• "yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım."
  • Ulusun yaşamak için alana ve besine gereksinimi var. İşte bu yüzden, buyurucu öğreti karşısında küçük-kcntsoylu özellikle zayıftır: zihninde kişileştirdiği ulusla tepeden tırnağa özdeşleşebilir. Böylece, buyurucu devlet, düşünsel açıdan, aile buyuruculuğunda hiç durmadan kendini çoğaltır.
  • 74 syf.
    ·1 günde·8/10
    Siz hiç kendinizi böcek gibi hissettiniz mi??? Kitap çok net ve vurucu bir girişle başlıyor. “Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu.”
    Kafka ‘nın bu çok kısa öyküsünü üstünkörü okumak yerine biraz derinliklere inerek okumanın yapılması yararlı olacaktır diye düşünüyorum.Böceğe dönüşen bir insanı anlatan bir kitap ... pek anlaşılır gelmiyor önce.Ancak kitabı biraz daha dikkatli okuyunca alınabilecek onlarca kazanım olduğunu farkediyor insan. Kitabı okuduktan sonra Kafka’nın hayatını kısaca bir araştırınca,baskıcı bir baba tarafından yetiştirilmiş ve geri planda kalmış bir hayat sürdüğünü gördüm.Kitapta da genelde tam bu “baba” figürüne atıfta bulunulmuş kanımca.Öyküdeki ana karakterlere baktığımız zaman Gregor Samsa,kız kardeşi Grete,baba Bay Samsa ve anne Bayan Samsa’yı görüyoruz.Gregor Samsa sevmediği bir işte,sadece babasının patronuna borcunu ödemek için çalışan,evin geçimini sağlayan oldukça fedakar bir bireydir.Babası Bay Samsa tembel,yaşlı ve çalışmayan hafif keyfine düşkün bir adam.Destekçi ve kendisine yardımcı olan iyi niyetli kız kardeşi Grete ve sevgili anne Bayan Samsa...Görevi ailesine bakmak ve onların borçlarını ödemek olan Gregor yaşadığı dönüşüm sonucu artık işe gidememektedir.İşyerindeki temsilci ”hasta” olduğuna inanmaz ve O’nu denetlemeye eve gelir.Gregor binbir güçlükle de olsa işe gitmeyi düşünür ve durumu anlatmak istese de gördüğü manzara karşısında ürken ve tiksinen temsilci hemen evi terkeder.Asla halden anlamaz zira onlar için Gregor çok bir anlam ifade etmemektedir.Ama asıl sorun ailedir veya sizi sevdiğinizi düşündüğünüz insanların tepkileridir.Aile bireyleri O’nu görmek istemez ve tiksinti duyarlar.Başlarda Gregor’a karşı sevecen olan,O’na yemek getiren kız kardeşi de bir süre sonra ondan kurtulmanın yoluna bakar.Tüm süreç boyunca yaşadığı bu acıya dayanamayan Gregor ölür.
    Sistemde tökezler ve düşerseniz küçük bir böcek olursunuz ve aileniz dahil hiç kimse sizi sevmez,istemez ve hatta tiksinir.Sadece 74 sayfa ama barındırdıkları 74 sayfadan çok daha fazlası olan bir kitap...
    En ürpertici anlardan birisi de herşey bittikten sonra temizlikçi kadının aile bireylerine “o şeyin” temizliğini düşünmelerine gerek olmadığını kendisinin hallettiğini söylemesi idi.
    Öyküde herşey gerçek dışı bir şekilde anlatılır ama bende her şey gerçekmiş hissi uyandırdı.Okunmalı diye düşündüğüm bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
  • Babanın buyurgan konumu (vaziyeti), oynadığı siyasal rolü yansıtır, ailenin buyurgan devletle ilişkisini ortaya koyar. Gerçekten de, aile içersinde baba, üretim sürecinde üstünün kendisine takındığı tutumu benimser. Ve tez elden çocuklarına, özellikle oğullarına, yerleşik yetke (autorite) karşısında boynu büküklüğü aşılar. Kentsoylunun önder davranışlı kişiler karşısındaki edilgin, kölece tutumu işte bu verilerden gelir. Hitler - üstelik tam anlamıyla bilincine varmaksızın - küçük-kentsoylu yığınların bu davranışını kendi çıkarına kullanmayı bilmişti.
  • Kentte yaşayan küçük-kentsoylu, kol işinden uzak kalmak isterken ancak belli bir yön verdiği ailesel ve cinsel yaşama biçimlerine dayanabilir. İktisadi alanda elde edemediklerini, cinsel ahlak alanında ödünlemelidir. İşte bu dürtü, Devlet görevlisinin Devlet yetkilisiyle özdeşleşmesinin en etkili öğesidir. Kamu görevlisi özdeşleştiği büyük kentsoylu sınıfın yararlandığı üstünlüklerin yüzünü bile göremediği için, iktisadi alanda eksikliği duyulanın yerini cinsel - ahlaksal - öğreti doldurmaktadır. Bu bilgi öğretisinin ayrımaz parçaları olan cinsel ve düşünsel etkinlik biçimleri özellikle insanları bir alt sınıf ya da katmandan ayırmaya yaramaktadır.
  • Nedir bu geceyle gelen birsam?
    Duyuyorum serzenişlerini.
    Karanlıkta ağzının yerini
    Arıyor deli gibi hafızam.
    «Yanıyor unutulmuş buhurdan
    Yine gecenin içinde sessiz»
    Hâtıralarla kabaran deniz,
    Doluyor ruhun oluklarından.
    Işık yağıyor doğan geceden.
    Nasıl diriliş bu, neden sonra?
    Bu rüya gibi geceden sonra
    Gidecek mi o maziden gelen?
    Seziyorum senelerce susan
    Ruhumda taptaze bir geriniş,
    Sonuna vardığım çölden geniş
    Ayaklanma açılan umman.
    Bütün mevsimlerimin üstüne
    Geriliyor bembeyaz bir kanat.
    Gelip durdu artık işte hayat
    Bana hep onu vadeden güne.
    Artık ebedî huzur deminin
    İçebilirim sırlı tasından,
    Girmek üzereyim dar kapısından
    O eski rüyalar âleminin.
    (Aralık 1938/Varlık, 15.1.1937)
  • 342 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Bilim-kurgu türünü işte bu yüzden seviyorum. Sizlere farklı dünyaların kapılarını aralayacak, fikirlerinizi değiştirecek veya hiç düşünmediğiniz bir konuda az da olsa fikir sahibi olmanızı sağlayacak şeyler kesinlikle bu türden çıkıyor.

    Gerçi ben bu türü bilim kurgu yerine fantastik kategorisine koymayı tercih ederim. Taht Oyunları'nı ne izledim ne de okudum fakat teknoloji çağı sağ olsun bir şekilde diziyi takip etmiş sayılırım. Gelmek istediğim nokta ise serinin yazarı olan George G Martin'nin bu kitaptan etkilendiğine kesinlikle inandım -zaten kendisi de kitap için ufak bir sonsöz eklemiş. Işık Tanrısı'nı okurken Taht Oyunları atmosferini kesinlikle hissettim.

    Karakterler görüp görebileceğiniz en ilginç kişilerden oluşuyor. Herbirinin kendi içinde bir görevi ve uyumu mevcuttu.

    Kitapla ilgili tek pişmanlığım "Keşke okumayı az daha erteleseymişim" dedirtmesi oldu. Okuyucuların da dediği gibi, kitap akıcılı olmasına rağmen iş okumaya gelince oldukça yavaş bir okuma gerçekleştirdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca başladıktan sonra devamını getirmediğim günleri de düşünürsem maalesef alabileceğim zevki tam alamamış oldum.

    Kısaca diyebilirim ki Işık Tanrısı'nı okumak istiyorsanız hazır ve sakin bir kafayla, okuma aralarını kısa tutmaya çalışarak, 2-4 gün arası diyelim ve mümkün olduğunca yaz ayında okumaktan kaçınarak kitaba başlamanızı tavsiye ederim. Söz veriyorum bunları uygularsanız kitabı daha çok seveceksiniz. Daha iyi kavramak için kesinlikle 2. kez okuyacağım kitaplardan biri oldu.