1-Çocukluğum
Beş yaşında babasını kaybeden Aleksey, annesiyle dedesinin evine yerleşir. Burada miras kavgalarına, dedesinin dayağına ve evde dayılarının geçimsizliklerine tanık olur.
".. Kaşirin'ler, kardeş, iyi ve güzel olan şeyleri sevmezler; kıskanırlar; kendileri iyi ve güzel olamadıkları için iyi ve güzel olan her şeyi yok ederler" diyerek, yazar dayılarının arasındaki geçimsizliği izah eder. (syf 46)
Gelelim dedesine.. Nasıl biri? Dedesi gençliğinde çok yoksulluk çektiği için yaşlılık günlerinde aşırı cimri ve açgözlü biri olup çıkmış. Paraya öz çocuklarından bile daha fazla değer verirmiş.
Bir de kitapta geçen pamuk ninemiz var. O da dedesinin tam aksi.. Yumuşak kalpli cana yakın, iyimser biri. Evde Aleksey, en çok onu sever. Dedesinin dayağından sonra soluğu hep ninesinin dizi dibinde alır. Ninesi onu sakinleştirir. Tanrı'nın bunları gördüğünü, ona katlanması gerektiğini söyler.
Aleksey merak eder. Nasıl oluyor da ninesinin tanrısı iyilik sever bir tanrı olurken; dedesinin tanrısı kötülük sever sadece kullarını cezalandırmak için fırsat kollayan bir tanrı oluyor? Akıl erdiremez.
Peki annemiz bu sırada ne yapıyor? Yeniden evlenmiş, eşiyle mutluluğu bulamamış, tekrar kısa bir süreliğine babasının evine geri gelmiştir.
Böylelikle, Aleksey'in ev ahalisinin arasında yaşadığı, aile içi şiddeti göz önüne alırsak, onun yaşayamadığı bir çocukluk geçirdiğini görmüş oluyoruz.
###
Biz eğitmenler deriz. "Çocuk, ana babanın özetidir," diye. Ana baba neyse çocukta odur, çünkü çocuk ana babayı taklit eder.Nitekim Aleksey babasını da annesini de erken kaybetmiş biri. Onu eli sopalı dedesi ve ılımlı, iyi kalpli ninesi büyütmüş. Ana babasının eksikliğini çocukken hep derinden hissetmiş.
Büyürken şiddet görüyor. Sonra ne olur, dersiniz? O da aynı büyüğünden gördüğü gibi