Binboğalar Efsanesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
15,4bin
Gösterim
Adı:
Binboğalar Efsanesi
Baskı tarihi:
Şubat 1996
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Yüzyıllarca yerleşik düzene geçmemek için direnen Türkmenler'in romanı Binboğalar Efsanesi Hıdrellez şenliklerinde, göçerlerin kış için sığınacak topraklar bulma dilekleriyle başlar. Ancak, kış onlar için bir yok oluş öyküsüne dönüşecektir. Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıt.
"Yaşar Kemal bir kültürün nasıl yittiğini Binboğalar Efsanesi ile sarsıcı bir biçimde betimledi." - Allan Sandström, Wasterbottes Kurriren, (İsveç) "Yaşar Kemal'in yazdıkları, bu evrenin çöküşünü, ondokuzuncu yüzyılda başlatılan ve yirminci yüzyılda ansızın piyasa ekonomisine geçilmesiyle sonuçları şaşırtıcı boyuta ulaşan zorunlu yerleşik yaşamın getirdiği tarihsel çöküşü anlatır." - Jean-Pierre Deleage, (Fransa) ''Yaşar Kemal'in görkemli, şiirsel, aynı zamanda modern anlatım tarzı sonsuz sürükleyici...O, kazancakis ve Neruda gibi klasik 'büyük tarz'ı yüceltti.''- Majbritt Sjödin -Hans Artberg, Folket, (İsveç)''Zengin bir geleneğin hüzünlü, yavaş masalı..''- Daily Telegraph, (İngiltere)''İnsanı canlandıracak basitlikte, güzel, ahlaki bir öykü..''-Birmingham Post, (İngiltere)
283 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.” sözü, insan çürümüşlüğünün tarihidir.

Kalemine çok geç kaldığım okurken hayıflandığım, ama bundan sonra o mürekkebi yalamış ve tadına varmış birisi olarak da asla bırakmayacağım bir isim #yaşarkemal

#binboğalarefsanesi kitabının arka kapağında aynen şu cümle geçiyordu. Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıt... Ağıt ki ne ağıt dedim okurken. İliklerime kadar hissettim, sayafalarda ki yörüklerin çaresizliğini, parsellenmiş yerlerin küçük bir kıyısında yaşama mücadelesi verenlerin sömürülmesini, okurken çok canımı acıtsada hakikat işte dedim can yanmış ki yakıyor. Yakanlardan değilim, ama yananların acısını belki de bu yüzden anladım.

Betimlerine hayran kaldığım bu destansı romanda bir de demirci Haydar Usta'nın torunu Kerem ve güzeller güzeli Ceren'in hikayesinide serpiştirecek ruhunuza üstad.
283 syf.
5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece Hızır ile İlyas’ın dünyanın bir yerinde buluşmasıyla dünyadaki bütün yaşam durur,tekmil canlılar ölürler. Hemen sonra da daha gür, daha canlı, daha doğurgan dirilirler.
Birbirine zıt iki yıldız gökyüzünün ortasında tokuşur, birleşirler. Birleşip ışık olurlar, yeryüzünün üstüne top top sağılırlar. Her kim ki bu olaya şahit olup ne dilerse o dilek muhakkak kabul olur. Ve bu roman Hıdırellez şenliklerinde Türkmenlerin sığınacak topraklar bulma dilekleriyle başlar.Ölümler,yoksulluklar,çaresizlikler vs. ile devam eden hayatta kalma mücadeleleri anlatılır Türkmenlerin.Acımasız ağalar, Vicdansız beyler başroldedir her zamanki gibi.Çukurova’nın sıcağı kalpleri ısıtmaz yine. Roman baştan sona mücadelelerle dolu,mücadeleyi sevenlerin okuması gereken bir kitap:) Keyifli okumalar .
283 syf.
·6 günde·Beğendi
Merhaba Dostlar! Sizlere okuyanın doyamadığı, okudukça kopamadığı Toplumcu Gerçekçi yazarlarımızdan Yaşar Kemal ustayı anlatmaya geldim.

BİR LİSELİNİN ÇİLESİ :)
Bir Sürgünün Anıları incelememde, lise yıllarımın abimin beni yönlendirdiği iki büyük yazarı okumakla geçtiğini, başka bir incelememde de o yazarı anlatmak istediğimi yazmıştım. İşte o büyük an geldi.

O yaz büyük bir hevesle DAĞIN ÖTE YÜZÜ üçlemesine başlamıştım. Yaşar Kemal'i ilk defa okuyacağım için çok heyecanlıydım. Ama gel gör ki, nasıl olsa zamanım bol, üçünü de okurum diye başladığım kitapları okumak ne mümkün. Annem tepemde, çeyiz işletme derdinde. "Evlenince çeyizsiz mi gideceksin, işle kaneviçeleri" der durur. Ah benim güzel annem, sanki çeyiz olmasa evlenilmiyor. (Yattığın yerde rahat uyu) O bana kaneviçe işlettikçe ben her fırsatta kitabın başına giderim. Beni kitap başında yakaladığı her fırsatta "Gene mi kitap, çabuk çeyiz başına." Kaneviçe işlediğimi gören abim, "Gene mi onu işliyorsun çabuk kitap başına." Ne yapsın 16 yaşındaki BEN. Sonuçta kaçak göçek Ortadirek ve Yer Demir Gök Bakır'ı yaz tatilinde bitirdim. Okul açıldı ama Yaşar Kemal'den vazgeçmek mümkün mü? Derslerde her fırsatta Ölmez Otu'nu okuyorum. Bir gün tarih hocamın okumaya daldığım sırada, "Neden dersi dinlemiyorsun?" demesiyle kendime gelmiştim. Sonra da kitabıma bakıp, "Sen bunu zor bitirirsin" demişti (kalınlığından dolayı). Yaşar Kemal okumuş olsaydı, bu sözü söylemezdi. Çünkü bilmiyor ki Yaşar Kemal okuyan bitirene kadar elinden bırakmaz. Uzun lafın kısası, kitabı okul açıldığı için çeyiz işleme sorunu olmadığından, kısa zamanda bitirdim. Ne zaman Yaşar Kemal okusam lise yıllarımda yaşadığım o kaçamak okumalar aklıma gelir. Annemi okumaya düşman sanmayın, o da zamane anneleri gibi, evlenince kızının çeyizi olsun derdinde. Ama nerden bilsin EN KIYMETLİ ÇEYİZ, KİTAPLARDIR.

BİNBOĞALAR EFSANESİ
Çocukluğu köylerde ve kasabalarda geçen Yaşar Kemal, tıpkı Fakir Baykurt gibi ezilen halkımızın sorunlarını anlatan romanlar yazmıştır. Binboğalar Efsanesi'ni, 1940-1950 yıllarında Çukurova’da tükenen bir Yörük obasının yaşadıklarından esinlenerek 1971’de yazmış. Roman önce Cumhuriyet gazetesinde bölüm bölüm çıkmış, ardında da kitap olarak basılmış. 1979’da da Fransa’da yirmi eleştirmenden oluşan büyük bir jüri tarafından “YILIN EN İYİ KİTABI” seçilmiş. Binboğalar Efsanesi, böyle değerli bir kitap işte, tıpkı yazarın diğer kitapları gibi.

HIDRELLEZ
Haydi şimdi gelin 5 mayısı 6 mayısa bağlayan geceye gidelim. Bu gece uyumak yok. Herkes bir dilek tutacak. Çünkü "Bu gece denizlerin ermişi İlyasla karaların ermişi Hızır buluşacaklar. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar." (s. 17)

"Onlar o yıl hangi yerde buluşmuşlarsa orada bahar bir başka türlü patlar, o yıl çiçekler daha bol, daha büyük, her yılkinin birkaç misli iri açarlar. Arılar daha renkli, daha kocaman olurlar. İneklerin, koyunların sütleri daha bol, daha besleyici olur. Gök daha arı, daha başka mavilenir. Yıldızlar daha irileşir, daha parlaklaşırlar. Saplar başakları, ağaçlar çiçekleri, meyveleri götüremezler. Insanlar o yıl daha sağlıklı olurlar, hiç hastalanmazlar. O yıl ölüm de olmaz. Ne bir kuş, ne bir karınca, ne arı, ne kelebek ölür." (s. 17)

"Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür. O anda ne isterse olur. Ama ne isterse. (s. 18)

Oba Çukurda kışlak, Aladağda yaylak ister, 
Kerem bir alaca şahin ister,
Ceren sevdası Halil'i son kez görmek ister,
Koca Müslüm ölümsüzlük ister,
Yeter Kız gurbetteki nişanlısını ister,
Hüseyin, ışıklı şehirde çalışmak ister,
Dursun, babası hapisten çıksın ister,
Veli, yol üstündeki konakta bir gece uyumak ister,

Ama kimse bilmez kimin ne istediğini. Herkes dışından KIŞLAK ister, içinden gönlünden geçeni ister.

Kış yaklaşıyor, yaylakta durulmaz artık. Oba kışlak bulmalı, ama nereye gitmeli? Nereye gitse AYAK BASTI PARASI isterler. Dağı bile sahiplenmişler. Dağa gitse DAĞ BASTI PARASI isterler. Sanki bütün dünya onların. Koca Çukurda bir konaklayacak yer bulamazlar. Yağmur, çamur demeden dolanıp dururlar. Bir ara Payas Kalesinin yanında konaklarlar. Konaklayacak yer bulamadığı için çocuğunun ölüsünü fırsat bulmuşken buraya gömen anne düşünün. Konaklayacak yer bulamadığı için çocuğunun ölüsünü günlerce sırtında taşıyan annenin yaşadığı dramı düşünün.

Yörüklerin mezarları vardır da mezarlıkları yoktur. (s. 63)

Yörüklerin yaşadığı dramı en iyi anlatan cümle bu olsa gerek. Sevdiklerini bilmedikleri bir yerde bırakıp gitmek ne acıdır. Benim dilim yaşanan dramları anlatmaya yetmiyor.

Karaçullu obası, Haydar Usta'ya, Haydar usta ise 30 yılda yaptığı kılıcına umut bağlamış. Görelim bakalım hıdrellez kimin yüzünü güldürecek? Görelim bakalım Karaçullu obası Çukurda kışlak bulacak mı?

Yaşar Kemal, siz yeterki okuyun ben yazarım der gibi son nefesine kadar yazmış, tıpkı Aziz Nesin, Fakir Baykurt gibi. Onlar bıkmadan usanmadan yazmışlar, bize düşen de onların yazdıklarını okumak, okuyup ezilenlerin halini anlamak. Sevgiyle kalın, kitapla kalın. Ama Yaşar Kemal'i, Aziz Nesin'i, Fakir Baykurt'u okumadan ben kitap okudum da demeyin sakın. Haddim olmayarak böyle bir cümle kurduğum için affedin. Ancak okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız. Sizleri seviyorum kitap dostları, iyi ki varsınız :)
283 syf.
·19 günde·Beğendi·9/10 puan
Yaşar Kemal harikalar yarattığı bu epik romanında Yörüklerin yok oluşuna bir ağıt yakıyor. Betimlemeleriyle, insan portreleriyle sizi içine alıyor ve bırakmıyor. Ben buraya kendi incelememden çok kitabın bir bölümünün başlığında geçen bir yazıyı paylaşacağım ki her şeyin özeti bu aslında.

“Kalktık Horasandan sökün eyledik. Parlar omuzumuzda uzun şelfeler. Kurt sürüleri gibi dağıldık dünyaya, yayıldık mağrıptan maşrıka dek. Kırmızı yakut gözlü, uzun boyunlu atlarımızı Sind suyuna, Nil suyuna sürdük. Memleketler, kaleler, şehirler aldık, devletler kurduk. Harran ovasına, Mezopotamyaya, Arabistan çölüne, Anadoluya, Kafkas dağlarına, Rus bozkırlarına, on bin, yüz bin kara çadırla kartallar gibi indik. Uzun, yedi direkli, keçi kılından kara çadırlarımız... Her birinin içi insan insan hünerinin en büyük, en güzel, en ince renkleri, nakışlarıyla işlenmişti. Ya şelfelerimiz, ya kılıçlarımız, hançerlerimiz, fildişi sapları altın işlemeli tüfeklerimiz, dibeklerimiz, hırızma, gerdanlık, tepeliklerimiz, kilim, keçe, çullarımız... Harran ovasında binlerce kişi ceylanlara karışıp semah döndük. Ulu şahinler gibi. Şölenler tuttuk, kutsal cemler büyüttük... O kıyıdan bu kıyıya vurduk. Kaleler, şehirler, memleketler, ırklar, soylar karşımızda boyun eğdi. Tutsak kıldık bir çağı. Çok şey yaptık insanoğluna. Ama onları hiçbir zaman aşağılamadık, insanları aşağılamak geleneğimizde yoktu. Yoksula, yetime, düşmüşe, kadına, hangi soydan, hangi dinden, hangi ülkeden olursa olsun dokunmadık, saygıda kusur etmedik. Dost olsun, düşman olsun onları bizim düşkünümüzden, yaşlımızdan, çocuğumuzdan, kadınımızdan ayırt etmedik. Elaman demişin kılına dokunmadık. Kalın, işlemeli, türlü damgalı yurtlar yaptık keçelerden, sıcak sağlam. Hiçbir saray böylesine, bu yurtlar kadar görkemli olamazdı. Dünyanın üstünde konduk kalktık, özgür, tutsak, yenilmiş, yenmiş... Yüzyıllar geçti, parça parça bölündük, küçüldük, kara çadırlar soldu. Ulu dağlara, sulara, topraklara, ovalara, ülkelere ad verip, damgamızı bastık. Anadoluda karşımıza çıktı Kayseri dağı, Ağrı, Süphan, Nemrut, Binboğa, Cilo dağı... Vardık Anadoluda karşımıza çıktı Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Ceyhan suyu... Anadolu ovası, Tuz gölü, kehribar sarısı üzümleriyle Ege ovaları... Ve adlarımızı verdik sulara, ovalara, dağlara. Anadolunun her karış toprağına damgamızı bastık. Her karış toprağına bir ad bulduk, obamızın adını koyduk. Unutulmasın, bir ulu toprakta, soyumuz boy versin diye... Düşürdüler bizi tozlu yollara, aşırdılar bizi karlı dağlardan. Düşürdüler bizi halden hallere... Anadolunun taşıyla toprağıyla akan suyu, esen yeliyle, binlerce yıldan bu yana işlenmiş, gelişmiş, yeşermiş, boy atmış kervansarayları, sarayları, tapınakları, ulu şehirleri, türküleri, gelenekleri, görgüsü, bilgisiyle bir olduk kaynaştık. Etle kemik gibi... Yağmurla toprak gibi... Her bölüğümüz bir ilde, bir ülkede, bir toprak parçasında kaldı... Çadırımızın her bir parçası bir yerde unutuldu, bir toprakta çürüdü. Gür, sonsuz, ulu, kaynayan bir su gibi bir kökten çıktık. Göz göz olduk... Dağıldık, ufaldık, azala azala tükendik, bittik. Artık türkülerimiz belki de hiç söylenmeyecek, semahlarımız dönülmeyecek, dostlar, canlar, erenler bir yürek olamayacak. Ay gün bizim baktığımız gibi doğmayacak batmayacak. Usumuz, geleneğimiz, göreneğimiz, ağacın tomurcuklanması, yelin esmesi, insanın doğması, büyümesi, ölmesi üstüne düşüncelerimiz, duygularımız bilinmeyecek, anılmayacak. Çiçeğin açması, kaplanın heykirmesi, yağmurun yağması üstüne, toprağın yeşermesi, bir kartalın yumurtlaması, bir tor şahinin, uzun boylu tor atların alıştırılması, dünyaya, her yaratığa sevgimiz, dostluğumuz, onlardan bir parça olma gücünün harikulade sağlamlığı hiç bilinmeyecek, namımız insan soylarınca söylenmeyecek. Birdenbire değil binlerce yıldan bu yana azala azala, ufalana, küçüle, her toprakta bir parçamızı bırakarak tükendik... Bir aydınlık su gibi bu toprağın üstünden aktık. Geldik Anadoluda da karşımıza çıktı Kayseri dağı. Ulu, temiz, alımlı, yakışıklı, ışığa batmış. Kırmızı yakut gözlü, uzun boylu atlarımız... Harran ovasında, Mezopotamyada yüz bin ulu kartal konmuş gibi kıl kara çadırlarımız. Binlerce kişi, binlerce ceylanla birlikte semah tuttuk üç gün, üç gece, kırk gün, kırk gece...”

Var ol Yaşar Kemal...
289 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Mayıs ayında ..
Beş Mayısı bağlayan gecede ..
Sakın Uyuma ....

SPOİLER #
Hızır ile ilyas buluşsun, iki yıldız tek yıldıza dönüşsün. .
Bir Mağrıptan biri Maşruktan kopsun gelsin ..
Dünyada "tekmil " yaşam dursun ..
Sonra herşey birden "uyansın"

DEHŞET BİR YAŞAM "PATLASIN"

Bir hikaye okudum ki ..
Yangın kokulu ..
Zulüm kokulu..
Kan kokulu. .
Çağresizlik,dermansızlık,bir o kadar da "umut "kokulu ..
Insanın olduğu her yerde hırs ,eza kokulu
Toprak ,sevda ,sürgün ,dağ, demir kokulu

Sevdiklerimde çok oldu ,sevmediklerimde ..
hak da verdim ,hak da aldım Oktay beyden,Çoban Resulden ,dağlar meskeni kanlı gömlekli Halilden. .

Bir ova ki "Çukur " bataklık sıtmadan kırar geçirir ..Gavurdaģından ,Harrandan, Sivastan top sesleri duyulur ..

Türkmen göç ister ..
Devlet "toprağa çakıl ,vergi ver,asker ol"
Vurur da vurur ,yanar da yanar topraklar ..
Sıcağından durulmaz ..
Alazından kaçılmaz ..

Kokulu yoğurtlar döktüm ,bakır sini de koyunlar ,keçiler ,ak pilavlar pişirdim. .
Koca Allahım dan dilek diledim ..
"Çukurda bir kışlak ver kışlayayım
"Aladağ da bir yaylak ver yaylayayım

... çok sıkıştık yetiş Allahım

Kerem şahin ister ,istediğine pişman
Ceren, Halil der "der de der" gün ola pişman ..
Müslüm Lokman hakim der ,çiçek der ölmek istemez ..

Insanız derdimiz bitmez ..
Göçecek bir avuç toprağımız kalmaz ..
Devran döner değişmeyen de değişir ..
Ağalar değişir paşalar değişir
"sistem" __değişmez ..__

Gülbenkler çekilsin ,demeler söylensin
Ateşler yansın ,niyaza durulsun..
Nur olsun ..
Sır olsun ..
Hüüüü ...

Pir ustama. .
Kalbi geniş ustama ..
Son "demirci ustama" selam olsun
Otuz yıl göz nuru el emeği kılıça "altın" olsun .
Görenlerin dili boğazına aksın. .

"Her biri bir kan potası ,uzun kılıçlar ...
" önünde niyaza durulan ,can veren can alan uzun kılıçlar ..
"Seksen bin Anadolu erleri ..
"Doksan bin Horasan pirleri. .
Ya Allah ..

https://youtu.be/afnrSxgCMXU

Her halin bir bitimi vardır da ..
Yazılanlar silinmez ..
Kitaplar tükenmez
Bu toprakta efsaneler bitmez ,Yaşar Kemal "ölmez"
#Yaşar Kemal Türkiyedir

Saygıyla Andım. .
283 syf.
Öncelikle yörükler hakkında kısa bir bilgi vermek isterim ki roman içeriği bunu gerektirir. Yörük, göçebe yaşam tarzını seçmiş halklardır. Anadolu'da yaylak-kışlak olarak tanımlanan, yazın yaylalara çıkarak özgürce, havaların soğuması ile de daha sıcak bölgelere, ovalara inerek yaşamlarını sürdüren bu topluluklara verilen ad aynı zamanda Türkmen aşiretleri için de kullanılır.

