• Kimine göre erdemdir namus; kimine göre ayıp.
  • Kimine göre kral,kimine göre yalanım. Üzülme be güzelim ,ben adamına göre adamım!
  • Zamanı saçlarından yakalamak, yayından fırlayan oku tutmaktan güç. Zaman kimine göre ademin ta kendisi, kimine göre varlığın. Ya sen onu heykel yapacaksın, şiir yapacaksın, beşte yapacaksın; ya bir avuç toprağa kalbedecek zaman seni...
  • Öküze, korunması için, boynuz verilmiş. Ya mürekkepbalığı korunmayacak mı.? Onun da boyası var. Mürekkepbalığı öylesine boyar ki suyu, saldıranlar ne etseler onu bulamazlar. Boynuzsuz, boyasız tavşan da çevik bacaklarına güvenir. Kuşlar kanatlanıp uçarak kendilerini kurtarırlar. Ya boynussuz, boyasız, kanatsız, hantal bacaklı insan.? Onu da (usu) koruyacak. İyi ama neden kimine boynuz, kimine boya, kimine çevik bacak, kimine kanat, kimine us.? Örneğin bütün varlıklar boynuzlu olamazlar mıydı.?
    Bu soruya Darwin'den çok önce Fransız bilgini Jean Lemarck (1744-1829) karşılık vermişti: Hayır, olamazlardı. Çünkü her varlık, içinde varlaştığı özdeksel koşullara göre oluşuyordu. Ne türlü koşullar içindeyse o türlü olmak zorundaydı. Kuşu varlaştıran koşullar çevik bacakları gerektirmediği gibi öküzü varlaştıran koşullar da usu gerektirmiyordu. Gereksinme (ihtiyaç) organ yaratmaktaydı. Buna karşı, artık gereksenmeyen organlar da köreliyor ve ortadan kalkıyorlardı. Ortamın zorlamasıyla meydana gelen özlellikler kalıtımla kuşaklardan kuşaklara geçiyor, geçerken daha da gelişiyorlardı. Örneğin zürafa, önceleri otla beslendiği için normal boyunlu ve normal bacaklı bir hayvandı. Yaşadığı çevre çölleşince başka bir çevreye geçerek yiyeceğini yüksek dallardan sağlamak zorunda kalmıştı. O yüksek dallara erişebilmek için de zorunlu olarak bacakları ve boynu uzamıştı.
    Ne var ki bu karşılık evrimi açıklamaya yetmiyordu. Daha başka ve haklı soruları da karşılayabilmek gerekiyordu. Çevresel koşulların etkisiyle varlaşan özellikler nasıl oluyor da kuşaklardan kuşaklara geçebiliyordu.? Ortam adı verilen bilinçsiz bir güç bu kadar düzenli ürünler meydana getirebilir miydi.?
  • Hazandan Sonra
    Çirya Paşiyê Pê Da

    Ah bu kasımdan öteye,
    Melayê Batêyî nerede?
    Sefer çıktı Mikse doğru,
    Bu kış vakti üzere.

    Ji çirya paşiyê pê da
    Melayê Batêyê kanê
    Sefer kêşa bi Miksê da
    Li ser weqtê zivistanê

    Kış vaktidir bu yolun,
    Bu civarda, bu sahrada.
    Sis tuttu her yanı,
    Çiğ sardı bedeni.

    Zivistanê evî yolê
    Evî beryê evî çolê
    Mijê avête derdolê
    Xwinavê girtî kêstanê

    Çiğ düştü Van Gölü'ne,
    Soğuklar kapladı servilikleri.
    Ağlayasımız tutar gökyüzü için,
    Güzeller gelmezler seyrana.

    Xwinavê girtî nesrîne
    Cemed çêbû li sewlîne
    Girya me tê ji bo asmîne
    Zerî nayêne seyranê

    Güzeller gelirler de görünmezler,
    Aşikar gelirler de gizlenmezler,
    Ne yağızlar gelirler de fark etmezler,
    Karanlığa kaldı bütün meydan.

    Zerî tên û diyar nabin
    Coşil tên û sitar nabin
    Çi cindî tên siyar nabin
    Bûye tarî li kolanê

    Oldu zifiri karanlık,
    Soğuk ve ayaz yeniden.
    Takat gerek başa gelene,
    Bakın, acı ve özlem...

    Bûye tarî û zulmate
    Sir û serma ji nû hate
    Yeqîn kanûn eda hate
    Binêrin dax û kovanê

    Dağların bir çoğuna bakın,
    Yapraklar soldu Mirlerin bağında.
    Reyhanlar yağdı sulara,
    Reyhanlar düştü avluya.

    Binêr daxa me êxsîra
    Xezam zer bûn rezê mîra
    Reyhan barî di avê da
    Reyhan barî di eywanê


    Perişanız kimine göre,
    Comerzan'dan yukarı göle,
    Geride kaldı Mecalê ve Berçelan,
    Güzeller gelmez oldu seyrana.

    Perîşan in li hingorê
    Ji Comerza gola jorê
    Mecalêd Berçela borî
    Zerî nayêne seyranê.

    Meleyê Batê
    1491
  • Enes Akil AKBALIK
    Enes Akil AKBALIK Gizli Belgelerle Lozan Konferansı'nın Perde Arkası'ı inceledi.
    256 syf.
    Lozan, günümüzde dahi tartışılmaya devam eden 100 yaşına yaklaşmış bir olaydır. Olaydır diyorum çünkü bu olayın nevi nereden baktığınıza göre çok farklı tasvir edilebilir.
    Türkiye cumhuriyetinin zamanın büyük devletlerine karşı sahada kazandığı zafer, Batı’nın meşhur taktikleriyle masada hiç edilmek istenir. Daha genç bile sayılamayan meclis kendini en iyi temsil edecek delegeleri hakkını savunmak üzere Lozan’a gönderir. İyi bir asker olan baş delege İsmet İnönü diplomatik yönden zayıf olsa da Türk milletinin hakkını yedirmemek adına sert ve inatçı duruşundan taviz vermememiştir. Kararlı bir inatçılıkla katılınan görüşmeler bu sebeple sekteye uğramış ve ancak ikinci seferinde karara bağlanabilmiştir. Tarihin bu kısmıyla ilgili olanların muhakkak bilgi sahibi olduğu Lozan görüşmeleri için daha fazla bilineni anlatmaya gerek yok. Bu kitabın diğer anlatılardan farkını izah etmeye çalışayım. Lozan tek taraflı anlatılan ve anlaşılan herkesin kendine göre yorumladığı müphem olmayan ama şüphe duyulan bir anlaşmadır. Ancak bu kitapta net bir şekilde ne oynanmak istendiği, kimin hangi rollerde olduğu, kimin oyun dışında bırakılıp, kime ne ödül verilmek istendiği görülüyor. Dönemin başaktörlerinin yıllar sonra ortaya koyulan özel yazışmaları, farklı milletlerin basınında yer alan ilgili haberler, istihbarat teşkilatlarının birbirlerinden elde ettiği gizli belgeler bizlere oynanan filmin adeta kamera arkasını gösteriyor.
    Lozan kimine göre zafer, kimine göre hezimettir. Ancak bana göre en güzel tanım uzlaşıdır. Evet istediğimiz her şeyi elde edemedik fakat bizlere dikta edileni de kabul etmedik. Bu kitabı okuduğunuzda özellikle İngilizlerin bizlere kabul ettirmeye çalıştıklarını görecek ve siz de hak vereceksiniz.