Çakıcı'nın İlk KurşunuSabahattin Ali

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.006
Gösterim
Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Şubat 2002
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."rnŞiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!
Bir yazarın ardından derleme usulüyle temerküz etmiş bir eser. Sandıkta unutulanlar, zamanında müellifinin basılmaya uygun bulmayıp ayıkladıkları, yarım bıraktığı taslakları hatta yazmayı düşündüğü listeler, desenleri ve birtakım köşeyazılarından mürekkep. Haliyle tek bir türün eseri değil. İçinde kısa-uzun öyküler de var, şiir, opera çalışması ve denemeler de. Tatmin edici mi dersek cevabım kendi adıma kısmen olacaktır. İyi öykülerini gördüğümüz Sabahattin Ali’nin sırf okurları bunları da bilsin hevesiyle sunulmuş kimi zayıf kimi taslak halindeki oldukça eksik öyküleri ister istemez bir hayal kırıklığı meydana getiriyor.

Tam burada bir soru akla düşüyor: Acaba yazarının hayattayken yayımlamaktan imtina ettiği, bastığı kitabına almadığı bir çalışmasını (iyi niyet veya kötü niyetle), yazarı vefat ettikten sonra basmak ne kadar doğru? (Bu konuda en bilindik örnek ve sürekli tartışılan Kafka-Max Brod olayına girmiyorum hiç. Zira oradaki durum biraz daha farklı) Bir yetkinliğe erişilecekse genelde bu ısrar etmekle, üzerine çalışmakla, tekrar tekrar denemekle olur. Yani klasik söylemle ısrarla antrenman yapmakla olur. Ben yazarlığı da benzer biçimde değerlendiriyorum. Okuduğum röportajlarda da yazarlardan buna benzer telkinler görüyorum. Sürekli çok okuyun, çok yazın, gayret edin ve denemekten vazgeçmeyin benzeri tavsiyeler. Misal, Sabahattin Ali de öykücülüğünde ilerlemek adına bu tarz çalışma ve deneme yapmamış mıdır? Bu çalışmalar esnasında zayıf düşen öykü çalışmaları olmamış mıdır? Belki farklı emeller ve planlarla başlayıp da kurgunun farklı yere gittiği (ki bu çokça da olur), öykünün istediği biçimde gelişim gösteremediği olmamış mıdır? İşte bu tarz çalışmalar çoğunlukla okurlarının karşısına yazar tarafından çıkarılmamış olabilir (ki bu çok haklı bir yaklaşım). En azından bir derleme yapılacaksa yazarının, hayattayken tercihini bu yönde kullandığı çalışmaları için, yazarına saygı hassasiyetiyle, onun hatırasıyla geride bırakılamaz mıydı? Benim cevabım bırakılmalıydı. Varsın iki tane taslak ve bir zayıf öykü eksik okuyalım ama öykücülüğü bir yere gelmiş Sabahattin Ali’yi biz öyle hatırlamaya devam edelim. Geride kalan dört öykü kitabını ilgiyle okumuş bir okur olarak bu eserdeki öykülerin oldukça zayıf olduğunu görmek sükût-u hayaldi. Öyküleri tek tek değerlendirmek istemiyorum. Zaten kitabı okuyacak olanlar önsöz adı altındaki fecaatle bütün eserin içeriğinin paragraflar halinde ortaya döküldüğünü görecekler. Halbuki bunun yerine o yazının adı sonsöz ya da ne bileyim değerlendirme olarak sona alınsa, kitabın içeriğine vakıf olmuş, kitapla halleşmiş okura, tam da ihtiyacı olduğu hemen ertesi yapılan bir dost sohbeti gibi “burada hani bu anlatılmıştı ya o tarihte böyleydi sonra şöyle bir infial yarattı vs.” sunulsaydı çok daha amaca hizmet eden bir iş ortaya konmuş olurdu. Okuyacak olanlara tavsiyem siz bu önsözü, kitap sonunda okuyun, ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaksınız. Maalesef bu ülkemizde genelde yabancı klasiklerde de çokça yapılan bir hata. Yıllar geçse de unutmuyorum, Dorian Grey’ in başındaki önsözü okuyunca geçirdiğim şoku.

Öykülerden Çakıcı’nın İlk Kurşunu’ na değinmek istiyorum. Öyküler içerisinde en yetkin çalışmaydı ve kitabın da tek uzun öyküsü aynı zamanda. Öykü bir destan şeklinde yazılmış. Destanlarda da klasik olan şey; duygulara hitap ederek, karakterlerin uçlarda verilmiş olmasıdır. Yani iyi çok iyiyken kötü bayağa kötüdür. Her masalda olduğu gibi kız bayağa bir güzeldir (ki bu biz erkeklerin ileriki yaşamları ve algılayışları için ciddi handikap ve bilinçaltı tahribatı anlamı da taşıyor). Hainlik ve alçaklık hep başa gelendir. Bu efe öyküsü de tipik bir destan biçiminde ele alınmış. Önsöz! de de dile getirildiği üzere benim daha evvel duymadığım ancak edebiyatımızda çokça su götürmüş Çakırcalı / Çakıcı hadisesi Sabahattin Ali’ nin kendi üslubu ve politik görüşü çerçevesinde ele alınmış. Edebi açıdan daha evvel de dile getirdiğim gibi kitap içerisindeki en yetkin öykü. Tasvirleri ve anlatımıyla yaklaşık kırk sayfa da sürse bir solukta o lezzeti alarak okuyorsunuz. Ancak itirazım bu karakter ötelemesinde Abdülhamit Han’ a haksızlık yapılmış olmasına. Her ne kadar yazarın takdiri bu yönde olmuş desek de öykünün benim nezdimdeki anlamını zedeleyen bir detaydı.

Şiirler kısmında içinde halk şiiri ve koşma tadı olan güzel örnekler vardı. Geneline hâkim bir “kurbağalı şiir” temasının olması ilginçti. Kitabın sonunda verilen desenlerde de bu şiirleri tasvirleyen kurbağaları görünce “acaba Sabahattin Ali, kendisiyle kurbağa arasında bir analoji mi kurmuştu?” sorusu geldi aklıma.

Gelelim kitaptaki en sevdiğim, tatmin edici bölüme. Yazılar bölümü olmasaydı kitabın kapağını beklediğini bulamamış bir okur olarak kapatacaktım ki, bu okuma heyecanı ve motivasyonu için berbat bir şeydir. Neyse ki Yazılar bölümü çok iyi geldi. Kadınlarla alakalı söyleşiler manifesto gibiydi, oldukça dikkate değer noktaların altı çizilmiş ve reçetesi çıkarılmıştı. Emperyalizim ve Milliyetçilik üzerine yapılan dörder maddelik tanım işte budur dedirtti. Gayet kısa ve öz. Vatan kurtarmak üzerine de oldukça anlamlı bir yazı vardı. Yazılardaki yaklaşım “yanlış bilinen doğru diye sunulanlar” ın verilip daha sonra teorik çıkış yollarının verilmesiydi ki yazıları oldukça makul kılan da buydu. Elbette ki her görüşüne katılmam ancak belli bir üsturuba oturmuş temelli bir üslup ve mantıki izahat düşünsel olarak güzel bir uğraş anlamına geliyor.
Kitap Sabahattin Ali'nin sandığından çıkan yayınlanmamış eserlerinden oluşuyor. Hikaye, şiir ve makaleler var ortaya karışık yani.
Benim kitabı alma nedenim içinde ki adını da aldığı Çakıcı'nın İlk Kurşunu hikayesi. Fakat kitap beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Kitap Çakırcalı Mehmet Efe'ye övgüden ziyade, 2. Abdülhamit'e yergi olarak yazılmış. İsmini de Abdülhamit'e İlk Kurşun koysalarmış bari. Yaşar Kemalin Çarkırcalı Efe kitabı daha objektif.
Çakırcalıyı yanlışlarıyla doğrularıyla severim çünkü halkın yanında yer almış, bölge halkına çok faydası dokunmuştur. Bana göre eşkiya değildir. Fakat Sabahattin Ali'ye göre Abdülhamit'in işi gücü yok, sanki içerde İttihatçılarla diğer şehzadelerle uğraşması, Osmanlı'nın borçlarını ödemek karşılığı Filistin'i isteyen Yahudilerle mücadelesi, Osmanlıyı hasta adam ilan eden Rus'larla savaşları, yıkılacak duruma gelen Osmanlı'yı ayakta tutmak için denge siyasetleriyle uğraşması yok, tek derdi Çakırcalı Efe. Abdülhamid'in siyasetini, yaptıklarını tartışabiliriz ama Sabahattin Ali'nin halkına zulmediyor ithamları çok ağır ve yanlış. Çakırcalı ile karşı taraftalardı, çakırcalı otoriteye karşı hareket ediyordu belki ama daha ziyade ağalara, efendilere, valilere karşıydı onun mücadelesi. Ayrıca Çakırcalı'nın ölüm şeklini sallamış resmen gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Yaşar Kemal'in kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Bu eserde ikisi tam, biri yarım olmak üzere üç kısa, bir uzun hikaye, 11 şiir, 1 opera ve 1940 larda gazetelerde yayımlanmış makaleleri eserin sonunda da kendi çizimleri yer alıyor.
Yazdığı makaleler ve konuları gerçekten çok iyi.
Eserde bir de Sabahattin Ali yazmayı planladığı romanların ve hikayelerin bir listesini yapmış fakat bunları yazamadan ölüyor.
Başarılı bir derleme olmuş.
Sabahattin Ali'nin gizli kalmış eserlerinin bir kitapta buluşması gerçekten heyecan verici. 3 kısa 1 uzun hikayeden oluşan kitapta ve çeşitli güzel şiirlerine ve 3 perdelik kısa Opera'dan oluşan bu eseri oldukça doyurucu buldum. Sandıktan çıkan bu güzel hikayelerden kısa olanı "Barsak" yarım bırakılmış. Uzun hikaye olan ve kitabın ismini alan Çakıcı'nın İlk Kurşunu Efeleri anlatan güzel bir hikayeydi.
1930`lu yıllar ve bir adam, kadın haklarından bahseder kadının bir mal olmadıgından özğürlügün kılık kiyafet yeme icme gezmeyle kısıtlı olmadigini. fikriyle dusuncesiyle özgürdür kadin diyen bir adam her turlu konuyu ele alır kitapta ama en cok kadinlar hakkinda verdigi konferans dikkat ceker cunku dusunun bi su zamanda dahi kadini bir obje goren zihniyetler var birde ozamani hayal edin ne kadar sahane bir adam oldugunu anlayacaksiniz sabahattin ali`nin
Israrla ısrarla tavsiye edilir..
Sabahattin Ali'yi tanımayan yoktur herhalde . Yazarın sağlığında yayımlanmıs eserleri ; daglar ve rüzgar, değirmen, ses, kuyucaklı yusuf, içimizdeki şeytan, yeni dünya, kurk mantolu madonna ve sırça köşk dur. Bu eser-i ise vefat edince defterlerinde, sandığında bulunan bazı hikayerini , anılarını ve notlarını derlenip kitap hâline gelmiş şeklidir .
Önceden belirteyim bir Sabahattin Ali aşığıyım. Üslup biçimi, betimlemeleri ve olayları bakış açısı tartışılmaz. Bu kitabından büyük bir zevk alamadım maalesef. Çakıcı hikayesi bana doyurucu gelmedi. Bu da önceden Yaşar Kemal'i Çakırcalı Efe kitabını okuduğumdan kaynaklandı. Kitabın içeriğinde S. ALİ'nin kendi çizimleri bulunuyordu. Güzel bir basım olmuş.
Fazlasyıla spoi içerir ve ben bu yorumumu maddeler halinde anlatmak istiyorum.
1-Kitap Önsöz,Hikayeler,Şiirler,Opera olarak "Kağnı",Yazmayı Planladığı Hikaye ve Romanların Listesi,Yazılar ve Sandığı Bulunan Desenler olmak üzere 7 bölümden oluşuyor.
2-Hikayeler kısmında 4 adet hikaye bulunmakta,Şiirler kısmında 11 adet şiir bulunmakta.
3-Osmanlıca yazılar,çizimler ve sandıktan çıkarılan resimler güzeldi
4-Elimde Yapı Kredi Yayınları'nın 15. baskısı bulunmakta ve güzel bir baskı olmuş.Çünkü birçok şey dikkate alınmış.
Keyifli okumalar.
Çakıcı'nın İlk Kurşunu Sabahattin Ali'nin ölümünden çok sonraları (2002 yılı) yayımlanmış bir kitap.Eşinin bir sandıkta sakladığı hikayeler,şiirler,resimler...
Kitap hikayelerle başlıyor. "O Arkadaşım" ve "Barsak"yarım kalmış. "Bir Hakikatin Hikayesi" ve kitaba adını veren "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" yazarın sağlığında tamamladığı hikayeler.
Kitapta bulunan 11 şiirden 3 tanesi isimsiz.
ayrıca yazarın "Kağnı" adlı hikayesinin opera halini de kitapta bulabilirsiniz.
Şiirlerden sonra yazarın yazmayı planladığı hikaye ve romanların listesi yer alıyor.Bu listede adı geçen hiç bir eseri yazmaya ömrü yetmemiş Sabahattin Ali'nin.Bu listenin ardından yazılar geliyor. A.Metin takma adıyla Tan gazetesinde yazdığı her biri birbirinden çarpıcı köşe yazılarından bazıları yüzünden Falih Rıfkı Atay ile mahkemelik olmuş yazar.Son iki yazısını ise kendi adıyla iki farklı gazetede yazmış. "Asıl Büyük Tehlike Bügünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır" başlıklı yazısının tarihi 5 Şubat 1948, yani ölümünden bir kaç ay önce.(2 Nisan 1948)Yazının sert üslubu dikkat çekiyor.Kitabın sonuna yazara ait çizimler eklenmiş.
Yarım kalmış hikayeler,isimsiz şiirler beni çok duygulandırdı. Okunmalı.
Yazarın bu kitabında ikisi tam, biri bitmemiş üç kısa hikâye, bir uzun hikâye, on bir şiir, bir hikâyesinin opera formunda yeniden yazımı, ileride yazmayı planladığı hikâye ve romanlarına dair kısa notlar ve bazıları 1940'larda gazetelerde yayımlanmış sosyo-politik makalelere yer verilmiş.
.
.
"O Arkadaşım" isimli hikâyenin büyük bir kısmı mektuptan oluşuyor. Sevdim aslında ama diğer hikâyelerine oranla bu biraz daha basitti.
.
.
"Barsak" isimli hikâyesinde Anadolu'ya yapılan bir otobüs yolculuğu anlatılıyor. Harika bir başlangıç yapmış ama hikâye maalesef yarım kalmış.
.
.
"Bir Hakikatın Hikâyesi" nde ise anlatıcı öğretmen ve bir öğrencisine duyduğu aşk anlatılmış.
.
.
Ve kitaba adını veren hikâye ise en uzun olanı idi. Ilk başlarda anlayamadım ama okudukça sevdim hikâyeyi.
.
.
Genel anlamda baktığım zaman güzeldi ama diğer kitapları kadar harika idi diyemem. Yazarı çok sevdiğim için severek de okuyorum eserlerini. #sabahattinali #yapıkrediyayınları
Bir hayli farkli bir kitap Cakici' nin Ilk Kursunu. Icinde oykuler, siirler, yazarin derlenmemis yazilari, yazmayi dusundugu kitaplarla ilgili almis oldugu kisa notlar, hatta kitabin sonunda Sabahattin Ali' nin sandigindan cikan desenler bile var. Bir nevi Sabahattin Ali seckisi gibi. Yazari daha iyi tanimak, yazininin arkasindaki dusunce dunyasini daha iyi anlamak isteyenler icin guzel bir eser.
Sabahattin Ali'nin bu kitabında öyküler,şiirler, gazete yazılar ve sandığında bulunan kendisi tarafından çizilen desenler var. Desenlerin resimleri kitapta mevcut.
Şiir bümunde bolca kurbağlı şiirler okuyacaksınız. Kurbaga merakı var her halde yazarın. Bu konuda malumatım yok. Bu yüzden fazla bir şey yazamayacağım.
Okuduğum eserlei ile mukayese edecek olursam bu eserinde biraz sıkıldığımı belirtmek isterim. Bu tamamen kişisel bir görüstür. Kişiden kişiye değişebilir.
Bu kitapta Sabahattin Ali'nin daha önce yayımlanmamış eserlerine de yer verilmiş.
Meraklısına iyi okumalar...
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır. Bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir.
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir. bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimaği ve fikri sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.
Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim. bu kadar efendim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Şubat 2002
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."rnŞiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!

Kitabı okuyanlar 432 okur

  • Selcan Cengiz
  • Aydın Beyhan
  • Fatma ÇAVDAR
  • Songül
  • Yener ÖZSOY
  • Duygufayga
  • Leylivefa
  • Erkan Ölmez
  • Nuri Yasin Kelesli
  • Gamz£

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%41.3
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.3
Erkek
%48.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.5 (39)
9
%15 (22)
8
%24.5 (36)
7
%18.4 (27)
6
%10.2 (15)
5
%3.4 (5)
4
%0.7 (1)
3
%1.4 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları