Ozlem ozturk, Kızıl Kraliçe'yi inceledi.
20 May 10:16 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Okudugum seriler arasinda begendigim kitaplardan. Degisik bi olay orgusu vardi. Neler olcagini tahmin edemedigim bi kitapti.seri icerisinde sadece kafes kitabini begenemedim.sıkıldim okurken. Cok fazla ic hesaplasma vardi. Olay ve yer tasviri cok fazlardi. Fazla betimleme can sıkar

Cevat Kelle, Kurt Kanunu'yu inceledi.
25 Nis 22:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Tarihsel gerçekliklere ne kadar değinir, söylenenlerin ne kadarı gerçekten olmuş bilinmez. Zira romanlar, her ne kadar tarihi gerçeklere dayanan olay örgüsü olsa da, eninde sonunda kurgudur, hayal ürünüdür.

Kemal Tahir, Kurt Kanunun da Şeyh Sait ayaklanması ertesi gerçekleşen İzmir Suikasti girişimini konu alıyor. İttihatçıların ileri gelen liderlerinden, Kara Kemal'in kaçış hikayesini, görünürde İzmir suikasti sebebiyle olsa da, daha derinlerde başka ve daha karmaşık bir hesaplaşma nedeniyle olduğunun altını çizerek anlatıyor.

Bir ittihatçının gözünden, hesaplaşma ve özeleştiri.
Yakın tarihimizin karanlık sayfalarına, suni bir ışığın aydınlığını düşürüyor. Mutlaka okunmalı.

"Çok afedersiniz ama albayım,ben böyle yaşamak bilmiyorum. Anlatmaktan vazgeçersem eğer anlayacaklar diye ödüm kopuyor. Son nefesini veren birine hakaret değil midir albayım, anladım demek ? Zaman zaman düşünmüyor değilim hatta itiraf etmek gerekirse sıklıkla yapıyorum bunu. Eline geçen ne diye sormayın albayım. Elimde olan hbir şey. Geçen gün evin balkonunda oturup saatlerce, uzaklara gitmeyi düşündüm sonra farkettim ki paketin inde bir tane sigara kalmış. Ne yapalım albayım gidemiyorsak bizim ayıbımız değil ya. Hem kalıp mücadele etmek gerek her şeye rağmen. Ama albayım ya kalacak bir yeri olmayan o ne yapsın ? Her yere yabancı olan, her şeye uzak olan ne yapsın ? Anladım yaşanmaz bir dünya inşa edip onun inde yaşamaya çalışmak hata. İnsan cehennemden korkarken onu inde taşıdığının ne zaman farkına varır albayım ? Ya da varmasın. Çok üzülür sonra. Zaten insan hbir yere varmasın. Ulaşınca kaybetmekten başka olanağı kalmıyor ki insanın. Beklediği olsun. Özlediği olsun. Ama kimse kimseyi kaybetmesin albayım. Biliyorum imkanı yok bunun. Kaybetmek de güzel bir şeydi sonuçta değil mi ? Hem insan hep kazanırsa yani kaybedecek bir şeyi olmazsa ne anlamı kalır yaşadığı hayatın. Ulan kaybetmenin neresi güzel diyeceksiniz ama bilmiyorsunuz yeni bir huy edindim kendime son zamanlarda her şeyi güzel gösteriyor. Belki de kendimi kandırmanın başka bir yolunu bulmuşumdur kim bilir. Neyse bırakalım şimdi bunları da benim saksıda ki çek kurumuş, hani şu bir heyecanla gidip aldığım çek hatırlarsınız. Onu öyle görünce kendime çok kızdım albayım iki gün boyunca konuşmadım h kendimle. Çünkü bazen sözler yaradan başka bir şey değildir. Arada kabuk tutmuş olanları böyle tekrar kanatmak iyi oluyor. Nedenini boşverin, bir hesaplaşma deyip kapatalım bunu. Zira kan kaybından ölünüyormuş çok önceleri  bir şiirde okumuştum. Yeri gelmişken söyleyeyim ben öldüğümde h üzülmem albayım siz de üzülmeyin olur mu ? İlla bir şeye üzüleceksek o gün, beşiktaşa üzülelim de yerini bulsun. Zaten yerini bulan, yerinde olan ne var ki ? Her bir parçamız savrulmuş dört bir yana, küllerimize üflenmesini bekler olmuşuz. Ama insanın hayatında bir kere de olsa bir fırtına çıkmalı, alt üst etmeli onu. Öyle bir fırtına ki kimse sağ kalmamalı geriye. Biraz gaddarca biliyorum ama öyle anlar var ki çıkar yol kalmıyor başka. Yolunu kaybetmiş birini yolunda giden şeylerin varlığına inandıramazsınız. İnanmaktan ötesi gereklidir çünkü. Susmak, belki de yanına oturup susmak, beyhude konuşmaktan daha tendir kim bilir ? Hep konuştular albayım, çok dinledim ama h susmadılar. Sanırım başka bir lisana ihtiyaç duyuyorum son günlerde kimselerin bilmediği. Diğer türlü çok denedim ama olmadı. Ne yapalım olmayınca olmuyormuş. Size olmayanları toplayıp çıkan sonuçla bir ev yapabilirim hemen karşıdaki boş arsaya, hem komşu oluruz fena mı ? Ya da yok öylesi olmaz şimdi siz giderseniz ben ne yaparım albayım ? Herkes gitti zaten siz de giderseniz… Siz h gitmeyin olur mu albayım ? Biz burada böyle oturalım, boşluğu dövelim şanımıza en yakışanı bu. Arada bir dışarıya çıkıp temiz hava almayı ihmal etmezsek bizden iyisi yok. Ama düşünüyorum da albayım bunca acı varken nefes alabilmek ne kadar acı. Bir acayip haldeyim işte böyle uzun süredir. Özür dilerim albayım başınızı ağrıttım  kusura bakmayın. Velhasıl yorulduk işte. Hoşça kalın albayım.

S. Ali, Mecburiyet'i inceledi.
 02 Nis 00:58 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Seçim yapmak zorunda kalındığında kaç kişi savaşa gitmek yönünde bir tercih kullanmak ister?
Garip bir soru oluyor ama bir seçim, tercih durumunda ne yapardınız?

Mecburiyet, savaş bağlamında bir tercih yapma durumunda kalan bir ressamın, kendi dünyasıyla ve karısıyla yaşadığı gel-gitleri, çatışmaları, huzursuzluğu anlatan bir kitap. Kitap, başta sizi sarmayabilir ama ilerledikçe kendinizi konunun ine kaptırıp, ikili arasında yaşanan tartışmaların ortasında taraf tutar bir konum da kalabilirsiniz? Kim haklı ya da haksız? Haklı savaş, haksız savaş arasında tercihte bulunmaya çalışan Ferdinand ve Paula'nın sert atışmalarını okuyabilir, buna göre siz bu durumda olsanız nasıl bir yol izlerdiniz sorusuna ne cevap arayabilirsiniz?

Çek tarlası inde flu asker figürü; yüzü bize dönük sırtı aydınlığa.
Türkçe baskı in yayınevinin hazırladığı kapak resmi çok güzel. Kapak resminde askerin yüzü aydınlığa sırtı bize dönük olsaydı ne düşünürdük. Bu yayınevinin bir tercihi. Kitabın çevirmeni Gülperi Sert'in hem çevirisi güzel olmuş, hem de kitap hakkında kısa ama aydınlatıcı verdiği bilgiler, kitabın özünü yansıtması anlamında yeterli. Peki, biz okur olarak ne görüyoruz veya anlıyoruz onu da kısaca anlatmak istedim

Stefan Zweig, Mecburiyet. Kime, neye mecburiyet eriyor.

Ressam Ferdinand ve karısı Paula'nın savaştan kaçıp (ya da göç), İsvre'nin bir köyüne yerleşmesi; ve bir gün, h gelmesini istemediği halde gelen postacının, ona o mektubu vermesiyle olaylar başlıyor. Daha önce inde yaşadığı huzursuzluğu, kağıt olarak da görmesiyle ve bu sıkıntılar ine karısının da dahil olmasıyla
gelişen olayları okuyacağız. İsvre'ye huzur bulmaya gelmişken, tekrar savaşı düşünmeye başlaması, Ferdinand'ı kendi inde ki çatışmalara kadar götürmektedir. Ferdinand, huzur ve huzursuzluk arasında gedip gelmeye başlar.

