıkla.
    Mesela zaman ellerinde dokunmalı kendine yürekten.
    Sonsuzluğun ilk hecesinde yeniliktir başlangıca duyuşun..
    Kendimize inanmak yaşama kanmaktır.
    Yaşama kanmaksa onun bize doğru bakışı.
    İşin içinde ya yürek varsa? öyleyse yüreğin sermayesidir alın teri.
    Kalb her işin içinde, bir hazinedir.
    Akıl ise yüreğin orantısında mantıklaşır.
    Yüreksiz bir akıl ise daima akla aykırıdır.
    Yapacaklarına inan ki daha önce yapılan herşey bundan sonra
    yapacaklarının yanında hiçbirşey olsun.
    Ve hiçbirşey engel olmasın, yapmak istediğin ne varsa herşeyden öte bir şey olsun adı yaşam olan.
    İnanç sonsuzluktur.
    Gerçekliğimiz ise düşüncemizdir ulaşılan.
    Gerçekliği duymak düşüncede tüm oluşan hissettiğin şeydir duyulan.
    İçimizden dışarıya yansır,
    bir söz, bir bakış ve gülümseyiştir o.
    Kalbimizle duyabildiğimiz kadar imkanlar içindeyiz.
    Çünkü içimizde ki yaşamak asla dünyanın içindeki biz değil.
    Buyüzden hayat dünyada sınırlı iken sınırsızlık kalbin ulaşabileceği yerdir.
    Buyüzden beden tutsak iken gerçeklik ruhun özgürlüğüdür.
    Dünyanın içinde en özgür olabilen dünyayı gözlerinin dışında görebilendir.
    Gerçek özgürlük içimizde ki inançtır.
    Ve kalbinle duyabilmek gerçekliği yaşamaktır.
    Kalbinle duyabileceğin kadardır hayat, ötesi ulaşabileceğin sonsuzluğun.
  • 191 syf.
    ·15 günde·Puan vermedi
    Bu incelemeyi oldukça büyük bir heyecanla yazıyorum.
    Başucu kitabım yapıp çok sevdiğim dostlarıma armağan ettiğim bu kitap, sadece unutulmuş bir mektubun değil; insan olarak unuttuğumuz tüm değerlerin kefaretini ödüyor. Sevginin, özlemin, vefanın, yaşamın, ölümün, dostluğun, 'insan olma'nın...
    Her bir sayfa, okudukça aslında hayata dair içten içe bildiğimiz ama unuttuğumuz, unutur gibi yaptığımız pek çok şeyi yüzümüze çarpıyor. Hayat koşuşturmacasında üstümüze başımıza bulaşan o fark etmediğimiz veya fark etsek de önemsemediğimiz toz, kir her bir sayfa çevrilişinde savruluyor adeta. Sayfaların rüzgarı üflüyor yüzümüze bir rüzgâr gibi. Kitap diyor ya hani, "“Bugün bir iyilik yap kendine. Kendine dokun," diye, işte dokunuyorum. Dokundukça yaralarımızı fark ediyoruz. Acılarımız varmış pansuman yapmadan üstünü örttüğümüz, görmezden geldiğimiz. Kitap pansuman yapıyor. Yaramızdan bulaşan kanları kitap yıkıyor. Sonra gözümüzün perdesini sıyırıyor, kulağınızın pasını siliyor ve öğüt veriyor. Etkisi altına alıyor. Bazı cümleleri içime iyi işlensin diye defalarca okudum. Hiçbirini unutmak istemiyorum.
    Bunun yanı sıra Ural, ironiyi de oldukça başarılı kullanmış mektuplarda. Bundan mıdır bilmiyorum, kitabı ağır ağır okumak istedim hiç bitmesin diye. Bir cümlenin bile derinlerine inmeden başka cümleye geçeyim istemedim.
    Sevgili Dost,
    İşin özü, bu kitabı lütfen oku ve okut :)
  • "Dışarı çık ve hayata dokun.
    ...
    Aşkı savun!"
  • Hayatına mutluluk katmak istiyorsan, Başkasını mutlu et.

    En iyisini istiyorsan,
    İstediğini karşındakine iste.

    Gülmek istiyorsan,
    Başkasını güldür.

    Sorun yaşamak istemiyorsan,
    Başkasının sorunlarına dokun ve çöz.

    İsteklerini kendin için değil, karşı taraf için düşün.
    Bil ki, istekler ayna gibi yansır.

    Aman sakın unutma! 
    Kötü istek te sana yansır
    Gülsen Meral
    Sayfa 9 - Sena Yayınları
  • Hayatına mutluluk katmak istiyorsan,başkasını mutlu et..
    En iyisini istiyorsan,istediğini karşındakine iste.
    Gülmek istiyorsan,başkasını güldür..
    Sorun yaşamak istemiyorsan,başkasının sorunlarına dokun ve çöz..
    Isteklerini kendin için değil, karşı taraf için düşün..
    Bil ki istekler ayna gibi yansır.
    Ama sakın unutma ! Kötü istek de sana yansır..