• Arzu dolu, öpülmemiş prensler kalmıştı bu kurbağaların içinde. Haziranın uzun otlarının içinde pusuya yatmış yılanlar yiyecektİ onları. Bir hışırtı. Bir hamle. Pis taşların birinden ötekine sıçrayacak kurbağa kalmayacaktı. Öpülecek prens de.
    Arundhati Roy
    Sayfa 227 - Can Yayınları
  • Bugün balkonda hava alırken;
    Ruzgarin hışırtı ettiği agacın, dal yapraklarına
    konan guzel narin bir kumru gördüm.
    Az vakit sonra öteden bir kumru daha kanat cırpıp gelip yanına kondu.
    bi an bizi düsledim onları, Biraz kucukten bakınıp durduk.
    hemen hiç temas etmeden birbirimize,  birden uctu uzaklaştı birimiz...
    cöpluk bi yere kondu. o an hikayemiz aklıma geldi.
    mırıldanmayı bırakıp iki parmağımın arasından cektim ve savurdum seni...
    sonrası suskunluk, derin bir sessizlik...
    Recep filik
  • "Bazı şeyler dile getirilince büyüsünü yitiriyormuş gibi görünüyor bana. Sanırım, kafamızdaki fikirle onun dile getirilişi arasında olması gereken uyumu sağlayamıyoruz, ondan olabilir. "
  • "Mihnete katlanan sevendir; sevileninse mihnete ve acıya katlanması zordur!" Cümle böyle diyor ve dediğini bir mısra ile pekiştiriyordu: "aşk öyküsü aralıksız sürer, kesilmez!"
  • Giden, arkada kalan şeyler, her ne varsa, geçip gitmiş oluyor ve bir anda unutulmuşluğa gömülüp kalıyordu, o görünen şey, artık bir daha asla o görüngüden görünmeyecekti, ne tuhaf!
  • Çimenlerde gezinmekten inciniyordu. Yalnızlıktan kahroluyordu. Kelimeler. Verilmiş sözler. Hepsi gerçekliğini yitirmişti. Bunlar sanki hayatında hiç olmamıştı. Bir tek şey kalmıştı geriye: acı
  • Alexander'in üstüne yürüdüm ve dudaklarımız anında birbirlerini buldular. Üzerimizdeki elbiseleri parçalayarak, çıkartmaya başladık. Elimi onun pantolonun üzerine koyduğumda, çoktan sertleşmiş olduğunu fark ettim. Alexander, ani arzum karşısında şaşkın olabilirdi ama aleti kesinlikle değildi.
    Alexander, ince yaz elbisemi kalçamdan yukarıya sıyırdı ve beni mutfak tezgâhının üstüne kaldırdı. Bir hışımla slipi- mi aşağı indirip, kendisini bacaklarımın arasına sıkıştırdı ve elbiseyi başımın üstünden sıyırıverdi. Sutyeni çıkarttığı sırada öpücüğü daha da ısrarlı olmaya başladı."Ellerini sırtına koy."
    Ona itaat etmiştim. Alexander, viffÜuduma kollarını sardı. Parçalanmış ipek slipimle, yanılmıyorsam eğer, bileklerimi nasıl bağladığını hissettim. Ellerimi öylesine sıkı bağladıki, kendimi kurtarmam mümkün değildi. Ancak canımı yakmayacak kadar da gevşekti. Beni çıldırtırcasına heyecanlandırıyordu. İçimi garip bir karanlık önsezi ve rahatlama duygusu kaplamıştı. O tatlı baş dönmesini kovmak için dudağımı ısırdım. İlk kez, bunu sadece ondan istemedim. Buna ihtiyaç duydum. Onun hâkimiyeti almasını ve sabahki gezintimizden sonra beni düşündüren o korkuları unutturmasını arzuladım.
    Alexander iki adım geriye attı ve beni, bacaklarım ayrılmış bir vaziyette, elleri sırtımın üzerinde bağlı bir şekilde gülümseyerek süzdü. Alexander'in, o güzel gözlerinin içindeki karanlık, yeni bir hayata dalgalanarak yanmaya başladı.
    "Şimdi, olmamı istediğin yerde, bana sahipsin." Ses tonumdaki edepsizlik beni şaşırtmıştı. İçimdeki ateşli kaltağın nasıl konuştuğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. Bu kaltak ortaya çıkmalı ve istediklerini yaşamalıydı. Bunu şiddetle arzuluyordum.
    Alexander gözlerimi bağlarken, şunları fısıldadı: "Sesine, hâlâ sahipsin.""Şimdi, ilk önce bir şeyler yiyeceksin."
    Protesto etmek istedim, ama buna gerek yoktu. Alexander^ içgüdüsü galip olduğu zaman, onunla konuşulmuyordu. Büfeden getirdiği torbayı açtığında, alüminyum kabın metalik hışırtı seslerini duydum. Burnuma egzotik bir koku geldi ve derin derin içime çektim. Ne getirdiğini bulmaya çalıştım. Yeni şeyleri tatmayı seviyordum, ama normalde benim damağımı neyin gıdıkladığını biliyordum.
    "Ağzını aç."
    İtaat ettim ve dilimin üzerindeki ufak tat patlamasının zevkini çıkarttım. Yavaşça ve dikkatlice çiğnedim. Açıkçası Fas tadı vardı, ancak bu mutfağı çok iyi bilmeme rağmen, bundan önce hiç bu kadar tat almamıştım. Sadece görüşüm çal/nmamıştı. Aynı zamanda, güzel yemekleri kendi ağzıma götürebilme yeteneğim de çalınmıştı. Yuttuktan sonra, Alexander bir sonraki lokmayla besledi beni. Şefkat ve hâkimiyet adeta ölçüsüz bir deneyim için birleşmişti. Alexander damağımı sürekli yeni tatlarla şımartırken, tekrar tekrar duyduğum hazdan dolayı inledim.
    Sonunda, "Bir sonraki servise hazır mısın?" diye sormuştu. Önsezinin tatlı ürpertisi üzerimden geçti.
    Dudaklarımı yaladım ve başımı salladım.
    Alexander, ayakta durmam için yardım etti. "Dizlerinin üstüne çök."Karo taşlar soğuktu ve kararsız bir şekilde bekledim. Ardından Alexander'in dolgun aletirj|n başını dudaklarımda hissettim. İstekli bir halde ağzımı açtım ve onun girmesine izin verdim. Dilimle okşadım ve emmeye başladım. Alexander saçımdan tutup, durmamı buyurdu.
    "Rahatla," diye emretti.
    Derin bir nefes aldım ve dudaklarımı tekrar onun aletinin etrafına kapattım. Bu sefer oldukça sakindim. Alexander, aletinin başını gırtlağımda hissedene kadar, derinlere kaydı. "Ağzının içi benim olacak, Clara. Hazır mısın?"
    İnledim ve Alexander ritmik bir şekilde ağzımı almaya başladı. Boğuk bir sesle, "Güzel görünüyorsun," dedi. Nasıl kızardığımı hissettim. "Tatlım, şu anda kızarıyor musun sen? Yoksa, bu seni sadece heyecanlandırıyor mu?"
    Canlı bir şekilde gözlerindeki arzuyu hayal edebiliyordum ve Alexander'in kalçalarını ellerimle kavramak, daha sert vurması için onu hareketlendirmeyi isterdim. Ama bu imkânsızdı. Onun merhametine teslim olmuştum. Bundan önce, beni hiçbir şey bu kadar heyecanlandırmamıştı. Aldığım zevki, sadece, dudaklarımı aletinin etrafına daha sıkı kilitleyerek ve elimden geldiği kadar şımartarak gösterebiliyordum. Belindeki ilk titremeyi hissedene ve gırtlağımın içine boşalana kadar, Alexander sessizce inledi ve ağzımın en derinlerine girdi.