Ferdinand'la Paula arasında, hem monolog hem de diyalog halinde yaşanan vatan, millet, emir, zorunluluk, mecburiyet, askeriye, ordu, savaş gibi kavramları yeri geldiğinde yumuşak ama yeri geldiğinde sert bir şekilde okuyacağız.
H istemediği halde askere çağrıldığında ne yapması gerekiyor. İşte, vicdanı sorgulayan durum da burada. Kimin savaşı? Nin beni çağırıyorsunuz? Eğer bu vatan benimse ben savaş istemedm ki? Sorgulayan ve çıkmaza götüren nokta da bu. Ferdinand'ın sorguladığı, hem indeki sesle hem de karısıyla tartıştığı durum da bu.

Bir taraftan askerlik çağrı belgesi gelmiş, vatan savaşa onu da bekliyorken, diğer tarafta gitmeli mi, yoksa kalmalı mı, bunun cevabını aramakla uğraşıyor. İçinde yaşadığı telaş, kızgınlık, kırgınlıkları vicdan muhasebesiyle sorgulamaya çalışıyor.
İç dünyasında yaşadığı sıkıntı haricinde mahalle baskısı tabiriyle yaşadığı durum onu daha da çıkmaza götürmekte.


Ferdinand ve karısının sakin hayat sürdüğü yazlık evlerine gürün birinde gelen postacı, hayatlarının akışını nasıl değiştirecek? Sessiz dingin bir ortamda özgürlüğün tadını çıkaran bir adam ve kadının, daha sonra gelişen olaylar neticesinde kendileriyle yaptıkları hesaplaşma ve korku ile geçen zaman inde yaşananlara tanıklık edeceğiz.

Savaş özgürlük getirir mi? Savaş vatan savunması in olursa makbul olur mu? Savaş halk in mi? Bu savaşta ferdinand'ın rolü nerede? Fedinand celp kağıdını aldığında herşeyi bırakıp savaşa gitmeli mi gitmemeli mi? (Ya da Ferdinand'ın yerinde siz olsaydınız ne yaparsınız?)

Ferdinand'ın hem kendisiyle hem de karısıyla tartışması, karısının çeşitli engellemelerine karşı Ferdinand'ın mektup inde yazılan yere apar topar gitmesi ve bununla ilgili yaşanan aile sıkıntıları. Paula'nın sert, öfkeli, sinirli düşünceleri ve bu düşüncelerine karşı Ferdinand'ın sakinliğini yitirmeden rahat hareket etmesi; yaşanan fikir çatışmalarına karşı ikisinin de kendi bakış açılarından olayları yorumlaması olay örgüsü inde tempoyu düşürmeden sürüyor.

Bazen Paula'nın Ferdinad'ın sesi olduğu durumlar da oluyor. Paula'nın eğer inden gelip de gitmek istersen bir şey demem ama birileri istedi diye seni ölüme gönderemem diyerek de Fedinand'ın sesinin çığlığı da olsa, Ferdinand'ın gelen mektubu emir kabul edip eğer gitmezse emre itaatsizlik olarak görüp bunu kendine yedirememesi ayrı bir sorun. Paula'nın sert sözlerine ve hatta 'ya ben ya onlar' tarzındaki sözlerine karşın, ikili arasındaki derin uçurum bir türlü giderilemez. Ve hatta "Ben seni canilerle, bu kan emici devletle paylaşmam. O ya da ben - seçimini yap!" (s:35) bu bile emiri öldüremez.

Sürekli tartışma, dünyalar arasında çatışma ve çeşitli kavramlara verilen o anlık ve evrensel değerleri okuyacağız. Kim haklı ya da haksız?

50 sayfalık küçük bir kitap. Bu #28176540 etkinlik in öne alıp okudum.

Ali VARLI, Asılacak Kadın'ı inceledi.
 31 Mar 21:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okuyun. Özellikle biz erkekler. Bir kadının sadece maddesel ve cinsel obje olmasının yürekte, dilde ve gönülde bıraktığı acıyı hissedeceksiniz. İlginç bir teknikle yazdığı bu roman, 3 farklı perspektiften kadının hayattaki varlığının yerini sorgularken, Pınar KÜR Melek karakteriyle cesurca bir dil kurmakla beraber bir de kadının toplumdaki rolünü irdeliyor. Yalçın karakteri ile toyluğun çaresiz söylemini, Faik Elverir ile de insanlıktan soyutlanmış varlığın söylemini ortaya koyuyor. Bunu yalı etrafında gelişen polisiye bir kurgu ile veriyor. Toplumsal eleştriyi cinsel nesnelerle, kelimelerle ağır bir şekilde okuyucuya veriyor. Kurban konumuna düşmüş bir melek var elimizde. Edilgenliğini yenememiş bir Yalçın. Ve cani bir bilince sahip İhsan Faik Elverir. Bu arada kahramanların ağzından anlatılan bölümler yine kahramanlara has ağız üslupları ile veriliyor. Mesela melekte kısa kısa ve kendine özel bir şive ile anlatırken, Yalçın bir çocuk üslubu ile anlatılıyor. Faikte de bir hesaplaşma ağzı ile Sen dilini kullanıyor.

Romanı cezbedici kılan başka bir mesele daha var tabi: Pınar KÜR'ün savunması. Anlattığı hikayenin gerçek olduğunu söylemiş, ardından bu hikayenin sonuna mahkemedeki savunmasını da eklemiş romanına. Bu da ayrı bir tat katmış romana. Okunmalı.

Mahmut Güngören, Sefiller'i inceledi.
30 Mar 23:21 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitaba ilk baktığınızda biter mi acaba dediğinizi duyar gibiyim ama sonrada şunu diyeceğimiz eminim keşke bitmese insan kendini kahramanın yerine o kadar koyuyor ki birlikte aynı heyecanı sizlere yaşatıyor.

Betimlemeler insanin dünyasına işleyiş harika

Birlikte kaçmaya ,heyacanlanmaya, hesaplaşma yapmaya ,affetmeye, affedilmeye , merhamet göstermeye, acinmaya vb bir sürü hesaplaşmaya varsa buyrun

Metin Kibar, İmamın Manken Kızı'ı inceledi.
29 Mar 13:42 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı tavsiye üzerine aldım. İlk aldığımda kitabın adı çok ironik gelmişti. Kitabın adından da anlaşıldığı üzere bir imam ve başkahramanımız onun kızı var. Yanlış seçimler sonucu dinden imandan uzaklaşıp manken olmayı seçiyor. Tabi bu arada aileden de kopuyor. Ama kitapta geçen hesaplaşma, vicdan sesini ben çok sevdim. İmamın manken kızı okurken sıkılmayacağız güzel bir kitap. İyi okumalar

Adil Adem, bir alıntı ekledi.
27 Mar 13:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İç Hesaplaşma
Haydi bakalım, Gogol'dan yada Puşkin'den yada Moliere'den daha ünlü olacaksın! Olacaksında ne olacak ?

İtiraflarım, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 20)İtiraflarım, Lev Nikolayev Tolstoy (Sayfa 20)
Ceyhun Ozan, Dava'yı inceledi.
23 Mar 19:08 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir sabah uyandığında kendisini sebebini bilmediği bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K.'nın hikayesi. Merak uyandırıcı şekilde başlayan roman absürd şekilde ilerliyor. Dava, mahkeme, avukat, savcı, suç, hepsi sembolik olarak yer alıyor aslında. Hem hukukçu olan yazarın hukuk eleştirisi hem de bir hesaplaşma olarak algıladım kitabı. Kafkanın tarzını en iyi yansıtan kitap. Yalnız başlangıç kitabı olmamalı. 'Dönüşüm'den başlamalı Kafka'ya. Dönüşümü sevmeyenler 'Dava'ya h bulaşmamalı...

İrem, bir alıntı ekledi.
26 Şub 21:50

Bu hesaplaşma sırasında geleceğe olan inancı, kaygısıyla bütünleşerek akmaya kararlı iri bir gözyaşına dönüştü göz pınarının yamacında...

Sadece Aptallar 8 Saat Uyur, Erdal Demirkıran (Sayfa 206)Sadece Aptallar 8 Saat Uyur, Erdal Demirkıran (Sayfa 206)