Adı:
Dava
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056677243
Orijinal adı:
Der Prozeß
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mariana Yayınları
Bu arada genç kadın bir yan sokağa sapmıştı ancak K onsuz da idare edebilirdi bu yüzden iki adamın yolu göstermesine izin verdi. Ay ışığında köprüden geçtiler uyum içinde yürüyorlardı iki adam K'nın rahat hareket etmesine imkân tanıyorlardı. K raylara doğru döndüğünde adamlar da onunla birlikte döndüler. Su ay ışığında parıldıyor ve titreşiyordu küçük bir adacığın etrafında yaprak yığınları ve ağaç parçaları birikmişti. Hemen aşağıda yaz günleri K'nın esneme hareketleri yaparak rahatladığı çakıl patika yer alıyordu. "Durmak istemiyordum." Dedi refakatçisine. K adamları yönlendirdiği için biraz utanıyordu. Adamlardan biri diğerine yanlış anlayarak durduğu için sitem etti sonra tekrar yürümeye başladılar. Bir tepeden yukarı çıkmaya başladılar etraflarında duran ve yürüyen polisler vardı kimileri yakındaydı bazıları uzakta. İçlerinden gür sakallı olan polis eli kılıcının kınında şüpheli gruba doğru yöneldi. Adamlar durdu polis tam ağzını açıyordu ki K tüm gücüyle adamları önüne çekti. Polisin onları takip edip etmediğini görmek için dikkatlice etrafına baktı köşeyi henüz yeni dönmüşlerdi. K nefes darlığına rağmen koşmaya başlayınca adamlar da onunla koşmak zorunda kaldılar.
224 syf.
·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda en sevdiğim 5 adet Franz Kafka alıntısını yorumladım :
https://youtu.be/QpqhrbK3lc8

18 Şubat 2017 tarihli incelemem :

Paranoyaklık üst seviyede! Geliyor birileri sabah hiçbir şey yokken kapınızı çalıyor. Aa yoksa siz ayakkabı aldınız da kargonuzun geldiğini falan mı sandınız? Yok öyle bir dünya. Karşınızda hiç de önceden görmediğiniz hatta mahallenizde bile görmediğiniz adamlar. Ne yapabilirsiniz ki? Dilenciye bile kapını açmazsın. Bu adamlara niye açma isteği duyarsın ki? İşte senin davan bu. Senin davan burada başlıyor. O adamlar senin nefsin ve sen o kapıyı açana kadar da orada duracaklar. Sen ne kadar o adamları ve davanı düşünürsen o kadar bu davanın içine gireceksin ve çıkamayacaksın. Ne kadar da Truman Show'vari bir dünya değil mi ama!

Dava size nasıl kaçacağınızı öğretmez. Kaçamazsınız da zaten. O merak dürtüsü yok mu o merak dürtüsü. Sizi yiyip bitirir. Bir bakarsınız sizden yukarıda olan insanların odasından çıkarken onların size karşı öksürdüğünü ve size yukarıdan baktığını görürsünüz. Budur sizin davanız, neden o insanlar yukarıdayken ben aşağıdayım diye kafanızı yiyip bitirirsiniz. Sen o kafayı yiyip bitirene kadar davan da seni bekler oralarda bir yerde. Aslında dava da hem her zaman vardır hem de hiçbir zaman yoktur. İsteyen ve onla tanışmak için can atan kimseler için bu böyle değil midir zaten? Kapına kargo gelmesini beklerken böyle adamların gelmesini nasıl açıklayabilirdin ki annene? Normal bir gün olacağını sanıp camış gibi koltuğunda yatıp Whatsapp'ta arkadaşlarınla grup sohbeti yapacağın yerde senin davanı hatırlatıp sana "Tutuklusunuz, bundan başka bir şey bilmiyoruz." diyecek adamlar olsa senin tepkin ne olurdu sanki?

Dava, sizin davanız efendiler. Bu kitap yazılmasaydı bu davadan habersiz kalacaktık. Zira bu dava hep içimizde, bizi her gün yiyip bitiriyor kapımıza gelmese de.

29 Aralık 2018 tarihli incelemem :

Yukarıda yazdıklarıma bakıyorum da aslında bu kitap hakkında hiçbir şey yazmamışım. Çünkü ne Kafka'nın durmadan olayları hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalamasındansa kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine bizi gömmesinden, ne resmi makam hiyerarşilerini insana kasvet verici bir şekilde anlatmasından, ne de bir hedefin olup yolun net olmamasından -yani yolun bir tereddütten ibaret olmasından- bahsetmemişim.

Evet, doğrudur. Kafka beni büyüten yazarlardan biridir. Dava, Kafka macerasına atıldığım ilk kitaptı. O güne kadar hiç böyle bir yazarla karşılaşmamıştım, çünkü onun kitaplarına roman deyip geçmek saygısızlık olurdu. Dava, Kafka'nın, insanı tereddütler silsilelerinin birleşimiyle tanımlayan ve hedefi belli fakat yolu olmayan bir karışımıdır. Kafka, bu romanda bir insan kimyageridir ve içinde olup biten sorgulama buhranlarının oranlarını çok iyi bildiğini size net bir şekilde yansıtır.

Şato kitabından farklı olarak Dava'da daha olumsuz ve distopik bir senaryo vardır. Dava = 1984 olsaydı, Şato = Cesur Yeni Dünya olurdu. Çünkü Cesur Yeni Dünya gibi Şato'da da her zaman bir olumlama bulunmaktadır. Fakat Dava'da olayların içine daha fazla gömülünür. Kafka, bu romanda bir mezarcıdır ve ponçik sonuçlara ulaştırmak yerine sizin mezarınızı daha çok kazar.

Dönüşüm kitabından farklı olarak Dava'da sürekli bir "id" basamağında kısılı kalmış bir adamdan bahsedilir. "Ego"suna geçmemesi gerektiği istenen, halkın sıradan ve sorgulamayan insanlardan biridir K. İsmi bile sıkça söylenmez, sahi Kafka zaten karakterlerinin toplum içindeki yerlerinin hiyerarşiler içerisinde bulanıklaştığının çok iyi farkındadır. Kafka, bu romanda bir Kafka psikolojik buhranlar hiyerarşisi piramidi kılığına bürünür ve alt basamaktan üst basamaklara kadar insanın buhranlarını tanımlar. Piramidin taşlarını kendi elleriyle tek tek koyan da yine toplumun kendisidir.
271 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
"İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?" demiş Kafka. Ve eserinde de o yumruğu yedirmiş. Yani şahsen ben kitabın sonlarına doğru o yumruğu tam aklımdan yedim. Düşüncelerimden vurdu beni Kafka.

Bence Kafka'nın yazdığı en iyi eser bu olmalı. Beğenmeyelerin ve önermeyenlerin aksine gerçekten çok etkileyici buldum. Iyi ki buluşma kitabımız olarak seçmişiz zira sadece inceleme yapmak yetmez bana. Karşılıklı oturup üzerinde konuşmak istediğim çok şey var. Uzun uzun tartışılabilecek, farklı bakış açıları sunulabilecek bir eser her şeyden önce. Baştan sonra hikayenin ilerleyişi hakkında en ufak bir tahminde bulunamıyorsunuz, merak uyandırıcı ve çok akıcı. Ayrıca bir hukukçu olan Kafka'nın hukuk sistemine yaptığı en ağır eleştiridir bence Dava. Yaptığı tespitlerle görüyoruz ki aslında Kafka'nın kafasında yarattığı bu distopya günümüzün anayasası, hukuğu, avukatı, hakimi, sanığı.. Bu da onun ne kadar ilerigörüşlü bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte.

Konu olarak tıpkı Dönüşüm'deki gibi başlıyor. Bir sabah bambaşka bir güne uyanır karakterimiz Bay K. Artık tutukludur. Ne ile suçlanmaktadır kitabın sonuna kadar bilinmez. Bu bir sır. Ya da tıpkı Samsa'nın örümceğe dönüşmesi gibi sembolik midir yoksa? Evet semboliktir bence bu çünkü K aslında kendi zihninde tutuklanmıştır. Ki bu olabilecek en kötü senaryo da değil midir zaten?

Kitaptan kısa bir alıntı: "Zincire vurulmuş olmak çoğu kez özgür olmaktan daha iyidir." (Panama Yayıncılık- Sayfa 225) nasıl yani olur mu canım öyle şey diyeceksiniz. Nietzche'nin bir sözü ile yanıt vermek istiyorum bu alıntıya. "Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil." (Böyle Buyurdu Zerdüşt- İş Bankası Yayınları Sayfa 57) işte böyle.
Kafka'nın bu alıntısındaki zincir nedir? Insanın beynine hükmeden düşünceleri, korkuları.

Bir başkasının sizin adınıza kararlar verebilmesi bazı durumlarda iyidir. Mesela bir avukatın varlığı size güven verir. Sizin yerinize birileri davanızla ilgilenecek, size çıkış yolları arayacaktır. İste Block sırf bu yüzden zavallı bir köpeği oldu avukatının. Kitapta beni en çok etkileyen ikinci kısımdı. Ilki ise o son kısımdaki bekçi ve taşralı hikayesiydi. Işte yumruğu orada indirdi bana Kafka!
224 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
SPOİLER OLABİLİR AMA TAKILMAYIN.. YİNE DE SİZ BİLİRSİNİZ AMA HERKES BAŞKA BİR ŞEY OKUYACAKTIR BU KİTAPTA

YAŞAMAK “DAVA”SI

Lise yıllarında dershaneye gidiyordum,çoğumuz gibi.Bir gün önüme bir test sorusu gelmişti, bin yıl önce yaşamış bir filozofun sözü vardı soruda, “Hukuk her zaman güçlüden yanadır”. 17 yaşındaydım ve kafam allak bullak oldu, inanamadım. Hayır ya dedim olamaz ! Düşündüm ,düşündüm ,düşündüm. Evet ya dedim olabilir! Şimdi 17x2 yaşındayım. Davayı okudum.

Dava. Franz Kafka’nın 20. yy. başlarında yazdığı hem gerçeğin ta kendisi hem kurgu hem metaforlar zinciriyle örülü kitabı. Hukuk okumuştur Kafka. Hakim,savcı,avukat değildir ama hukukçudur.

“Joseph K.’ya iftira edilmiş olmalıydı” diye başlar kitap. “K.” Diyelim ki Kafka olsun. Ona davayı haber vermeye gelen birtakım adamlardan birinin adı ise “Franz”. O da diyelim Kafka olsun. Dakika bir gol bir . 1-0. Yoksa 1-1 mi demeli ? Al sana bir adamın çift yüzlü karakteri. Joseph K. tutuklanır, peki ama hapse mi atılır ? Hayır. Gözaltına mı alınır? Hayır. İyi de bu nasıl tutuklama? Al sana metafor zincirinin halkası.

K. bankacıdır, orta çaplı sayılabilecek bir memurdur. Bu kitapta belki de kesinlikle emin olduğum tek konu, Kafka’nın yıllarca çalıştığı sigorta şirketini ve işini burada banka ve bankadaki memuriyeti olarak anlatması. Bunun dışındaki hiçbir şeyden tam olarak emin olamam sanıyorum.

K. hakkında bir dava açılır, davacı bilinmez ama ipucu var gibidir. Suçu nedir bilinmez ama ipucu var gibidir. K. Kendinden emin bir şekilde davayı önemsemez çünkü masumdur.

Sonra birtakım adamlar onu birtakım mahkeme benzeri yerlere çağırır veya çağrılmadan gider veya her ikisi de. Bilmiyorum.. Ortalıkta dolaşan bir mübaşir karısı vardır, ki mübaşir dediğimiz adamın mevkisi nedir ki alt tarafı mübaşir. Fakat herkes adamın karısını elde etmenin peşindedir. Kadın metaforu gücü elinde tutmayı mı temsil ediyor? Bilmiyorum..

Görünen yargıçlar, görünmeyen yargıçlar, hiçbir zaman görünemeyecek yükseklikte yargıçlar.

Bu ülkeden bir Ergenekon geçti malum ! Bir de 15 temmuz o da malum ! Şimdi şu paragrafa dikkat kesilelim,

“Şurası kesin ki, mahkemenin bütün yapıp etmelerinin dışında,benim davamı örnek gösterirsek , bu tutuklanış ve soruşturmanın arkasında büyük bir örgüt var,öyle bir örgüt ki,emrinde sadece parayla tutulmuş görevliler,ahmak şefler ve en önde gelenlerinin erdemi kibirsiz olmayı geçmeyen sorgu yargıçları görevlendirmekle kalmıyor,hademelerin,yazmanların,jandarmaların ve öteki yardakçılarının,hatta cellatların aralarında bulunduğu o epey kalabalık maiyetleriyle yüksek ve en yüksek yargıçlar topluluğunu da yapısında tutuyor.Bu organizasyonun amacı nedir acaba beyler?Suçsuz günahsız insanların tutuklanması,bu insanlara karşı anlamsız ve benim davamdaki gibi genellikle sonuçsuz kalacak bir takibat ve kovuşturmanın süregitmesi.”

Bu sözler kime ait ? Doğu Perinçek’e mi? Aziz Yıldırım’a mı? İlker Başbuğ’a mı? Bu nasıl dünya , bu nasıl döngü, bu nasıl kurgu? Metofarlar zinciri diyorum da aynı zamanda hakikatin ta kendisi mi?

Sonra K.’nın amcası girer devreye. Bakar ki bu işin bu davanın iyiye gideceği yok,
( kötüye gittiğinin işareti var mı peki, o da yok) K.’ya bir avukat bulur, avukat da amcanın çok eski bir dostudur. Adama rica minnet davayı verirler de avukatın da dünya umrunda değildir, hem yaşlı hem hastadır. Avukatın yanında bir genç hanım kalmaktadır, hastabakıcısı mı metresi mi neyidir belli değil..

Kahramanımız K. Bu kadınla bir gönül bağı kurar, yakınlaşır,oynaşır,bir ilişki biçimi geliştirmeye çalışır. Bu kadın da tıpkı mübaşirin karısı gibi herkesin elde etmek istediği bir kadın ve tabiri caizse hafif meşrep ve her erkeğe yol veren bir kadındır.(Mübaşirin karısı da böyleydi) Bu kadın da mı gücü temsil ediyordu, hani herkesin elde etmek istediği?Güç kendisini arzulayana yakın mı duruyordu? Bilemiyorum..

Avukatımızın evi yolgeçen hanı gibidir. K. Ve amcası, bakıcı ya da metres olduğu şüpheli kız, derken bir de fabrikatör karakteri dahil olur. Bu adam da tüccarlar yoluyla parayı mı temsil ediyordu ? Bilemiyorum..

Peki bitti mi ? Yok. Asıl bir de ressam karakteri devreye girer ki bana göre kitabın en etkileyici karakteridir. Bu arada K. Bankadaki memuriyetine devam etmektedir, müdür, müdür yardımcısı, müşteriler gibi karakterlerle olan ilişkileri de sürüp gitmektedir. Zaten tutuklu muydu ki K.? Hayır.

Fabrikatör bir gün K.’yı bankada ziyarete gelir, avukatla ortak dostlukları vardır ve davayı duyduğundan bahseder, size olsa olsa ressam Titorelli yardım edebilir diyerek K.’yı bu adama gönderir. Adına hasta olduğum bu ressam amca, K.’yı iyi karşılar, tam eski zaman gariban sanatçılarına uygun köhne tavanarası gibi bir ev hatta sadece bir odada kalmaktadır. Uzun bir sohbet geçer K. İle aralarında, bir şey çıkar mı bundan, kim bilebilir? Ressamın çok önemli bir özelliği , davaya bakan ya da davayı açan yargıçların, yüksek yargıçların tablolarını yapıyor oluşudur. O kimseye eyvallahı olmayan kibir abidesi yargıçlar bu ressam karşısında kedi gibidirler, ressam da onlara saygı duyar ama pek de önemsemez. Buradan benim çıkardığım şu oldu ki, sanata ve sanatçıya olan mecburiyet.. Ne olursan ol , ne mevkide olursan ol sanatçıya muhtaçsın, sanatçı olmak başka türlü bir şey.. Neyse konumuz neydi? Ya da bir konu var mıydı? Neyse K. ressamdan yardım almaya gelmiştir, yargıçlara olan bu yakınlığından ötürü. Ressam konuşmanın bir yerinde K.’ya sorar,

“Daha önce soracaktım ama unuttum; nasıl bir aklanma istiyorsunuz siz?Üç tercihiniz var çünkü: Gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma”

Sonrası mı? Ne bileyim okuyun..

