FRANKENSTEIN ya da MODERN
PROMETHEUS – MARRY SHELLEY
Madem sevmeyecektin beni neden yarattın?
19.yy’da dünyaya başkaldırmış, gotik edebiyatının öncülerinden olan on dokuz yaşındaki bir kıza göre cesareti takdire şayan olan yazarımız Mary Shelley’in ilk romanı olma özelliği göstermektedir. Öncelikle gotik kavramını masaya yatırmamız gerekir. O dönemin getirilerinden olan sosyal statü Rönesans’ın ilan edilmesiyle sanat- edebiyat gibi alanlarda birtakım yeniliklerin oluşmaya başlaması, 18. yy’ın anlayışlarının karşısında duran, günümüzün fantastik- bilimkurgu romanlarının altyapısını oluşturmuştur. İnsanoğlunun geçmişten günümüze tarihine baktığımız zaman merak ve arzu dürtülerinin sonucu her daim yeni buluşlar, tarifler gibi diğerleri tarafından hor görülen bakışlara sebebiyet de vermiştir. Shelley tüm bu kötü bakışlara nazaran insanlık için ‘’Ölümden sonra diriliş’’i , galvanizmi ,yaratan ile yaratılan arasında kurulan ilişkiyi anlamlandırmamız için, ‘’Bu dünya için ne kadar iyi bir insanız? ‘’ , ‘’Sadece yaratılan kadar mı varız ya da insanların düşüncelerinde hayat bulan makineler miyiz? ‘’ sorularıyla yaratılan canavarın iç sesleriyle sorgulamamızı istiyor. Bu ilişkiyi o kadar iyi kuruyor ki, yaratıcı yarattığı canavarı terk etmesine rağmen o yaratıcısını terk etmiyor. Dünyayı yeni doğmuş bir bebek gibi anlamlandırmaya, sesler, sözcükler, resimlerle bağlantı kurmaya başlarken aslında özünü bulmasını, kimseye ihtiyacı olmadığını , yaratıcının var ettiği bedene nazaran düşünceleri ve hislerini yalnızca kendisi var edebileceğini de anlamış oluyor. Tanrı’nın insanoğlunu yaratıp, hatası yüzünden onu dünyayla cezalandırması gibi, Frankenstein’da sevdiklerini öldüren bu yaratığı görünüşünün, iticiliğinin diğer insanlar üzerinde oluşturduğu yalnızlıkla