• “Tüm yönetim biçimleri kendi menfaatlerine olsun diye yasa koyar; demokrasi demokratik yasalar,tiranlık otokratik yasalar koyar ve diğerleri de yasa yaparken kendilerinin menfaatlerini - yani yöneticilerin menfaatlerini - tebaanın menfaati olarak sunarlar ve bu kurallardan sapanları kanun karşıtı ve suçlu diye cezalandırırlar.”
  • Hiç kimse kendi hakimiyeti adına kanun yapmaya hak kazanmamıştır.Bu hak sadece Allah'a aittir.İnsanlar fert ve cemaat olarak bütün uluhiyet ve yasama haklarından,diğer insanlar üzerine hakimiyet kurma girişimlerin-
    den vazgeçmelidirler. Hiçbir ferdin ve grubun kendince yasa yapma ve emir verme hakkına sahip olmasına izin verilmemelidir.
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 30 - Özgün Yayıncılık-1994
  • Gamelin,yurtsever devrimci,kararlarında katı ve acımasız,kendi kardeşi bile sanık olsa acımayacak derecede adaletli.En azından böyle görüyor kendisini.

    Fransız devrimi dönemindeyiz.kliselerde İsa kutsalları indirilmiş yerlerine Rousseau(Jean Jacques),Brutus,Le Peltier büstleri konulmuş,rahibin kürsüsünde insanlik bildirgesi asılmış,ibadethane olarak kullanılan kliseler bir toplanma merkezine dönüşmüş, Cumhuriyetçiler toplantılarını kliselerde yapıyor.
    "Yaşasin kral" diye bağıran bir hizmetçi kadını mahkum eden cumhuriyetin devrim mahkemeleri sırf bu yüzden bizzat cumhuriyet insanları tarafından hor görülecek ve mahkemeyi yoketmek için cumhuriyeti yıkacaklardır. En sonda söyleyeceğimi ilk başta söyledim ve rahatım artık devam edebilirim.

    Kuklalar yaparak geçimini sağlyan bir adam kuklaları devrimle dalga geçecek şekilde yapıldığı ileri sürülerek idam edilebilir mesela,yada bir rahip 21 Haziran,19 Eylül,28 Mayıs tarihlerinde yurtseverliğini ispat edebilmiş mi diye sorguya çekilebilir,onaltı yaşındaki bir kız, yaramaz çocuklar gibi her şeyden,yoksulluktan baskıdan,ekmek kuyruğundan sıkılıp yaşasın kral diye bağırdığı için korkunç bir suç işlemiş sayılabilir,insanlar ikiye ayrılmıştır,yurtseverler ve hainler. Hainler ,yaş ,cinsiyet gözetilmeksizin cezalandıŕılacaklardır. Devrim mahkemesi ayrım yapmaz. İki tahta arasında üçgen bir metal gözleri kamaştırır,bu giyotindir.Giyotinin bir önceki günden kalma kanlarını köpekler dilleriyle temizlerler.Devrim mahkemesinden arta kalanları. Fransız devrimi kanla yapılmıştır buna en çok köpekler sevinmiştir.

    Ordunun başındaki bir general Avusturya'lılara karşı bozguna uğramışsa yalandan,bile bile yenildin diye giyotini boyluyordu. Genarellerin kazanmaktan başka şanslari yoktu yani,ya kazanırsın ya ölürsün,hem de şerefli bir asker için en kötü şekilde, vatan haini yaftası yapıştırılarak.Sıradan olmayan,kumandan olma ideali bulunan bir askerin krallığı savunması mantıksız değildir,tarihe bakıldığında yetişmiş tüm büyük kumandanlar krallık düzeninde yetişmiştir.Buradan Selim Pusat'a saygılarımı sunarak devam ediyorum.

    Bu kıyımlardan sonra beyaz elbisesini kirleten küçük bir kız çocuğunun çığlıkları içimize su serper,sadece annesinden terlik yiyordur.Ne mutluluk!

    Adalet dediğimiz şey kesinlikten uzak kuşkuculuğa yakın bir şey midir.Adalet karar vermek yerine kuşkuya düşerse kararın doğruluğu tartışılır.Hukuk evrensel değildir bu yüzdende ilim değildir,zamana ve şartlara göre binbeşyüz tane hukuk anlayışı varsa adalete güvenmek insanın kendini kandırmasıdır ancak.
    Bir adam sırf Gamelin öyle istiyor diye ölür.Bunun adı Gameline gösterilen saygıdır,oysa adamın tek suçu karanfile benzeyen kurumuş nar çiçeklerinin olmasıdır,bir nar çiçeği ne kadar benzeyebilr ki karanfile? Bir adamı öldürtecek kadar benziyor işte bu yeterli değil mi?

    Sessizlik ,giyotin hareket ederken duyulan sessizlik,bu sessizlik çok şey anlatır ama duyulan sadece küt sesidir,korkunç bir ses.Sesin anlattıklarıysa izleyiciler arasından sessiz sedasız sıyrılıp giden birini vurur,gözlerden birer damla yaş düşer yere,sessizdir bu düşüş,ama ne yansımalar vardır bu saydamkıkta,bir gözyaşının gücüyle yer titrer,hiçbir bomba bu denli titretememiştir yeri.Bir duvarcı ustası ,suçu kimbilir nedir,kendi yaptığı bir duvar dibinde kurşuna dizilir,düşer sırtı duvara dayalı olarak can verir,duvarın içi titrer...
    Fransız devrim mahkemesi giyotincidir,kurşuna dizilmelere karşıdır,kurşunları heba etmek nedendir,cephane zaten az kalmıştır,kurşuna dizilenler ne şanslıdır,ölecek insanlardan kurşunu esirgemeyin der biri yada demez,düşünür belki,içinden gülerek.Bunu söylemek suç sayılabilir çünkü.

    Sonrası iyice karanlık,bir kanunla bir kanun değiştirilir,değişen sadece bir kanundur, sebebi vakit kaybını önlemek,artık devrim mahkemesi soruşturma yapmayacaktı,sorgu sual yoktu,tanık yoktu,savunucu yoktu artık,sanık vardı ,hep olacaktı,sanık suçunu da,suçsuzluğunu da kendi içinde saklayıp juri üyelerinin yanından sessiz sedasız geçecekti,soluksuz.Karar bu geçiş sırasında verilecekti,en fazla yirmi saniye...
    Ne tasaruf!

    Bireyin hakları,özgürlük yitip gitsin,önemsizdi devrim mahkemesinin yurtsever savcı,yargıç ve jurilerinin yürek atışları her şeyi kurtarırdı çünkü.
    Suç bile ayaklar altındaydı,suç için gerekli olan şey biraz yürek biraz istek.Ama suçluların çoğunda ne istek ne de yürek vardı çünkü suçsuzdu çoğu.Tarafsızlıkta bir suçtu,sadece devrimi savunanlar suçsuzdu,geri kalan kim varsa ölmeliydi.Ölmek istemeyen mahkumlar bir yana ölmek isteyenlerde azımsanmayacak kadar çoktu.Hafiyelerin -ki bu hafiyeler herkes olabilir- cezaevlerine doldurduğu ve sıralarını bekleyen insan yığınları bir yana başlarını bir an önce vermek için sabırsızlananlarında işini halletmek gerekiyordu. Bazı acelecilerse,cellatlardan ve yargıçlardan tiksindikleri için gururla kendi yaşamlarına kendi elleriyle son veriyorlardı. Genç,sevilen,yakışıklı bir asker "Ne olur benim için yaşa" diyen sevgilisine aldırmadan,mahkeme karşısına dikilip, suçlama evraklarını tutuşturarak piposunu yakmıştı onunla.Tüm benliğiyle Cumhuriyetçi olduğu halde ,ne sevgilisi için,ne aşk,nede zafer için yaşamak istemiyordu artık.

    Yurtesever vatan evlatları.Yargıç,savci ve juri üyeleri ,güç onların elindeydi bir kadının gözüne bakmayı bırakın beslediği kedinin gözüne bakarak kimin suçlu olduğunu anında anlarlardı,onlar yurtseverdi çünkü,yurtsever olduklarınca Tanrılaşıyorlardı ve Tanrılar susamışlardı.
    Gamelin sokakta oynayan bir çocuk görse kucaklar,tüm zalimlikliklerim senin içindi çocuk derdi belki ,büyüyünce pırıl pırıl bir Fransa'da mutluluğunu,temizliğini bana borçlu olacaksın da diyebilirdi.Der ve sonra kimbilur kucakladığı çocuğun annesinin yada babasının boynunu vurdurtabilirdi.Gamelin bunu anlayayamayacak kadar uzaklaşmıştı kendinden,insanlığından.

    Oysa bir genç vardı bir zamanlar ,resim yapardı.Orestes ve Elektra adını koyacağı bir resim,yarım bıraktı,kara bir yürekle dolup taştı istese saçlarını okşayacağı bir Elektra'sı olabilirdi belkide ama kızkardeşi bile nefretle bakıyordu ona ve herkes gibi kaçıyordu,bu kadar yanılgıya düşmeseydi kendi ölümüyle yaşlı anasınıda acıdan öldürecek hale gelmezdi tıpkı Orestes gibi.Bu adam tıpkı tablosu gibi yarım kaldı gitti arkasında bir Elektra bırakamadan.Yanılmıştı bu adam.
    Başka bir adam,belkide aynı adam,ölüler birbirine benzer çünķü,aşık olduğu kızla belki aç,yoksul bir şekikde ama mutlu olarak kırlarda dolaşabilirdi,sevdiği kız ona "Güle güle sevgilim ,babam neredeyse döner,merdivenden inerken bir gürültü duyarsan hemen üst kata çık tehlike geçinceye dek inme. Sokak kapısını açmamı istediğin zaman kapıcı penceresine üç kez vurursun Güle güle canım! Güle güle ruhum!" derdi yine...
    Bir kız yine söylüyor,belkide aynı kız,vefasızlar birbirine benzer çünkü, başka ,bambaşka bir adama "Güle güle sevgilim,babam neredeyse döner.....sokak kapısını açmamı istediğin zaman..." Ah ölüler de yanılıyor işte!
    Devrimciler habire kılık değiştiriyor muhalif devrimciler siz daha az vatanseversiniz diye baştakileri indiriyor ve boyunlarını vurduruyor,bu böyle sürüp gidecek yurdunu daha fazla seven biri çıkana kadar devam edecekler Tanrılık rolüne.Bazı Tanrıların susuzluğu geçince yerine daha fena susamışlar gelecekti. Bu böyleydi,kral kalsa aynı şey,cumhuriyetçiler aynı,bir kaç yüzbin insan nedir ki,önemli olan gelecekteki pırıl pırıl hayatlar,yetim aynı zamanda öksüz bırakılan çocuklarla kurulacak bir gelecek.

    Cumhuriyetin ünlü parolası "Özgürlük, Eşitlik,Kardeşlik ya da Ölüm" sadece ölüm kısmında başarı sağlandı...
  • “Adalet çözemeyeceği düğümü atmamalı..”
    Habil ve Kabil’le beraber işlendi ilk suç.Kıskançlık ve kibir..Çok suç işlendi o günden bugüne dek.Tolstoy’un diriliş kitabının kapağını okuduğumda şöyle yazıyordu.:”Dünyada kimse tam anlamıyla masum olamayacağı için kimsenin kimseyi yargılama hakkı yoktur.!” Bu cümleyi bile bile Hukuk Fakültesi için çabalamıştım,iyi bir sayısal öğrencisiydim halbuki diş hekimliğine gidebilirdim,gitmedim.Annem hiç istemedi hukuk kazanmamı,gizlice yazdım.İlk okuduğum kitap Emine Özkan Şenlikoğlu’nun Ne Olur İhanet Etme kitabıydı.Bir sürü adaletsizlik yer alıyordu kitabında,yine vazgeçirmedi beni hukuk fikrinden işte.Hukuk okumasaydım ne bölüm okuyabilirdim sorusuna da asla yanıt veremedim zaten.Şöyle demişti hukuk fakültesinde bir profesörümüz:”Kanun ezberleyerek yalnızca hukuk teknisyeni olacaksınız ama onurlu vicdanlı yaşamayı kural edinirseniz kendinize ancak o zaman iyi bir hukukçu olabilirsiniz.” Küçükken ananem sürekli kuran okurdu,namaz kılardı dedemse asla camiye gitmez,ibadet etmezdi ama çok iyi adamdır,birbirlerini de halen severler.Onlarla beraber din ve ibadet özgürlüğünü aşıladım kendime.Kürt komşumuz vardı ama ben ayrım yaptıgımız o kadından gördüğüm komşuluk kadar hiçbir komşumuzdan görmüyordum.Velhasıl kelam kimsenin altında görmedikçe bir kadına fahişe dememeyi(ki şayet görsem de belki de kadını zorla çalıştırıyorlardır,belki de yaşadığı hayat itibariyle cidden yanlış bulmuyordur der geçerim o ayrı mevzu),dil,ırk ayrımı yapmamayı,önyargısız olmayı kendime hayat felsefesi edindim işte.Okuduğum bölüm çok yönlü düşünmeyi öğretti.Ceza muhakemesi dersinde gerçeklere %100 biçimde ulaşamayacağımı öğrendim devamında da,tüm deliller o insanı gösterse dahi..Bir gün iyi bir hukukçu olabilir miyim bilmiyorum,bu sıfatı layıkıyla taşıyabilir miyim bilmiyorum.Adalet terazisinden şüphe duyulabilir elbet çünkü adaletin sağlayıcıları ve yasa koyucular da soyut değil bizim gibi insanlar.Ama inandığım şu ki Rabbimin adaleti güzel işliyor.O zaman hukukçular niye var diyeceksiniz çünkü olmak zorunda.Çünkü tam anlamıyla belki gerçeğe ulaşılamasa da ulaşmaya calışmak zorunda.Kitap için de son şunu ekleyeyim.Bu kitabı okumak için hukuk okumak gerekmiyor.Bence insan olabilmek adına da okuyabilirsiniz..
  • Alman kanının saflığının koruma isteği, onları 1935 Eylül'ünden itibaren "Alman kanının ve şerefinin korunması" için bir yasa çıkarmaya götürür. Bu, kısa süre içinde Alman Yahudilerin dışlanmasını yasal hale getiren iki önemli kanun metnine dönüşecektir: İlki, Aryanlarla Yahudiler arasındaki evliliği -ve daha genel olarak her tür cinsel ilişkiyi- hapis cezası ile yasaklayan; ikincisi, Yahudilerin 1871 yılında kazanmış oldukları hukuk önünde eşitlik hakkına son veren iki metin.
    Jacques Semelin
    Sayfa 54 - İletişim Yayınları
  • Yaptığı reformlarla Atina demokrasisinin temelini attığı kabul edilen ünlü yasa koyucu Solon'un meşhur bir sözü var: "Kanun ve kurallar örümcek ağı gibidir. Zayıf ve güçsüz olanlar ağlara yakalanır, kuvvetli olanlar ağları yırtarak kendilerini kurtarırlar."
  • Bazı kitaplar vardır okuduğunuzda sizi çok rahtsız eden, bitirdiğinizde bile duyduğunuz rahatsızlık kolay kolay bitmeyen: işte Otomatik Portakal o türden bir roman. Şimdiden söyleyeyim de incelememi okuduktan sonra kitaba başlayıp bana kızmayın.

    Yazara 1959 yılında bir beyin tümörü teşhisi konmuş ve 1 yıl ömrü kaldığı söylenmiş. Bu bir yıllık süre içerisinde toplam beş kitap yazmış, Otomatik Portakal'da bunlardan birisiymiş. Yazarı böyle karanlık bir roman yazmaya yönelten şeyde belkide içinde bulundu psikolojik durumdur yani hasta olduğunuzu düşündüğünüzde genelde karamsar olursunuz. Tabii daha sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılmış.

    Roman, psikopat ruhlu bir suçlunun ağzından yazılmış. Ölçüsüz şiddet yanlısı, tecavüzcü, tacizci, ruh hastası bir insanın dünyaya nasıl baktığını görüyorsunuz ve kitap argo kelimelerle dolu olduğu için bunlara tahammül edemem diyorsanız okumanızı tavsiye etmem. Bu karakterin adının Alex olmasının da bir sebebi var. Şöyle ki lex latincede kanun anlamına geliyormuş yani Alex ise bunun olumsuzu kanunsuz gibi bir şey.

    Kitabın adındaki portakal, doğal haliyle insanı, otomatik ise makineleşmeyi temsil ediyor. Aslında bir tür distopya eseri de diyebiliriz. Gelişen teknolojiyle insanların duygu ve düşüncelerine müdahale edildiğini düşünsenize. Aslında içinizden iyilik yapmak gelmediği halde mecburen bunu yaptığınızı düşünün. Tıpkı bir makine gibi. Ne kadar iğrenç bir hal olurdu. İnsanın elinden tercih etme hakkının alındığı bir dünyayı düşünemiyorum bile.

    Eskiden beri klasik müziğin insanı dinlendirdiği ve suça eğilimini azalttığı rahatlattığı felan söylenir ama bu kötü karakter Beethoven dinlerken insanları öldürdüğünün psikopatça işler felan yaptığının hayalini kuruyor hemde 9. senfoniyi dinlerken. Hayret etmemem elde değil çünkü hem çok severim hemde dinlerken böyle zalimce şeyler düşünmem. Yazarında muhakak müzikle uğraştığını düşüdüm tabi bilemiyorum gerçekte ilgili olup olmadığını.

    Kitabın birde filminin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Üstelik dünyanın en ünlü yönetmenlerinden Stanley Kubrick tarafından yapılmış. Şöyle de bir ilginç durum var zamanında filmin İngiltere de gösterime girmesiyle gençler suça yönelmiş ve yönetmen tarafından kaldırılmış. Bir sır vereyim bu yönetmen gizli bir masonik teşkilatın üyesiymiş. Genelde psikopat ruhlu filmler yaptığı söyleniyor. Sinema bazı çevreler tarafından kitabın yalnızca bir kısmını içerdiği için eleştirilir ya da kitabı yansıtamadığından fakat ben tam tersi filminde kitaptan fazlasını göreceğimi düşünüyorum henüz izlemesem de.

    Sonuç olarak herkesin okuyacağı bir kitap değil. 18 yaşın altındaki çocukların kapağı güzel diye kitabı alması çok sakıncalı çünkü yanlış yorumlanmaya çok açık bir kitap ve o yaşa uygun değil. Biraz popülariteye dönüşmüş olsa da büyüklerin okumasında bir sakınca görmüyorum ama dediğim gibi argo kelimeleri, suçu, pislik durumları kaldırabilecekseniz okuyunuz çünkü gelecek senaryosu çok karanlık. Vesselam...