Peki karakterler biter mi? Hayır. Bir de kilisenin papazı çıkar karşımıza. Bir gün İtalyan bir banka müşterisini gezdirme görevini K.’ya verirler. Müşteri bankaya gelir, müdür adamı K ile tanıştırır, K. biraz İtalyanca da bilmektedir üstelik. İtalyan müşteriyle ertesi sabah gezilerine başlayacakları kilisede buluşmak üzere sözleşirler. K. tam vaktinde kiliseye gider ama müşteri ortalıkta yoktur. K. kilisenin belli belirsiz loş ışığında kilisedeki tasvirleri ,ince işçilikleri incelemeye koyulur.Derken rahip çıkar meydana.

“Başını iyice çevirince yaklaşmasını işaret etti rahip.” “Senin ismin Joseph K.”

“Bir zamanlar ismini ne kadar rahat söylediği geldi aklına.Nice zamandır ismi yüktü kendisine. Artık ismini ilk kez karşılaştığı kimseler bile biliyordu.Önce tanıtılmak,sonra tanınmak ne de güzel bir şeydi”

“Sanıksın sen dedi rahip” “Davan kötüye gidiyor haberin var mı?”

Şimdi bu zavalli K. ne halt etsin? Nerden çıktı bu rahip? Dava üzerine konuşmaya başlarlar, rahip kıssadan hisse bir hikaye anlatır , bilmece iyice çetrefilleşir. K. bankaya döner. Bu kısım da dinin hayattaki yerini mi anlatıyordu? Bilemiyorum..

K.’nın sonu pek iyi olmaz, okursunuz artık. Dava ne olacak peki? Bir dava mı vardı? Hangi dava?

Anlatabildim mi bir şeyler ? Pek sanmıyorum. Belki buz dağının görünen yüzünden bir parça sadece. Beynim,ruhum,kalbim bu büyük yaranın ne kadar farkına varabildi? Bilemiyorum. Bir şeyler eksik kaldı,bir şeyler eksik kalmaya mecburdu,bir şeyleri anlatmak istemedim,bir şeyleri de anlatamadım.

Bu bir yaşamak davası mıydı?
280 syf.
·2 günde·9/10
Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında böceğe dönüşmesi gibi aniden olmuştu her şey. Evindeki davetsiz misafirler onu bir "yabancı" yapmıştı.

"Suçlanıyorum ama suçum ne bilmiyorum. Beni neyle itham ediyorlar?
-Sonra durumu fark etmeye başlıyor: Şimdi anlıyorum ki... Benim tutuklanmamın ve bu soruşturmanın arkasında... koca bir teşkilat var. Masum insanları tutuklayarak onlara karşı soruşturma başlatıyorlar.”

Suçsuzluğunu avukat tutup, mahkemeye çıkarak, ispatlayabileceğini düşünür Joseph. Kimsenin yardımı olmaz ona. Joseph K. bütün hayatı boyunca kendini cezasını hayatın içinde tutsak kalarak yaşayacaktır. Küçük dünyasından çıkamayarak zaten bir hapishanededir. Bunun ayrımına varamadığı için cezası ne olacaktır?

İnsanlar, İş yerleri, Mahkemeler, Memurlar, Bürokratlar; üst kesimden bireyin çevresini sarmış olan toplum otoritesi… Adeta avını aramaya çıkmış insan yiyicilerini andırıyor. Kafka’nın distopik romanı çok tanıdık bir hikaye sanki! Bugün Yüzlerce Joseph K. hunharca kalbinden bıçaklanıyor. Suçsuzca. Suçlu olan Joseph’i tutuklayanlar mı yalnızca? Hayır. Asıl suçlu her şeyi bir kenardan izleyen ve hiçbir şey yapmayan bizler, toplumun kendisi. Tek başına bufalo sürüsüne dalıp zayıf olanı yakalayan bir aslanın sert dişleri karşısında bir araya gelmeyen, boynuzlarını kullanmayan ve kaçıp giderek onu ölüme terk eden bufalo sürüsü gibi. Romandaki K.’ya selam veren çamaşırcıdan daha farklı değiliz. K. gibi kurbanlar arasına girmeden bir çözüm yolu bulması gereken bizler Kafka’nın tüm uyarısına rağmen hiçbir şey yapmadan sıramızı bekliyoruz. Öyle değil mi?

Kitaba dair, “Çağdaş insanın, dünyayı kendi içgüdülerinin bir yansıması olarak algılayan yalnızlaşmış insanın dile getirilişi” diye müthiş bir yorumda bulunmuş Albert Camus. Romanın psikolojik çözümlemesi tek cümleye sığdırılsa böyle olurdu sanırım. Dava, bir kerede okunulup anlaşılmayacak kitap raflarına girmeli. Böylesi bir kitap bir okumada anlaşılamaz.

Hepimizin küçük ya da büyük bir davası var, başımızı ağrıtan Kafkavari sebeplerimiz var. Yeter ki kör kitlelere dahil olmayalım ve davamıza sımsıkı sarılalım.
İyi okumalar...
304 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Toplum tarafından dayatılan bir fikre karşı çıkıp doğruları anlatarak toplum tarafından izole ediliyor ve marjinalleşiyorsunuz.
İşte kitap bu belgesli anlatıyor.
***
Bir sabah uyandınız tutuklusunuz. Ama neden, Suçum ne? Bu soruların cevabını öğrenmek en büyük hakkınızken yalnızca suçlu olduğunuzu kabul etmenizi bekliyorlar.
Kitabın bir bölümünde şöyle deniliyor: "zincire vurulmuş olmak çoğu kez özgür olmaktan daha iyidir."(syf. 225)
Zincire vurulmuş düşünceler ama özgür bir beden mi yoksa zincire vurulmuş bir beden ama özgür düşünceler mi?
Joseph K. Tam olarak ikincisini seçmişti hiçbir zaman kendisine dayatılan suçlamaları -ki hiç kimse suçunun ne olduğunu bilmiyordu- kabul etmedi ve kanının son damlasına kadar mücadele etti. Toplum onun suçlu olduğu fikrini benimsemişti lakin o buna karşı çıktı. Karşı çıkması her defasında tepkilere neden oldu. Mahkemede bir ilerleme kaydedilmediği gibi ne isnat edildiğini de öğrenemedi ama
bir köpek gibi de -Block'a hitaben-
onların komutlarını yerine getirmedi. Bir toplumun dayattığı fikre marjinal kalarak ve özgün fikirlerle yaşamına son verilmesini tercih etti. Herkes gibi olmadı fikirlerinde orijinal oldu.
***
Son söz: Kitabı bir Aşk-ı Memnu romanı okur gibi okursanız sonunda hayal kırıklığına uğrarsınız zira sonunda K.'ya atfedilen suçlama ve cevabına ulaşmak istediğiniz sorular havada kalır. Lakin vermek istediği duygulara yoğunlaşırsanız ana düşüncesini de anlarsınız. Ve kitabın sonunda zerre miktarı da olsa tatmin olursunuz. Çünkü Kafka demek bir nevi sembolizm demektir.
224 syf.
·9/10
Kafka’nın benim gözümde en iyi eseri olan Dava, İnsanların özgürlüklerinin elinden alındığı, korku ve baskıcı bir yaşamı ele almaktadır.
Orwell’in 1984 kitabıyla benzerlikler taşıyan bu eser, günümüz dünyasını yıllar öncesinden tahmin etmiştir. Sistemin ve düzenin insan yaşamından daha değerli olduğunu anlatmaya çalışan bu kitap, insanoğlunun sistem karşısında çaresizliğini ve korkusunu gözler önüne sermektedir….
248 syf.
·Beğendi
Her Kafka kitabından sonra ruhumda bir huzursuzluk, kalbimde bir yumru hissederim. İlk Dönüşüm'ü okuduğumda herhalde bir daha Franz Kafka'nın başka bir kitabını okuyamam, kendimi o strese sokamam diye düşünürken, gerek burdaki yazarın kitapları hakkında yapılan incelemeler olsun, gerek yazar hakkında edindiğim kendi bilgilerim olsun yazara karşı olan önyargılarımı kırmamı sağladı. Her hikayesinde beni tedirgin etsede, umutsuzluğa sürüklese de adam bu işi cok iyi biliyor. Yaptığı tek şey, içinde yaşadığımız sistemin çürümüşlüğünü ve bu durum karşısındaki çaresizliğimizi bize resmetmek..Ölüm belki de tek kurtuluş yoludur der gibidir Kafka.

Yazar bu eseri özel hayatının kötü gittiği ve birinci dünya savaşının patlak verdiği yıllarda yazmış. Konusuna gelince;

Kendi halinde bir bankacı olan Josef K. bir sabah evinde hiç bilmediği bir sebepten tutuklanır, bu gerçek bir tutuklama mıdır yoksa doğumgünü olması nedeniyle arkadaşlarının ona yaptığı bir şaka mıdır anlayamaz..Bu andan sonra tek amacı kendini bu durumdan kurtarmak olsa da önüne çıkan bürokrasi engeli onu git gide umutsuzluğa sürükler..

Herkesin farklı anlamlar çıkaracağı bir eser "Dava"...Okunmalı.
278 syf.
·21 günde·10/10
Anahtar Sözcükler: İletişim, İletişimsizlik, yabancılaşma, bürokrasi, çatışma, kafkaesk, dava, simgesel anlatı.

Her şeyi halledip mutlu sona götüren yolu bulabilecek miydi? (Franz Kafka-Dava, 1925)

Öncelikle bu yazım bütünüyle bir Dava incelemesi değildir. Kafka’yı bir nebze olsun anladığım ölçüde yansıtmaya çalışacağım bir yazım olacaktır. Şimdiden okuyacak olanlara keyifli okumlar.

Yabancılaşma sorunsalı ile konuya giriş yapmak istiyorum. Günümüzde insan sosyal bir varlık olarak toplumsal bir hayat düzenin içerisinde yer alır. Bununla beraber gelişen teknolojinin ve hızlı değişimlerin insanı yalnızlaştırdığı bir bakıma yabancılaştırdığı gerçeği hepimizin malumudur. Teknolojinin hızlı gelişimi, insanlık tarihinin yüzyıllardır süre gelen normlarını görmezden gelir hatta onun nezdinde yok hükmündedir bile denebilir. Evet bir düzen gerçeği var. Bu düzenin bir dili, kuralı ve şartları var. Onun dilinden konuşup yalnızlaşmak mı yoksa dilini öğrenmeyip dışarda kalarak yalnızlaşmak mı? Öylesine tehlikeli bir düzen. Düzene savaş açmaksa neredeyse imkânsız, bir kere savaşayım desen, kendini hazırlasan ve karşısına çıksan hemen değişim gösteriyor, evrim geçiriyor ve senin verilerini anında geçersiz kılıyor. Düzenin silahları ise oldukça kuvvetli, teknoloji ise günümüzün en bilinen düzen silahıdır. Bu değişime yetişemeyen ve irdelenmesi gereken en temel unsur ise Ahlaksal normlarımızdır.

Hızlı bir düzen gelişimi ve değişimi karşısında aynı oranda ahlaksal gerileyiş insanlığımızı tehdit etmektedir. Kimilerimizde bu durum iç sızı olarak kendi varlığını hissettirir. Esasen bu durumu; “Gerçek Olanın Acısı” şeklinde ifade etmek daha doğru olacaktır. Düzenin saçmalığı karşısında kimilerinin(!) umutsuzluğunu eserlerinde yansıtmaya çalışır Kafka. Gregor Samsa gibi, Josef K. gibi.

Kafka, gerçekliği ele alırken, gerçeklikten asla uzaklaşmadan rüya biçiminde ele alınan gerçekdışı ve puslu bir dünya arasındaki çekişmelerini kendine özgü anlatımıyla yansıtır okuruna. Kendine özgü anlatımı günümüzde Kafkaesk olarak nitelendirilir. Esasen Dönüşüm adlı eseri; bir nebze olsun okurunu ürkütüyor olmasına mukabil çokta sıkıcı değildir ama Dava’sı öyle midir? Mahkemeler, davalar, avukatlar, takım elbiseli beyler hiçte okuruna cazip gelmeyecek bir içeriğe sahiptir. En hafif tabiri ile sıkıcıdır. Bu nedenledir ki çoğu okur, Kafka’yı okumaktan imtina eder. Peki ya gerçekten saydığım sıkıcı unsurlardan mı ibarettir Kafka’nın anlatıları? Elbette hayır. Kafka’yı anlamak için her bir cümlesini iki şekilde yorumlamak gerekir. Görüneni ve altta yatan anlamı, mesajı. Özellikle betimlemelerine bilhassa dikkat edilmelidir. Misal bir adamın evine varırken, o ev yukarıda mıdır, merdivenleri dar ve ölçüsüz oranda yüksek midir ya da dolambaçlı bir yapıya mı sahiptir, özellikle dikkat kesilmelidir bu ibarelere. Öyle ki bu betimlemeler bütünüyle gerçeği yansıtmaz, bir nevi Beckett gibi, daha adamın evine varmadan okura, o adamla ilgili ipuçları verir. Bu adamın evine giden merdivenlerin ölçüsüz yüksek olması bir anlamda, onun kolay ulaşılabilir olmadığının göstergesidir. Sonrasında fark edilir ki, adamla girişilen diyaloglarda bu ulaşılamamazlık belirgin ölçüde kendini hissettirir. Bakımsız, kıyafetleri acayip, şişman, kısa boylu olan karakterler karşı değerleri simgeler. Çoğu zaman umursamaz, yüksekten bakan ve bir yerlerden (sistemden veya kimi bağlantılardan) güç alarak davranışta bulunan kimselerdir.

“Üçüncü katta adımlarını yavaşlatması gerekti, nefes nefese kalmıştı, merdivenler de katlar da ölçüsüzce yüksekti, ressam da en tepede tavan arasında kalıyor olmalıydı.”
Yine aynı düzlemde bir başka sembolik anlatım ise Josef K.’nın adalet arayışı esnasında kimi yetkili kişilerce konuştuğunda karşımıza çıkar. Bu kişiler, K. İle konuşurlarken bulundukları yer ve mekân itibariyle K.’dan daha üstte ya da ayakta dururlar. En bariz örnek ise K.’nın rahip ile konuşmasıdır. K. zeminde iken rahip bir üst kattan seslenir ona.
“Konuşmanın sonunda bir sessizlik olur: “Aşağı inmeyecek misin?” dedi K. “nasıl olsa vaaz yok. İn buraya yanıma” “Artık inebilirim “dedi rahip; belki de bağırdığına pişman olmuştu. Lambayı çengelden alırken dedi ki: Seninle önce uzaktan konuşmam gerekiyordu, yoksa ben kolayca etki altında kalır, görevimi unuturdum.””

Simgesel anlatımları elbette önemli farkına varılması gerek ama ondan daha öte Kafka’yı Kafka yapan metaforlarıdır. Samsa’nın böceğe dönüşmesi en bilinenidir. Doğrusu Dava özelinde kitabın ilk cümlesi ile başlayan metafor (şayet fark edildi ise) okuru sarsacak ölçüde kitaba hazırlar. Hatırlayalım ilk cümlesini;
“Birisi Josef K.’ya iftira atmış olmalıydı, çünkü fena bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah tutukladılar onu.”
Tutuklamakla kastedilen esasen hareketten, eylemden alıkoymaktır. Doğrusunu isterseniz tutuklamakla, yakalamak anlamı oluşmasına mukabil sembol dilinde farklı bir anlamı mevcuttur bunun ve Josef K.’nın gelişiminin de durdurulduğunu ifade eder cümle. Öyle ki ne işine ayak uydurabilir ne de başka bir şeye odaklanabilir zihni. Adalet arayışında çürümüş düzeni olağan bir vaziyette karşılar, sorgulamaları vardır ama bu sorgulamalar karşı değerler karşısında bütünüyle ezilir. Okurlar özelinde de sorgulamalarının ezileceğini düşünmüş olacak ki gizil, sembolik ve metamorfoz bir anlatımı tercih etmiştir Kafka.

Gelinen son noktada Josef K.’yı anlamak için biraz da onun geçtiği yollardan geçmek gerekiyor sanırım ama bu bizim için oldukça zor olsa gerek. Sadece tahayyül edebiliriz düşüncesindeyim. Buyurun beraber edelim o zaman;
İki kolumuza sımsıkı sarılmış iki Bey, ıssız ve karanlık sokakta meçhule doğru ilerliyoruz… O iki Bey’in programlanmış iki birey olduğunu unutmadan tahayyül edelim lütfen;

“K. birden arkasına döndü, sordu: "Hangi tiyatroda oynuyorsunuz?" Beylerden biri "Tiyatro mu?" diye sorarak, ağzının kenarları seğirerek ötekine baktı danışmak için. Öteki, direnen organizmasıyla mücadele eden bir dilsizi andıran mimikler yaptı. "Size soru sorulmasına hazırlıklı değilsiniz." dedi K., şapkasını almaya gitti.”

Üstteki alıntıdan da fark edileceği üzere Beyler, esasen bürokratik bir duruş sergilerler ve bir noktadan güç alırlar, bu nokta yoruma açıktır farklı yorumlar gelebilir ama bana kalırsa bürokrasinin bireyleri kapitalist bir düzenden alır gücünü.

Yazımın başındaki iletişim hususuna dönecek olursak. Samsa’nın neden bir sabah böceğe dönüştüğünü daha net anlayabiliriz. Sistem dilini reddeden bir bireyin farklı konuşması, sistem tarafından reddedilir. Bir bakıma sistemin düzenini sarsacak veya bozacak olanları ezmek için onları böcek olarak addetmesi ve düzenin yapı taşlarınca ezdirmesi onun durdurulamaz yapısını ifade eder. Doğrusu hikâyeyi birde Samsa’nın gözünden okumak gerekirdi. Misal bize şöyle bir başlangıç yapabilirdi;

Bir sabah uyanıyorum ve çevremdeki herkes böceğe dönüşmüş… (Samsa’nın gözünden.)

Kafka’nın anlatılarını bir başka bakış açısıyla da değerlendirebiliriz. Bu bakış açısını kâbus formunda ele alınabilir. Anlatının bütününde gerçek dünyaya ait öğeler mevcut ancak sıradan gelişen olaylar bir noktadan sonra sıradanlığını yitirir, dehşet saçan olaylarla kaynaşarak ilerler. Mesela Josef K. sıradan bir çalışma gününde üst kata çıkar ve orada mahkeme işlerini yapan insanlara rastlar ya da onu tutuklamaya gelen insanların o çatı arasında dayak yediğini görür. Gerçek, bilinçaltı ile bütünleşerek Josef K.’nın karanlık bilinçaltının ya da buz dağının görünmeyen kısımlarına kapı aralar. Yolculuk hep şaşırtıcı ve dehşet vericidir. Dehşet verici olması ise bana göre; düzene karşı savaşılamayacağından ileri geliyor olup umutsuzluğu ifade etmesidir.

Kafka'nın Dava'sı, sebepsiz yere tutuklanan Josef K.'nın hikayesini anlatmasının yanı sıra günümüz toplum yapısını, düzeni ve hukuk sisteminin iç çelişkilerini yansıtmasıyla 21. Yüzyılın Kahini olarak addedilir.

Umutsuzluk ve iç çatışmalarla ilerleyen romanın en önemli mesajı ise düzenin acımasızlığı olsa gerek. Öldürmekle yetinmez, öldürür ancak utancının yaşamasını ister ki düzene karşı çıkacak olanların karşısında bu algı dimdik dursun diye.

“Bir Köpek Gibi!”
290 syf.
·13 günde
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki "Dava" F.Kafka'ya ait okuduğum ilk kitaptı. Ya Kafka okumaya yanlış kitapla başladım, ya da Kafka'yla birbirimize hitap edemedik. Herkes her kitabı okuyamazmış "Dava" sayesinde çok daha iyi anladım.

Kitabı elime her aldığımda 'bu sefer kesin keyif alarak okuyacağım' diyerek başladım ama her seferinde büyük bir hüsranla 15-20 sayfa okuyup bıraktım. Çünkü her defasında inanılmaz yoruldum. Ve nihayet 12 günlük Kafka serüvenim büyük eziyetler sonucu bitti. Böyle bitsin istemezdim ama "Dava" beni benden aldı.

Sayın Kafka severler; hepinizin affına sığınıyorum. Bunları yazmasaydım 12 günlük çilemin bir anlamı olmayacaktı. En azından benim için... Dilerim topa tutulmam. Zira bu çileden sonra hiç hazır değilim. Hepinize saygılar...
224 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
Francis Bacon bir sözünde şöyle der:
'Bazı kitapların tadına bakılmalıdır, diğerleri yutulmalıdır ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir.' Evet bu kitap o çiğneyip hazmetmeniz gereken kitaplardan.
Albert Camus(Türkçe telaffuzu 'Alber Kamü' bu arada) bir korku çağından bahseder. İnsanın hemcinsleriyle insanca bir iletişim kuramadığı, insanca tepkiler veremediği bir çağ. Kitapta bu durum Josef K. Karakteri üzerinden anlatılır. Kitabın başlangıç cümlesi:
'Josef K. bir iftiraya uğramış olmalıydı,çünkü kötü bir şey yapmadığı halde bir sabah tutuklandı.'
Gerisini merak ediyorsanız okumaya başlayın. :)
224 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Dava çoğu kişi tarafından somut olmaktan çıkarılmış ve içsel bir çatışmanın olduğu savunulmuş.Ancak Kafka Hukuk okumuş biri ve sigorta şirketinde bir memur.Eğer herhangi bir memurun yaşamına ya da hizmet ettiği kurumun işleyişine daha da basit olarak bizlerin belli bir sistem çerçevesinde adımlarımız daha önce belirlenerek yönlendirildiğimiz gerçeğine bakacak olursak Dava'nın aslında illa anlattıklarından çok daha farklı imgesel olması gerekçesinden vazgeçebiliriz.Bu tarz anlatımlar bakış açıları farklılaşmış kişiler tarafından her yerde açık ve net görülmektedir.Çoğu kişi ise içinde olduğu sistemin bir parçası haline geldiği için-bu doğaldır çünkü sisteme uyum sağlamayan sistem tarafından dışlanacaktır- olanın gözler önüne serilmesi kabul edilemez görünüyor ve altında mutlaka soyut bir şeyler aranıyor.Ancak Kafka bu eserde tamamen yozlaşmış aslında artık varlığı çokta bir anlam ifade etmeyen hatta onu var eden üst düzey yöneticilerin bile yalnızca Mahkemeye hizmet eden çarklar haline geldiğini Mahkemenin ise artık yaşayan ve içindeki her şeyin anlamsız da olsa Mahkemenin yaşaması için hizmet ettiği bir yapıya dönüştüğünü anlatıyor.Tıpkı bizlerinde çoğu şeyi anlamsız bulsakta kendi varlığımızı yani sistemin işlerliğini devam ettirebilmek adına bir çok sınava girmemiz bir çok anlamsız prosedürü yerine getirmemiz ya da çoğu hareketimizi sadece başkalarının beklentileri doğrultusunda yerine getirmemiz gibi.Bu eser anlamayacak biri için oldukça şizofrenik ya da kurgusal görünebilir ancak gerçekleri kabullenmeyi başaran biri bu eserde yaşam alanına hatta en basit bir hareketine nasıl yön verildiğini aslında yaşamın neye hizmet eder olduğunu görecektir.İçeriğe gelecek olursak eğer kısaca şöyledir:
Bir Hukukçu'nun 'Dava'sından sıradan beyinler elde tutulan somut bir dosya beklemektedir.Fakat bu sıradan bir dava değildir.Çok önemli bir davadır.K ise bunu o kadarda ciddiye almak istemiyordur.Fakat herkesin ortak tek kanısı bu davanın onun düşündüğü kadar basit olmadığı aksine çok önemli bir dava olduğudur.Bu davayı bu kadar mühim yapan ise kimsenin bu davanın içeriğini sanığın neden suçlandığını bilmiyor olması ve K'nın bu hakikatin yani Dava'sının peşine düşmüş olması.İnsanın bir sanık olduktan sonraki ruh hali değişiklikleri gayet güzel bir şekilde her sayfaya işlenmiş.Sonunda ise K 31. yaş gününün gecesinde mahkemenin görevlendirdiği iki kişi tarafından evinden alınıp tenha bir yerde kafası kesilerek öldürülecektir-K bunu bile arzulayacaktır çünkü onlara itiraz etmeyip işlerini kolaylaştıracaktır-Çünkü sisteme itiraz etmiştir.Varlığını koruyan Bürokrasinin varlığı için bir tehdit unsuru haline gelmiştir.Bu nedenle Dava'sı sonuçlanmış sistemden ayıklanarak ölüm cezasına çarptırılmıştır.Tıpkı hastalıklı bir hücrenin vücut tarafından yok edilmesi gibi.(Bu kitabı okuyan kişilerin İncelemem hakkındaki görüşlerini ya da farklı görüşlerini benimle de paylaşmalarını rica ediyorum.)
"Masum insanlar adil bir şekilde yargılanmak yerine kalabalıkların önünde küçük düşürülüyorlar."
Franz Kafka
Sayfa 57
İnsanlarla iyi geçinmek hem çok zordu hem de çok kolay; bunun bir kuralı yoktu.
Franz Kafka
Sayfa 134 - Sahaf Yayıncılık
Kendime denk biriyle konuşacağım birkaç kelime, bu adamlarla yapacağım upuzun konuşmalardan çok daha aydınlatıcı olacaktır benim için.
Franz Kafka
Sayfa 12

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dava
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056677243
Orijinal adı:
Der Prozeß
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mariana Yayınları
Bu arada genç kadın bir yan sokağa sapmıştı ancak K onsuz da idare edebilirdi bu yüzden iki adamın yolu göstermesine izin verdi. Ay ışığında köprüden geçtiler uyum içinde yürüyorlardı iki adam K'nın rahat hareket etmesine imkân tanıyorlardı. K raylara doğru döndüğünde adamlar da onunla birlikte döndüler. Su ay ışığında parıldıyor ve titreşiyordu küçük bir adacığın etrafında yaprak yığınları ve ağaç parçaları birikmişti. Hemen aşağıda yaz günleri K'nın esneme hareketleri yaparak rahatladığı çakıl patika yer alıyordu. "Durmak istemiyordum." Dedi refakatçisine. K adamları yönlendirdiği için biraz utanıyordu. Adamlardan biri diğerine yanlış anlayarak durduğu için sitem etti sonra tekrar yürümeye başladılar. Bir tepeden yukarı çıkmaya başladılar etraflarında duran ve yürüyen polisler vardı kimileri yakındaydı bazıları uzakta. İçlerinden gür sakallı olan polis eli kılıcının kınında şüpheli gruba doğru yöneldi. Adamlar durdu polis tam ağzını açıyordu ki K tüm gücüyle adamları önüne çekti. Polisin onları takip edip etmediğini görmek için dikkatlice etrafına baktı köşeyi henüz yeni dönmüşlerdi. K nefes darlığına rağmen koşmaya başlayınca adamlar da onunla koşmak zorunda kaldılar.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları