·
Okunma
·
Beğeni
·
26,4bin
Gösterim
Adı:
Nana
Alt başlık:
1. Cilt
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
283
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249994
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nana
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınevi
Zola’nın bu eseri sadece bir roman değil; evrensel geçerliliği olan toplumsal bir çözümlemedir. Yazar varoşlardan gelen bir kaldırım çiçeğinin, inişli çıkışlı yaşamını; aşklarını, âşıklarını, çevresindeki insanları anlatıyor.
Anlatılanların günümüz medyasına yansıyan olaylarla, arada bir gazete sütunlarına konu olan zengin aile facialarıyla ne kadar yakından ilgili olduklarını okudukça anlıyorsunuz.
Zola’nın bu eseri daha önce de birkaç kez dilimize çevrildi. Bir çevirmen için daha önce çevirisi yapılan bir eseri yeniden çevirmek hayli riskli bir iş. Fakat ben çok severek, çok isteyerek çevirdim. Zola’nın grotesk üslubunu aktarabildiğimi sanıyorum.

Nedim Demirtaş
512 syf.
·4 günde·5/10 puan
Şunu söyleyebilirim ZOLA nın diğer kitabı germinal de aldığım hazzı bu kitaptan alamadım ilk başladığımda çok hevesliydim ama ne yazık ki beklentimi karşılamadı NANA çok acayip bir kadın okurken karaktere bürünürsün ya işte o olmuyo bu kitapta hissedemiyosun sadece okudum diyebilirim..
512 syf.
·Beğendi·4/10 puan
Emil ZOLA, nin yazdigi 473 sayfalik kahramanlarinin Nana, Zoe, fawchery hector wey oldugu konusu nananin hayatini anlatan nana nin acimasizligi sehvetli , kalpsizligiyle cevresindekerini dize getirir.
  • Goriot Baba
    8.1/10 (2.019 Oy)1.812 beğeni7,8bin okunma13,5bin alıntı55,3bin gösterim
  • Kırmızı ve Siyah
    8.1/10 (1.371 Oy)1.325 beğeni5,4bin okunma11,3bin alıntı57,9bin gösterim
  • Kamelyalı Kadın
    8.4/10 (2.042 Oy)1.720 beğeni6,2bin okunma11,4bin alıntı64,6bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (3.482 Oy)3.468 beğeni12,6bin okunma40,3bin alıntı70,8bin gösterim
  • Bitmeyen Kavga
    8.6/10 (947 Oy)924 beğeni2.896 okunma4.007 alıntı24,5bin gösterim
  • Üç Silahşor
    8.5/10 (1.064 Oy)1.048 beğeni4.547 okunma3.038 alıntı31,1bin gösterim
  • Cezmi
    7.7/10 (522 Oy)499 beğeni2.699 okunma1.575 alıntı18,7bin gösterim
  • Silahlara Veda
    8.0/10 (1.011 Oy)940 beğeni3.514 okunma3.055 alıntı33,2bin gösterim
  • Zübük
    9.0/10 (884 Oy)851 beğeni3.019 okunma3.009 alıntı23,4bin gösterim
  • Benim Üniversitelerim
    8.1/10 (1.174 Oy)1.123 beğeni4.949 okunma9,3bin alıntı25,3bin gösterim
512 syf.
·Puan vermedi
Emili Zola'nın bazı kitapları nehir roman özelliği taşır, birbirinin devamı olmasalar da karakterler diğerinde de geçer. Nana'dan önce Meyhane okunmalıdır; çünkü Meyhane'de doğan kız çocuğu Nana'dır. Zola Naturalist, aynı sebeplerin aynı sonuçları doğurduğunu ispatlamak için yazmış bu iki romanı. Diğer yorumlara katılıyorum, Germinal ve Meyhane'ye göre zor okunan, aynı sahnenin uzun uzun ayrıntılı anlatıldığı bir esermiş. Okurken sıkıntı yaşadım. Bir süredir yeni bir baskısı yoktu.
512 syf.
·8/10 puan
Emile Zola'nın okuduğum ilk romanıdır. Naturalizm'e nasıl yaklaşmam gerektiğine karar veremediğimden (bu akım bazen abartılmış ruh halleri gibi geliyor bana ve okurken yoruyor) bu kitap beni biraz zorladı. Buna rağmen Zola, tarzına saygı duyduğum bir yazardır ve Nana'nın başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum. Okunması ve eleştirilmesi gereken bir kitap.
512 syf.
·7/10 puan
hayat kadını olan nana'nın hikayesi,güzel bir hayat sürmek uğruna,tuzağa düşürülen erkekler ve sonunda nana'nın kötü biten sonunu anlatıyor-
512 syf.
·1/10 puan
Emile Zola'nın bir solukta okuduğum Germinal'den sonra hayal kırıklığı yaratan bir romanı Nana.Oysa Nana klasikler arasından Germinal'den daha meşhur.Meşhurluğu herhalde erotizmden kaynaklanıyor.Erotizmi geçtim,150.sayfaya kadar 3 sahne yaşanıyor..50 sayfa bir tiyatro-opera sahnesi,50 sayfa yemek planlaması,50 sayfa yemek..150 sayfaya kadar geçen 150 isim ve herbiri biri romanda arada bir geçen karakterler.Fransanın sosyal yapısının eleştrisi yaptığı söyleniyor..Bence eleştri falan yok.Tamamen bir fahişe kadın ve etrafında onunla yatmaya çalışan 10'larca erkek arasında geçiyor. Eleştri için zıtlıkların bir arada gösterilmesi gerekir.Doğrusu zevk alarak okuduğumu söyleyemem.Germinal ile başlayan Emile Zola hayranlığım Nana ile söndü.
512 syf.
·Puan vermedi
hayat kadını olan nananın yaşamından ölümüne kadar başından geçen olayları anlatmaktadır...
512 syf.
·8 günde·5/10 puan
Aslında tiyatro sahnelerinin gereksiz bilgileri haricinde güzel bi roman.Fransadaki zenginlerin hayatını,aralarındaki çirkin ilişkileri gözler önüne seriyor.Nana bir fahişe ve zamanında çok kötü bi yaşam sürerken Paris'in en meşhuru en üst seviyelerine kadar vücudunun yardımıyla çıkar.Aşk oyunlarına rağmen aslında kendine aşık bi kadın olduğu görülür.Bu hikayedeki acınması gereken de Kont Müfa'dır ki kör aşka tutulmuştur.
512 syf.
·6/10 puan
Betimlemelere laf yok, konuya da. Zola, akımının manifestosu niteliğinde yozlaşmayı derin bir gerçekçilikle yazmış; hepsine tamam. Ama ben beğenmedim açıkçası, beğenemedim. Yazarın kalitesini tartışamam, başka kitaplarını okumadım fakat hakkında az çok bir şeyler biliyorum. Daha fazlasını bekledim sırf bu yüzden. Lakin yeterince fazlasını verdiğini de biliyordum. Eksik, bir o kadar da fazla geldi bana roman. Umduğum tadı alamadım. Belki de bana uygun olmadığındandı, bilemiyorum. Mesela Nana ve Fontan'ın ilişkisi dram türünde bir filmden çıkagelmiş gibiydi ki buna da hayatın gerçekleri diyoruz. Estetikten uzak ve bir o kadar da estetik bir roman bulamazsınız sanırım. Gerçekten ince ince işlemiş kokuşmuşluğu Zola.

Öneri hususunda tarafsız bölge olmayı seçiyorum, en iyisi biraz araştırıp okumaya öyle karar vermeniz.
512 syf.
·5 günde·6/10 puan
Büyük hevesle başladığım ama sonrasında tıkanıp kaldığım bir roman oldu. Emile Zola'nın okuduğum ilk kitabıydı. Yazarın dili basit ve anlaşılırdı. Kitapta hiçbir karakterle bağ kuramadığımdan olsa gerek, çok zevk alarak okuduğum bir kitap olmadı. Namuslu ve yüksek kesimin, Nana'nın hayatlarına girişiyle beraber, içlerinde varolan pisliği dışa vurmaya başlamalarının hikayesiydi diyebilirim. Nana başta insanları kırmaktan korkan bir kadınken romanın sonuna doğru, kendi arzuları uğruna çevresindekileri parçalayan bir canavara dönüşüyor.
533 syf.
İnsanoğlu düzenli bir yaşam sürerse saygı görmekte. Peki, düzensiz bir yaşam sürerse, iffetli dahi olsa da saygıyı hak etmez mi? Erdem dediğimiz olgu, insanın yaşam tarzıyla sınırlı olabilir mi?

Değer yargısı ve düzgün bir hayat sürme inancı, kişiden kişiye farklılık gösteren bir yaşam biçimidir. İnsanoğlunun tek gayesi, melekler kadar saf ve temiz olarak gözünü açtığı bu fani dünyadan, Allah'ın rızasını kazanmış olarak ve yine tertemiz olarak veda etmek değil midir? İnsan bazen hatalı seçimleri yüzünden, istemese de yanlış yollara sapabiliyor. Ne kadar vahim bir durum. Hatalı seçimlerimizin kurbanı olmak ve onları bir ilmek gibi, ölesiye dek boynumuzda taşımak. Biliyor musunuz, aslında hiç birimiz günahsız değiliz! Ama insan olarak, önem verdiğimiz bazı değerlerimiz vardır ki, onlardan biri de " Namus " kavramıdır. Evet, namus öyle iffetli ve öyle erdemli bir terimdir ki, kolay kolay ayaklar altında çiğnenmesine seyirci kalamayacağımız bir hasletimizdir.

Özellikle biz kadınlar için, namus kavramı daha bir önem arz eder. Çünkü, fıtratımızdan gelen bir özelliğe sahibizdir ki, o da " Anne " olabilme kimliğine sahipliğimizdendir. Ne yazık ki biz kadınlar, iffetli olanları tenzih ederim ki, karşı cinsin üzerinde etkili olan, dişiliğimizi kullanarak kendimizle birlikte, karşı cinsi de günaha sürükleyebiliyoruz. En kolayıdır bir kadın için, bedenini satarak, para uğruna kendini güvenceye almak istemesi. Peki ya sonrası? Anlık geçici zevklerden sonra, insan ruhunun üzerinde bıraktığı, tamiri olunamaz hasarların yol açtığı yıkım. Bunları idrak edemez mi, insan?

Ama kadına en büyük kötülüğü, yine bir kadın yapar, değerli okurlar. Sakın şaşırmayın! Ben de bir kadın ve bir anne olarak dile getiriyorum bu varsayımımı. Çünkü, biraz ağır olacak ama öyle arsız ve bencil hemcinslerimiz var ki. " Yuva yıkanın yuvası olmaz! " gibi, çeşit çeşit atasözleri türetilse de, yine de sefahat ve zevkleri uğruna yuva yıkmaktan geri durmazlar. Tabii ki, bir savunma mekanizması olarak zihnimize şu sorular hücum eder. " Erkeklerin hiç mi, suçu yok? Madem ki, o da aldatmasın! " Söyler misiniz, kaç erkek cazibesini kullanan bir kadına dirayet gösterebilir. Elbette ki, namus timsali erkekler de vardır, var olmasına da ama çoğunluğun yanında azınlıkta kalırlar. Çünkü karşı cinsin fıtratı gereği, şehevi arzuları kuvvetlidir ve asıl manevi imtihan o nefsi arzuyu köreltebilmektir.

Ah! Nana, ah! Kuşkusuz insandır, hata yapar. Bir hatadır olmuştur. Kabul ederim etmesine de. Yapılan bu yanlış davranışın, akla mantıklı gelecek hiçbir izahı olmasa da! Hiç mi, doğru yolu bulamaz bir insan! Nedir, doğru yolu bulmasına engel! Nefsi mi, şehevi arzuları mı?

Kentin dış mahallelerin birinde çamaşırcı bir kadın ve ayyaş bir adamdan doğan, bahtsız güzel. Daha on beş yaşındayken, baba dayağından kaçmak bahanesiyle, geçici hevesleri uğruna sığınır erkeklere. Görselde tiyatro da çalışır, hiçbir kabiliyete sahip olamasa da. Ama sahne arkasında hayat kadınıdır, Nana. Nana'nın hayatı inişli, çıkışlıdır. Yeri gelir dayak yer, yeri gelir aranılan, özlenen kadındır. Ama Nana'nın başına ne gelirse gelsin sonuç, hep hüsran, hep hayal kırıklığıdır. Bazen kelimeler yüreğini dağlar, Nana'nın. Çünkü kelimeler cam kırıkları gibi, batar ağzına. Sussa yüreği dağlanır, konuşsa kan ağlar dile dökülen kelimelerden.

Émile Zola'yı ilk defa tanıma şerefine, bu eser vasıtasıyla eriştim. Ve nedendir bilinmez, yazarın kadın olabilme yanılgısına kapıldım. Sanal ortamda araştırdığımda erkek profil fotoğrafını gördüğüm de, hayretten donup kaldığımın resmidir yaşadığım. İlk defa yazarın bir eserini okumama rağmen, kalemine ve anlatım diline hayran kaldım. Ben ki eseri okumakla kalmadım, adeta bütün benliğimde hissettim ve yaşadım. Kişilik analizleri ve yer tasvirleri muhteşem. Hayatımda isimlerini dahi ilk defa duyduğum Variétés Tiyatrosu, Panoramas Pasajı gibi yerleri, gezip görmüş gibi hissettim. Anlayacağınız eser, derin ve kuvvetli bir anlatım diline sahip. Özellikle yazarın Nana isimli karakter üzerinden hayat kadınlarının gizli kalmış yönlerini naif bir dil kullanarak, okuyucunun aklında hiçbir soru işareti bırakmaksızın irdelemesi. Konu itibarıyla biz kadınların genelini ilgilendiren, ince ve hassas bir terazi. Hemcinslerimiz yüzünden adımız çıkmış bir kere. İstediğimiz kadar iffetli olalım, karşı cinse arkadaşça yaklaşalım, karşı cins tarafından kuşkuyla bakılmıyor muyuz? " Acaba, bu kadın bana pas verir mi? " diye, çağrışımlara sebep olmuyor muyuz? Yoksa değerli okurlar bu söylevlerim, bana ait bir paranoyadan mı ibaret. Adını koyamadığım...

Émile Zola Nana üzerinden sorgulamış iğrenç eğilimleri ve nihayetinde getirdiği yıkımı. Saygının olmadığı yerde, sevginin de barınamayacağına dem vurmuş. Her şeyin bir güzelliği olduğunu. Herkes göremese de. Ama anlayana...

Zaten biz kadınlara; tarih boyunca insan neslinin devamını sağlayan tarla, bazen kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, uzun yıllar hizmetçi, bazen de eşya gibi alınıp satılan bir köle nazarıyla bakılmadı mı?
Hak ettiğimiz değeri, sadece ve sadece masallarda bulmadık mı?
Aristo insanı tarif ederken, " İnsanlar iki şekilde doğarlar; hizmet edenler ve hizmet edilenler. Hizmet edenler köleler ve kadınlardır. " demedi mi?

Yahudilerin kitabı Tevrat'ta; " Kadın ölümden acıdır. Allah nezdinde iyi kimse kadından kurtulandır. Kadınlar arasında iyi birini bulamadım." diye, yazmıyor mu?

Kadın, İncil'e el süremeyecek kadar murdardır, anlayışı yüzünden İngiltere'de 16.yüzyıla kadar kadınların ne kadar dindar olursa olsunlar, dinlerinin kitabını ellerine alıp okuyamadıklarını biliyor musunuz?

Biz kadınlara hak ettiğimiz değeri bir tek İslâmiyet vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de " Kadınlar sizin elbiseniz, örtünüz; siz de onların elbisesi, örtüsüsünüz." der, Alemlerin Rabbi.(Bakara/187)

Ama bazı dilinin haddini bilmezler, haklı mazeretlerine kılıf uydurmak adına, çok eşliliğin gerekçesini İslâm'a bağlarlar. Ve çok iyi bilirler ki, İslâmiyet evvel uygulanan birden fazla sınırsız sayıda kadınla evlenmeyi engellemek maksadıyla, dört kadına indirgediğini. Tabii ki eski uygulamalara dönülmemesi için de, bir takım ceza'i müeyyideler getirmiştir.
" Sahip olduğunuz kadın ile yetinin bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır. " (Nisa/3) der, Alemlerin Rabbi.

Hakikatler ayan bir şekilde bu kadar ortadayken, ben dört tane kadınla evleneyim, demek ne kadar doğru bir davranıştır. İşte orası tartışılır. Genel yargının aksine bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi, Allah'ın bir emri değil, iznidir.

Sizce değerli okurlar neden, bu kadar ayrıntıya gerek gördüm. Gerek gördüm ki, kadın kimliğimizle karşı cinse varlığımızı kanıtlamak durumundayken bile, Nana gibi kadınlar yüzünden, biz daha çok ikinci plana atılır ve hor görülürüz.

Bırakalım bütün iğrençlikler kitaplar ile sınırlı kalsın!
Kadınların süsü ilim, edep ve tahsilidir.
Boş verelim, kişiliğimize zarar veren kötü alışkanlıkları.

Dünyada güzellikler adına, ne varsa arta kalan, siz değerli okurlara gelsin...
512 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Emile Zola'nın yazdığı Rougon-Macquart serisinin 9 no'lu kitabı. Aynı zamanda Zola'nın hem ülkemizde hem de dünyada en tanınmış romanı.

Yazar bu kitabında bizi Antoine Macquart'ın kızı Gervais'ten olma torunu, Nana'nın Paris'teki yaşantısına götürüyor. Nana'nın çok sıkıntılar içinde geçen çocukluğu, ergenliğe geçişi ve ilk genç kızlık yılları, serinin 7 no'lu kitabı olan ''Meyhane''de anlatıldığından dolayı burada yetişkinlik dönemi bizlere aktarılıyor.

Nana'nın Paris'teki en dip ile en üst kademe arasında inişli çıkışlı olarak değişen ilginç ve bir o kadar da dramatik hayat hikayesi bize anlatılıyor. Bu inişler ve çıkışlar arasında tek değişmeyen şey ise Nana'nın her zaman vücudunu kullanmasıdır. Öyle ki en çok izlenen tiyatro oyuncusuyken bile halk, onun oyunculuğu ile değil de, sadece çıplak vücudu ile ilgilenmektedir. Zaten bozulmuş ve iyiden iyiye ahlak çöküntüsü içerisine girmiş olan dönemin Paris'indeki yaşantıda Nana'da hayata ayak uydurur ve vücudunu kullanma işini başarıyla yapar. Adeta bir erkek öğütme makinesine dönüşür ve deyim yerindeyse bir nemfomanyak haline gelir.

Yazar burada her ne kadar Paris'in çöküntü içerisindeki ahlakını eleştirir gibi görünse de özellikle kadın erkek ilişkisi konularında da çok doğru mesajlar vermektedir. Örnek vermek gerekirse karşılıklı olmayan sevgilerde, gerçek sevenin her zaman kaybedeceği ve bu kaybın sadece sevgiliyle sınırlı kalmayacağı , maddi kayıplar, çekilen fiziksel ve ruhsal eziyetlerin yanında en önemli kaybın ise kişilik yitirilmesi olduğunun vurgulanması mesajı gibi. Örnekler sayfalar dolusu çoğaltılabilir ama spoilere gireceğinden dolayı burada yazmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. Zaten bunlardan birkaçını da alıntılar yoluyla paylaşmıştım.

Kitabın baş tarafı özellikle de ilk üçte birlik kısmı, serinin diğer kitaplarında görmediğim düzeyde durağanlığa sahipti. Bu yüzden okurken çok sıkıldım ve bir ara bıkkınlık geldi diyebilirim. Fakat sonrasında ''bir açıldı pir açıldı'' deyimini doğrular şekilde akıcılık ve sürükleyicilik birden bire arttı ve finale kadar da devam etti.

Bir kaç cümle de karakterler ve dramlarla ilgili olarak yazmak istiyorum. Serinin bundan önceki okuduğum kitaplarında da Zola , bize hep dramları yaşatırdı. Bazılarında daha ağır ve kapsamlı, bazılarında ise daha hafif olmak üzere ama mutlaka dramlar vardı ve bunlar, okuyucu üzerinde müthiş bir üzücü etki bırakıyordu. Hatta bazılarında insan ''yeter artık Zola bu kadar da vurulmaz ki '' diye isyan edecek duruma gelebiliyordu. Oysa bu kitabında da dramlar var hem de en ağır dramlar bunlar, ama yazar öyle karakterler çıkarmış ki ortaya, bunlar kötü diye tabir edeceğimiz karakterler olmamasına rağmen, okuyucuya bu kitapta kim ne yaşıyorsa bunu tamamen hak ediyor duygusu veriyor. Kesinlikle üzüntü duyulmuyor. Tabii ki buna Nana da dahil. Sanırım bu kitabın en önemli özelliği budur bence.

Sonuç olarak serinin bir kitabını daha okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dünya Klasikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan bu kitabı ben, büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
Bana baksanıza! diye bağırdı elini kolunu sallayarak, bilmiyorsunuz değil mi?
Bugün Benim doğum günüm.
Emile Zola
Sayfa 122 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
Hemen şimdi kararını ver: Evet mi hayır mı, hayırsa şimdi çıkıp gidebilirsin.
Emile Zola
Sayfa 428 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
Böyle bir gönül serüveni uğruna kendini harcamakla hata ediyordu; geçici hevesler yaşamı berbat ederdi.
Emile Zola
Sayfa 238 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nana
Alt başlık:
1. Cilt
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
283
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249994
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nana
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınevi
Zola’nın bu eseri sadece bir roman değil; evrensel geçerliliği olan toplumsal bir çözümlemedir. Yazar varoşlardan gelen bir kaldırım çiçeğinin, inişli çıkışlı yaşamını; aşklarını, âşıklarını, çevresindeki insanları anlatıyor.
Anlatılanların günümüz medyasına yansıyan olaylarla, arada bir gazete sütunlarına konu olan zengin aile facialarıyla ne kadar yakından ilgili olduklarını okudukça anlıyorsunuz.
Zola’nın bu eseri daha önce de birkaç kez dilimize çevrildi. Bir çevirmen için daha önce çevirisi yapılan bir eseri yeniden çevirmek hayli riskli bir iş. Fakat ben çok severek, çok isteyerek çevirdim. Zola’nın grotesk üslubunu aktarabildiğimi sanıyorum.

Nedim Demirtaş

Kitabı okuyanlar 2.464 okur

  • EG
  • Derya Akın
  • Ömer Tamğa
  • burçak
  • Bilgee
  • E İ
  • Tuğba
  • Meliha Demirel
  • Safura Çelik
  • Şino

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0.4 (2)
8
%0
7
%0.2 (1)
6
%0.2 (1)
5
%0
4
%0.2 (1)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları