·
Okunma
·
Beğeni
·
14.103
Gösterim
Adı:
İnci
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754341443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
İnci
İnci
The Pearl
İnci
The Pearl
Kazanç hırsının insanları nasıl insanlıktan çıkardığını, bütün kötülükleri nasıl harekete geçirdiğini, yoksul bir ailenin elinden talihin bir lütfü olan serveti kapmak için ne iğrenç yollara başvurulduğunu anlatan bu roman, klasikler arasında yer alan bir yapıttır.
John Steincbek'in Fareler ve insanlar kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı; ve de okurken etkilendiğim güzel bir kitap. Yoksul insanların yaşam koşullarını, kavgalarını, anlattığı bu kitapta: Bulduğu eşsiz bir inciyle yaşamını değiştirebileceğine inanan ve bunun için mücadele eden inci avcısı Kino'nun hikayesini okuyacaksınız. Okurken gerçekten etkileneceğinize inandığım ve bir solukta okuyabileceğiniz; kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir eser.
Bugün KPSS varmış, bizim arkadaşlardan biri de girdi sınava da oradan biliyorum. Dün aradı, gel dedi yarın sınav var. Hem eşyaların başını beklersin hem de destek olursun. Gittik. Bir çile bir çile. Yolda birde yağmur bastırmasın mı ben gitmişim tişörtle. Neyse girdik kampüsün girişindeki kantinine. Bizimkisi Manisa’dan geldi de çocukların bazısı Uşak’tan gelmiş bazısı Denizli’den. Otellerde sabahlamışlar, bilmedikleri etmedikleri yerler. Zaten sınav zamanı en ufak şeyler kaygı yaratır. Hepsinin stres tavan. Sınav stresi yetmiyormuş gibi bir de böyle teferruatlarla uğraşıyorlar. Bir taraftan yağmur bir taraftan da zaman. Bizimkisi 3 dakika da bir saati soruyor. Taksi çağırdık ha geldi ha gelecek. Gelen giden yok. En son dayanamadı ,dur deme ye kalmadan fırladı gitti.

Kaldım tek başıma. Yanıma Steinbeck’in İnci’sini almışım. Elbette özellikle seçildi, tam dış ortamlık. Dil sade anlaşılır. Başladım okumaya. Bir Kızılderili baş kahraman adı Kino. Yahu bu Kızılderili nereden çıktı zaten bu Steinbeck enteresan adam. Nerede kıyı da köşe de insan var onları anlatıyor. Hani sevmiyor da değilim bana Gogol’u hatırlatıyor. Gogol da böyle yapar ya. Bir sürü kont, kontes varken sen git mujikleri, 9. Dereceden memurları anlat. Nereden çıktı bunlar? Ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Tutturdunuz bir toplumsal gerçekçilik herkesin keyfini kaçırıyorsunuz. Ah o Gogol yok mu o Gogol hep onun başının altından çıktı bunlar. Yalnız hafifte fark yok değil aralarında. Gogol ağır yazardı herkes anlamazdı, bu Steinbeck denen adam birde sade yazıyor ki hiç sorma. Bu kadar da olmaz ki. Okuyan herkes anlıyor ne demek istediğini. Köylüsü de anlıyor işçisi de. Biraz yüksekten yaz da sadece aydınlar anlasın. Ne de olsa onlar şatolarında viskilerini içerken köylü, işçi edebiyatı yaparlar. Toplumsal gerçekçiyiz bile derken çıkıp fukaranın tekine destek olacağına yazdıkları romanların ne kadar getireceğini hesaplarlar.

Neyse biz Kino’ya dönelim bunlar derin konular. Eşi, çocuğu, doğal ortamı gül gibi yaşayıp gidiyor. Bir de inci arıyor arada istiridyelerin kabuğunda. Hani umut fakirin ekmeğiye umar ha umar. Bizdeki sayısalcılar gibi bunlarda inci arıyor. Buldu da vesselam hem de kocaman dünyanın en büyük incisi. Bulmaz olaydı. Millet başladı yaygaraya. Kiliseden papaz geldi, senin adın diyor din büyüklerimizin birinin adı çok hizmetler vermişti zamanında. Sonra doktor kapısına geldi. Hani Kino ona gittiği zaman veteriner baksın size demişti ya işte o doktor bu. Getir diyor senin inciyi benim kasada saklayalım. Yok dedi Kino ben satacağım onu. Yahu nasıl satacaksın zaten kasaban da üç tane inci alan yer var. Tezgahı da kurmuşlar dışarıya üç içeriye bir. Kino bu dinler mi gitti satmaya. Değersiz dediler, of dediler puf dediler. Kino bozuldu bu işe bozulmak ki ne bozulmak. Hem kendi bozuldu hem çevresi bozuldu.

Neyse yeter bu kadar anlatmak. Biraz da size kalsın. Anlayacağınız Steinbeck yine aynı Steinbeck. Ne kadar anlatılmayacak şey var anlatmış hepsini. Ya da boş verin okumayın bunlar insanın keyfini kaçırır. Kontlar, kontesler dururken ne gerek var? Ah o Gogol yok mu o Gogol bir elime geçirsem :)

Herkese keyifli okumalar dilerim..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.316 Oy)19.074 beğeni43.405 okunma3.018 alıntı183.047 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.554 Oy)8.835 beğeni28.725 okunma833 alıntı139.740 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.720 Oy)13.421 beğeni34.546 okunma3.408 alıntı146.153 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.288 Oy)9.255 beğeni25.647 okunma1.829 alıntı118.821 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.896 Oy)8.854 beğeni26.349 okunma2.661 alıntı114.852 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.577 Oy)9.085 beğeni25.369 okunma1.545 alıntı126.704 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.459 Oy)8.035 beğeni22.799 okunma828 alıntı89.837 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.706 Oy)11.453 beğeni28.517 okunma1.574 alıntı149.504 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.241 Oy)4.128 beğeni15.788 okunma1.375 alıntı76.512 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.019 Oy)6.364 beğeni16.827 okunma2.901 alıntı86.131 gösterim
John Steinbeck 1962’de Nobel kazanmış değerli bir yazar. Hayatını kazanmak için çabalamış, birçok işte çalışmış, kitaplarında da çok iyi bir şekilde yansıttığı hayatın acımasız gerçeklerini tecrübe etmiş. Ki zaten böyle bir birikime sahip olmayan birinin, insanı bu denli etkileyebilecek eserler yazabileceğini düşünmüyorum… Steinbeck, kendi çabalarıyla Stanford Üniversitesi’ne gittiğinde sadece yazarlığına katkıda bulunacak derslere girmiş. Hayattan ne istediğini bilen birisi anlayacağınız. Düşünüyorum da iyi ki böylesine azimliymiş, bugünlere ulaşmış da bize onu okuma imkanı vermiş.
İnci… Bu kitap beni çok etkiledi. Üzüntüden çeviremediğim, sinirimden parçalamak istediğim ya da hüzünlü bir tebessümle durakladığım sayfaları okudum bu kitapta. Garip bir dili var Steinbeck’in; Fareler ve İnsanlar’da da böyle olmuştum. Böyle ince ince değil, bıçak gibi sızlatıyor içinizde bir yerleri. Öyle süslü benzetmelerle de yapmıyor bunu. Salt gerçeği yazıyor. Gerçek en çok acıtan şey oluyor.

Tomris Uyar'ın kitabın sunuş kısmında yazdığı çok hoşuma giden bir cümleyi paylaşmak istiyorum sizle. Bir nevi demeye çalıştığım şeylerin özeti gibi çünkü. “Çünkü Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi umudun.”

İnci, Kızıldereli Kino’nun üzerinden ayrımcılığı, hırsları, parasızlığı, insan olmanın zafiyetlerini anlatan kısa ama etkili bir kitap.
Bebeğinin hastalığını tedavi edecek doktoru bulamayan bir babanın çaresizliği. Ve ardından bulduğu eşsiz inciyle birlikte insanların ona olan tepkisinin değişimi. Ardından Kino’nun değişimi.
Size kitabın akışını anlatmak istemiyorum daha fazla. Kitabın ‘eşsiz bir inci’ üzerinden anlattığı ‘insan’dan bahsetmek istiyorum biraz da. İnandığı dinin kitabını okumayı bilmeyen bir adamın çaresizliğinden bahsetmek istiyorum. Kandırıldığını bildiği halde inanmaktan başka çaresi olmayan insanlardan, çaresiz ve güçsüz bırakılmış insanlardan bahsetmek istiyorum.
İnci bir temsil bu kitapta.

Yokluklara hapsedilmiş bir adamın hayallerini temsil ediyor ‘inci’. Güç karşında insanların ne denli insanlıktan çıkabileceğini anlatıyor. Ardından bir adamın hayallerine tutsak oluşunu anlatıyor.

Tanıdık geldi mi biraz? (buradan sonrası spoiler)
Açıkçası ben Steinbeck’in incisini, Tolkien’in yüzüğüne benzettim okurken. Kino “İnci benim canım oldu, ondan vazgeçersem canımdan da olurum” derken, Gollum hali hazırda ‘kıymetli’si için canından oluyor mu zaten?

İnci Kino’nun en büyük kurtuluşu olabilecekken, en büyük kaybının nedeni oluveriyor birdenbire. Yüzük de böyle değil miydi sahi?

Kino, gözü kararıp inci yüzünden karısını döverken, Smeagol da kardeşini öldürmedi mi bir yüzük uğruna?
İnci’nin sonu, çıktığı suyun dibinde biterken; yüzük de yaratıldığı dağda yok edilmedi mi?
Gollum canından olurken kıymetlisi için, Kino oğlundan olmadı mı ‘canım’ dediği için?

Gelmek istediğim nokta; yüzük ya da inci semboller değişebilir ama bir şey aynı: İnsan…
İnsanlar için güç, arkasını dönüp gidemeyeceği cazibeli bir tuzak aslında. Güce sahip olma ve yönetme hissiyle yanıp tutuşan insan, bir süre sonra gücün kölesi haline geleceğini fark edemiyor hiçbir zaman. Güce olan tutkunlukları, ona sahip olabilmek için verdikleri, feda ettikleri her şeyi gözlerinden siliyor. Güce olan hırs kaybedilenlerin önüne bir perde çekiyor. Çünkü kurban tek bir şeye odaklanıyor o anda: Sahip olacakları ve daha fazlası. Sonsuz bir doyumsuzluk... Kino’nun inciyle gerçekleştireceği tozpembe hayalleri vardı. Hayatın ondan çaldıklarını istedi inciden. Hayatın ondan çaldıklarını bir inciyle geri alabileceğini düşündü. İnci ilk önce araçtı.

Güç ilk anda araçtır.

Sonra karşısına zorluklar çıktı. İnci başına bir sürü dert açtı. İnci, hayatından daha çok şey çaldı. Ama o inciyi bırakmadı. İnci onun amacı oldu.

Ardından güç yegane amaca dönüşür.

Sonrası ise daha fazla kayıptan öteye gidememiş hiçbir zaman.

Hani gerçekçi de olsa bir umut diyorduk? O ne oldu?
Evet, umut yine var. Orada duruyor. Çok büyük bir klişe ya da basmakalıp bir ifade olsa da umut sevgide. Yine bir karşılaştırma yaparsam;

İnci’yle olan macerasında Kino’nun yanında hep eşi vardı. Güçsüz olduğunda ona güç veren., hırpaladığında pes etmeyen, korktuğunda cesaretlendiren oydu… En sonunda kurtuluşuna yardım eden de oydu, tüm kayıplara rağmen.

Frodo’nun yanındaki Sam gibi…

Yazıyı İnci için yazdım ama bir tanıtım ve öneri yazısından çok bir karşılaştırma ve yorumlama yazısı gibi oldu. Kitabı okurken aklımdan sürekli geçen düşüncelerdi bunlar. Bunları paylaşmadan bu kitap hakkında bir şey yazamazdım sanırım. Yazsam da içime sinmezdi.
Hatalarım yanlışlarım varsa affola.
İyi okumalar :)
Ahh! insanlar alemi...
Menfaat uğrunda peşinde koşulunlar, zor durumda göz ardı edilenler..
Tüm yaşanmışlıkları tepmek için beklediği o an yanınızda olmayacakların farkında olmadan karış karış ölümünüze götüren hakikati değiştiremeyeceği, kuşkusuz mutluluğu hâk etmediğimizi veyahut yeni adım atmaya cesaretimizi kırmak için çabalayan anlar silsilesi... Ölüm yahut yaşam gerçeği...

İnsanlar hayatımızın olağanlıklarından kalması için elinden gelen tüm kötülükleri yapar, fakat o olağanlıkları aşarken yanımızda bulunan iyi bir eş, dost veya aile tüm zorlukları aşabilmeyi kötü sonuçları olsa bile o olgunluğa erişmemizi sağlarken, özgün kararlar ise ruhumuzu hapsetmek yerine o zincirlerden kurtulup felsefe taşına ulaşabilmemize yol açar...

Hayat romanlardaki gibi daima güler yüzünü göstermeyebilir vazgeçmeyip savaşmayı bildiğimiz müddetçe bizi biz yapan değerleri istiridye içerisindeki inci gibi muhafaza etmiş oluruz...

Hayat tüm çıplaklığıyla devam ediyor, kitapta hak edilen inciyi para hırsı olarak görüp, Kino ve Juana'yı eski yaşamalarına hapsedibilir, peki ya sonrası? Alışagelmişliğin ötesinde bir başkaldırış gerekmez mi? Ve de cesaret.

Son olarak, Can Yücel'in bir yazısını inciye ithafen sizinle paylaşıyorum;

“Üşüyordum.

Sarılacak bir şeyler ararken seni buldum.
(Coyotito'yu akrep ısrıdıktan sonra incinin bulunması)

Dokundum. Yanıyordun..

Elimi çekmek zorunda kaldım çünkü beni de yakıyordun.

Sana dokunsam yanıyor.

Elimi çeksem donuyordum.

Şimdi düşünüyorum seninle olup yanmak mı zor. Yoksa sensiz kalıp donmak mı?”
**
Keyifli okumalar :)
~~Çelik bir zekâ Stainbeck~~

<> Gerçeği sınırlayan şey, insanın cüzi miktarda yarattığı ve çok yoğun bir şekilde inandığı inançlarıdır.
<> Bence masumiyet, insanın keşfedilmemiş canavarlığından arta kalan yanıltıcı bir iceberg' idir.
<> Ya da vazgeçmek, kaybetmekten daha anlamlıdır ne bileyim.
<> "Güç dediğimiz şey korkudur" desem kızar mısınız ki?
<> Ya da Anıl saçmalıyor sabahın 4'ünde. O da olabilir.
John Steinbeck'in yine, dönemindeki yoksulluğu ve yoksulların yaşantısından bir bölüm anlattığı uzun hikaye niteliğindeki kitaplarından biri.

Kitapta, geçimini istridyelerin içinden inci çıkarma işiyle sağlayan bir ailenin, paraya çok ihtiyaçlarının olduğu bir gün, çok büyük ve değerli bir inci sahibi olmalarından sonra gelişen olaylar anlatılmaktadır. Yazar, her zamanki gibi, o dönemdeki yoksulluğun dramatik yönünü bize, yine ustalıkla gösteriyor.

Yazarın her kitabında olduğu gibi, bu kitabında da sürdürdüğü sakin ve akıcı anlatımı, zaten çokta uzun olmayan kitabı elinizden bırakmadan, tabir yerindeyse bir solukta okumanızı sağlıyor.

Kısaca söylemek gerekirse, beğenilerek okunacak bir kitap diyorum.
Şener Şen'in Milyarder filmini izleyenler bilir. Orta halli, gariban ama aslında bir o kadar mutlu ve mesut Mesudiyeli Mesut'a piyangodan "milyar" ödül çıkar. Ve Mesut bu milyar ile ailesini, kendisini, hayatını nasıl daha mutlu edeceğini düşünmekten uyuyamaz; eskisi gibi yaşayamaz hale gelir. Ardından en yakınlarının nasıl değiştiğini, gerçek yüzlerinin ne olduğunu fark ettirir bir piyango bileti...

Bu filmin senaristlerinin ilham aldığını düşündüğüm "İnci" kitabında ise Mesut yerine Kino, Mesudiye yerine La Paz Kasabası vardır. Piyango biletinin yerine ise Kino'nun bulduğu değerli mi değerli bir inci... Kino'nun yaşadığı mutluluk ve aile türküsü eşliğinde geçen hayatının bir taş parçası ile birlikte nefret ve hüzün türküsüne dönüşmesini okuyoruz.

Elbette filmle bire bir örtüşen bir eser değil, farklı olaylar okurken başkaca da ders ve sonuçlar çıkarıyoruz. Filmi izleseniz de okumanızı tavsiye ederim. Hepimizin hayatında bir incisi olduğunu, en yakınımızda ve çoğu zaman kendimizde olduğunu unutmamamız dileklerimle...
"Fareler ve İnsanlar" a çok benziyor. Yaşanan olaylar tamamen farklı ama benziyor işte; aynı koku, aynı tat, aynı parmak izleri, aynı düşünce pusuları. Hayaller, umutlar ve acımasız gerçekler...

Bir filmde yönetmenin, bir kitapta yazarın dediği olur, ilgililere okumak, izlemek ve yorumlamak düşer. Okur, izleyici bazen daha güzel bir son hayal eder ama olan olmuştur, sonuç değişmez. Ben de bu kitapta tıpkı "Fareler ve İnsanlar" da olduğu gibi daha farklı bir son isterdim...

İyi gibi görünen şeyler kötü, kötü gibi görünen şeyler iyi olabilir, hayat bilmecelerle dolu. Bu yüzden isterken hayırlısını istemeli...

John Steinbeck okumak bir Cengiz Aytmatov okumak kadar güzel, okuyun derim.
Fareler ve İnsanlar" a çok benziyor. Yaşanan olaylar tamamen farklı ama benziyor işte; aynı koku, aynı tat, aynı parmak izleri, aynı düşünce pusuları. Hayaller, umutlar ve acımasız gerçekler...

Bir filmde yönetmenin, bir kitapta yazarın dediği olur, ilgililere okumak, izlemek ve yorumlamak düşer. Okur, izleyici bazen daha güzel bir son hayal eder ama olan olmuştur, sonuç değişmez. Ben de bu kitapta tıpkı "Fareler ve İnsanlar" da olduğu gibi daha farklı bir son isterdim...

İyi gibi görünen şeyler kötü, kötü gibi görünen şeyler iyi olabilir, hayat bilmecelerle dolu. Bu yüzden isterken hayırlısını istemeli...

