1000Kitap Logosu
Doktor Jivago
Doktor Jivago
Doktor Jivago

Doktor Jivago

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.0
235 Kişi
664
Okunma
242
Beğeni
14,2bin
Gösterim
684 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 19 sa. 23 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları - Bilge Nobel Dizisi · 1984 · Karton kapak
Diğer baskılar
6 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺27,99
8.0
10 üzerinden
235 Puan · 54 İnceleme
Uğur Karabürk
Doktor Jivago'yu inceledi.
640 syf.
·
8 günde
·
6/10 puan
Pasternak’ın 1957 yılında yayımladığı Doktor Jivago adlı tek romanı pek de beklentilerimi karşılamadı. Gerek karakterler gerek olaylar zincirinin birbirine yakın olması ve zaman zaman karışması kitaba odaklanma açısından olumsuz durumlardı. Aslında kitapta tek bir ana karakter yok. Doktor Jivago (Yuri) dışındaki karakterler de detaylıca anlatılmış. Kitapta hem 1905 Rus Devrimi, (farklı bölgedeki ayaklanmalar) hem de 1. Dünya Savaşı’nın yansımalarına yer verilmiş. Yaklaşık kırk yıllık uzun bir zaman dilimi dağınık şekilde ilerliyor. Ben benzer tarzda çok daha iyi dönem eserleri okumuştum, ondan dolayı bu eseri çok da beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Eseri çok beğenenler olmuş, yine de merak edenler şans verebilir.
Doktor Jivago
8.0/10
· 664 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
28
BKM KİTAP
Sponsorlu
Seven sevdiğine kitap hediye etsin
SEVMEK GÜZELDİR!😻💛 Baktık ki sosyal medyada " seven sevdiğine kitap hediye etmeli " deniliyor. Biz de bu isteklere çok hak veriyoruz! Sevgilinize, kankanıza, iş arkadaşınıza, çocuğunuza, annenize kısacası sevdiğiniz herkese hediye edebileceğiniz kitap önerileri hazırladık. Hemen bkmkitap.com'u veya mağazalarını ziyaret edebilir, sevdiklerinizin yüzünü güldürebilirsiniz. Ayrıca, sizin de önerebileceğiniz kitaplar varsa hemen yorumlara ekleyin. Biz de listemizde paylaşalım!📚🧚🏻‍♀️ Listeyi İncelemek İçin; bkmkitap.com/seven-sevdigine-kit...
2
664
Semih
Doktor Jivago'yu inceledi.
640 syf.
·
6 günde
·
8/10 puan
Öncelikle kitabı Yapı Kredi Yayınları'nın 4. baskısından okudum. Çeviren kişi Hülya Arslan isminde bir çevirmen. Şimdi en ilginç bilgiyi veriyorum: Hülya Arslan, kitabın Rusça metninden Türkçe metnine çevrilmesi için tam 5 yılını harcamış. Bir çeviri için oldukça uzun bir süre ve ciddi bir emek ortaya koyduğu kitabı okurken hissediliyor. Bu sebeple çevirmen Hülya Arslan'ın hakkını teslim etmek gerekiyor en başta. Kitap, 1957 yılında ilk olarak italya'da yayınlanmış. Hatta bir süre İtalyanca çevirisi üzerinden diğer dillere çevrilmek zorunda kalmış. Çünkü kitaptaki Ekim Devrimi ile ilgili görüşler SSCB tarafından beğenilmediği için yayınlanması engellenmiş. Romanın metni gizlice yurtdışına kaçırılmış ve İtalya'da yayınlanmış. Doktor Jivago, 640 sayfadan oluşan kalın bir kitap. İlk başta, "Nasıl bitecek bu kitap?" şeklinde kara kara düşünsem de konunun içerisine tam olarak girmeye başladıktan sonra hızlı bir şekilde sürüklenmeye başladım. Özellikle son iki günde ciddi bir şekilde okudum ve kitabı elimden bırakamadım. Gözünüz 640 sayfadan korkmasın yani. Alışılanın aksine, kitabın iki ana konusu var. Birinci konu olarak Rus Devrimi'nin hikayesini anlatıyor yazar. Bu konu içerisinde ayrıntılarıyla Rus iç savaşını öğreniyorsunuz. Ve yazar bu bilgileri verirken asla bir taraf tutma yoluna gitmiyor. Tamamen objektif. Tabii bana göre... İkinci konu olarak ise, bir adamın iki kadını sevmesinin çaresizliği karşımıza çıkıyor. Bu konu içerisinde Doktor Jivago, Lara ve Tonya aşk üçgeninde yaşananları tüm çıplaklığıyla hissediyorsunuz... Hatta bir başka deyişle, kitabın iki ruhu olduğunu söyleyebiliriz. Siz hangi ruhtan yararlanmak istiyorsanız, o kısımları daha bir dikkatle okuyabilirsiniz. Konu hakkında bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum. Yazar Boris Pasternak, bir Rus yazar olduğu için klasik Rus yazarlarında olduğu gibi ilk bölümlerde birçok karakter önümüze çıkıyor. Kim kimin neyi, bu adam kimdi falan anlayamıyorsunuz ama sayfalar ilerledikçe kişiler kafanızda oturmaya başlıyor. Dediğim gibi, klasik Rus yazarlarında olduğu gibi ilk bölümlerde bütün karakterlerden bahsediliyor ve okurun kafası çorbaya dönüyor. Bu kısımları elbette beğenmedim. Bir başka beğenmediğim ve inandırıcılıktan uzak bulduğum kısım ise, kitaptaki karakterlerin inanılmaz bir şekilde sürekli tesadüflerle karşılaşması oldu. Neden diye sorguladım birçok yerde. Böyle bir tesadüf kurgusuna gerek var mıydı? Bence yoktu. Birazcık kitabın inandırıcılığının önüne geçmiş gibi hissettim. Kitabın kapağından da biraz bahsetmek istiyorum. Benim gibi birçok kişinin beğendiği bir kapak tasarımı olmuş. Biraz araştırdım ve kitabın kapağındaki meyvenin, üvez ağacı meyvesi olduğunu öğrendim. Üvez ağacının ne olduğunu bilmiyordum tabii. Şimdi öğrendiğim üzere, sonbaharda meyve veren ve faydalı bir ağaçmış... Rus Devrimi'nin anlatıldığı bir kitabın kapağında donmuş üvez ağacı meyvesini kullanmak son derece güzel bir seçim olmuş bana göre. Son olarak, kitabın çok etkili bölümleri de vardı, olmasa olurdu dediğim upuzun bölümleri de vardı. Yukarıda bahsettiğim iki konudan en az biri ilginizi çektiyse okumanızı öneririm. Aşk konusundan ziyade Ekim Devrimi benim daha çok ilgimi çekti açıkçası ve o kısımlara yoğunlaştım. Fakat kitabın ana konusu elbette, aşk. Bu sebeple kitabın 568. sayfasında yer alan ve kitaptaki aşk konusunu özetleyen şu paragrafı sizinle paylaşarak yazımı sonlandırıyorum: "Ne kadar büyük bir aşktı yaşadıkları! Özgür, eşi benzeri olmayan bir aşktı. Başkalarının ancak şarkılarda söylediklerini onlar yüreklerinde hissetmişlerdi. Birbirlerine olan sevgilerinin nedeni, uyduruk tanımlarda betimledikleri gibi, "yakıcı tutku" ya da karşı konulamayan tutkular değildi. Evrendeki her şey; ayaklarının altındaki toprak, başlarının üstündeki gökyüzü, bulutlar, ağaçlar birbirlerini sevmelerini istedikleri için bağlanmışlardı birbirlerine. Birbirlerine olan aşkları, kendilerinden çok çevrelerini, sokakta karşılaştıkları tanımadıkları insanları, uzun yürüyüşlerinde gördüklerini, yaşayıp buluştukları odaları, mutlu etmişti belki de."
Doktor Jivago
8.0/10
· 664 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
17
207
Necip G.
Doktor Jivago'yu inceledi.
640 syf.
·
18 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Öncelikle, zamanında babamın kitaplığından aşırıp kendi kitaplığıma dahil ettiğim, lakin yıllar boyunca tozunu almak dışında başka bir ilişki kurmadığım bu değerli eseri, bir etkinlik marifetiyle elime alıp okumamı sağlayan değerli okur dostlarım Ebru Ince , NigRa ve her okur buluşmasında kitabın adını zikrederek bilinçaltımıza yerleştiren ve süreci hızlandıran Muzaffer Akar 'a teşekkür ederek incelemeye başlamayı kendime bir borç biliyorum... Bu etkinlik olmasaydı, 1982 basım bu kitap muhtemelen oksitlenip kendi kendini imha edinceye kadar kitaplığın bir köşesinde sırasını bekliyor olacaktı... Ve ardından hızlı adımlarla incelemeye geçebilirim artık... Ne zaman, nerede ve hangi koşullar altında doğacağımızı kendimiz seçemiyoruz ya hani... İşte beni en derin düşüncelere iten konuların başında gelir bu mevzu... Evet ben seçmedim bu hayatı, bu coğrafyayı, bu çağı... Mesela hayatımın sabah televizyon kuşağında Seren Serengil ile Seda Sayan'ın rekabet ettiği bir döneme denk gelmiş olması inanın benim seçimim değildi... Ya da toplumun %2'sini falan ilgilendirmesine rağmen memleketteki en geniş katılımlı tartışmaların başında 'taksi mi, uber mi' tartışmasının gelmesi de tamamen benim dışımda gelişen bir olay... Bir Instagram annesinin, sponsorlu bir çekim esnasında sırf o an canı istemediği için şarkı söylemeyen çocuğunu, mikrofonun açık olduğunu bilmeden gizlice azarlaması ve tartaklaması da bizzat gözlerimle şahit olduğum, asla ve kat'a seçmediğim ama yaşamak zorunda olduğum hayatın sıradan bir sahnesi sadece... Ancak Doktor Jivago'yu okuyunca yine de biraz kızdım kendime yukarıdaki düşüncelerimden dolayı... Nedenini birazdan anlatacağım dilim döndüğünce... Yuri Jivago ya da bilinen adıyla Doktor Jivago, seçimini yapamadığı hayatında bizim kadar şanslı(!) bir insan değildi maalesef... Yaşamak için gözlerini açtığı ülkede bir dünya savaşı, bir halk devrimi, devrimle birlikte gelen bir iç savaş ve bunlara benzer pek çok toplumsal vaka, peşi sıra birbirini takip ediyordu... O dönemin Rusya'sında yaşayan insanların mesleği ne olursa olsun her biri kolunda apoletler taşıyan kıyafetlerle gezmek zorundaydı. Çünkü her şeyden önce onlar birer askerdi. Yani benim gibi 6 ay askerlik yapıp 10 yıl bunu anlatan bir askerlikten söz etmiyorum. Askerlik onların yaşam biçimiydi. Ellerine tüfek alacak yaşa geldiğinde başlayan ve mezarda sona eren bir askerlikti onlarınki... Kimi zaman düşmanla, kimi zaman birbirleriyle savaştılar. Rusça'nın yanında sadece kurşunlarla iletişime geçtikleri ikinci bir dil biliyordu hepsi... Ve böyle bir yaşam içerisinde en büyük lüksleri hayatta kalabilmekti. Çünkü ölmek için o kadar çok neden vardı ki... Sürekli devam eden bir savaş ya da çatışma halinden bahsetmiyorum bile. Yolda yürürken denk gelecek bir kör kurşun, evinize atılacak başıboş bir bomba, karşı taraftan başına buyruk bir askerin o anki kişisel insiyatifiyle kurşuna dizilme, en az savaş kadar tahribat yaratan kış koşulları ve yakalanmama ihtimaliniz sıfıra yakın olan bulaşıcı hastalıklardan herhangi birinin sizi o an öldürüp bu ateş çemberinin dışına çıkarması işten bile değildi... Yani lafın kısası, Hummel tişört giyip röfleli saçlarla birbirlerine su sıçratıp akşam ödül olarak lahmacun ziyafeti çekilen bir Survivor değildi onlarınki... Hayatta kalmak, dahası, tüm bu cendere içerisinde bir aile kurabilmek, bir meslek sahibi olmak, çoluğa çocuğa karışabilmek gerçek bir yetenekti... İşte Yuri'nin de yapmak istediği buydu aslında... Önce içinde bulunduğu koşulları kabullenmek ama olabildiğince tarafsız kalıp her şeye rağmen kendine ait bir hayat kurabilmekti amacı... Kısmen başardı da bunu. Ancak günümüzde de sık sık duyduğumuz bir laf var ya hani, 'taraf olmayan bertaraf olur' diye... İşte bu laf zamanı gelince Yuri Jivago için de geçerlilik kazandı... İş bu noktaya geldiğinde Jivago nasıl tercihler yaptı, başına neler geldi gibi konuların detaylarına girmeyeceğim... Orası da kitabı okuyacak okurlara kalsın... --------------------------------- Yanlış hatırlamıyorsam Chuck Palahniuk 'e ait bir tespitti; zamanında okumuştum bir yerlerde... Palahniuk, çağımızın çoğunlukla büyük toplumsal vakaların yaşandığı bir çağ olmadığını hatta olabildiğince boş ve anlamsız bir çağda yaşadığımızı vurguluyordu ve bireysel olarak girdiğimiz bunalımların, saçma sapan dertlerimizin ve genel anlamda mutsuzluğumuzun işte bu boşlukla ilişkili olduğunu belirtiyordu. Katılır veya katılmazsınız ama bana oldukça enteresan gelmişti bu tespit. Tabii ki savaş çıksın, devrim olsun, Jivago gibi kelle koltukta bir hayat yaşayalım demiyorum. Ancak yaşadığımız çağda derin bir boşluk olduğu kesin ve kitleler olarak bu boşluğu nasıl doldurabileceğimizi henüz keşfetmiş değiliz... İşin garibi, kitapta geçen dönem üzerinden hemen hemen 100 yıl geçmiş. Yani tarih perspektifinden bakarsak çok da uzun bir zaman değil aslında... İnsan üzerine düşündükçe nasıl bir duyguya bürünmesi gerektiğini kestiremiyor tam olarak. Mesela 100 yıl önce savaşın içinde, paranın değerini tamamen yitirdiği ve birkaç dilim taze ekmek karşılığında her şeyin satın alınabildiği; çalışır durumda bir sobanın büyük lüks sayıldığı bir ortamdan, lüks deyince Swarovski taşlı iphone 8 kılıfının akla geldiği bu döneme hangi ara geldik, inanın hiçbir fikrim yok... İnsanlık, tarih boyunca savaşmış, birbirini öldürmüş, devletleri ve toplumları dizayn etmiş, sınırları çizmiş, her türlü doğal kaynağı ortaya çıkarmış; biz de şimdi gelip tüm bu oturmuş düzeni hunharca tüketiyormuşuz gibi bir manzara var karşımızda... İnsanlık tarihinin en şımarık çocuklarıyız belki de... Açlık veya salgın hastalıklarla boğuşmuyoruz. Zamanında insanlar yeterli gıdayı alamadıkları için tifodan, dizanteriden, vebadan ölürken bizdeki ölümlerin çoğu obezite veya mide küçültme operasyonlarından kaynaklanıyor... Bunun gibi belki de sayfalarca örnek verebiliriz pek çok konuda... Tüm bunların üzerine bir de yüzsüz gibi tarihi, insanları, toplumsal olayları eleştirip duruyoruz. Altımıza koltuk çekmişler, biz ise neden sırtımıza yastık koymadılar derdindeyiz... -------------------------------------- Neyse efendim, bu konulara bir girdik mi bir daha çıkamayız. En iyisi incelemenin sonlarına doğru biraz da kitapla ilgili notlarımı paylaşayım ve dağılalım sonra:) * Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz kesinlikle benim yaptığım gibi hayatınızın en yoğun dönemine denk getirmemenizi tavsiye ederim. Kitap zor değil ama yorucu bir kitap. Özellikle ilk 70 sayfa karakterleri tanımakla geçiyor. İsimlerin hepsi şu sekiz tane sessiz harfin yan yana geldiği tipik Rusça isimler:) Atıyorum, kitabın 27.sayfasında tanıştığınız bir karakterle, 438. sayfada bir anda tekrar karşılaşabiliyorsunuz. bendeki baskının başında kitaptaki karakterlerin adının yazdığı sıralı tam liste vardı ve çok işime yaradı açıkçası... * Boris Pasternak'ın akıcı bir dili var ve bölümleri (RTS öğrencileri iyi bilir) 'scene'lere ayırarak yazmış. Bu nedenle sinema veya tiyatroya uyarlanması nispeten kolay bir kitap ki zaten defalarca uyarlamışlar. * Sinemada 'yönetmenin kestiği sahneler' olur ya, işte bunun edebiyat versiyonu da lazım sanırım:) Bu kitapta bazı bölümler bence biraz fazla uzatılmış. Biraz daha sadeleştirilebilirmiş. Ancak dönemin şartlarında belki de böylesi daha makbuldür, bilemiyorum. * Kurguda çok fazla tesadüf durumu var. Zaten kitabı okuyan pek çok okur bu durumu gündeme getirmiş. Tesadüfler beni aşırı rahatsız etmedi ancak Pasternak'ın olasılık hesaplarını biraz altüst ettiği de bir gerçek:) * Kitap aslında bir yandan da aşk kitabı... Siz benim bu konuda tek kelime etmemiş olmamı lütfen dikkate almayın:) Çok tasvip ettiğim bir aşk hikayesi değildi kendi adıma. Ancak başkaları hayranlıkla takip edebilir bu hikayeyi, onu bilemem... ------------------------------------------ Ve geldik incelememizin son satırlarına... Anlatmak istediklerimin yarısını bile anlatamadım ama bir yerde de durmak lazım diye düşünüyorum... Doktor Jivago, ara sıra kendi kalbinde de hissettiği ve bizim çağımızda da sıkça görülen 'kalp teklemelerinin' sebebini biraz da manevi nedenlere bağlamış. Diyor ki; "Çoğunluk, yaşamak için ikiyüzlü hayat sürmek zorunda. Sağlığınız da bunun etkisi altında kalıyor. Gün geçtikçe, duyduğunuzun, düşündüğünüzün aksini söylemek zorundasınız. Sevmediğiniz bir şeyi sevmek, hoşlanmadığınız birşey karşısında hoşlanır gibi davranmanız gerekiyor. Sinir sistemi denen şey uydurma birşey değil. Varlığınızın parçası... Ruh denen şey tıpkı ağzınızın içindeki dişler gibi göğsünüzde duruyor. Buna devamlı olarak karşı gelemezsiniz. İsyan eder.” Bence güzel ve evrensel bir teşhis koymuş Jivago... Bir de reçeteyi yazsaydı keşke diyesi geliyor insanın:) Lakin onu da belki hayatın içinde bir yerlerde aramak lazım. Ama bunu savaşmadan, kurşun sıkmadan, aç kalmadan, çocukları öldürmeden, birbirimizi ötekileştirmeden başarmak zorundayız. Umarım kalbimiz, bizi her şeyin çok daha anlamlı ve yaşanabilir olduğu, umut dolu bir dünyaya taşıyacak kadar sağlamdır... Hepinize keyifli okumalar dilerim...
Doktor Jivago
8.0/10
· 664 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
21
169