Viyana'ya okumak için giden Berger adındaki gencin yalnızlığı, içine kapanıklığı ve utangaçlığı anlatılıyor. Kendini güçsüz ve aciz hissederken derslerini de aksatıyor ve üniveristeyi bırakıyor. Büyük bir iç sıkıntıyla günlerini geçirirken kızıl hastalığına yakalanmış 13 yaşındaki bir genç kızla tanışıyor, onu iyileştiriyor. Genç kızın da varlığıyla tam bir şeyler düzelmeye başlamışken Berger'in kızıl hastalığına yakalandığı görülüyor... Kızıl, çocuklar daha kolay atlatıyor, ama yetişkinler bundan dolayı yok oluyor. Ve Berger de bu hastalıktan öldü.
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Üniversite eğitimi için Viyana' ya giden tıp öğrencisi Berger. Viyana'daki tek arkadaşı ve oda komşusu Schramek'tir. Fiziksel olarak kırılgan, naif ve acınası... Güçsüz görünümü; yalnız kalmasına, sıradan üniversiteli bir genç gibi görünüp yaşamasına engel olur. Fiziki görünümü ile dışlanmışlığı yetmezmiş gibi yakın arkadaşı Schramek'in kız arkadaşı Karla'nın rahatsız edici yaklaşımından ötürü suçluluk duyar ve arkadaşı Schramek ile arasına mesafe koyar. Yalnızlık girdabında binlerce soruyla baş başa kaldığı için eğitimine ara verir, yalnızlık onu bir süreliğine öldürmüş olsa da Kızıl'a yakalanmış küçük kızın hayatına girmesi her şeyi değiştirir... Kitabın sonunda aslında her şeye geç kalmışlığın iyi sonuçlanmayacağını, nasıl hüsranla bitebileceğini gösteriyor.
"Ölüm ya da yaşam..."
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Kitaba ismini veren Kızıl, hastalık olan kızıldır. Kızıl hastalığının hâlâ ölümcül olduğu bir zamanda yazılmıştır. Baş karakter olan 18inde genç, erkekliğe ve büyük şehir içinde yaşamaya yeni alışmaya başlayan bir yeni yetmedir. Aşk, arzu, erkeklik, kadınlık ve meslek hayatı sorgulanabilir bir panaroma sunuyor eser.
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Okuduğum en ilginç Zweig eserlerinden biriydi. Yine içerisinde karşılıksız bir cinsellik ve aşk vardı.Kitabın sonu hariç 74. sayfaya kadar çok sevdim. Bergen'in yaşadıklarını son üç yılımla özdeşleştirdim. Ancak hikayenin sonu böyle bitmemeliydi. Bu son sanki korkakligin doğal sonucu gibiydi. Kitabın sonunda kızın iyilesmesini ve onunla evlenmesini bekliyordum. Bu adam kahramanlara acı cektirmeye ve onları ölüme mahkum etmeye bayılıyor.Benim beklentime göre oğlan arkadaşından ve onun kız arkasından mutlu olarak intikam almalıydi. Onların ruhunu parçalamasina izin vermeden mutlu olabilmeliydi. Tıp öğrencisi olup hastalığı kendisine nasıl bulastiriyor bu da ilginç detay. Sağlık sektöründen hep bu ve benzeri sebeplerden korkmusumdur. Kitabın en beğendiğim kısmı oğlanın psikolojik tahlinin harika olmasıydı. Sevmediğim kısım ise kendisine zulmedilmesine izin verip hala Viyana'da kalması ve kendini ölüme terk etmesiydi. Bu yüzden 8 puan veriyorum -_-
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
İlk önce şunu söylemeliyim ki Bertold karakterinin 13 yaşındaki bir çocuğa karşı hissettiği bu "hayranlık" veya "kurtuluş arayışı", günümüzde doğrudan çocuk istismarı ve pedofili sınırları içerisinde değerlendirilir. Okur olarak bu durum beni rahatsız etti. Kitabı çok beğendiğimi söyleyemem.
Berger, hayatı boyunca hayalini kurduğu üniversite eğitimine başlamak üzere Viyana’ya gelir. Tıp öğrenimine başladığında tek arkadaşı, hukuk diplomasını almak için uğraşan oda komşusu Schramek’tir. Fiziksel ve ruhsal olarak kırılganlığı, naifliği ve güçsüz oluşu, arkadaş edinmesine, hayata karışmasına ve normal bir üniversiteli genç gibi yaşamasına engel olur. Günün birinde, bir yetişkin gibi kadınlarla yakın bir temasta olması gerektiğine, ihtiyacı olanın bu olduğuna karar verir...
Genç bir erkeğin sıkışıp kaldığı yalnız dünyasında bir umuda tutunmasını anlatıyor.
Yine Stefan Zweig kitapıyla geldim. Her kitaplarını ayrı severim. İlk ablamın bana Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı hediye etmesiyle başladı. Kızıl kitabına gelirsek soluksuz bir günde bitirebileceğiniz kitap. Dil bakımından sade, konu olarak sürükleyici ve merak duygusu uyandırıyor.
17 yaşındaki Berger'in tıp okumak için Viyana'ya gidişi onu ailesinden ve alıştığı haytından koparır. Tıp öğrenimine başladığında tek arkadaşı, hukuk diplomasını almak için uğraşan oda komşusu Schramek'tir. Berger'in utangaçlıgı ve acınası derecede güçsüz oluşu, arkadaş edinmesine, hayata karışmasına ve normal bir üniversiteli gibi yaşamasına engel olur. Kente uyum sağladığı sırada vücutta kırmızı beneklerin çıkması olarak bilinen Kızıl hastalığına yakalanan genç bir kızı iyileştirmeye çalışır ve kızdan etkilenir.
İyi okumalar
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Kitap çok güzel. Zweig yine tarzını konuşturmuş. Kahramanın iç dünyasını ve duygu durumunu çok ustaca yansıtıyor eserinde. Okunası bir kitap kısacası...
Gradiva’dan sonra denk geldi. Onun gibi psikolojik açıdan incelenmesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap, Kızıl. Konusunu anlattığımda bana katılacağınızı düşünüyorum. Ama önce uyarayım, yorum spoiler içermektedir!
Bertold Berger tıp okumak için hayalini kurduğu Viyana’ya gelir. Fiziksel ve ruhsal olarak ortama ayak uyduramaz. Komşusu Schramek hem tek arkadaşı hem de idolüdür. Onun gibi korkusuz ve kadınları baştan çıkarak bir cazibeye sahip olmak ister. Schramek’in arkadaş çevresine girmek ister ama o buna pek sıcak bakmaz. Berger kendinden utandığını düşünerek ortamdan hep kopar. Okulundan uzaklaşır, ruhen kaybolmuştur. Ev sahibesinin 13 yaşındaki hasta kızına yardım etmeye başlar. Onunla kız kardeşini özdeşleştirmiştir. Günler geçtikçe kıza yakınlık duymaya başlar, hatta onu öpmek ister. Kıza yardım ettikçe içinde okuluna karşı yeniden heyecan duymaya başlar.
Tüm bunlar bende Berger’in ensest ve pedofili olduğu hissi uyandırdı. Bu yalnız karakterin buhrandan çıkış noktası bu muydu?
Hemen hemen tüm Zweig kitaplarında olduğu gibi karakterin iç çatışmalarını yazar güzel yansıtmış. Ama yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü çok sevemedim bu eserini.
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Kaliteli bir gençlik hikayesi. Utangaç bir gencin büyük kentte çektiği yalnızlık, arkadaşları tarafından eziklenmesi, ve karşı cinsle ilk temasları. Zweig okuru, karakterin yaşadıklarını görmeye ve hissetmeye zorluyor. Tavsiye edilir!
Yine varoluşsal sorgulamalarla muazzam bir hikâye... Stefan Zweig her kurgusunda olduğu gibi bu hikâyede de pek çok varoluşsal öğeye yer vermiş. Üniversite okumak maksatlı başka bir şehre giden, orada çevresine karşı yabancılaşmış ve yalnız hisseden bir genç üzerinden hayatı sorgulamış. Bu sorgulamalar içerisinde insana dair her şeyi bulmak mümkün. Ben şahsen kendimi buldum.
KızılStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202036,9bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.