Çakıcı'nın İlk Kurşunu

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.526
Gösterim
Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Şubat 2002
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."rnŞiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!
“Benimle çok uğraşıyorlar, canıma tak dedi. Artık dayanamayacağım.”

Bu sözler sabahattin Ali’nin ölmeden önce kardeşi Fikret Şenyuva’ya söylediği son sözlerdi.
Ve eklemişti: “Anneme yirmi beş lira gönderdim. Yine göndereceğim. Bir gün gelir de gönderemezsem, beni yok bilin!..”

Ve cesedi öldürüldükten altı ay sonra bir çoban tarafından bulunur, dört ay sonra da gazetelere öldü haberi yazılır. Eşyalarına devlet tarafından haciz konulur, bir polis memuru eşyalarını köylülere satar ve daha nice iğrenç şey... Yıllarca eserlerine yasak konulan, yazıları yüzünden durmadan hapiste yatan Ali şimdi MEB’in 100 Temel Eser listesinde yer alıyor. Garip bir ülkeyiz.

Sabahattin Ali özgürlüğüne kavuşacağını düşündüğü yola çıkarken okumak için yanına aldığı bir kaç kitap, bir kaç parça kıyafet, umudu, kafasında ise geride bıraktığı can’ı Aliye’si, ruhu Filiz’i ve çantasında tamamlamayı düşündüğü bir çok hikayesi vardı.
İşte bu kitabı; yıllar sonra sandığından çıkan notlardan derlenmiş bir kitap. Kızı Filiz Ali yıllar sonra sandıkta kalan belgeleri ve notları 1997’de Nükhet Esen’e götürüyor. Nükhet Esen, Zeynep Uysal, Engin Kılıç, Olcay Akyıldız bu yazıları okuyup düzenliyorlar.

Bu derleme kitapta; ikisi tam, biri bitmemiş, biri uzun olmak üzere dört hikaye, on bir şiir, Kağnı hikayesinin üç perdelik opera formunda yeniden yazımı, ileride yazmayı planladığı hikaye ve romanlarına dair kısa notlar, bazıları 1940'larda gazetelerde yayımlanmış sosyo-politik makaleleri ve çizdiği desenler yer alıyor.
Yazmayı planladığı liste şu şekilde: #33900716
Tabi bu listenin dışında Kuyucaklı Yusuf’un üçlemesi de bulunuyor.
Sabahattin Ali, ‘Kuyucaklı Yusuf’u üç cilt olarak tasarlamış. Şehrin büyüklerini öldüren Yusuf, ‘Çineli Kübra’ isimli ikinci ciltte eşkıya olacak, üçüncü ciltte ise Yörüklerin arasına katılacaktır. Bu yönüyle ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İnce Memed’ gibi eşkıya romanlarının öncüsü sayılabilir.


Edebi dili pek iyi olmayan, bölük pörçük, daha üzerinde çalışılması gereken, belki çoğu kullanılmayacak yazılardan oluşan derlenmiş bir kitap. Yani Kafka vakası diyebiliriz. Bunun bilincinde olmadan okuyan kimseler Ali hakkında negatif düşüncelere girebilir. Eğer bu yazıların daha taslak aşamasında olduğu bilinip bu bilinçte okunursa hiçbir sıkıntı teşkil etmez çünkü onun yazdığı her satır bizim için çok kıymetli. Ama Ali bunu ister miydi ? Hiç zannetmiyorum. İlk öykü kitabı olan Değirmen’i bile kendi isteğiyle çıkarmasına rağmen eleştiren, Dağlar Ve Rüzgar adlı derleme şiir kitabındaki notlarda, şiirlerini gönderdiği çoğu dostuna şiirleriyle ilgili bol bol eleştiri yazan bir yazar bunların gün yüzünüze çıkmasını istemezdi bence.

“Bir Hakikatin Hikayesi” adlı öyküsü gerçekte başından geçen bir olay olduğu için yayınlanmadığı düşünülüyor.
En uzun olan hikayesi Çakıcı’nın İlk Kurşunu. Bu hikayede Aydın’da yaşayan eşkiya Çakırcalı Mehmet Efe’yi anlatır. Hoş eşkiya demek pek doğru bir tabir olmuyor. Otoriteye karşı savaşmış, halktan yana olan biri Çakırcalı.
Ali bu hikayeyi yayınlar mıydı yayınlarsa cezaevinde ne kadar süre yatardı bu da bilinmez. Çünkü pek çok yerde II. Abdülhamit’i sert bir dille eleştiriyor. Pek çok kişi Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe kitabıyla kıyaslıyor. Bu tamamiyle yanlış bir yaklaşımdır daha taslak olan bir yazı, bir birikim eseriyle kıyaslanmamalıdır bence.

Yine de kitaba umutsuz bir şekilde devam edenleri, kitabın son kısmı fazlasıyla tatmin edecektir.
Gazetelere yazdığı köşe yazıları ya da yaptığı konferanslardaki konuşmaları yer alıyor bu kısımda. Bu konuşmalar ders niteliğinde.

17.01.1932 yılında Konya Halkevi'nde verilen konferanstaki konuşmalarını; “Kadınlar Üzerine Bir Konferans” adıyla yazmış, kız çocuklarının eğitimi, onların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, kadın ve erkeğin toplumun her alanında eşit olması gibi konularda çok müthiş noktalara değinmiştir. Şu alıntı yazının sadece kısa bir parçası:
#33861364

Bu yazıları:
Türkiye Hapishaneleri
Emperyalistin Tarifi
Bu Memleketi Kurtarmak İçin
Milliyetçinin Tarifi
Hürriyet Meselesi
Milliyetçi Gençlik
Asıl Büyük Tehlike Bugünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır
Şeklinde devam ediyor. Sırf bu yazılar için bile alınıp okunmalıdır bu kitap.


Yıllar geçmesine rağmen halen ne asıl katilleri bulundu ne de bir mezarı mevcut Sabahattin Ali’nin. Kemikleri inceleme yapılacak bahanesiyle ordan oraya savrulurken ne hikmetse kayboluveriyor.
Sanki kaderini bilip bu dizeleri bırakmış bize:

“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır!”

Canına kurban...
Bir yazarın ardından derleme usulüyle temerküz etmiş bir eser. Sandıkta unutulanlar, zamanında müellifinin basılmaya uygun bulmayıp ayıkladıkları, yarım bıraktığı taslakları hatta yazmayı düşündüğü listeler, desenleri ve birtakım köşeyazılarından mürekkep. Haliyle tek bir türün eseri değil. İçinde kısa-uzun öyküler de var, şiir, opera çalışması ve denemeler de. Tatmin edici mi dersek cevabım kendi adıma kısmen olacaktır. İyi öykülerini gördüğümüz Sabahattin Ali’nin sırf okurları bunları da bilsin hevesiyle sunulmuş kimi zayıf kimi taslak halindeki oldukça eksik öyküleri ister istemez bir hayal kırıklığı meydana getiriyor.

Tam burada bir soru akla düşüyor: Acaba yazarının hayattayken yayımlamaktan imtina ettiği, bastığı kitabına almadığı bir çalışmasını (iyi niyet veya kötü niyetle), yazarı vefat ettikten sonra basmak ne kadar doğru? (Bu konuda en bilindik örnek ve sürekli tartışılan Kafka-Max Brod olayına girmiyorum hiç. Zira oradaki durum biraz daha farklı) Bir yetkinliğe erişilecekse genelde bu ısrar etmekle, üzerine çalışmakla, tekrar tekrar denemekle olur. Yani klasik söylemle ısrarla antrenman yapmakla olur. Ben yazarlığı da benzer biçimde değerlendiriyorum. Okuduğum röportajlarda da yazarlardan buna benzer telkinler görüyorum. Sürekli çok okuyun, çok yazın, gayret edin ve denemekten vazgeçmeyin benzeri tavsiyeler. Misal, Sabahattin Ali de öykücülüğünde ilerlemek adına bu tarz çalışma ve deneme yapmamış mıdır? Bu çalışmalar esnasında zayıf düşen öykü çalışmaları olmamış mıdır? Belki farklı emeller ve planlarla başlayıp da kurgunun farklı yere gittiği (ki bu çokça da olur), öykünün istediği biçimde gelişim gösteremediği olmamış mıdır? İşte bu tarz çalışmalar çoğunlukla okurlarının karşısına yazar tarafından çıkarılmamış olabilir (ki bu çok haklı bir yaklaşım). En azından bir derleme yapılacaksa yazarının, hayattayken tercihini bu yönde kullandığı çalışmaları için, yazarına saygı hassasiyetiyle, onun hatırasıyla geride bırakılamaz mıydı? Benim cevabım bırakılmalıydı. Varsın iki tane taslak ve bir zayıf öykü eksik okuyalım ama öykücülüğü bir yere gelmiş Sabahattin Ali’yi biz öyle hatırlamaya devam edelim. Geride kalan dört öykü kitabını ilgiyle okumuş bir okur olarak bu eserdeki öykülerin oldukça zayıf olduğunu görmek sükût-u hayaldi. Öyküleri tek tek değerlendirmek istemiyorum. Zaten kitabı okuyacak olanlar önsöz adı altındaki fecaatle bütün eserin içeriğinin paragraflar halinde ortaya döküldüğünü görecekler. Halbuki bunun yerine o yazının adı sonsöz ya da ne bileyim değerlendirme olarak sona alınsa, kitabın içeriğine vakıf olmuş, kitapla halleşmiş okura, tam da ihtiyacı olduğu hemen ertesi yapılan bir dost sohbeti gibi “burada hani bu anlatılmıştı ya o tarihte böyleydi sonra şöyle bir infial yarattı vs.” sunulsaydı çok daha amaca hizmet eden bir iş ortaya konmuş olurdu. Okuyacak olanlara tavsiyem siz bu önsözü, kitap sonunda okuyun, ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaksınız. Maalesef bu ülkemizde genelde yabancı klasiklerde de çokça yapılan bir hata. Yıllar geçse de unutmuyorum, Dorian Grey’ in başındaki önsözü okuyunca geçirdiğim şoku.

Öykülerden Çakıcı’nın İlk Kurşunu’ na değinmek istiyorum. Öyküler içerisinde en yetkin çalışmaydı ve kitabın da tek uzun öyküsü aynı zamanda. Öykü bir destan şeklinde yazılmış. Destanlarda da klasik olan şey; duygulara hitap ederek, karakterlerin uçlarda verilmiş olmasıdır. Yani iyi çok iyiyken kötü bayağa kötüdür. Her masalda olduğu gibi kız bayağa bir güzeldir (ki bu biz erkeklerin ileriki yaşamları ve algılayışları için ciddi handikap ve bilinçaltı tahribatı anlamı da taşıyor). Hainlik ve alçaklık hep başa gelendir. Bu efe öyküsü de tipik bir destan biçiminde ele alınmış. Önsöz! de de dile getirildiği üzere benim daha evvel duymadığım ancak edebiyatımızda çokça su götürmüş Çakırcalı / Çakıcı hadisesi Sabahattin Ali’ nin kendi üslubu ve politik görüşü çerçevesinde ele alınmış. Edebi açıdan daha evvel de dile getirdiğim gibi kitap içerisindeki en yetkin öykü. Tasvirleri ve anlatımıyla yaklaşık kırk sayfa da sürse bir solukta o lezzeti alarak okuyorsunuz. Ancak itirazım bu karakter ötelemesinde Abdülhamit Han’ a haksızlık yapılmış olmasına. Her ne kadar yazarın takdiri bu yönde olmuş desek de öykünün benim nezdimdeki anlamını zedeleyen bir detaydı.

Şiirler kısmında içinde halk şiiri ve koşma tadı olan güzel örnekler vardı. Geneline hâkim bir “kurbağalı şiir” temasının olması ilginçti. Kitabın sonunda verilen desenlerde de bu şiirleri tasvirleyen kurbağaları görünce “acaba Sabahattin Ali, kendisiyle kurbağa arasında bir analoji mi kurmuştu?” sorusu geldi aklıma.

Gelelim kitaptaki en sevdiğim, tatmin edici bölüme. Yazılar bölümü olmasaydı kitabın kapağını beklediğini bulamamış bir okur olarak kapatacaktım ki, bu okuma heyecanı ve motivasyonu için berbat bir şeydir. Neyse ki Yazılar bölümü çok iyi geldi. Kadınlarla alakalı söyleşiler manifesto gibiydi, oldukça dikkate değer noktaların altı çizilmiş ve reçetesi çıkarılmıştı. Emperyalizim ve Milliyetçilik üzerine yapılan dörder maddelik tanım işte budur dedirtti. Gayet kısa ve öz. Vatan kurtarmak üzerine de oldukça anlamlı bir yazı vardı. Yazılardaki yaklaşım “yanlış bilinen doğru diye sunulanlar” ın verilip daha sonra teorik çıkış yollarının verilmesiydi ki yazıları oldukça makul kılan da buydu. Elbette ki her görüşüne katılmam ancak belli bir üsturuba oturmuş temelli bir üslup ve mantıki izahat düşünsel olarak güzel bir uğraş anlamına geliyor.
Kitap Sabahattin Ali'nin sandığından çıkan yayınlanmamış eserlerinden oluşuyor. Hikaye, şiir ve makaleler var ortaya karışık yani.
Benim kitabı alma nedenim içinde ki adını da aldığı Çakıcı'nın İlk Kurşunu hikayesi. Fakat kitap beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Kitap Çakırcalı Mehmet Efe'ye övgüden ziyade, 2. Abdülhamit'e yergi olarak yazılmış. İsmini de Abdülhamit'e İlk Kurşun koysalarmış bari. Yaşar Kemalin Çarkırcalı Efe kitabı daha objektif.
Çakırcalıyı yanlışlarıyla doğrularıyla severim çünkü halkın yanında yer almış, bölge halkına çok faydası dokunmuştur. Bana göre eşkiya değildir. Fakat Sabahattin Ali'ye göre Abdülhamit'in işi gücü yok, sanki içerde İttihatçılarla diğer şehzadelerle uğraşması, Osmanlı'nın borçlarını ödemek karşılığı Filistin'i isteyen Yahudilerle mücadelesi, Osmanlıyı hasta adam ilan eden Rus'larla savaşları, yıkılacak duruma gelen Osmanlı'yı ayakta tutmak için denge siyasetleriyle uğraşması yok, tek derdi Çakırcalı Efe. Abdülhamid'in siyasetini, yaptıklarını tartışabiliriz ama Sabahattin Ali'nin halkına zulmediyor ithamları çok ağır ve yanlış. Çakırcalı ile karşı taraftalardı, çakırcalı otoriteye karşı hareket ediyordu belki ama daha ziyade ağalara, efendilere, valilere karşıydı onun mücadelesi. Ayrıca Çakırcalı'nın ölüm şeklini sallamış resmen gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Yaşar Kemal'in kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Bu eserde ikisi tam, biri yarım olmak üzere üç kısa, bir uzun hikaye, 11 şiir, 1 opera ve 1940 larda gazetelerde yayımlanmış makaleleri eserin sonunda da kendi çizimleri yer alıyor.
Yazdığı makaleler ve konuları gerçekten çok iyi.
Eserde bir de Sabahattin Ali yazmayı planladığı romanların ve hikayelerin bir listesini yapmış fakat bunları yazamadan ölüyor.
Başarılı bir derleme olmuş.
Beş hikâye, sekiz şiir, bir opera ve yazmayı planladığı hikâye ve romanların listesi, kitabın sonunda bulunan yazılar bölümünden oluşuyor. Uzun zamandır Sabahattin Ali okumamış ve özlemiştim elimde de mevcut olan kitabı Çakıcı'nın ilk kurşunu idi. Çakırcalı Mehmet Efe'nin hikâyesini Yaşar Kemal'den okumuş ve sevmiştim, açıkçası Sabahattin Ali'nin kaleminden çıkan hikâyesi tatmin etmedi. Nedense bu kitabını sevemedim keza şiirleri ve diğer öykülerini de beğenerek okumadım. Sadece kitabın sonun da bulunan Kadınlar üzerine konferans yazısını çok beğenerek okudum. Son olarakta konferanstan çok beğendiğim alıntıyı paylaşmak istiyorum.

Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim.
Sabahattin Ali'nin gizli kalmış eserlerinin bir kitapta buluşması gerçekten heyecan verici. 3 kısa 1 uzun hikayeden oluşan kitapta ve çeşitli güzel şiirlerine ve 3 perdelik kısa Opera'dan oluşan bu eseri oldukça doyurucu buldum. Sandıktan çıkan bu güzel hikayelerden kısa olanı "Barsak" yarım bırakılmış. Uzun hikaye olan ve kitabın ismini alan Çakıcı'nın İlk Kurşunu Efeleri anlatan güzel bir hikayeydi.
Merhabalar Çakıcının İlk Kurşunu Sabahattin Ali’nin sandığından çıkan şiirler makaleler çizimlerden ve birkaç öyküden oluşan bir kitap.4 bölümden oluşur,eser sayesinde dönemin siyasi sosyal ekonomik durumunu görmüş oluyoruz eserin en beğendiğim yeri “Kadınlar Üzerine Konferans” kesinlikle okumaya değer bir eser.
1930`lu yıllar ve bir adam, kadın haklarından bahseder kadının bir mal olmadıgından özğürlügün kılık kiyafet yeme icme gezmeyle kısıtlı olmadigini. fikriyle dusuncesiyle özgürdür kadin diyen bir adam her turlu konuyu ele alır kitapta ama en cok kadinlar hakkinda verdigi konferans dikkat ceker cunku dusunun bi su zamanda dahi kadini bir obje goren zihniyetler var birde ozamani hayal edin ne kadar sahane bir adam oldugunu anlayacaksiniz sabahattin ali`nin
Israrla ısrarla tavsiye edilir..
Sabahattin Ali'yi tanımayan yoktur herhalde . Yazarın sağlığında yayımlanmıs eserleri ; daglar ve rüzgar, değirmen, ses, kuyucaklı yusuf, içimizdeki şeytan, yeni dünya, kurk mantolu madonna ve sırça köşk dur. Bu eser-i ise vefat edince defterlerinde, sandığında bulunan bazı hikayerini , anılarını ve notlarını derlenip kitap hâline gelmiş şeklidir .
Önceden belirteyim bir Sabahattin Ali aşığıyım. Üslup biçimi, betimlemeleri ve olayları bakış açısı tartışılmaz. Bu kitabından büyük bir zevk alamadım maalesef. Çakıcı hikayesi bana doyurucu gelmedi. Bu da önceden Yaşar Kemal'i Çakırcalı Efe kitabını okuduğumdan kaynaklandı. Kitabın içeriğinde S. ALİ'nin kendi çizimleri bulunuyordu. Güzel bir basım olmuş.
Yazarın ardında bıraktığı bir sandığın içinden çıkan hikaye, şiir ve yazılarından oluşan bir derleme kitap. Sevdiğim bir yazarın sakladığı sırlarının ortaya çıkması, gizli dünyasına açılan bir pencereden ona bakmak gibiydi. Bazı öyküleri için keşke yayınlamasaydım diyen biri için yayınlamadığı yazılarını gün yüzüne çıkarmak ne kadar doğrudur bilemiyorum ama okuma fırsatını yakaladığım için de kendimi şanslı bulanlardanım.

Kitabın önsözünde bu kitabın ortaya çıkışına, hazırlanış sürecine ve sunulan içeriklere dair bilgiler veren detaylı ve doyurucu bir önsöz vardı. Bazen okunmadan geçilen bu kısımların kitabı okumaya geçmeden önce güzel bir hazırlık ortamı yarattığını düşünüyorum.

Kitabın ilk kısmında karşımıza hikayeler çıkıyor, en uzun hikayesi de kitabın adını aldığı Çakıcı’nın İlk Kurşunu’ydu ve ben en çok bunu sevdim, benim için daha bir doyurucuydu, diğer hikayeler kısa olduğundan mıdır ya da benden kaynaklı mı bilmiyorum ama beni etkisi altına alamadı. Bir hikayesi de tamamlanmamıştı, aslında çok malzeme çıkacak bir konusu vardı, eminim ki devamı gelseydi bol betimlemeli ve olaylı bir öykü olurdu. :)

İkinci kısım şiirlerden oluşuyordu, sol sayfasında kendi el yazısıyla yazılmış, orijinal metinlerin yer alması sağ kısımda da günümüz Türkçesiyle yer almasını çok sevdim, hatta bazı şiirlerin yanına küçük küçük çizimler yapılmış, şiirin içeriğini yansıtan minik figürler ayrı bir güzellik katmıştı. Sabahattin Ali’nin çizim yeteneğini bu kitap sayesinde keşfettim diyebilirim, kitabın sonunda birkaç resim çalışmasına da yer verilmiş.

Yazarın düşüncelerini anlamada son kısımda yer alan yazılar bölümü en güzel kısımdı. Özellikle kadına dair yaptığı konuşma gerçekten çok anlamlıydı, çok beğendim. Altı çizilesi çok satır vardı.

Kitabın bir bölümünde de yazmayı planladığı kitap isimleri ve kısaca ne üzerine olacağına dair notlar vardı, keşke yazabilseydi de benim gibi seven okurları da okuma fırsatı bulabilseydi. Bu kitap hakkında diyebileceğim, evet diğer kitaplarına oranla daha az etkileyiciydi ama yazarın yazın dünyasında bir adım daha atmış oldum.
Çakıcı'nın İlk Kurşunu Sabahattin Ali'nin ölümünden çok sonraları (2002 yılı) yayımlanmış bir kitap.Eşinin bir sandıkta sakladığı hikayeler,şiirler,resimler...
Kitap hikayelerle başlıyor. "O Arkadaşım" ve "Barsak"yarım kalmış. "Bir Hakikatin Hikayesi" ve kitaba adını veren "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" yazarın sağlığında tamamladığı hikayeler.
Kitapta bulunan 11 şiirden 3 tanesi isimsiz.
ayrıca yazarın "Kağnı" adlı hikayesinin opera halini de kitapta bulabilirsiniz.
Şiirlerden sonra yazarın yazmayı planladığı hikaye ve romanların listesi yer alıyor.Bu listede adı geçen hiç bir eseri yazmaya ömrü yetmemiş Sabahattin Ali'nin.Bu listenin ardından yazılar geliyor. A.Metin takma adıyla Tan gazetesinde yazdığı her biri birbirinden çarpıcı köşe yazılarından bazıları yüzünden Falih Rıfkı Atay ile mahkemelik olmuş yazar.Son iki yazısını ise kendi adıyla iki farklı gazetede yazmış. "Asıl Büyük Tehlike Bügünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır" başlıklı yazısının tarihi 5 Şubat 1948, yani ölümünden bir kaç ay önce.(2 Nisan 1948)Yazının sert üslubu dikkat çekiyor.Kitabın sonuna yazara ait çizimler eklenmiş.
Yarım kalmış hikayeler,isimsiz şiirler beni çok duygulandırdı. Okunmalı.
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır. Bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir.
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir. bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimaği ve fikri sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.
Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim. bu kadar efendim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çakıcı'nın İlk Kurşunu
Baskı tarihi:
Şubat 2002
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803507
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır... Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum... Zelilane severim."rnŞiir, hikaye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanı, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçekçilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikaye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!

Kitabı okuyanlar 511 okur

  • Emine
  • Furkan Demir
  • Feride Tepebaş
  • Gizem
  • erdalertan
  • Elif Uçar
  • İmran d.
  • Esra Ortakcı
  • Black Garden
  • engin bulut꧂

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%41.3
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.3
Erkek
%48.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.4 (43)
9
%16.6 (28)
8
%25.4 (43)
7
%17.2 (29)
6
%10.1 (17)
5
%3.6 (6)
4
%0.6 (1)
3
%1.2 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları