Adı:
Michael Kohlhaas
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055262686
Kitabın türü:
Çeviri:
Selçuk Ünlü
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Palet Yayınları
Baskılar:
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Tercümesini sunduğumuz bu eserin konusu feodal sistemin hakim olduğu 16. yy. Almanya'sında geçmektedir. Bu sistemde ülke küçük devletçiklere bölünmüş olup, her birinin başında bir prens bulunmaktadır ve bu bir vesayet sistemidir. Bu monarklar saraylarında bolluk içinde bir hayat sürerken, halk senenin her günü bedenleri ile çalışarak ancak karnını doyurabilmektedir. Devrin edebi eserlerinde de bu vesayet sistemine yönelik bir eleştiri yer almaz. Durum 17. yy'da da değişmez, çünkü devrin şairleri saraylarında kendilerine matbaa, kütüphane, ikametgâh ve maddî gelir sağlayan prenslere medyun olup, eserlerinde onları yüceltirler. Bunlara saray şairi denir. Ve 17. yy. Alman edebiyatında saray edebiyatı ağırlığını hissettirir. Bu saray şairleri "kimin ekmeğini yersem, onun türküsünü söylerim" sözünün ifade ettiği gibi sarayın tarafında yer alırlar.
(Tanıtım Bülteninden)
96 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Michael Kohlhaas kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Michael Kohlhaas, tam anlamıyla feodal sisteme karşı verilen sosyal mücadelenin fert bazında açık bir ifadesidir. Yersiz bir suçlama ve inatçı bir adalet arama düşüncesiyle tam bir bireysel hak arama mücadelesidir. Suçsuz durumdayken suçlu duruma düşmenin kitaplaştırılmış halidir. Ortaçağ kültürü ve Almanyası, ülkenin başındaki prenslerin birbirlerini kayırmaları, Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki ruh hali gayet açıklayıcı bir biçimde anlatılmış. Bu kitap aslında bize diyor ki; eğer suçsuzsan suçsuzluğunu bil yoksa bir süre sonra mutlaka suçlu bir hale dönüşürsün.

Olayların geçtiği yerlerden biri olan Dresden'in tipik bir Ortaçağ kültürüne sahip şehir olduğunu düşünüyorum. Gotik mimari üslubun Dresden'e vermiş olduğu kasvet ve ezicilik kitapta açıkça belirtilmiş olmasa bile Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki zorluğun ve çabanın Dresden şehriyle ve Ortaçağ mimari üslubunun insan ihtiyaçlarını dikkate almamasıyla bağdaştırıldığı açık.

Bir dipnot olarak, Kohlhaas romanı için mekan seçimi olarak günümüz Türkiyesi seçilseydi adamcağız ölene kadar ruhsal bir işkence içinde sürünüp dururdu herhalde. Burada ölemiyorsun bile Kohlhaas kardeş. Ölüm, bazı şeylerin kesin çözümü olabiliyor çünkü. Onun için şanslı olduğunu düşünüyorum. Umarım yolun bir gün Türkiye'ye düşer de sana hak arama mücadelelerinin ve fert bazında inatçı bir adalet isteğinin alasını gösterme fırsatını bulurum.
96 syf.
Vicdanı temiz, dingin bir hayat yaşarken ve yine bu şekilde devam eden alışılmış işlerini görürken karşılaştığı haksızlığı "Belki de, acaba, yoksalarla" araştırıp iyice emin olduktan sonra yapılması gerekenleri adım adım yaparken geçen süreçte; kanunların, adalet sağlayıcılarının dolayısıyla ülkesinin kendisine tutumunu görüp ve yine bu çabasında karşılaştığı yeni haksızlıklar, acılar nedeniyle kendisinin adalet kustuğu bir adamın hikayesiydi.
Masum olmanın en büyük acısıydı "Adalet için tek başına yeterli olamamak."
96 syf.
·3 günde·8/10
Soylular tarafından haksızlığa uğrayan At tüccarı Michael kohlhaas'ın başkaldırısını anlatan bir kitap.Adaletin belli bir kesimin elinde bulunması sebebiyle hakkını isyan ederek almaya karar veren Kohlhaas sonunda bedel ödemek durumunda kalsada istediğini almayı başaracak.Anlatımın güzelliği ve olay örgüsünün kusursuzluğu ile zevkle okunacak bir öykü.
128 syf.
·6 günde·6/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Fena bir kitap değil ancak, olaylar biraz çabuk gelişip, daldan dala atlandığı için kitaba odaklanmak bir zordu. Yarısından sonra kitaptan biraz koptum diyebilirim. Heyecan seviyesi fena değildi. Sınırdan geçmek isterken atlarını rehin bırakmak zorunda kalan bir Saksonya vatandaşının macerasını okuyacaksınız. Okumaya değer mi? Kişiye göre değişir. Başkası benden daha iyi odaklanırsa kitaptan zevk alabilir. Kitabın genel teması adalet ve mücadele. Eh gerisine siz karar verin.
96 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Prenslikler soylu kesimler insanlar insan sandiklarimiz ve hepsinden öte adalet duygusunun varolmadığını gösteren bir kurgu kitaplardandir.Toplumda soyutlasmis yozlaşmış bürokrasi enkazından kurtulamayarak içinde ezilen bakanlar başbakanlar gibi siralanabilecek kamu görevlilerin haksiz yere alikonulmasinin aktarıldığı bir klasik benim okuduğum en iyi kitap olmakla birlikte en iyi ulaşım arası saygıdır karsindaki hosgorudur temalı kurgu betimleler eşliğinde olmak fikir uyuşmazlığı yaşamadan hak edilen değerler unsurunda bir betimleme sunulmasi gerçekten hoş bir klasik büyük yazar kleistin kaleminden çıkan basyapit

Adalet neyin nerde arandığını nasıl bulunduğunu sahip olunmasının nerelere mal olduğunu belirtmiş bir çok metin ve belge var. Bu belgelerin söz konusu adalet çizgisi üzerinde tartışmaya açıldığı adalet kavramını adalet yapan bir mavi unsurları ortadan kaldırmak söz konusuysa kleistin yapmak istedigi adalet tartisilmamasi gerek kleistin hayatinin anlatıldığı bu eser ve diğer başyapıtlarından düello eserinde olağan davranan kişilerin özellikle farklı unsurlarda da olsa adalet karmasasasi içersinde olduğumuzu gösterir.Her ortamdan sağlıklı metinler çıkmayabilir o dönemde Kleist yasaklı metinler cikardi diye eserlerinin büyük cogunlugu yasaklandı ve kleist roman yazmaktan değil anlasilamamasindan gem vurarak karamsarlığa dustu.ben bu eser hakkında çok şeyler soylerim bu alan yeterli değil

Fikirlerin düşündüklerini veya hareket ettiğin kanuna karşı gelip isyancı pozisyonuna düşmenin adaletinin kendisinin olusuumlarda bulunmasının bir kamu görevlisinin peşi sıra asaletten uzak tutulduğu bir yararı olmayan kişilerin ustunde şahlık davası güttüğü için bu eser içten içe tartışmaya açılması gerek büyük bir eser lakin eserin o dönemki prenslerin prenseslerin nazarında konunun tartışılması gerek olduğunun eserin mutlak idarecilerin elinde kukla bir yönetimin döneminin tartışılması gerekliliğinin altıni ciziyorum.Edebiyat faktörü budur edebiyat eserlerle şekillenir ve dev bir dünya klasikleri arasında kleistin bu nadide eserin bir an önce degerlendirilmesini istiyorum.
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kleist, bu öyküsünde insana hoş vakit geçirten dış olayları değil, insanın davranış biçiminde bir değişme yaratan ruhsal olayları işlemiştir. Bu öykü ahlak, hak ve adalet ülküsü üzerine kurulmuştur. Bunu yapıtın hemen başlangıcındaki şu sözlerden anlayabiliriz: “Adalet duygusu, Kohlhaas’ı bir haydut, bir katil yaptı.”
Bu yapıtta göze çarpan ahlak ülküsünün kaynağını, Kleist’ın en çok sevdiği yazar Rousseau’nun düşüncelerinde aramak doğru olur. Rousseau, Contrat social (“Toplum Sözleşmesi”) adlı yapıtının birinci kitap, altıncı bölümünde şöyle der: “Her üyesinin kişiliğini ve mallarını var gücüyle savunan ve koruyan bir toplum biçimi bulmak: öyle bir toplum biçimi ki her üye, diğerlerine bağlanmakla birlikte, yine de yalnızca kendisine boyun eğsin ve eskisi kadar özgür kalsın.” İşte Toplum Sözleşmesi’nin çözdüğü ana sorun budur. Bu sözleşmenin yargıları, sözleşmenin niteliğine bağlı olduğu için, en ufak bir değişiklik onları anlamsız ve etkisiz kılar; öyle ki, her ne kadar bu yargılar hiçbir zaman kesin olarak söylenmemişse de, her yerde birdirler, her yerde dolaylı olarak tanınmışlar ve kabul edilmişlerdir. “Fakat bu toplum sözleşmesi bir kez bozuldu mu, her üye yeniden ilk haklarını elde eder ve anlaşmaya bağlı özgürlüğe karşılık o zamana kadar vazgeçmiş olduğu doğal özgürlüğüne yeniden kavuşur”.
İşte Kohlhaas için de bu toplum sözleşmesi bozulmuştur; onu artık topluluğun yasaları korumamaktadır, Kohlhaas kendisini topluluğun dışına atılmış saymaktadır. Bunu Luther ile konuşmasından öğreniyoruz. At tüccarı; “Yasanın korumadığı kimseyi ben, devlet topluluğunun dışına atılmış sayarım” sözleriyle kendini Luther’e karşı savunur. Fakat o, ilk ve doğal haklarını hemen ele almaz; araştırıp soruşturur, vicdanının tartısında olayları tartar: Tanrı‘dan korktuğu için, en küçük bir haksızlık yapmaktan aşırı ürkerek uşağı Herse’yi inceden inceye sorguya çeker; dilekçelerle Dresden hükümetine başvurur; dilekçelerine olumsuz yanıt aldığı zaman Saksonya Elektör Prensi’ne gönderdiği sevgili karısını korkunç bir biçimde yitirince, artık kendisini her bakımdan özgür sayar. Ancak sürekli haksızlıklara dayanacak gücü kalmadığı zaman, ancak o zaman silaha sarılır, bir haydut kesilir. Çünkü o vakit at cambazı, bir mahkeme kürsüsü önünde değil, kendi vicdanının kürsüsü önünde artık yargısını vermiştir. İşte şimdi Kohlhaas, Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nde belirttiği doğal özgürlüğe kavuşmuştur. Bu duruma düşen, ilk özgürlüğünü yeniden kazanan Kohlhaasenbrücklü at tüccarı kendisine verilmeyen adaleti, kendi eliyle alabilir; bunun için kendinde hak bulmaktadır. Ancak bu anlamda “toplum sözleşmesi bir kezbozuldu mu, her üye yine ilk haklarını elde eder” düşüncesi bütün öykünün ruhunu oluşturur.
128 syf.
·Puan vermedi
Ədalətsiz dünyada ədaləti axtarmaq
Ədaləti təkbaşına bərqərar etmək, ədalətin pozulmuş tərəzisini öz qanunlarımızla nizamlamaq mümkündürmü? Hamımız, daha doğrusu içindəki vicdan və ədalət hissi diri olanlar, heç olmasa ömrümüzdə bir dəfə bu barədə düşünüb, hansısa fədakarlığa, hansısa məhrumiyyətə ehtiyac hiss etmişik. Çünki lap əzəldən ədalətin tərəzisi düz çəkmir. Və insan ədalət axtarışındadır.
Başqasına ədalətsizlik etmədən öz haqqını almağın, insanları incitmədən beynində qurduğun ilahi ədalətə qovuşmağın məncə mümkünsüzdür. Sən öz pozulmuş hüquqlarını qoruyarkən başqalarının haqqını tapdalayırsansa, buna görə cavab vermək məcburiyyətində qalacağını da anlamalısan. Bu da başqalarının gözlədiyi ədalətdir. XIX əsr Alman ədəbiyyatının ən ciddi nümayəndələrindən biri hesab edilən Haynrix fon Klaystın (Heinrich Von Kleist) “Michael Kohlhaas” (Maykl Kolas) əsəri təkbaşına ədaləti bərqərar edəcəyinə inan, sadə bir at tacirinin həyatından bəhs edir. Frans Kafka, Klaystın bur romanı haqqında deyir: “Nə zaman yadıma düşsə, göz yaşlarımı saxlaya bilmirəm”. Kafkanın bu qədər həssas yanaşdığı bu əsərin qəhrəmanı Kolasın faciəsi doğrudan da olduqca həzin və təsirlidir.
Ədalətli qorxunc adam…
XIV əsrin ortalarında Havel çayının sahillərində yaşayan və at ticarəti ilə məşğul olan Maykl Kolas Klaystın təbirincə desək “dövrünün ən ədalətli ancaq ən qorxunc adamıydı”. Günlərin birində parçalanmış Almaniyanın gənc və harınlamış əsilzadələrindən birinin adamları Kolası hər zaman keçdiyi Tronkenburqda heç bir səbəb olmadan saxlayırlar. Atların keçdiyi torpaqların gənc ağası, Kolasdan icazə kağızı tələb edir. İcazə kağızı üçün öz yaşadığı yerə qayıtmalı olan Kolasın iki seçmə qara atını və bir qulluqçusunu gənc baron girov saxlayır. Kolas icazə almağa çalışdığı dönəmdə Tronkenburq əsilzadəsinin adamları onun qara ayğırlarını təsərrüfatda işlədir, buna mane olmaq istəyən qulluqçusunu isə ölümcül döyüb, qovurlar. Baronun ədalətsiz davranışı at tacirini özündən çıxarır. İcazə almaq üçün müraciət etdiyi dövlət idarəsində məlum olur ki, Tronkenburqdan keçmək üçün heç bir icazə kağızına ehtiyac yoxdur. Kolas hüquqi müstəvidə mübarizəyə başlayır və gənc baronu məhkəməyə verir. Məhkəmədə yaxın qohumları olan barona qarşı şikayəti təmin edilməyən at taciri mübarizəsini davam etdirmək üçün torpaqlarını, illərlə qurub yaratdığı evini satmağa qərar verir və qərarını belə əsaslandırır : “Hüquqlarımı qorumaq istəməyən bir ölkədə qətiyyən qala bilmərəm. Əgər ayaqlar altında əziləcəyəmsə, insan olmaqdansa it olmağı seçərəm”.
Bu dəfə Kolas birbaşa kral sarayına şikayət etmək üçün həyat yoldaşı ilə yola çıxır. Amma bu səfər faciə ilə sonuclanır. Kolasın həyat yoldaşı baronun qohumları tərəfindən öldürülür və Kolas ədaləti bərqərar etmək üçün öz mübarizəsinə başlayır.

Qanunlar bizi qoruyurmu?

“Maykl Kolas” romanı 1500-1540-cı illər arası yaşamış alman üsyançısı Hans Kolhasenin başına gələnlərdən təsirlənərək qələmə alınıb. Klayst bu əsəri ölümündən bir neçə il əvvəl tamamlayıb. Əsərdə dövrünün böyük kilsə reformisti Martin Lüterin də maraqlı obrazı yaradılıb. Lüter üsyanın və qırğının qarşısını almaq üçün Kolasa məktub yazıb, nə üçün insanları öldürdüyünü, şəhərləri yandırdığını soruşur. Martin Lüteri və onun kilsədə həyata keçirməyə çalışdığı islahatları dəstəkləyən Kolas onun görüşünə gedir və atdığı addımların səbəbini izah etməyə çalışır: “Əgər hüquqlarım pozularaq cəmiyyətdən kənarlaşdırılmasaydım, mənim mübarizəm ədalətsiz hesab oluna bilərdi. Qanunların qorumadığı bir insanı mən cəmiyyətdən təcrid olunmuş hesab edirəm.”
Martin Lüterə görə Kolas baronu ələ keçirmək, haqqını almaq üçün apardığı dəhşətli mübarizədə başqalarının hüququnu pozur, ədalətsiz davranır. İstənilən halda, dövlətin müdafiəçisi kimi görünsə də Lüterə bu baxımdan haqq qazandırmamaq olmur. Yandırılan şəhərlərdə öldürülən günahsız adamların heç birinin baronla əlaqəsi olmadığı üçün, bu məqamda Kolas ədalət mizanı pozmuş sayılır və bu cəzasız qala bilməzdi. Kolas bu həqiqəti gec də olsa dərk edir.
Kolasın üsyanı xalqın oyanmasına, üsyana qalxmasına səbəb olur. Öz yaxın ətrafı ilə mübarizəyə başlayan Kolas, böyük bir ordunu idarə etməyə başlayır. Onun öz hüquqları uğrunda başladığı mübarizə, bütün xalqın mübarizəsinə çevrilir.

Ədalət və ölüm

Dövlətlə danışığa gedən at taciri barondan girov qoyduğu atlarını almaqla yanaşı, döyülmüş qulluqçusu üçün təzminat almağa, baron Ventselin iki illik həbs olunmasına nail olur. Amma Kolasın ədaləti bərqərar etmək üçün apardığı qeyri-qanuni mübarizə də cəzasız qalmır. Yandırdığı şəhərlərə və öldürdüyü insanlara görə onu edama məhkum edirlər. Edamdan əvvəl at taciri baron Ventseldən geri aldığı iki qara ayğırın yüyənindən tutub oğlanlarına təhvil verir. Oğlanlarına təhvil verməyi bacardığı atlar əslində onun azadlıq və ədalət uğrunda apardığı mübarizənin simvoludur. Kolasın mübarizəsindəki paradoks, onun ədaləti axtararkən insanlara qarşı ədalətsizlik etməsidir. Bəs əsərin sonluğunu ədalətin zəfəri saymaq olarmı? Klaystın qələmə aldığı bu paradoks dolu əsər, oxucu üçün ciddi suallar yaradır. Bu mübarizəyə haqq qazandıranlar da, bu mübarizə metodunu səhv hesab edənlər də olması çox normaldır. Çünki hər kəsin ədalət anlayışı fərqlidir. Ömrünü axtarışlarda keçirib, gənc yaşında sevgilisi ilə birlikdə intihar edən müəllif məncə özü də bu paradoks qarşısında aciz qalıb. Əsərin sonluğundan da bunu hiss etmək çətin deyil.
96 syf.
·1/10
Kitabı okurken çok sıkıldım.Türkiye'de çok popüler bir kitapta değil zaten.Sadece Alman dili ve Edebiyatı okuduğum için eski dönemlerde almanlarda ki toplumsal yaşam nasıldır diye merak edip aldım.Boşuna vakit kaybetmeyin.
128 syf.
·4 günde·9/10
Yasalar ve yasa koyucular üzerine bir kez daha düşündürecek bir kitap. Yasa koyucu yasaya uymazsa birey ne yapmalı ? Toplum ile yaptığımız sözleşme için vazgeçtiğimiz özgürlüklerimiz neler ? Kitabı okuduktan sonra bu konularda farklı bakış açıları kazanacağınıza bahse girerim. :) Yaşanmış bir hikaye. Adalet için yola çıkıp bir katile dönüşen Kohlhaas'ın yer yer komik, yer yer hüzünlü hikayesi. Kitabın yazarının başka bir hüzünlü hayat hikayesi var. Kesinlikle okuyun
96 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Kleist'in bu eserini, yazarın hayatını bildikten ve yaşadığı çağın Almanyasını yorumşayacak kadar hakim olduktan sonra okumanızı öneririm. Eğer bu konuda kapsam lı okuma yapmak isterseniz Stefan Zweig'in kendisi hakkındaki Biyografisini okuyabilirsiniz. Kitapta Kohlhaas karakteri üzerinden Kleist bize aşırılıkların hayatımızdaki herşeyi nasıl da mahvedip küle çevirme yeteneğinde olduğunu anımsatıyor, erdem nedir ve erdem nereye kadar erdemdir sorunsalını düşündürüyor. Aslında haklı iken, hakkını aramak için fazla tutkulu davranan sıradan mert bir adamın mahvoluşunu izletiyor bize.
Dünyayı böyle bir adaletsizlik içinde görmenin verdiği acı ne kadar şiddetli ise, kendi kalbindeki dürüstlükten duyduğu iç sevinç de o nispette büyüktü.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 22 - Palet Yayınları
Kendisine “devlet, hükümet tanımayan, yalnızca Tanrı‘ya bağlı bir başbuğ” adını veriyordu.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 46 - Cumhuriyet yayınları
Çünkü ben sevgili Lisbeth, benim haklarımı korumayan bir memlekette kalmak istemiyorum. Eğer tekmeleneceksem, insan olmaktansa​ köpek olmayı tercih ederim.
‘Sen benim boynumu uçurabilirsin; fakat ben sana üzüntü verebilirim, hem vereceğim de!’
Heinrich Von Kleist
Sayfa 93 - Cumhuriyet yayınları
Lützen Sarayı‘ndan halkı, yeni bir düzen kurmak üzere kendisine katılmaya çağırdı. Bildirisinin imzası da pek deliceydi:

“Yeryüzündeki geçici hükümetimizin Lützen Sarayı‘ndaki merkezinden yazılmıştır.”
Heinrich Von Kleist
Sayfa 51 - Cumhuriyet yayınları
"Ey çılgınlık, dünyaya egemen olan yalnızca sensin ve senin yerin de güzel bir kadın ağzıdır!”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Michael Kohlhaas
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055262686
Kitabın türü:
Çeviri:
Selçuk Ünlü
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Palet Yayınları
Baskılar:
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Michael Kohlhaas
Tercümesini sunduğumuz bu eserin konusu feodal sistemin hakim olduğu 16. yy. Almanya'sında geçmektedir. Bu sistemde ülke küçük devletçiklere bölünmüş olup, her birinin başında bir prens bulunmaktadır ve bu bir vesayet sistemidir. Bu monarklar saraylarında bolluk içinde bir hayat sürerken, halk senenin her günü bedenleri ile çalışarak ancak karnını doyurabilmektedir. Devrin edebi eserlerinde de bu vesayet sistemine yönelik bir eleştiri yer almaz. Durum 17. yy'da da değişmez, çünkü devrin şairleri saraylarında kendilerine matbaa, kütüphane, ikametgâh ve maddî gelir sağlayan prenslere medyun olup, eserlerinde onları yüceltirler. Bunlara saray şairi denir. Ve 17. yy. Alman edebiyatında saray edebiyatı ağırlığını hissettirir. Bu saray şairleri "kimin ekmeğini yersem, onun türküsünü söylerim" sözünün ifade ettiği gibi sarayın tarafında yer alırlar.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 152 okur

  • Deniz İhsan Taşdelen
  • Deniz Kitapkurdu
  • Güneşi İçen Adam
  • nevzatemreoruc
  • alev
  • Levent Serkan Özdoğan
  • Abdullah Ari
  • Resc
  • Mir'ât-ı Cünûn
  • Aysss

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3
14-17 Yaş
%9.1
18-24 Yaş
%18.2
25-34 Yaş
%48.5
35-44 Yaş
%18.2
45-54 Yaş
%3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%29.6
Erkek
%70.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (9)
9
%4.8 (3)
8
%15.9 (10)
7
%12.7 (8)
6
%3.2 (2)
5
%1.6 (1)
4
%3.2 (2)
3
%0
2
%0
1
%1.6 (1)