• Eserde, İstanbul'a yakın kırsal bir bölgede geçen, ayrılıkla sonuçlanan bir akraba evliliği hikayesi anlatılıyor. Yazar eserin neredeyse yarısından fazlasını karakterlere isim vermeden 'Adam, Kadın, Yaşlı Kadın' gibi isimlendirmelerle anlatıyor.

    Yüzünde çocukken geçirdiği çiçek hastalığının kalıcı izlerini taşıyan, bu sebeple evliliği boyunca sürekli bir üzüntü ve iç hesaplaşma yaşayan 'Adam'ın ruh hali, düşünceleri etkileyici bir şekilde anlatılıyor. 'Kadın'ın yani Firdevs'in ise ayrılık sürecindeki çaresizliği, her gittiği yerde kendini sığıntı hissetmesi gibi zor durumlarına dikkat çekiliyor. Yazar, 'Adam'ın çirkinliğine, sevgi dolu yüreğine karşın, Firdevs'i çok güzel ve kendini beğenmiş bir karakter olarak anlatıyor. Ahmet Rasim esasen, anlattığı bu kısa hikayenin özünde evliliğin, sevginin önemine dikkat çekiyor.

    'Adam'ın sevgisini, yüreğinin güzelliğini anlamayan ve onun çirkinliğini bahane ederek terkeden, kendini beğenmiş Firdevs'e ise en güzel cevabı; yine çocukken geçirdiği çiçek hastalığı sebebiyle gözlerini kaybetmiş ve karısı tarafından terkedilmiş 'Aşık Veysel Baba' veriyor:

    Güzelliğin on par'etmez
    Bu bendeki aşk olmasa
    Eğlenecek yer bulaman
    Gönlümdeki köşk olmasa...

    İyi okumalar...
  • bazı müzikler,bazı kitaplar, bazı fotoğraflar,bazı resimler iç hesaplaşma yapmanızı sağlar. bu hesaplaşma sonucunda kendinize pay çıkarırsınız. işte öyle bir iç hesaplaşma yaşattı bana. bir hafta içinde öleceğimi bilseydim ne yaparım diye düşünüyorum.kendisi küçük etkisi büyük bu kitabı okumanızı ve öz eleştirinizi yapmanızı tavsiye ederim. eminim başka bir açı,başka bir düşünce belirecektir kafanızda.
  • @ballibademim öğlen uykusuna yatsın benim #annesaatim de bugün erken başlasın @osmanbalcigil kaleminden daha once okuduğum #yeşilmürekkep #ipeksabahlık #terskanatlisahin #elagözlüparscelile sonrasi alışık olduğum tarzının dışında tam da gününde 6 mayısta gelen kitabım #karanlıkoda ya başlarım.. #asikızlarbilgekadınlar sonrasi #illustrasyonlar ini cok beğendiğim #mkperker in çizimleri ile , bu kitabimda bana eslik edecek olmasi ayrica mutluluk sebebim oldu karanlik odada fotoğrafların dile gelmesi ile başlayan sohbet hem bir iç döküş hem bir iç hesaplaşma tadinda.. Herkese keyifli okumalar @karakargayayinlari #deniz #6mayis #nazımhikmet #delikanlim #ozgurluk #3fidan #içdökümü #karanlık #kitaptavsiyesi #suanokuyorum #okumakayrıcalıktır #okuyananneler #okunmalı #kitabiyat #edebiyat @destekyayinlari
  • Özellikle kadına karşı şiddetin arttığı, insanımızın evlilik kurumunu bireysel olarak sorgular hale geldiği günlerde (bir devrin değil, tüm zamanların yazarı Tolstoy'un elinden) bir iç hesaplaşma mevzu bahis ortaya geliyor. İşte bu noktada kendimize, egolarımıza, ihtirasa ilişkilerin nasıl kurban edildiği bu kurgusal romanda bizlere ayna tutuyor.

    Romanda birbiri ile olan ilişkisi herkesçe bilinen olgular konu olarak samimi bir şekilde işlenmiş durumda.

    Kitabı okuyacaklar için bir fikir vermesi için birkaç pasaja yer vermek istiyorum:

    "Siz bizde yalnız bir zevk aletinden başka bir şey görmek istemiyorsunuz değil mi? Lakin biz de hissiyatımız sayesinde sizi yeneriz." İşte kadınların da söylediği bu.

    "Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir." Bu sözler yalnız yabancı kadınlar için değil; kendi kızkardeşlerimize hatta kendi ailelerimize bile şamildir.

    Bu ve benzeri çok çarpıcı tespitlere yer veren vurucu cümlelere yer veriyor. Hayatın içinden bir parça gerçekten fazlası çoğu insana bir iç hesaplaşmanın mevzu bahis olduğunu hatırlatıyor...
  • kadının kocasına hayran olmuştum hâlâ hayranım.. kırmadan dökmeden, aksettirmeden, hatasını farkettirerek fakat yüzüne vurmadan, kendiyle iç hesaplaşma yapmasını sağlayarak geri getirişi hakikaten etkilemişti.. Stefan'ın en sevdiğim kitabı diyebilirim..
  • Genel olarak ütopya türünde yazılmış kitapları pek beğenmem. Onları açıkçası sıkıcı bulurum. Yazar, düşüncelerini sunmak ve onların yararını ortaya koymak için fazla ayrıntıya girer ve bu da eserin akıcılığına sekte vurur. Ayrıca ütopyalar gerçeklikten uzak oldukları için bana fazla zorlama gelirler. Bir türlü beni inandırıp içlerine almayı başaramazlar. Aynı durum bu roman için de kısmen de olsa geçerli. 15 bölümden oluşan kitap 14. bölüme kadar oldukça sıkıcı ve tekdüzeydi, sık sık yarım bırakmayı düşündüm ama bir şekilde devam ettim. Son iki bölümü ise oldukca başarılı bulduğum için devam etme kararımdan pişman olmadığımı söylemeliyim.

    Hikayemiz ütopik bir ada ülkesi olan Pala'da geciyor. Pala dış dünya ile sınırlı ilişkileri olan bir kraliyet. Onlar bu sınırı kendi yönetimlerinin bekaası acısından gerekli görüyorlar. Petrol ve diğer doğal kaynaklar bakımından zengin olmalarına rağmen bunları ihtiyacları ölçüsünde kullanıyor ve büyük firmalarla ticaret anlaşması yapmıyorlar. Özellikle sahip oldukları petrol çok uluslu petrol şirketlerinin dikkatini çekiyor ve onlar açısından bu durum büyük bir güvenlik riski oluşturuyor. Bu şirketlerden birinin piyonu olan komşu ada ülkesi Rendang'ı yöneten Albay Dipa'nın Pala'yı ele geçirip Büyük Rendang'ı kurma hayalleri var. Bu konuda tahtın şimdiki varisi olan ve 18 yaşına basınca Raca olacak Batı hayranı Murugan ve annesi Rani'nin de desteğine sahip. Pala'nın ise buna karşı koyabilecek bir ordusu yok ve kaçınılmaz son her an yaklaşıyor.

    Pala Budist bir toplum ve bundan üç kuşak önce adanın hükümdarı olan Raca ve onun Batılı doktoru Dr. Andrew MacPhail tarafından Budist dininin en ilerici ilkelerinin tekrar yorumlanması; eğitim, sanat, sağlık, sosyal hayat dahil hayatın her alanında uygulanması ve kendi kendine yeten milli bir ekonomi modelinin benimsenmesiyle ortaya cıkmış ütopik bir yönetime sahipler. Pala'daki yönetim sistemi ile günümüzde Batı'da hakim olan sistem arasında pek bir benzerlik yok ve birçok açıdan Pala daha insancıl ve ilerici bir yaklaşımı benimsemiş durumda. Ama bu yaklaşım onları dünyadan izole etmiş ve müttefiksiz bırakmış.

    Hikayenin baş kahramanı William Farnaby çokuluslu petrol firmalarından birinin temsilcisi ve bir tekne kazası sonucunda Pala sahiline çıkıyor. Bir tepeyi tırmanmaya calışırken düşüp bacağını yaralıyor. Palalılar kendisini tedavi edip iyileştiriyorlar. Onlara kendini bir gazateci olarak tanıtıyor ve gercek niyetini saklayarak adada bir ay kalma izni alıyor. Palalı yöneticiler kendisine adayı ve adada uyguladıkları ütopik sistemi tanıtırken o Murugan ve Rani ile kendi petrol şirketi arasındaki pazarlıklar konusunda gizlice aracılık yapıyor. Ama zaman içinde adayı ve adadaki sistemi daha iyi tanıdıkça Pala'ya ve Palalılara karşı içinde bir sempati uyanıyor ve bir iç hesaplaşma yaşamaya başlıyor.

    İlk başta belirttiğim gibi roman yavaş ilerliyor ve kimi zaman oldukca sıkıcı olabiliyor. Romanın sonuna gelebilmek için gercekten sabırlı olmak gerekiyor. Ama son iki bölüm gerçekten buna değiyor. Bu bölümler ölüm ve Tanrı hakkında ve gerçekten etkileyiciler.
  • Maddeciler dış dünyayı tanırlar, iç dünyayı tanımazlar.