John Steinbeck okumak bir Cengiz Aytmatov okumak kadar güzel, okuyun derim.
İnci avcılığı yaparak yaşamını zar zor sürdüren Kino'nun bir gün bebeğini akrep sokar. Doktorun kapısına varırlar ancak ne yazık ki doktor bakmayı kabul etmez hemde onca ısrara rağmen. Çünkü Kino'nun parası yoktur. Değerli olan sadece ve sadece paradır, insan hayatı değil...
Kino yine o günlerde çok değerli, paha biçilemez bir inci bulur. O kadar mutludurlar ki incinin hayatlarını tamamen değiştireceğini düşünüp keyiflenirler. Ama sandıkları gibi olumlu bir şekilde olmayacaktır bu değişiklik. Çünkü bu inci Kino'nun kendisinde, bebeğinin sağlığının bile önüne geçecek kadar çok para hırsı, çevresindeki insanlarda da büyük bir kin, nefret, kıskançlık, inciye ulaşma arzusu doğuracaktır. İnsanların para karşısında ne kadar kendini, insanlığını kaybedebileceklerini gözler önüne seriyor kitap. Bence herkes bu kitabı okumalı ve bu utanç verici, kalbi katılaşmiş, canavarlaşmış insanların aslında tamamen hayatın içinden olduğunu hatta çevremizde olduğunu acıyla farkedip sorgulamalı...
Yine bir hikaye daha biter.Kitap Kinonun çocuğunun akrep sokması ile bir baba olarak çare aramasıyla başlıyor.Belirli bir kurulu düzen var bu dünyada şu insanlıktan nasibini alamamış,aç gözlü insanların kurduğu...Doktor sırf paraları yok diye çocukla ilgilenmiyor bile,insanlık bu mudur? diye soruyor insan.Ne acı değil mi yaşamımız paramızın olmamasına bağlı,insan ömrü bu kadar değersiz...Kino bir inci ile hayatının değişeceğini sanarak maceraya çıkar.Insanliğa çaresizlik neler yaptırır bu kitap sayesinde görmüş oluyoruz.
Tadını çıkara çıkara okuduğum bir kitap oldu. Çok keyif aldım. Tasvirler o kadar gerçekçiydi ki, her anını kare kare yaşadım. Eşsiz bir eser. Kino, karısı Juana ile bir kulübede yaşayan bir inci avcısı. Bulduğu incinin hayatını nasıl değiştirdiğine tanık olacaksınız. Hırs, mücadele ve azim. Şiddetle tavsiye ettiğim bir kitaptır. Steinbeck öykü ve romanları içinde İnci'nin yeri çok başkadır.
Konuşma alışkanlıktan başka neydi ki; sözsüz de anlaşabilirdi insanlar...
John Steinbeck
Sayfa 12 - Remzi Kitabevi
Oğlum okumayı öğrenecek, bütün o kitapları okuyacak. Oğlum yazmayı öğrenecek ve yazacak. Oğlum sayıları öğrenecek. Bütün bunlar bizi özgür kılacak, çünkü o bilgilenmiş olacak, bizler de ondan öğreneceğiz.
John Steinbeck
Sayfa 33 - Remzi Kitabevi
Bu dünyada herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıydı. Aklıdan ne geçerse geçsin, yeteneğini sonuna kadar zorlamalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 48 - Remzi Kitabevi
Bir şeyi aşırı istemek iyi değildi. Sırf bu yüzden bir şeyin olacağı varsa bile olmazdı. İnsanın isteği dozunda olmalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 27 - Remzi Kitabevi
Ta beşikten mezara dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnci
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754341443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
İnci
İnci
The Pearl
İnci
The Pearl
Kazanç hırsının insanları nasıl insanlıktan çıkardığını, bütün kötülükleri nasıl harekete geçirdiğini, yoksul bir ailenin elinden talihin bir lütfü olan serveti kapmak için ne iğrenç yollara başvurulduğunu anlatan bu roman, klasikler arasında yer alan bir yapıttır.

Kitabı okuyanlar 3.274 okur

  • Farid Musayev
  • Kerim Efe

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları