Nurşah Yiğit, bir alıntı ekledi.
18 Nis 13:17 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Artık kendimi hissetmiyordum; bu nefeslerin benim kendi nefeslerim mi, yoksa geminin uzakta çabalayan kalbinin mi olduğunu bilmiyordum; bu gece yarısı dünyasında, dinmek bilmeyen bir hışırtı içinde akıyor, akıntıda kaybolup gidiyordum.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 5)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 5)
Nur, bir alıntı ekledi.
30 Mar 08:46 · Kitabı yarım bıraktı

Koşmak
Ben koşmam, diye düşünüyordu. Hayır, ben koşmam, ben yerimde dururum: koşan sürekli başkalarıdır ve ben yerimde durdukça koşanlar benim eksenimde koşuşur.

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 20)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 20)

BABA YARISI
Dört beş yaşlarındayım, vakit gecenin bir yarısı, öperek uyandırdılar. Amcam askerden izne gelmiş. Aldığı hediyeyi vermek için bekleyememiş sabahı. Lambanın ışığından korunmak için kısılan gözler ve paketin açılırken çıkarttığı hışırtı zihnimde taptaze, az önce gibi. Bir de traşlı ve mütebessim asker çehresi, neşeyle parıldayan gözler, havaya atılırken elimden düşürmemeye uğraştığım beyaz bir oyuncak at... Belki de ilk olarak o zaman anlar gibi olduğum fakat şimdi tam manasıyla ne demek olduğunu ancak kavradığım o ifade: Amca baba yarısıdır.
Yedi sekizli yaşlar... Bir zikir halkasının orta yerindeyiz. Yanık ilahiler, Allah deyip kendinden geçen insanlar, gözyaşları ve cezbeler arasında bir muhabbet meclisine ilk adım atışım. Kapıdan girişte kalbime dolan heyecan ve tereddüdü, elimden tutuşuyla muhabbet ve güvene dönüştüren adam, amcam. O güvenden aldığı güçle bana yüzmeyi öğretişini unutabilir miyim, asla. Köydeyiz, kayalıklar arasında küçük bir gölet, Gürleyik. Uzunca bir dal bulmuşuz, bir ucundan ben tutuyorum, bir ucundan o. Suya giriyoruz birlikte, korkuyorum ama dalın diğer ucundan amcam tutuyor, rahatım. Devam et diyor, çok güzel, işte böyle, bak yüzüyorsun. Yüzüyorum hakikaten ama ses neden giderek uzaklaşıyor? Kafamı çevirip bir bakıyorum ki amcam bir kayanın üzerine çıkmış oradan sesleniyor, panikle batıyorum, gülerek atlıyor suya, sitem ediyorum önce sonra ben de gülmeye başlıyorum. Amca baba yarısı...

Çocukluğumun bayram sabahları onunla güzeldi. Ankara’da küçük bir bahçe içinde, iki katlı bir ev. Evlenmiş amcam, alt katta oturuyor. Bayram namazından sonra merhum dedemin ardı sıra eve doğru gelişlerimiz, bizi bahçe kapısında karşılayan rahmetli babaannemin ardı sıra dizilmiş evin hanımları ve küçük çocuklar... Üst katta kahvaltı, sohbet, bayramlaşma derken amcama gitmek için sabırsızlanışlarım... En çok harçlığı o verir çünkü benim amcam dünyanın en zengin insanı.

Omzunda halı sattığı günler geçmiş, artık bir mobilya dükkânı var amcamın. Liseye gidiyorum, okul çıkışı uğrarım bazen. Diyor ki, bu akşam bir eve mobilya kurmaya gideceğiz, gelir misin? Gelmem mi... Gidiyoruz, ne işten anlarım hâlbuki ne bir şey. Yardım ediyorum mobilyaların taşınmasına, vidaları ayırıyorum, çekici uzatıyorum, çekmeceleri takıyorum ve iş bitip evden çıkarken ev sahibi avcuma bir harçlık uzatıyor. Bu benim kazandığım ilk para, şaşkınım. Bir kaşını her zaman yaptığı gibi yukarı kaldırıp gülüyor amcam, artık erkek oldun der gibi. Sonra bir gün geliyor gerçekten erkek oluyorum, âşık oluyorum çünkü. Çok seviyorum çok. Fakat kızı vermeyecekler gibi. Eve geliyorum bir akşam, diyorlar ki amcan seni çağırıyor. Alt kata iniyorum hemen, gel diyor seninle biraz dolaşmaya çıkalım. Biniyoruz arabaya, yüksek bir tepede duruyoruz, Ankara ayaklarımızın altında, konuşmuyoruz hiçbir şey. Cebinden bir paket sigara çıkarıyor, şaşırıyorum, içmez. Bir sigara yakıyor acemice, yakışmıyor ellerine, güleceğim gülemiyorum. Paketi bana uzatıp yak diyor. Olur mu diyorum, senin yanında estağfirullah amca, acemice öksürerek yak yak diyor. Şaşkınım, bu da neyin nesi şimdi. Elini omzuma koyuyor, ne yaparsan yap yanındayım diyor. Aşk güzeldir, ne yap yap geri adım atma, bir ömür içine yara olur sonra. Sen sakın kafana takma, üzülme, isteriz, olmuyorsa kaçırırız yeğenim, biz ne güne duruyoruz burada? Amca ah amca, baba yarısı...

Evleniyorum o kızla, kaçırmadan, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle. İstanbul’a taşınıyoruz, amcam da İstanbul’da. Zaman akıp geçiyor hızla, benim çocuklarım büyüyor, onun torunları oluyor. Dükkânına uğruyorum bazı bazı, dertleşiyoruz. Çocuklarına kızıyor arada, gülüyorum. Babam bana kızınca sen araya girerdin hatırlıyor musun diyorum. Bir kaş yukarı kalkık, hatırlamaz gibi yapıyor. Sen de yaşlandıkça babama benziyorsun diyorum, anlamazdan geliyor. Hızla akıp geçiyoruz içinden zamanın, ben kırkıma basıyorum amcam elli altıya merdiven dayıyor ama hâlâ baba yarısı.

Ankara’ya taşınıyor, son bekâr evladı da nişanlanmış, işleri fena değil keyfi yerinde. Geçen hafta Çankırı’da bir program sonrası kulise geçiyorum. Abdullah; hacım diyor biraz otur istersen. Yüzüne bakıyorum bir sıkıntı var, belli. Amcan diyor bir trafik kazası geçirmiş, hastanedeymiş. Metanetimi korumaya çalışıyorum, ona bir şey olmaz biliyorum ama içim acıyor. Babamı arıyorum, ağlıyor, yoğun bakımdaymış Veli amcam. Arabaya biniyoruz, susuyorum, gelmiyor elimden bir şey. Biraz hızlı git diyorum şoför arkadaşa, biraderleri arıyorum sıradan. Kalbi iki defa durmuş diyorlar, bacakları kırıkmış, karnından da darbe almış. Dualar ediyorum, bir beyaz at geçiyor gözlerimin önünden, hatıralar diziliyor birbiri ardınca karşımda, silip atmaya çalışıyorum bütün hatıraları kafamdan. Yaralılar için böyle olmaz biliyorum çünkü. Ancak göçenlerin ardından... Allah’ım diyorum, her şey senden, şifa ver ne olur baba yarısına. Yol bitmiyor, bitmek bilmiyor. Babamı arıyorum, açmıyor, biraderi sonra, dayımı... Telefona çıkmıyor hiç kimse, sızlıyor kalbim, içim acımıyor bu defa yanıyor, yutkunuyorum. Yol bitti mi yoksa, Allah’ım ne olur... Ne kadar yolumuz kaldı diyorum arkadaşa, dayım arıyor. Durum nedir, diyorum, ağlıyor dayım. Haberin yok mu Serdar, Veli’yi kaybettik...

Kapatıyorum telefonu, dünya yalandan bir şey oluyor. Rüyada gibiyim, uyurgezer gibi, hissetmiyorum hiçbir şey. Dudaklarım kıpı kıpır Fatiha, zaman ağır çekimde yaşanan bir şeye dönüşüyor, kesik kesik, yarım kalmış cümleler gibi her şey... Hastane, ağlaşanlar, babama sarılışım, yengemin mütevekkil yüzü, annem, biraderler ve kız kardeşlerim, akrabalar... Hayalet gibi dolaşıyorum insanlar arasında, teselli veriyorum önüme gelene, ağlamıyorum. Görmek ister misin diyor birisi. Nasıl bir cesaretle bilmem ama olur diyorum başımla. Morga giriyoruz, bir çekmece açıyorlar, bir örtü açıyorlar, yüzüne bakıyorum, eğilip alnından öpüyorum amcamın...

Babasıyla annesinin ayakucuna sırlayacağız baba yarısını. Musalladan kaldırıp omuzluyoruz mahzun bir dervişi, mütebessim bir çehreyi, ışıldayan gözleri, bir zikir halkasını, omzumdaki o eli omuzluyoruz. Toprak atıyoruz sonra en güzel bayram sabahlarımın üstüne, bir askerin izne geldiği gecenin, bir dükkân köşesinde demli çayla edilen sohbetlerin, bir dal parçasının ucunda giderek uzaklaşan sesin...

Amcamı en çok seven de çıkıp gidiyor bir müddet sonra kabristandan, amcamın en çok sevdiği de. Kimsecikler kalmıyor yanında salih amellerinden, aldığı hayır dualardan, yaptığı güzel işlerden başka. Madem diyorum ölüm bir ibret insana, giderken geride bırakacağın şeyleri artırmak sevdasından vazgeç gönlüm, seninle gelemeyecek olanları dert etmeyi bırak. Toprağın altına girince sana yoldaşlık edecek ne ise onun uğrunda tüket ömrünü!

Mekânın cennet olsun güzel adam, makamın âlî, komşun Resulullah efendimiz...
Serdar TUNCER

Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
22 Mar 05:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Acı
Ben acının hiç bir yanında bulunmak istemiyorum. Ben acıyı katık edenlerden olmak istemiyorum: aşkı acı çekmek olarak düşünmek istemiyorum, ben kimseye âşık olduğumu da kabul etmiyorum, çünkü aşk bulanık bir şeydir, bense berraklıktan yanayım.. ama mutluluğun bulanık olanın içinde gizlendiği kabul edilir, öyle mi? Hayır efendim! Ah, saçmalamaya başlıyorum..

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 66 - İz Yayıncılık-4.Baskı-2011 İstanbul)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 66 - İz Yayıncılık-4.Baskı-2011 İstanbul)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
22 Mar 04:56 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Pörsüme
Hayatını yaşa kızım.
Hayatımı mi?
Elbette.
Benim bir hayatım mı var sanıyorsunuz siz?
Öyle söyleme, günaha giriyorsun.

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık-4.Baskı-2011 İstanbul)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık-4.Baskı-2011 İstanbul)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
21 Mar 01:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Buzdan Volkan
Tefin içindeki ses, dostun yüreğinden döküldü ve oraya yerleşti... İşte bunun için tefi döverler ve elden ele gezdirirler. Ancak ses kimin, işiten kim, işitilen ne.. daha anlaşılmamıştır ve hepsi bundan ibarettir.

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 39 - İz Yayıncılık-4. Basım-İstanbul 2011)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 39 - İz Yayıncılık-4. Basım-İstanbul 2011)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
19 Mar 05:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Koşmak
Hayır, ben koşmam, ben yerimde dururum: koşan sürekli başkalarıdır ve ben yerimde durdukça koşanlar benim eksenimde koşuşur..

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 20 - İz Yayıncılık-4.basım-İstanbul 2011)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 20 - İz Yayıncılık-4.basım-İstanbul 2011)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
16 Mar 22:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ölümü, hayır ölümü değil, yokoluşu, yokluğu, hiç varolmamış gibi olmayı düşününce yüzü neredeyse minnetle dolu, göğün ve denizin kaynaştığı sonsuz uzaklıklara baktı, baktı, baktı..

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 19 - İz Yayıncilik-4.Basım-İstanbul 2011)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 19 - İz Yayıncilik-4.Basım-İstanbul 2011)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
16 Mar 22:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tepesinden birkaç martı çığlık çığlığa uçup kaçtı. Martılar geceleri nerde tünerdi acaba? Ah, ne saçma soru.. ama şimdi martıların nerde tünediğini nasıl da bilmek istiyordu.

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 18 - İz Yayıncılık-4.Basım-İstanbul 2011)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 18 - İz Yayıncılık-4.Basım-İstanbul 2011)
Alper Menemenlioğlu, bir alıntı ekledi.
16 Mar 22:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kör Buluşma
Kıskançlığın, aşkın yemişi, aşkın doğal türevi olduğunu bilmiyordu. Aşk yalnızca özlemle karışık bir mutluluktu daha, sürekli özlemdi.

Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 8 - İz Yayıncılık-4.baskı-2011)Hışırtı, Rasim Özdenören (Sayfa 8 - İz Yayıncılık-4.baskı-2011)