Bazı insanlar vardır, bulundukları ortama ayak uyduramaz, yabancı kalır bir çok şeylerine..
Onların amaçları ve araçları kendisine komik ve anlamsız gelir. Belki de, kendi gayesi, o toplumun gayesinden çok yüksek ve anlamlıdır bilemeyiz.
Ancak bir arayış içinde olduğu muhakkaktır. Zira hiç kimse boş yere boşluğa düşmez. Kendi içinde kurduğu dünyanın sakinleri ile dış dünyada muhattab olduğu kişilerin hiç bir alakası olmadığında insan, çaresiz bir şekilde kendini o boşlukta buluverir.
Ve o boşluk en ağır yüktür belki de.
Evet, Andrien de böyle biridir, çevresinde başıboş gezen bı aylak bilinen ve pek sevilmeyen biridir.
Bakmayın siz aylak aylak gezdiğine onun, bir dost arar da arar farkında olmadan.
Arkadaş demiyorum bakın, DOST diyorum; hataları düzelttiren/düzelten, sebepsiz yere değer veren, samimi seven, ben gittim bu sefer sıra onda demeyip vefanin somut adresi olan, ne kadar ayrı kalsa da tekrar bı buluşmada, yaptıkları son muhabbetin küllerinden alevler yükselten, yanındayken güvende hissettiren ve sevgisinden şüphe ettirmeyen kişidir.
Aynı dilden aynı soydan olan kişidir..
Aynı soydan diyorsam, aynı ırktan değil kastim.
Soydaş demek, aynı şeyleri sevmek demektir masumca..
Andrien'in farkında olmadan aradığı böyle biri var mıydı? Vardı. MİHAİL..
Mihail, pasmal, saçları bitli, belli olan düzene başkaldıran, son derece bilgi sahibi ve bunun yanında altı dil bilen ve ortamına aykırı olan biridir.
Bir fırında çalıyordur. Bir gün Fransız bir eseri okuduğu sırada Andrien'in göz izleri kalır üstünde. Ona hayranlıkla bakar durur ve sanırım ilk görüşte dostluk başlamıştır artık Andrien için. Başlar artık peşinden koşmaya MİHAİL'in kaçan kovalanircasina...
İlk başlarda Andrien'in samimiyetinden şüphe duysa da Mihail, sonrasında inanır o yüce muhabbete.
Hz Ali nin