Çakıcı'nın İlk Kurşunu

·
Okunma
·
Beğeni
·
13500
Gösterim
Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çakıcı
Çakıcının İlk Kurşunu
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."Şiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!
148 syf.
“Benimle çok uğraşıyorlar, canıma tak dedi. Artık dayanamayacağım.”

Bu sözler sabahattin Ali’nin ölmeden önce kardeşi Fikret Şenyuva’ya söylediği son sözlerdi.
Ve eklemişti: “Anneme yirmi beş lira gönderdim. Yine göndereceğim. Bir gün gelir de gönderemezsem, beni yok bilin!..”

Ve cesedi öldürüldükten altı ay sonra bir çoban tarafından bulunur, dört ay sonra da gazetelere öldü haberi yazılır. Eşyalarına devlet tarafından haciz konulur, bir polis memuru eşyalarını köylülere satar ve daha nice iğrenç şey... Yıllarca eserlerine yasak konulan, yazıları yüzünden durmadan hapiste yatan Ali şimdi MEB’in 100 Temel Eser listesinde yer alıyor. Garip bir ülkeyiz.

Sabahattin Ali özgürlüğüne kavuşacağını düşündüğü yola çıkarken okumak için yanına aldığı bir kaç kitap, bir kaç parça kıyafet, umudu, kafasında ise geride bıraktığı can’ı Aliye’si, ruhu Filiz’i ve çantasında tamamlamayı düşündüğü bir çok hikayesi vardı.
İşte bu kitabı; yıllar sonra sandığından çıkan notlardan derlenmiş bir kitap. Kızı Filiz Ali yıllar sonra sandıkta kalan belgeleri ve notları 1997’de Nükhet Esen’e götürüyor. Nükhet Esen, Zeynep Uysal, Engin Kılıç, Olcay Akyıldız bu yazıları okuyup düzenliyorlar.

Bu derleme kitapta; ikisi tam, biri bitmemiş, biri uzun olmak üzere dört hikaye, on bir şiir, Kağnı hikayesinin üç perdelik opera formunda yeniden yazımı, ileride yazmayı planladığı hikaye ve romanlarına dair kısa notlar, bazıları 1940'larda gazetelerde yayımlanmış sosyo-politik makaleleri ve çizdiği desenler yer alıyor.
Yazmayı planladığı liste şu şekilde: #33900716
Tabi bu listenin dışında Kuyucaklı Yusuf’un üçlemesi de bulunuyor.
Sabahattin Ali, ‘Kuyucaklı Yusuf’u üç cilt olarak tasarlamış. Şehrin büyüklerini öldüren Yusuf, ‘Çineli Kübra’ isimli ikinci ciltte eşkıya olacak, üçüncü ciltte ise Yörüklerin arasına katılacaktır. Bu yönüyle ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İnce Memed’ gibi eşkıya romanlarının öncüsü sayılabilir.


Edebi dili pek iyi olmayan, bölük pörçük, daha üzerinde çalışılması gereken, belki çoğu kullanılmayacak yazılardan oluşan derlenmiş bir kitap. Yani Kafka vakası diyebiliriz. Bunun bilincinde olmadan okuyan kimseler Ali hakkında negatif düşüncelere girebilir. Eğer bu yazıların daha taslak aşamasında olduğu bilinip bu bilinçte okunursa hiçbir sıkıntı teşkil etmez çünkü onun yazdığı her satır bizim için çok kıymetli. Ama Ali bunu ister miydi ? Hiç zannetmiyorum. İlk öykü kitabı olan Değirmen’i bile kendi isteğiyle çıkarmasına rağmen eleştiren, Dağlar Ve Rüzgar adlı derleme şiir kitabındaki notlarda, şiirlerini gönderdiği çoğu dostuna şiirleriyle ilgili bol bol eleştiri yazan bir yazar bunların gün yüzünüze çıkmasını istemezdi bence.

“Bir Hakikatin Hikayesi” adlı öyküsü gerçekte başından geçen bir olay olduğu için yayınlanmadığı düşünülüyor.
En uzun olan hikayesi Çakıcı’nın İlk Kurşunu. Bu hikayede Aydın’da yaşayan eşkiya Çakırcalı Mehmet Efe’yi anlatır. Hoş eşkiya demek pek doğru bir tabir olmuyor. Otoriteye karşı savaşmış, halktan yana olan biri Çakırcalı.
Ali bu hikayeyi yayınlar mıydı yayınlarsa cezaevinde ne kadar süre yatardı bu da bilinmez. Çünkü pek çok yerde II. Abdülhamit’i sert bir dille eleştiriyor. Pek çok kişi Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe kitabıyla kıyaslıyor. Bu tamamiyle yanlış bir yaklaşımdır daha taslak olan bir yazı, bir birikim eseriyle kıyaslanmamalıdır bence.

Yine de kitaba umutsuz bir şekilde devam edenleri, kitabın son kısmı fazlasıyla tatmin edecektir.
Gazetelere yazdığı köşe yazıları ya da yaptığı konferanslardaki konuşmaları yer alıyor bu kısımda. Bu konuşmalar ders niteliğinde.

17.01.1932 yılında Konya Halkevi'nde verilen konferanstaki konuşmalarını; “Kadınlar Üzerine Bir Konferans” adıyla yazmış, kız çocuklarının eğitimi, onların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, kadın ve erkeğin toplumun her alanında eşit olması gibi konularda çok müthiş noktalara değinmiştir. Şu alıntı yazının sadece kısa bir parçası:
#33861364

Bu yazıları:
Türkiye Hapishaneleri
Emperyalistin Tarifi
Bu Memleketi Kurtarmak İçin
Milliyetçinin Tarifi
Hürriyet Meselesi
Milliyetçi Gençlik
Asıl Büyük Tehlike Bugünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır
Şeklinde devam ediyor. Sırf bu yazılar için bile alınıp okunmalıdır bu kitap.


Yıllar geçmesine rağmen halen ne asıl katilleri bulundu ne de bir mezarı mevcut Sabahattin Ali’nin. Kemikleri inceleme yapılacak bahanesiyle ordan oraya savrulurken ne hikmetse kayboluveriyor.
Sanki kaderini bilip bu dizeleri bırakmış bize:

“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır!”

Canına kurban...
148 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Çakıcının İlk Kurşunu Sabahattin Ali’nin sandığından çıkan şiirler makaleler çizimlerden ve birkaç öyküden oluşan bir kitap.4 bölümden oluşur,eser sayesinde dönemin siyasi sosyal ekonomik durumunu görmüş oluyoruz eserin en beğendiğim yeri “Kadınlar Üzerine Konferans” kesinlikle okumaya değer bir eser.
148 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Sabahattin Ali’den kalan içi evrak dolu bir sandıktaki hazineden derlenen bu kitap; dört hikaye, on bir şiir ve bazıları yayımlanmış makalelerden oluşmakta.

Kitabın önsözünde okuduğum üzere, Sabahattin Ali’nin kendisinin yayımlamadığı ya da kitaplarına almadığı çalışmaları, bugün gün yüzüne çıkarmanın yazara haksızlık olduğu konusunda tereddüt edilmiş. Ben bu tereddüde hak vermekle birlikte, bencil bir şekilde bu eserlere erişebilmekten pek memnun oldum.

Kitap birbiri ardına dört hikayeden, şiirlerden ve makalelerden oluşmakta demiştik. Beni en çok etkileyen, “O arkadaşım” adlı hikaye oldu. Sabahattin Ali büyük bölümü mektuptan oluşan bu hikayeyi, kuvvetle muhtemel zayıf bulduğu için, hikayelerini topladığı kitaba almamış. Yalnız öyle bir mektup ki, bir an için gözlerinizi kapatıp kendinize yazıldığını düşününce, keyiften eriyorsunuz. Hayatta pek az sefer şahsıma yazılan bir mektubu okuma lütfuna erişebildiğim için, belki de teknik olarak zayıf bulacağınız bu hikaye benim gönlümü fethetti. Buraya mektuptan birkaç cümle eklemek istiyorum:

“İnsanlardan takarrüp ettiğim, insanların suratına tükürdüğüm zamanlarda, onların fevkine çıkan sana o kadar muhtacım ki!... Birbirine bu kadar yakın kimselerin buluşması enderdir. Biz tesadüfün bu lütfunu tekmelemeyecek kadar zeka gösterelim... Ne dersin?”

Bitirmeden önce bir de “Kadınlar Üzerine Bir Konferans” isimli metinden söz etmek istiyorum. Bu metin Konya Halkevi’nde verdiği bir konferanstan alınmış. Kadınlara duyduğu saygıya, verdiği öğütlere, ben hayran oldum. Bugün bile o düşünce yapısına ulaşmayı bırakın, yanından geçemeyen, pis bir zihniyetin bulunduğu bir toplumda yaşıyoruz. Yine bu metinden de çok beğendiğim birkaç cümleyi ekliyorum:

“Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.”

Umarım verdiğim bilgiler, haddini aşıp kitabın tadını kaçırmama sebep olmamıştır. Ben kitabı pek beğendim. Bir kişinin dahi okumasına bu inceleme ile vesile olabilirsem çok mutlu olacağım. Sevgiler.
148 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bir yazarın ardından derleme usulüyle temerküz etmiş bir eser. Sandıkta unutulanlar, zamanında müellifinin basılmaya uygun bulmayıp ayıkladıkları, yarım bıraktığı taslakları hatta yazmayı düşündüğü listeler, desenleri ve birtakım köşeyazılarından mürekkep. Haliyle tek bir türün eseri değil. İçinde kısa-uzun öyküler de var, şiir, opera çalışması ve denemeler de. Tatmin edici mi dersek cevabım kendi adıma kısmen olacaktır. İyi öykülerini gördüğümüz Sabahattin Ali’nin sırf okurları bunları da bilsin hevesiyle sunulmuş kimi zayıf kimi taslak halindeki oldukça eksik öyküleri ister istemez bir hayal kırıklığı meydana getiriyor.

Tam burada bir soru akla düşüyor: Acaba yazarının hayattayken yayımlamaktan imtina ettiği, bastığı kitabına almadığı bir çalışmasını (iyi niyet veya kötü niyetle), yazarı vefat ettikten sonra basmak ne kadar doğru? (Bu konuda en bilindik örnek ve sürekli tartışılan Kafka-Max Brod olayına girmiyorum hiç. Zira oradaki durum biraz daha farklı) Bir yetkinliğe erişilecekse genelde bu ısrar etmekle, üzerine çalışmakla, tekrar tekrar denemekle olur. Yani klasik söylemle ısrarla antrenman yapmakla olur. Ben yazarlığı da benzer biçimde değerlendiriyorum. Okuduğum röportajlarda da yazarlardan buna benzer telkinler görüyorum. Sürekli çok okuyun, çok yazın, gayret edin ve denemekten vazgeçmeyin benzeri tavsiyeler. Misal, Sabahattin Ali de öykücülüğünde ilerlemek adına bu tarz çalışma ve deneme yapmamış mıdır? Bu çalışmalar esnasında zayıf düşen öykü çalışmaları olmamış mıdır? Belki farklı emeller ve planlarla başlayıp da kurgunun farklı yere gittiği (ki bu çokça da olur), öykünün istediği biçimde gelişim gösteremediği olmamış mıdır? İşte bu tarz çalışmalar çoğunlukla okurlarının karşısına yazar tarafından çıkarılmamış olabilir (ki bu çok haklı bir yaklaşım). En azından bir derleme yapılacaksa yazarının, hayattayken tercihini bu yönde kullandığı çalışmaları için, yazarına saygı hassasiyetiyle, onun hatırasıyla geride bırakılamaz mıydı? Benim cevabım bırakılmalıydı. Varsın iki tane taslak ve bir zayıf öykü eksik okuyalım ama öykücülüğü bir yere gelmiş Sabahattin Ali’yi biz öyle hatırlamaya devam edelim. Geride kalan dört öykü kitabını ilgiyle okumuş bir okur olarak bu eserdeki öykülerin oldukça zayıf olduğunu görmek sükût-u hayaldi. Öyküleri tek tek değerlendirmek istemiyorum. Zaten kitabı okuyacak olanlar önsöz adı altındaki fecaatle bütün eserin içeriğinin paragraflar halinde ortaya döküldüğünü görecekler. Halbuki bunun yerine o yazının adı sonsöz ya da ne bileyim değerlendirme olarak sona alınsa, kitabın içeriğine vakıf olmuş, kitapla halleşmiş okura, tam da ihtiyacı olduğu hemen ertesi yapılan bir dost sohbeti gibi “burada hani bu anlatılmıştı ya o tarihte böyleydi sonra şöyle bir infial yarattı vs.” sunulsaydı çok daha amaca hizmet eden bir iş ortaya konmuş olurdu. Okuyacak olanlara tavsiyem siz bu önsözü, kitap sonunda okuyun, ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaksınız. Maalesef bu ülkemizde genelde yabancı klasiklerde de çokça yapılan bir hata. Yıllar geçse de unutmuyorum, Dorian Grey’ in başındaki önsözü okuyunca geçirdiğim şoku.

Öykülerden Çakıcı’nın İlk Kurşunu’ na değinmek istiyorum. Öyküler içerisinde en yetkin çalışmaydı ve kitabın da tek uzun öyküsü aynı zamanda. Öykü bir destan şeklinde yazılmış. Destanlarda da klasik olan şey; duygulara hitap ederek, karakterlerin uçlarda verilmiş olmasıdır. Yani iyi çok iyiyken kötü bayağa kötüdür. Her masalda olduğu gibi kız bayağa bir güzeldir (ki bu biz erkeklerin ileriki yaşamları ve algılayışları için ciddi handikap ve bilinçaltı tahribatı anlamı da taşıyor). Hainlik ve alçaklık hep başa gelendir. Bu efe öyküsü de tipik bir destan biçiminde ele alınmış. Önsöz! de de dile getirildiği üzere benim daha evvel duymadığım ancak edebiyatımızda çokça su götürmüş Çakırcalı / Çakıcı hadisesi Sabahattin Ali’ nin kendi üslubu ve politik görüşü çerçevesinde ele alınmış. Edebi açıdan daha evvel de dile getirdiğim gibi kitap içerisindeki en yetkin öykü. Tasvirleri ve anlatımıyla yaklaşık kırk sayfa da sürse bir solukta o lezzeti alarak okuyorsunuz. Ancak itirazım bu karakter ötelemesinde Abdülhamit Han’ a haksızlık yapılmış olmasına. Her ne kadar yazarın takdiri bu yönde olmuş desek de öykünün benim nezdimdeki anlamını zedeleyen bir detaydı.

Şiirler kısmında içinde halk şiiri ve koşma tadı olan güzel örnekler vardı. Geneline hâkim bir “kurbağalı şiir” temasının olması ilginçti. Kitabın sonunda verilen desenlerde de bu şiirleri tasvirleyen kurbağaları görünce “acaba Sabahattin Ali, kendisiyle kurbağa arasında bir analoji mi kurmuştu?” sorusu geldi aklıma.

Gelelim kitaptaki en sevdiğim, tatmin edici bölüme. Yazılar bölümü olmasaydı kitabın kapağını beklediğini bulamamış bir okur olarak kapatacaktım ki, bu okuma heyecanı ve motivasyonu için berbat bir şeydir. Neyse ki Yazılar bölümü çok iyi geldi. Kadınlarla alakalı söyleşiler manifesto gibiydi, oldukça dikkate değer noktaların altı çizilmiş ve reçetesi çıkarılmıştı. Emperyalizim ve Milliyetçilik üzerine yapılan dörder maddelik tanım işte budur dedirtti. Gayet kısa ve öz. Vatan kurtarmak üzerine de oldukça anlamlı bir yazı vardı. Yazılardaki yaklaşım “yanlış bilinen doğru diye sunulanlar” ın verilip daha sonra teorik çıkış yollarının verilmesiydi ki yazıları oldukça makul kılan da buydu. Elbette ki her görüşüne katılmam ancak belli bir üsturuba oturmuş temelli bir üslup ve mantıki izahat düşünsel olarak güzel bir uğraş anlamına geliyor.
148 syf.
·7 günde
Mutlaka okunması gereken bir eser. İçerik olarak hikâye, şiir, konferans, opera ve Yazıların mevcut olduğu kitapta aslında yok yok denilecek türden bir baş yapıt desem daha bi doğru olur. Özellikler Yazılar bölümünde bulunan " Bu memleketi kurtarmak için "
ve " Milliyetçi gençlik " beni çok etkiledi okuduktan sonra başkalarına da tavsiye edeceğiniz bir eser. Şimdiden keyifli okumalar.
148 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Dört hikaye, biri tamamlanamamış...
Ve nasıl gelişecekti merak ettim.

Şiirleri, çizimleri, operası ve en okunması gerekenleri olan çeşitli konferanslarından konuşmaları var.
Ve en yürek burkan bir listesi var ki, yazmayı tasarladığı hikaye ve romanlar adları ve onlara dair notları...

İyi ki o sandığın açılmasına kadar verilmiş ve iyi ki o sandık açılmış. İnsanı hüzünlendirse de yetiştiremedikleri, yetiştirdikleri bizlere uzun zaman hem tekrar tekrar okumaya ve okutmaya, düşünmeye, anlamaya yeter... O kadın konferansında söyledikleri var ki...

Eleştirdiği iktidar, eleştirdiği her şey hala günümüzden birer parça. Dediği gibi;
"asıl tehlike, bu memleketin istiklâlini de, hürriyetini de, varlığını da tehdit eden bir tek ve hakiki tehlike, bugünkü ehliyeysiz iktidarın devamıdır"
Her sözüne, her eleştirine katılıyorum sevgili Sabahattin Ali.

Bir kere de doğru söyleyeni hapse atmasalar?


Dört hikaye, biri tamamlanamamış...
Acaba bu "Barsak" hikayesinin devamı için bir yarışma mı düzenlense?
148 syf.
·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar bir Sebahattin Ali klasiği #cakicininilkkursunu adlı kitabının yorumuyla sizlerleyim.
Bu kitabı @gulayinkitapligi ve ~Kitap Koçu~ öncülüğünde çok güzel bir grupla okudum . Hepsine teşekkür ediyorum Ayrıca bu kitabı merak ettiğim için oylama da bana destek olan arkadaşlarıma ayrıca teşekkür ediyorum
Sebahattin Ali'nin betimlemelerine hayran olduğum ve kendimi geliştirmekte çok katkı sağladığından ayrı bir seviyorum eserlerini.
Litap, bir kaç hikaye, şiirler ve makalelerden oluşuyor. Beni en çok etkileyen hikaye ise, büyük bölümü mektuptan oluşan "O Arkadaşım" hikayesiydi. Muhteşem bir mektup okudum. Beni etkileyen belki de buydu.
Şiir okumayı da çok sevdiğim için ayrıca zevk aldım bu kitaptan. Sadece makeleler beni birazcık sıktı. Niye mi? Hikayeler ve o güzelim şiirlerden sonra gitmedi ya. Neyse yine de çok sevdiğim ve beğendiğim bir eserdi. Okuduğum için mutluyum ve okumanızı öneririm
Keyifli okumalar diliyorum
Kitapla kalın arkadaşlar
148 syf.
·2 günde·9/10
Sebahattin Ali'nin kizi Filiz Ali tarafindan derlenmesi istenilen, babasinin evrak cantasinda vefatindan sonra bulunan dosyalarin derlenmesinden olusan bir kitap. Sabahattin Ali her yonuyle begendigim yazarlardan biridir. Bu kitaptaki yarim kalmis oykusu, siirleri, siyasi makaleleri ve kendi cizimleri olan resimleride yine beni cok etkiledi. Sabahattin Ali severlere tavsiyemdir :) ...
148 syf.
·4 günde·10/10
Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali, güvendiği şahıs Nüket Esen’e babasına ait 70 yıldır saklanan içinde müsvedde notlar,eski yazı ile kaleme alınmış mektuplar,hikaye taslakları olan bir SANDIK veriyor..

Nüket Esen ise içinde edebiyatçı yayıncı denilebilecek uzman kişilerden oluşturduğu bir ekiple sandık içindeki Sabahattin Ali’nin zihin haritasını çıkaran belgeleri yaklaşık 4 yılda tasnif ediyorlar ve Yapı Kredi yayınlarından okuyuculara sunuyorlar.

Kitabın başında oldukça tafsilatlı bir önsöz ‘e yer verilmiş ve bendeniz önsöz okumayı kitap bittikten sonra yapan biri olarak şunu söyleyebilirim ki;okuduklarınızı zihninizde hülasa haline getirmenize oldukça destek oluyor bu sebeple Nüket Esen’e teşekkürü bir borç bilirim:)

Sabahattin Ali yi ilk kez okuma listesine alacak okurlar için diyebilirim ki, İçimizdeki Şeytan ,Bütün Öyküleri ve Markopaşa Yazıları’nı en azından okuyun sonra Çakıcının İlk Kurşunu kitabını okumanız daha makul olabilir kanımca..

Çakıcının İlk Kurşunu kitabını ben beş bölüme ayırma gereği duydum.

Birinci bölüm üç hikayeden oluşan kısım ki bunlar içinde kitaba adını veren hikaye en çarpıcı olanı..

İkinci bölüm fikirlerini çeşitli dergi gazetelerde beyan ettiği makaleleri ve verdiği konferansları..

Üçüncü bölüm; şiirleri..Kurbağalara bayağı güzelleme yapmış,vıraakkk vırakkk sesleri hâla kulağımda..

Dördüncü bölüm,yazmayı tasarladığı öykü ve romanların planını yapmkş.Benim dikkatimi çeken bir notu şu oldu; Mesih adlı bir yazı kaleme alacağını belirtmiş,ve yanına not düşmüş dini eserler okunacak diye..Diğer yazın planları da hep böyle,kendisine yazacaklarını besleyecek bir çok okuma listesi hazırlamış..Burdanda şu sonuç çıkıyor.İyi bir yazar her vasfından önce iyi bir okurdur..

Beşinci bölüm de ise, çizimleri var..Derede bildiğiniz vıraklayan kurbağaları resmetmiş bence resim yeteneği de edebi yönü kadar parlak imiş..

Sabahattin Ali’nin diğer tüm okuduğum eserlerinde olduğu gibi bu kitabı içinde de baskın konu;ezen ve ezilenler idi.

Toplumsal adaletsizlikler,fakirlik, zenginlik ,zayıf insanların zorbalara maruz kaldığı ve buna benzer insanın içini hınçla , acıma hisleri ile dolduran hikayeler..

Sabahattin Ali yaşadığı dönemde ülkesi ve mensup olduğu milletin tüm sorunları üzerine kafa patlatmış, eğitimden adalete,kadın erkek eşitliğinden hapishanelerdeki suçlu profili çıkarmaya,sosyal,ekonomik, beşeri bir çok konuda fikir beyan edip sesini alçaltmadan duyurma gayretinde olmuş ve can alıcı tesbitleri yüksek sesle dile getirmesi iktidarı elinde bulunduran çevrelerce rahatsızlıkla karşılanmış ve onun sesini kesmek için vücudunu ortadan kaldırmışlar..

Benim bu kitapla kazandığım farkındalık iki konuda oldu diyebilirim.

Zeybeklerin dünyası, görgüsü ,algısı ,kültürünü Zeybek Çakıcı hikayesinde tanıdım ve sevdim.

Meşrutiyet rejiminin dünyanın en saçma yönetim şekli olduğunu daha iyi adlandırdım.

Kitabı okurken en yoğun düşündüğüm şey; insan kendisinde ne varsa onu verir fikri oldu ve Sabahattin Ali de çok iyi bir öğretmendi.Türkiye’nin ilk Cumhuriyet yıllarına tanıklık etmiş ve aksayan yönleri güçlü dili ve kalemi ile biz okuyucularına öğretebilmiş..
Kitabı , Sabahattin Ali’nin diğer eserlerinin bir derlemesi ,minyatürü ,hatırlatıcısı, özeti gibi tanımlayabilirim.
Keyifli okumalar:)
148 syf.
·Beğendi·10/10
Sanırım alıntılardan da anlayacağınız gibi muazzam bir kitaptı. Bu kitaptan önce Sabahattin Ali denseydi Kürk Mantolu Madonna derdim başka da bir şey diyemezdim ama bu kitaptan sonra Sabahattin Ali'nin düşüncelerini öğrenmekle birlikte daha çok sevdim ve böyle bir yazarla aynı çağda yaşamış olmayı çok isterdim. Evet evet bütün bu söylediklerim bu kitaptan sonra oldu. O kadar güzel anlatılmış ki çoğu şey alıntı yapmaktan kitabı okuyamadım
Kesinlikle okumanız gereken kitapların başlarında
148 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapta her şey var. Hikaye, şiir, konferans konuşması, köşe yazısı hatta Sabahattin Ali'nin çizimlerinden oluşan birkaç resim. Hikayeler ve şiirler diğer kitaplarındaki gibi aynı lezzetiyle sunulmuş. Sonrasında, okuru Sabahattin Ali'nin bir konferans konuşması ve yazıları ile buluşturuyor kitap. Bir okur için yazarın önce sanatını görmek, sonra da birçok konudaki fikrini doğrudan kendisinden dinleme şansı elde etmek harika bir şey kanımca. Keyifli okumalar.
148 syf.
·2 günde·9/10
Sabahattin Ali'nin bir sandıkta saklı kalan daha önce hiç yayınlanmamış veya yarım kalmış çalışmalarının derlendiği bir kitap.

İçinde dört hikaye, çeşitli şiirler, "kağnı"nın opera denemesi, yazmayı planladığı hikaye ve romanlara dair 1-2 satırlık notlar, kendi kaleminden desenler ve çeşitli yazıları var.

Kitabı okuyacak olanların, Önsözü atlayıp "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" öyküsüne kadar okuduktan sonra Önsözü okumasını tavsiye ederim. Zira bu son öykü ile ilgili spoiler vermişler; açıkçası bu da can sıkıcıydı.

Şiirlerdeki ve çizimlerdeki kurbağanın aldığı merkezi rol ilginçti. Yayınlamadığını düşünürsek hem hiciv hem de mizah amaçlı yazmış olabilir diye düşünüyorum.

Kendi kaleminden çizimlerini çok beğendim.

Bu arada Çakırcalı Mehmet Efe'yi merak edenlere Yaşar Kemal'in Çakırcalı Efe kitabını öneririm. Sabahattin Ali'yi merak edenlere de Hıfzı Topuz'un Başın Öne Eğilmesin kitabını öneririm. Her iki kitabı da severek okumuştum.

Son olarak S.Ali'nin yazdığı yazıların onca yıla rağmen geçerliliğini koruması yazar için övünç kaynağı iken toplumumuz için utanç kaynağı diye düşünüyorum. Onca yıla rağmen hala bazı konularda bir arpa boyu yol almamış olmak üzüntü verici.

Keyifli okumalar dilerim...
"Yalnız merak ettiğimiz bir cihet var. Evet birçok şeyler kahrolsun, mahvolsun, yere batsın! Fakat ne yaşasın? Birçok şeyin aleyhindesiniz. Gazete yırtıyor, kitap yakıyor, profesör ve rektör dövüyorsunuz. Neyin uğrunda, neyin lehinde bağırıyor, heyecanlanıyorsunuz? Evet ikide bir 'Yaşasın Türk Milleti' diye bağırdığınız oluyor ama bu Türk Milletinin yaşaması için birazcık gayret sarfettiğinizi de göremedik..."
"Hayır! Rızkını veremediğimiz müddetçe ne çocuk, ne nüfus isteyemeyiz. Karnını doyuramadığımız, sıhhatini koruyamadığımız, tahsilini temin edemediğimiz her çocuk 'Bu memlekete yüz milyon lazım' diyenlerin gözüne, onları gaflet uykularından uyandırmak için sokulmuş birer parmaktır... "
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır. Bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çakıcı
Çakıcının İlk Kurşunu
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."Şiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!

Kitabı okuyanlar 2.681 okur

  • Ariz Yusubov
  • pınar güvenç
  • Prometheus*
  • Cavitas
  • Nuray Yılmaz
  • Ayşe Bostan
  • parvati
  • Özgün sönmez
  • Ecmel
  • Ahmet Kurt

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%41.3
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.3
Erkek
%48.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.7 (194)
9
%16.6 (130)
8
%24.6 (193)
7
%17.9 (140)
6
%7.7 (60)
5
%4.3 (34)
4
%1.8 (14)
3
%1 (8)
2
%0.3 (2)
1
%0.6 (5)

Kitabın sıralamaları