Yörükler Orta Asya’dan İran’ın kuzey taraflarına oradan da Anadolu’nun fethi ile Anadolu’ya gelmiş Türklerdir. Anadolu’da ki yaşamlarında da törelerine sadık kalmış ve sıkı bir dayanışma içerisinde hayat mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Küçükbaş hayvanları besleyerek geçimlerini sağlamışlardır. Özellikle Akdeniz Bölgesinde yoğun bir nüfusa sahip olmakla birlikte zamanla Anadolu’ nun içlerine hatta Balkanlar’ a kadar yayılmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllar boyu göçerleri yerleşik düzene geçmesi için baskılamıştır. Baskılara dayanamayan yörük obaları zamanla göçebe hayattan yerleşik haya geçtiklerinden yörük obalarının sayısı da gittikçe azalmıştır. Yerleşik düzene geçen oba fertleri bir yandan yeni hayatlarına intibak sürecinde doğal olarak sorunlar yaşamışlardır.

Yaşar Kemal’in destansı romanlarından üçüncüsü olan Binboğalar Efsanesi 1971 yılında Cem Yayınları tarafından basılmıştır. Yaşar Kemal bu, bilenler bilir; kahramanları, olay örgüsü, özgün betimlemesi ile yine bu destansı romanında da yapacağını yapmış. "Binboğalar Efsanesi" bir Türkmen- yörük efsanesi olmakla birlikte efsaneye göre sevenlerin kavuşmasına izin verilmeyince Toros Dağları öfkelenmiş, bin tane boğaya dönüşüp Çukurova'nın üzerine yürümüş olduğunu bir yerlerde okuduğumu anımsıyorum.

Bu romanında son yörük obası olan Karaçullu obasının Çukurova coğrafyasındaki yaşamlarını konu edinmiş, aynı zamanda konar-göçer yaşamın adeta yok oluşunu belgelemiş. Yaşam ki ne çetin koşullar ve törenin merkezinde, alışkanlıkların, vazgeçilmezlerin, sevdaların, düşmanlıkların harmanlandığı bir zor çizgi.

Güçlü olmanın ve zenginliğin vermiş olduğu haklılık(!) karşısında, yer yurt edinme amacının, ötelenmenin vermiş olduğu tedirginlik duygusu, umutların tükenişi ve çaresizliği ile adeta yörüklerle yaşıyorsunuz.

Toprağı sahiplenme mücadelesi: Kim ne zaman Çukurova’yı sahiplenmiştir, kimin hakkıdır Çukurova’da yaşam hakkı, konar-göçer olmak, onlara o topraklarda yaşama hakkı vermez mi? Yaşama hakkı tayini birilerinin tekelinde mi? Bu ne bencilce bir durum, kabul edilemez yok sayma çirkinliği. Dağ bastı parası nedir Allah aşkına! Yörüklere dünyayı neden dar ederler, söz konusu yörükler olunca sinekten yağ çıkarma çabasını anlamak da güç.

Cömert ve geniş Çukurova’nın, yörüklere dar edildiğini, yaşam hakkı tanınmadığını, törelerinin, inançlarının küçümsenmesini hazmedemiyorsunuz. Doğasını, insanlarını olayları o kadar güzel, anlatıyor ki Yaşar Kemal, sert bir zemine çarparak çın çın eden, otuz yıllık emeğin, umudun ürünü kılıç elinizde sanki. Bir çiçekli püren çalısını yanı başınızda hissediyorsunuz, börtü böceklerin cümbüşünde. Kurdun, çakalın, avcıların göz koyduğu kuyruğa sahip tilkinin indiği derenin debisi ile taşlara vurarak çıkardığı şırıtlısını duyarsınız adeta derinlerden.

Hızır ile İlyas’ın buluşmalarının gelenekseliğini, saygınlığını ve ona var olan inancı hepimiz biliriz. Güzel dileklerde bulunup, geç saatlere kadar dualarla 5’ini 6’sına bağlayan mayıs gecesini yörükler gibi bir çoğumuz yaşamışızdır mutlaka. Bunlar hiç de yabancı gelmiyor okuyunca.

Yaşar Kemal bu romanında yine o kadar ince sözler göndermiştir ki bize, etkisinde kalıyorsunuz mutlaka, sizi düşünmeye sevk ediyor. Dalıp düşünürken o güzel sözleri birkaç satırı hiç de anlamadan geçtiğinizin farkına varıyor, o satırları yeniden okuma gereği duyuyorsunuz. Bu sözlerin hiçbirini diğerinden ayıramayız, hepsi anlamlı, hepsi bir başka düşüncenin merkezi. Ancak bu kitaptaki en etkilendiğim ve alıntı olarak paylaştığım sözlerden birini buraya iliştiriyorum. #35963826

İyi okumalar.

Melih Cevdet Anday’ın güzel şiiriyle başlayan romana yapmaya çalıştığım incelemeyi ben de yine aynı şiirle bitireyim.


“Ağlar bu mezarlıkta yörükler her gece
Bıkıp iri yıldızları davar sanmaktan
Düşünür eski günleri . . . iskandan önce
Geride kalmanın hüznü yamanmış yaman.”
283 syf.
·Puan vermedi
Şu su yerine ışıklar akan pınarların, pınarların etrafındaki mora pembeye çalan çiçeklerin, mor yarbuzların olduğu koyak bizim yaylaktır. Baharın başlangıcı ile beraber kışlaklarımızdan gelir buraya çadırlarımızı kurarız. Evvela hep birlik beyimizin çadırını sonra kendi çadırlarımızı. Eskiden beyimizin çadırı 72 direkli 15 göbekli 30 bölmeli; direklerinde gümüş, altın kakmaların, duvarlarında allı morlu –parayla biçilmez- kilimlerin olduğu bir çadırmış ya, şimdi o eski görkemi kalmadı. Önce 30 dan 15 bölmeye sonra 5 bölmeye en sonda düşe düşe bir bölmeye düştü. Kilimler soldu, direkler boş kaldı. İskandan önce beylerimize şah padişahlar gelirmiş, artık kimse bir ikramımıza dahi yüz sürmez oldu.

Çadırlarımızı kurduktan sonra hep beraber yerleşir 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan geceyi bekleriz. O gece geldi mi, şu harman yeri büyüklüğündeki taşın üzerine kilimlerimizi yayar, etlerimizi pilavlarımızı üzerine dökeriz. Kocaman bir ateş yakarız. Bir yandan sazcı dedemiz, bir yandan davulcumuz gelir, yüreklerindekilerini dökerler, diğer yandan bizler de semaha dururuz. Gece ilerledi mi hepimiz ayrı ayrı yerlerde su başlarını bekleriz. Bazımız göğe bakar bazımız akan sulara.

Bu gece Hıdır ile İlyas’ın buluşma gecesidir. Onlar buluştuğunda akan sular durur, kurt kuş bir an tekmil tüm doğa sessizliğe bürünür. Gökyüzünde biri mağrıptan birisi de maşrıktan kopup gelen iki yıldız gökyüzünün ortasında buluşurlar, birleşip ışık olurlar. Bu anı yakalayan kişi ne dilerse dileği gerçek olur.

Bu sene de hepimiz yine bekleyeceğiz. Hıdır ile İlyas’ın buluşma anını gören olursa Çukurova’dan bir kışlak isteyecek Hıdır’dan. Koskoca Hıdır ya bu, bize de bir kışlak verir.

Geçen kış çok çektik kışlaksızlıktan. Yerliler nereye çadır kurduysak burası bizimdir deyip kira parası istediler. Hem de biri ikisi değil gelenin gidenin önü kesilmedi. Herkes de onlarla bir olmuş, bizi zengin bellemişler. Yerli dediklerimin çoğu da eski Yörükler, Türkmenler..

İskan zamanı yer yurt tutmuşlar buralardan. Bizimkiler nerede, bir yolunu bulup kaçmışlar ovadan.

1876 da Padişah ferman vermiş. Tüm yörükler yerleşik hayata geçecek, vergi verecekler, askere gidecekler diye. Bizim eski zaman beyleri de karşı çıkmış. Biz yaylaksız edemeyiz diye. Bir mücadele olmuş, tüm kırılmış yörükler. Kışlağa indiğimiz vakit askerler bir çembere almış tüm dağları, yaylak zamanı kimseyi çıkarmamışlar dağlara. Bir Binbaşı Ali Bey varmış, yörüklerin yerleşiminden sorumlu. Çok güzel yerleşim yerleri vermiş. Vermiş yaa, yazın dağ havasına alışmış olan bizler hiç dayanabilir miyiz Çukurova’nın sarı sıcağına.. Hayvanımız insanlarımız hep telef olmuş. Binbaşı bakmış bu iş olacak gibi değil, tekmil tüm yörükler telef olacak. Bir yer açmış hadi demiş yürüyün dağa. Bizim eski beyler döndüklerinde yer bulamayız korkusuyla bir ferman yazdırmışlar Binbaşı’ya, 500 altın karşılığında, Çukurova yörüklerin kışlağıdır diye.

Bazımız toprağı ekmiş, bakmış ki para ediyor, mahsul toplanana kadar delikanlıları Çukurova’da bırakmış, Delikanlılar hep telef olmuşlar. Zamanla huğ evler kurup kendileri de yerleşmişler. Kimimiz de yörüklüğe devam etmiş. Yazın yaylak kışın kışlak. İlkbaharda koyaklara kışın Binbaşı Ali Bey’in fermanı ile Çukurova’ya.

Bir kış bizimkiler bir gitmişler ki tüm Çukurova tutulmuş. Herkes parsel parsel paylaşmış. Binbaşının Fermanı geçmez olmuş. Ara ki bulasın kışlağı. İskan öncesi o altın dönem bitmiş. Zenginliklerimiz zamanla hiç olmuş. Hayvanlarımız yerlilerce talan edilmiş. Zamanında bin – iki bin çadır olan obamız 50 çadıra düşmüş. Selam verirken çekinenler bizi adam yerine koymaz olmuş.

Ah ah bir kışlağımız olsaydı. Şimdi ilk umudumuz Hıdırdadır. Bakarsınız yerleşik zenginlerden biri bizim kızlardan birine tutulup bir parça yer verir bize. Zamanında kız verip yer alan yörükler çoktur. Kızlar pek bu işin hayrını görmemiştir ya. Yörükler yer edinmiştir yine de.

Başka bir umudumuz da demircilerin piri altın sarısı börklü, cepkenden bozma yelekli, siyah şalvarlı uzun işlemeli çoraplı Haydar Ustadadır. Bizim demirciler şahlara, padişahlara, beylere; yüzyıllık bin yıllık kılıçlar yaparlar büyülü. Bir bey çıkar da bu büyülü kılıçlara bir kışlak verir belki.

Yitip gittik işte böyle. Bölüne bölüne. Hep birbirimizi kırdık. Birbirimiz yedik. Biz son yörüklerde kırılıp gideceğiz bir kışlak bulamazsak. Bir kültür, gelenek, görenek yok oldu. Haydar Usta da son demircimizdir. Onunla beraber bin yıllık demirciliğimiz de yok olacak.

Neyse bu gece 5 Mayıs’ 6 Mayıs’a bağlayan gece. Pilavlar pişti. Ateş yakıldı. Şimdi sazcı dedemiz ile davulcumuz da gelir. Buyurun bir tuzlu ayranımızı için. Ama Hıdır ile İlyas’ın buluştuğu ana tanık olursanız bizim için Çukurova’dan bir kışlak dileyin olur mu?

https://www.youtube.com/watch?v=IGIH3DHfqp4

Herkese keyifli okumalar dilerim.
283 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Yaşar Kemal bu kitabında yıllarca yerleşik düzene geçmek için ne çabalar,ne eziyetler çeken Türkmen yörüklerinden ve Hıdrellez şenliklerinden bahsetmiş. Kitabı içim burularak okudum insanların eski çağlarda yaşadığı eziyet ve adaletsizlik malesef günümüzde kaldığı yerden devam etmekte. Binboğalar efsanesi adı gibi efsane niteliğindeydi.
304 syf.
·3 günde·Beğendi
Her şeyini yitirmiş ama onurunu yitirmemiş Karaçullu Obası..
Bu kitap yaşamak kavgasını anlatır, topraksız, malsız, parasız yaşamanın mücadelesidir. Toprakları, paraları yoktur ama kilimleri, ağıtları, türküleri vardır. Onlar sadece insandır, insanı aşağılamayan, ağaca, çiçeğe saygı duyan insanlardır. Önceden toprağa yerleşmemek için savaşan göçebe Yörük Obası bu seferde yerleşecek tek bir toprak parçası bile bulamazlar. Her şeylerini yitirirler, canlarını, hayvanlarını, yiyeceklerini, altınlarını onlara kalan tek şey ve en değerli şey onularıdır. Ağalar, bezirganlar, büyük adamlar güce ve paraya taparlar çünkü.. Bu kitabı okuduktan sonra mutlaka bu türküyü dinleyin, o zaman çok daha anlamlı olacaktır.

https://youtu.be/Ffa2CONoW5Q
283 syf.
·17 günde·8/10 puan
“Benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İnsanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.
"Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
"Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar."
Diyor büyük usta, son nasihatlerinde… Ne zaman Yaşar Kemal romanı okusam betimlemelere hayran kalırım, ezilen insanları gözümde canlandırır, konuşma şivelerindeki üslubu sanki duyuyormuşum gibi hissederim. Anadolu’nun saf-temiz- insanını sıradan bir konuyla harmanlayarak ortaya yürek burkan hayatlar, ağıtlar çıkarır Yaşar Kemal. O, yok olan, yitirilip giden, yok edilen kültürleri anlatmıştır, Anadolu uygarlıklarının, halkların yaşamları şiirsel bir tarz ve vicdani bir hüzüne dönüştürür, konu olur onun romanlarına. Binboğalar Efsanesi de böyle bir hüznü, ayrılığı ve zorluğu anlatıyor, “hüzün” neredeyse bütün romanlarının temasıdır.

Toros eteklerinde Türkmen göçeberin yerleşik düzene geçmeleriyle ortaya çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları özlemi konu alır Binboğalar Efsanesi.
Osmanlı İmparatorluğu binlerce yıldır konar göçer yaşayan Yörükleri yerleşik hayata geçirmek için çeşitli baskılar uygulamıştır. Yörük topluluklarının, yüzyılları kapsayan doğayla kurmuş olduğu etkileşimin bir anda kendi doğasının dışındaki güçler tarafından belirlenmeye çalışılması acı dolu olayların yaşanmasına neden olur. Ve bunun sonucu olarak 20.yy gelindiğinde geriye sadece birkaç yörük obası göçer olarak kalmıştır. Yörükler, yayladan düze inmişler, konmak için bir düzlük aramaktadırlar. Nereye gitseler insanlar tarafından hakir görülmüşler, saldırıya uğramışlardır.
Bütün bu olayların çevresinde Horasanlı Demirci Haydar Usta’nın çareler araması, torunu Kerem ve Yörük güzeli Ceren’in başından geçenler anlatılır.
Haydar Usta bir ayrılığın ve yakıcı özlemin duygusunu kitap boyunca okuyucuda hissettirir.
Aladağ Yörüğünün ölümü, varolduğu topraklardan ayrılmaya zorlanmasıdır. Hep bir sürgün göçü ve yer edinme telaşı mezarlarına dek yansır: “Yörüklerin mezarları vardır da mezarlıkları yoktur. Yolda belde, kim nerede ölürse, öldüğü yere gömüverirler…”
Yörüklerin Çukurova’daki mücadelesi yıllarca sürer. Yerleşmek için mücadele verenlere, sürülenlere, kurulu devletin bakış açısı Yörükler için kavga, ölüm, mal kaybı olur, yörükler gün geçtikçe zulüm sivrildikçe çadırlarını kuracak bir toprağın yakıcı özlemini taşır dururlar. Yurtları olmayan Obanın hüzünlü türküsü gibi destansı anlatısıyla…
Binboğalar Efsanesi bir Yörük efsanesidir. Efsaneye göre sevenlerin kavuşmasına izin vermeyenlere öfkelenen Toros dağlarının bin tane boğaya dönüşüp Çukurova’nın üzerine yürümesidir. Konacak bir yer hayali ve istekleri, insanların çeşitli efsanelere yönelmesini sağlamış; yıldızların birleşmesi anında söyenilen bir dileğin kabul olunduğuna inanılmıştır. Yaşar Kemal’in çeşitli efsaneleri usta diliyle anlatısı gerçekten saygıya değer.
Binboğalar Efsanesi’ni bitirirken, Üç Anadolu Efsanesini, son olarak da İnce Memed serisini okuyup noktalayacağım.
283 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Yaşar Kemal’e böyle bir usta yazara yorum yapmak benim haddim değil, tek kelimeyle muhteşemdi. Yaşanan olaylar o çaresizlik, o sevinç, o hüzün, o hayal kırıklığı başka türlü anlatılamazdı. Keyifle okudum bir kere daha hayran oldum. Okumadan ölmeyin denilebilecek eserlerden, kesinlikle tavsiyedir.
Her şey olurdu da bu olmazdı. Obada kızlar, yalnız sevdaya gönüle giderdi. Bir can için, para pul için kızlara, onların gönüllerine karışılmazdı. İnsan soyu bu kadar yozlaşamaz, aşağılaşamaz, küçülemezdi.
"Çok işler geçti başımızdan. Kadınlara, çocuklara dokunmadık. Sevdalara, gönüllere dokunmadık. İncitmedik anaları. Budur bizim töremiz."
"Ağacı, kuşu, akar suyu, börtü böceği, yerdeki karıncayı, en alçak insanı kutsayan, yücelten, güzelleştiren insan güzelleşir, öyle değil mi?"
"Umutsuz olmayın, umutsuzluk kötüdür, beladır. Umutsuzluk diri, canlı, soluk alan insana yakışmaz. Umutsuzluk ancak ölülere mahsustur."
Genç Ali Dede gelmişti, üç kere Hızır’la karşılaşmış, yürü git ya yoluna Hızır, benim senden dileğim yok, ben insanım, kendi dileğimi kendim yerine getiririm, demiş. Kavalcılar gelmişlerdi. Sultan Pirler davulcusu, Davulcular Ocağı piri Abdal Bayram gelmişti.
"Neden aşağılıyorlar insanlar böyle biribirlerini? Neden, neden, neden? Biribirlerini aşağılamaya can atıyorlar, deli divane oluyorlar."
Obada kızlar, yalnız sevdaya gönüle giderdi. Bir can için, para pul için kızlara, onların gönüllerine karışılmazdı. İnsan soyu bu kadar yozlaşamaz, aşağılaşamaz, küçülemezdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Binboğalar Efsanesi
Baskı tarihi:
Şubat 1996
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Yüzyıllarca yerleşik düzene geçmemek için direnen Türkmenler'in romanı Binboğalar Efsanesi Hıdrellez şenliklerinde, göçerlerin kış için sığınacak topraklar bulma dilekleriyle başlar. Ancak, kış onlar için bir yok oluş öyküsüne dönüşecektir. Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıt.
"Yaşar Kemal bir kültürün nasıl yittiğini Binboğalar Efsanesi ile sarsıcı bir biçimde betimledi." - Allan Sandström, Wasterbottes Kurriren, (İsveç) "Yaşar Kemal'in yazdıkları, bu evrenin çöküşünü, ondokuzuncu yüzyılda başlatılan ve yirminci yüzyılda ansızın piyasa ekonomisine geçilmesiyle sonuçları şaşırtıcı boyuta ulaşan zorunlu yerleşik yaşamın getirdiği tarihsel çöküşü anlatır." - Jean-Pierre Deleage, (Fransa) ''Yaşar Kemal'in görkemli, şiirsel, aynı zamanda modern anlatım tarzı sonsuz sürükleyici...O, kazancakis ve Neruda gibi klasik 'büyük tarz'ı yüceltti.''- Majbritt Sjödin -Hans Artberg, Folket, (İsveç)''Zengin bir geleneğin hüzünlü, yavaş masalı..''- Daily Telegraph, (İngiltere)''İnsanı canlandıracak basitlikte, güzel, ahlaki bir öykü..''-Birmingham Post, (İngiltere)

Kitabı okuyanlar 2.520 okur

  • betül turan
  • Gökhan A.
  • Rıdvan Alkan
  • G.P
  • seher yılmaz
  • Sevdanur ÇAVDAR
  • İlke eskicioğlu
  • Selda
  • İbrahim ÖZTÜRK
  • Esra A. Y.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.5 (4)
8
%0.3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları