Adı:
Rahibe
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753790222
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Engin Yayıncılık
Baskılar:
Rahibe
Rahibe
Rahibe
Rahibe
Diderot bu romanında 18. yüzyıldaki bi rmanastırın içyüzünü anlatır. Bir çeşit kadınlar zindanıdır bu manastır. Baştan sona insan doğasına aykırı din baskısına yöneltilmiş bir yergidir bu roman. Ama bireysel özgürlüğe ateşli bir övgüdür de. Diderot, yaşamlarını kalın taş duvarlar arasında sürükleyen mutsuz kadınların yaşlandıkça ne denli acımasız, doğal duygularından yoksunlaştığını canlı tablolarla betimler. Erkeklerden uzak yaşamaya mahkum edilen yaşlı kadınlar ve genç kızlardan çoğu, eşcinselliğin sapıklığına süreklenir. Diderot kadınlar arasındaki sevişme sahnelerini anlatırken, çağdaş psikolojinin verilerini sezdiğini göstermektedir. Romanın önde gelen kişisi Suzanne, bu manastır cehenneminden kurtulmak için canla başla çalışır ve romanda bir genç keşişin yardımıyla duvardan aşarak, gerçek doğa yaşamına kavuşur.
208 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı Rahibe. Denis Diderot hakkında çok şey okudum. Görüşlerinin, kalıplaşmış düşünceleri yıkmak adına söylenmiş cümlelerden ibaret olmadığını bilecek kadar fikir sahibiyim kendisi hakkında. Bilmeyenler için kısaca bahsetmek gerekirse; 18. yüzyıl filozoflarından ve Aydınlanma'nın önde gelen isimlerinden biri Diderot. Ayrıca, 35 ciltlik Ansiklopedi'nin de baş editörüdür. Kendisi ile aynı dönemde hepimizin yakından takip ettiği Descartes, Leibniz, Voltaire gibi düşünürler de bulunuyor. Dinler ve bu dinlerin boyunduruğu altına giren halk ile ilgili fikirleri çok cesurcadır Diderot'nun. Belirli bir tarihte ortaya çıkan dinlerin yok olacağını ve sadece hepsinin temeli olan doğal dinin yaşayacağını savunmuştur.

Eserlerinin çoğu toplatılmış, yasaklanmış ve kara listeye alınmıştır Diderot'nun. Yazdıkları yüzünden zindana kapatılmış, evi basılmış ve tutuklanmıştır da. İşte bu eserlerden biridir Rahibe. Kilise'yi de karşısına almıştır bu romanla.

Ailesi tarafından istenmeyen, kabul görmeyen Suzanne Simonin 16 yaşında bir genç kızdır. Güzelliği ve karakteri ailesini hep rahatsız etmiştir. Bu nedenle bir gün ailesi tarafından Sainte Marie manastırına gönderilir Suzanne. Bir rahibe olacak ve hayatını dine bağlı bir şekilde sürdürecektir bundan sonra. Peki Suzanne rahibe olmak istemiş midir? Bu ona hiç sorulmamış ama ailesini memnun etmek adına sesini de çıkarmamıştır başlarda. Ancak zaman geçtikçe üstündeki bu giysinin, kaldığı manastırın, yaşadığı hayatın -ki hayat denebilirse buna- kendisine hiç de uygun olmadığını keşfedecektir baş karakterimiz. Ve yaşadıklarını Croisemare Marki'sine anlattığı bir mektup yazar. Biz de aslında o mektubu okuruz Suzanne yazarken.
İşte her şey o zaman başlayacak, isyanın ve başkaldırının gölgesinde yaşayacaktır Suzanne.

Bence kitabın en önemli kısımları, Suzanne tarafından anlatılan kilise yaşamıdır. Rahibelerin ve çevrenin tasviri, yapılan gözlemler fazla iğneleyici olsa da kitabın gücünü arttırmıştır. Annesi ve babasınca hor görülen küçük bir kızın, "Rahibe anneleri" ile olan diyalogları kan dondurur. Her ne kadar rahibe olmak istemese de, herkes onun içindeki cevheri görmüştür ve bunu boşa harcamamasını tembihleyip dururlar ona. Türlü işkencelerde bulunur, cezalar verirler.
Tanrı yoluna girmiş rahibelerin (!) yaptığı bu zulüm ve işkencenin sınırı da sonu da yoktur kitapta. Aç bırakma, kırbaç, dayak ve hatta baş rahibenin cinsel tacizini bile yaşar Suzanne. Yine de gözünün feri sönmez, davasına daha sıkı bağlanır. Tek amacı olan kiliseden çıkmak ve rahibelikten caymak için hep savaşır.

Karakter çözümlemeleri de bir hayli vurucu Rahibe'nin. Suzanne her gittiği manastırda farklı kişilikte rahibelerle karşılaşmıştır. Kimi Tanrı yolundan ayrılmaz, kiminin eylemleri ile sözleri arasında hiçbir tutarlılık yoktur, kimi kilise tarafından dayatılan bekaret şartını kendince çiğner, kimi de sadece olduğu yerden kaçmak için gelmiştir manastıra. Kitabın sonlarına doğru, kilisenin kara listesinde olmasını yadırgamadım eserin. Çünkü öyle açık seçik anlatıyor ki Diderot, kanı çekiliyor insanın. Olur mu böyle şey dedirtiyor okuyucuya, yapar mı bunu kendini Tanrı yoluna adayanlar! Sonra bir durup düşününce neden yapmasın ki diyorum. Niye o da kendi tarzında dini sömürmesin!

Sonuç olarak birkaç şey yazmam gerekirse, Diderot okuyucuyu düşünmeye ve dini kullanan her kesim hakkında karar vermeye yöneltmiş. Okuduğum şeyler canımı sıkmış, sinirimi bozmuş ve beni rahatsız etmiş olabilir. Nedeni, okuduklarımı gündemle ve görülen davalarla bağdaştırmamdır. 1760 yılında böyle bir kitap yazmak cesaret ister. Bunu yazana da olsa olsa saygı duyulur. Ben kitabı döneminde değerlendirmekten yana değilim. Her devir için, her sömürü için, her iyilik adı altında yapılan kötülük için değerlendirdim. Okuduğuma sevindim... Tavsiyemdir.
208 syf.
·5 günde
Eser Suzanne tarafından, Croimare markizine yazılan bir mektup adı altında başlamakta ve böyle devam etmektedir. O anılar ki, hatırladıkça hâlâ etkisinden kurtulamadığım acı ve trajedi dolu yaşanmışlıklar içermekte. Daha ilk başlarda etkileyici ve coşkun bir yazım dili, okuru sarıp sarmalamakta.

Sorarım size, değerli okurlar! Yaşamak istemediğiniz halde, yaşamak zorunda kaldığınız bir yaşama mı, sahipsiniz? Yoksa kendi istekleriniz doğrultusunda gelişen bir yaşantınız mı, var? Evet, hangisi? Çoğunluğun benim seçimlerim bu yönde değildi ama eğilimlerim beni bu hayata zorladı, yada ebeveynlerim hayatıma yön verdi, dediklerini duyar gibiyim.

Biz insanoğlu kararlar alıp duralım, kader de örecek baş arayıp bulsun! Değil mi?Bazılarımız kadere boyun eğenlerden, bazılarımız da Suzanne gibi, hayatı pahasına da olsa bulunduğu zindandan kurtulmak adına illegal yollara başvuranlardan.

Eserde kahramanımız Suzanne'in isteği dışında ailesi tarafından, türlü türlü desiselerle Manastıra kapatılmak zorunda bırakıldığına ve rahibe olmamak adına, vermiş olduğu haklı davasına yer verilmiştir.

Asıl ironik olan, anlatılan olayların bir kurgu değil de, hakikatlerle harmanlanmış olması! Betimlemeler kurgu olamayacak kadar hakikatlere dem vurduğu için, eseri bitirince araştırma ihtiyacı hissettim. Ve nitekim de, hislerimde yanılmamışım. Netice itibarıyla, bir zamanlar yazarın kız kardeşi de manastıra kapatılmış ve delirerek nihai yaşamına son vermiş. Bu hakikati okuduğumda, nasıl sarsıldığımı anlatamam. Demek yazar çok büyük bir travma yaşamış ki, eserin de anlattıkları hissettiklerini belgeler nitelikte.

Asıl anlamakta zorlandığım yada anlayamadığım bir husus var ki, insanoğlu neden bir günahının bedelini, başka bir günahla kapatmaya çalışır. Zavallı günahkârların vicdanlarını rahatlatma eylemi midir, çevrelerine yaşattıkları onca trajedi.

Suzanne'nin annesi de, eşini ve diğer çocuklarını korumak adı altında, işlediği günahın bedelini Suzanne'ye ödetenlerden. Zavallı Suzanne tek hatası, şehvet uğruna başka bir babadan doğmak. Ve hiçbir kabahat yada suç işlemediği halde, hak etmediği bir muameleye tabii olmak.

Anlamakta akli melekelerimin bile, yetersiz kaldığı başka bir husus da, din adı altında inançların istismar edilmesi ve tertemiz, masum genç kızlarımıza yapılan zülüm ve işkencelerin reva görülmesi.
Bu yola baş koymuş olanlar hangi hakla, kendilerini Allah'ın yeryüzünde ki vekili olarak addediyorlar da, böyle insanlık dışı davranışları başka insanların üzerinde deneme gafletinde bulunuyorlar.

Ne gelir elden, Rabbim cümlemizi hidayete erdirsin demekten başka.
" İnsanların kötülükleri mermere, iyilikleri de suya yazılır. " der, Dostoyevski. Kötü olarak anılmamak ve hatalarımızdan ders almak adına, mutlaka eseri okumanızı tavsiye ederim.
234 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Denis Diderot 1713-1784 yıllarında yaşamış Enlightenment (Aydınlanma) Çağı düşünürlerinden biri ve oldukça etkin eserler bırakmış ardında.
Rahibe romanı da bunlardan biri. Yazarın kız kardeşi genç yaşta manastır hayatını benimsemiş ve orada kaldığı sürece mental problemler yaşamış ve sonunda intihar etmiş. Bundan oldukça etkilenen Diderot Rahibe'yi yazarak bir nevi içindeki kini ve öfkeyi kusmuş diyebiliriz. Öyle ki hiciv dolu bir eser.

---SPOILER---
Romanın kahramanı Suzanne, evlilik dışı bir çocuktur ve annesi ikinci kez evlenmiş bu evliliğinden de iki kızı olmuştur. Ancak aile Suzanne'yi kesinlikle istemez. Nitekim onların gözünde Suzanne ortadan kaldırılması gereken bir "fazlalıktır." Ve genç kız bu baskılara dayanamaz ve manastıra zorla kapatılır. Bir süre manastırdan kaçmaya çalışır, bu yaşamı benimseyemez. Rahibeliği reddeder.
Bununla birlikte, başına gelmeyen kalmaz elbette. Manastır rahibeleri ona türlü işkenceler yapar, günahkarlıkla suçlarlar, burada rahibeler hem dindarlığı temsil ederler hem de çıkar ve ikiyüzlülüğü. Çekinmeden kötülük yapabilecek potansiyeldedirler.
Suzanne bu süreçte yardım için bir Marki'ye ulaşır. Farklı bir manastıra verilir. Orada da dışlanır, tacize uğrar. (Burada erotizm baş rahibe üzerinden sembolize edilmiştir.)
Suzanne'nin içinde rahibeliğe ve dine dair hiçbir sıcaklık belirmez.
Bu arada kahramanımız iyi kalpli biridir.
En sonunda ise manastırdan kaçmayı zor da olsa başarır. Kendine bir hayat kurmaya çabalar.


*Roman içinde birçok mesaj barındırmakla birlikte, dönemin aristokrat ikiyüzlülüğünü Suzanne'nin gayrimeşruluğu üzerinden ele almıştır. (Ailesinin ondan utanması)

*Manastırdaki rahibelerin dine yaklaşımı yobazlık sınırındadır. (İçlerinde iyi olanları da vardır) Bu durum dinin suistimal edilişinin bir eleştirisidir.

*Rahip ve rahibeler, manastır yaşamının zorluğu ve kasvetli atmosferi ağır şekilde eleştirilmiştir.

*Son olarak söylemek istediğim, Diderot ne olursa olsun bir "kapatılmanın" insan doğasına aykırı olduğunu dile getirerek insanın sadece sosyal ortamda varolabileceğini savunmuştur.

Ben çok sevdim bu eseri. Kitaplar iyi ki var
208 syf.
·9/10 puan
Fransız yazar diderotun başarılı bi romanıydı... Hristiyanlığı, kilisede ki yaşamın ardında ki gizli kalmış gerçekliği gözler önüne seriyor burada yazar... Fakat duyumlarıma göre ateist bir yazarmış.. Acaba gerçekten objektif bir biçimde mi ele aldı kilisedeki rahibelerin yaşantısını orası tartışılır. Ama yinede okunması gereken kitaplardan diyebilirim...
208 syf.
Diderot deyince aklıma hemencecik fransız aydınlamasındaki bir felsefeci olarak gelir. Okuduğum ilk eseri olan roman , çağdaşlarının yanında mükemmel bir psikolojik öğelerin bol olduğu , yergisel bir tabloyla; suzanne gözünden manastır ın montonluğu ve burdaki oteritenin ve basit insanların nasıl zalimleşebildiğini ve bu kayıtsızlığın sonda bulmadığı trajik hikayeyle anlatıyor. İnanılmaz bir keyifle okudum. Akılcı bir yazarın böylesi akıcı bir eser yazması beni ayrıca çok şaşırtı.
"Kimse benim neyi hak edip etmediğimi benim kadar iyi bilemez. Açık söyleyeyim, her şeye boyun eğersem hiçbir şeyi haketmem."

Denis Diderot (1713-1784): Aydınlanma döneminin en önemli yazar, düşünür, eleştirmen, çevirmen ve editörlerindendir. Çeşitli türlerde yazmış, yazdığı her türde derin izler bırakmıştır. Tiyatroya burjuva dramını, romana Kaderci Jacques ve Efendisi'ni, eleştiriye salon konuşmalarını aşan yöntemleri, kitlelere ansiklopediyi sunmuş, zamanının çok ilerisindeki düşünceleriyle de yüzyıllar boyu hem sanatsal hem de bilimsel gelişmelere ilham vermiştir. ( alıntı)

Ailesi tarafından istenmeyen daha 16 yaşında bir genç kızdır Suzanne Simonin...Güzelliği ve karakteri ailesini hep rahatsız etmiş ve bu nedenle ailesi tarafından Sainte Marie manastırına gönderilir. Ama hiç sormazlar sen rahibe olmak istiyormusun diye... İstemediğiniz bir hayata mahkum olmak, size dayatılan hayatı sorgusuz sualsiz kabul edeceğiniz anlamına gelmez Suzaanne de bu hayatı kabul etmemek için elinden geleni yapıyor ama gidecek bir hayatı çalacak bir kapısı yokken eli mahkum kabul etmek zorunda kalıyor ona dayatılanı...

Bir annenin suçunu bir evlat ödememeli Suzanne de annesinin hatasının bedelini ödemek zorunda kalıyor. Çünkü o annesinin başka bir adamdan doğurduğu bir çocuktur...
Ne üvey baba ne kardeşleri istiyor onu hayatlarında. Ama Suzaanne 'nın güçlü karekteri varken işler nasıl gelişiyor dersiniz?

Kitapta kilisenin ve manastırın din eğitimi verilen ve din görevlisi yetiştirilen yerin pekte masum bir yer olmadığını, ne kadar Tanrı çatısı olsa da insanların bastırılmış dürtülerinden kaynaklanan günah yuvası olduğunu gözler önüne seren yazar Hristiyanlığı ağır bir dille eleştirmiş. Suzanne' nin yaşadıkları beni hem sinirlendirdi hemde üzdü. İnsanların içlerindeki kötülüklerden vazgeçemedigini bir kez daha görmüş oldum...Tavsiyemdir

"Bir adamı ormanda bırakın, yabani olur; bir manastırda ise gereksinme düşüncesi, kölelik düşüncesiyle birleşerek insanı daha kötüleştirir: ormandan çıkılır, manastırdan çıkılmaz; ormandaki adam özgürdür, manastırdakiyse köle."
208 syf.
·Puan vermedi
Herkese tekrardan merhabalar... Uzun zamandır yoktum ve hepinizi çok özledim... Sizlere harika bir kitapla geldim... O zaman vakit kaybetmeden yorumumuza geçelim...

Dini yaşamların gerçek yüzlerini sergileyen kitapları oldum olası sevmişimdir... Diderot'un Rahibesi de bu kitaplardan birisi olmuş... Suzanne'nin manastır hayatı hakkında yaşanmışlıklarının yer aldığı mektuplardan parçalar ile doyurulmuş bu eserde manastır hayatının iç yüzünü yalın ve çok hafif öznel bir dille aktardığını söyleyebiliriz... Diderot'un böylesi bir eseri ortaya çıkarmasıyla "Din" adı altında yaşanan tüm usulsüz ve hatta olmasını asla istemeyeceğimiz ahlaksız olayları insanlara en çarpıcı şekilde gösterdiğini söyleyebilirim...

Layık olduğu sevgi ve şefkatten hep mahrum bırakılmış Suzanne'nin, anne ve babasının zoruyla manastıra gidip Rahibe olması için baskı yapmışlardır... Zaten yalnızlık içerisinde üzgün bir hayat süren Suzanne manastır hayatını daha da yalnızlaşacağı ve dış dünyayı tanımadan izole bir hayat süreceğini bildiği için asla istememekte, Rahibelik ünvanını şiddetle reddetmektedir... Nitekim Suzanne istemeyerek manastıra gider... Aslında manastıra gitmesinin sebebi rahibelik yemininin töreni yapılacağı zaman uluorta herkesin gözü önünde bu yemini kabul etmemektir... Bu hareketiyle de manastırdaki Rahibe ve Rahiplerin gözlerinde kötü bir konumda yer almıştır...

Kurtulduğunu düşündüğü andan annesinin korkunç bir sırrı açıklamasıyla ve annesinin baskısıyla Suzanne tekrardan manastır yolunu tutar... Bu olaydan sonra bir anlık da olsun fikrini değiştirmiş az da olsun Rahibeliğe sıcak bakmıştır... Bu seçimi ile Suzanne'nin manastırdaki rahibelerin ilişkisi ve günah çıkarmadaki rahiplerle olan diyalogları en şok edici olaylarla okumanız mümkündür... Aslında metinlerde yer almayan daha çok sözlü olarak kabul edilen bazı kuralları manastırdaki insanların kabullenip ona göre uygulamalar yaptıklarını görmüş olmamız mümkündür... İlk başta suzannenin manastır yaşımın biraz olsun iyi iken baş Rahibe'nin değişmesi ile olaylar daha ilginç bir hale gelir...

Manastırda yaşayan insanların sadece yaşantıları tarzları hakkında değil Rahibelik yemininden kaynaklı içindeki bastırılmış duyguların yıllar geçtikçe ne şekle büründüğünü ilerleyen sayfalarda okumamız mümkündür... Zaten daha çok alıntılarla doldurulmuş bir eser olduğu için ve bu alıntılarında gayet akıcı ve yalın bir dili olduğu için eseri çabucak bitirmeniz mümkündür... Bu tarz konularda ilgisi olanların gerçekten seveceği bir eser olduğunu düşünüyorum...
Okuyun efendim...
208 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Rahibelerin hep dini duygularla kendilerini manastira kapattiklarini dusunurdum. Oysa isin icinde cok farkli dramlar gizliymis. Drahoma nedir, kim rahibe olmak zorundadir, donemin sartlarini anlatan mukemmel otesi bir kitap.
208 syf.
·Puan vermedi
İstemediği halde sürekli rahibe olmak için zorlanan genç bir kızın mücadelesidir. Çok şey anlatır şayet anlamak isterseniz. Acısına dert ortağı arayan bir kitap. Okudukça asi rahibemizin yanında olup derdine ortak, sözlerine kulak oluyorsunuz.
200 syf.
·380 günde·8/10 puan
Istemeden rahibe olmaya zorlanan bir kadının yaşadığı acımasızca işkenceleri ve dışarıdan göründüğünden tamamen farklı olan manastır hayatından bahsediyor. Din, tanrı, inanç, ibadet birçok konuya değiniyor. Kitabın konusundan biraz bağımsız bir konu; Ancak birilerinin ortaya çıkıp dini kullanarak insanlara birşeyler yaptırmaya çalışması her yerde var gibi. O yüzden okuyup bilgi sahibi olup doğru ve yanlışı kendimiz ayırt edebilme yeteneğine sahip olmalıyız.
234 syf.
·Beğendi·9/10 puan
18. yüzyılda dünyaya bir adam gelir. Aydınlanma çağında ön tara çıkıp ‘Eşitlik, Özgürlük’ gibi çığırtkanlıklar yerine bunun nasıl yapılacağına dair bir Ansiklopedi yazar. Kitap da yetmez ona. Kilise ona baskı yapar. Çünkü çok akıllı bir adamdır. Yetmez ‘Filozofça Düşünceler’ adındaki kitabını da yakar kilise. Tabi ona yetmez, 37 tane eser bırakır ardından.
Tabi bu bıraktığı eserlerden en ünlüsü de ‘Rahibe’ adlı eseridir onun. Kiliseyi böyle detaylıca eleştirmesi onu mükemmel bir yere oturtmuştur. 21. yüzyılda halen kitabı kara listede kalmayı başarabilmiştir çünkü. Ona yetmez bu ve meşhur sözlerinden birisini söyler. "Ve der ki; Umut geleceği hatırlama, mutluluk geçmişi unutma sanatıdır. Ve insanoğlunun tek bir görevi vardır; mutlu olmak. Onun için mutluluk çoğunluğun uyduğuna uymamaktır."
Haydi gelelim en can alıcı o noktaya. Bu yazarın bir kız kardeşi vardır. Catherine kardeşimiz günümüz tabiriyle etliye sütlüye karışmayan, dünya hayatından çekinen ve manastıra giden birisidir. Manastır’da gördüğü eziyetler ve işkencelerin üstüne ‘Rahip’ sıfatlıların da defalarca tecavüzüne uğramış ve intihar etmiştir. Yazar tüm bu olanları kaldıramaz artık ve kilisenin hain, yalancı ve yazmaktan çekindiğimiz tüm sıfatlarını eklediği ve adını en büyük aydınlanma hareketlerine yazan birisi vardır. Denis Diderot!
Kiliseye karşı büyük bir mücadeleye girer. İyi insanların hakkını vermekten de geri kalmaz. Catherine’nin öcünü kitabında Suzanne ile almıştır artık. Böylelikle arkasında çok büyük ve Dünya Romanı sınıfına bir eser bırakabilen yazar amacına ulaşmıştır. Rönesans ve Reform sonrası Aydınlanma Çağı için en büyük katkısını vermiştir. Kilise ve başta Cizvitlerle yaptığı mücadeleler sonrası yorgun düşen bu büyük savaşçı 1784 yılında dünyadan ayrılmış ve hepinize okumasını sevgiyle tavsiye ettiğim bir eseri bırakmıştır. Keyifli okumalar..
- Ah genç hanım, herkes çıkarını düşünür! Yoksa aslan payını elde edemezlerdi. Bu dünyada herkes kendini düşünüyor.
Denis Diderot
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası
Öteki yaşam düzenlerinin de dikenleri yok mu? İnsan yalnız içinde yaşadığı durumun acılarını duyar.
Denis Diderot
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası
Yaşam uçurumlarla dolu, ama onlara sürüklenmenin bu kadar kolay olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Denis Diderot
Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası
Acı gözyaşları gibi tatlı olanları da vardır. Eğer öteki dünyada da sevmek diye bir şey varsa ağlamak neden olmasın?
Denis Diderot
Sayfa 101 - Türkiye İş Bankası
İnsan toplum yaşamı için yaratılmıştır. Onu öteki insanlardan ayırın, yalnız bırakın, kafası karışmaya , karakteri bozulmaya başlar, kalbinde binlerce saçma sapan duygu belirir, kafasında boş bir tarladaki dikenler gibi acayip düşünceler filizlenir. Bir adamı ormanda bırakın yabani olur; bir manastırda ise gereksinme düşüncesi, kölelik düşüncesiyle birleşerek insanı daha kötüleştirir: Ormandan çıkılır, manastırdan çıkılmaz; ormandaki adam özgürdür, manastırdakiyse köle. Yalnızlığa katlanmak için, sefalete katlanmaktan daha büyük ruh kuvveti gerekir herhalde; sefalet insanı aşağılar, el etek çekmeyse mahrum bırakır. Delirmek mi yeğdir, yoksa iğrenç bir şekilde mi yaşamak mı? Buna yanıt vermeye pek cesaret edemeyeceğim, ama ikisinden de sakınmak gerek.
Denis Diderot
Sayfa 123 - Türkiye İş Bankası

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rahibe
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753790222
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Engin Yayıncılık
Baskılar:
Rahibe
Rahibe
Rahibe
Rahibe
Diderot bu romanında 18. yüzyıldaki bi rmanastırın içyüzünü anlatır. Bir çeşit kadınlar zindanıdır bu manastır. Baştan sona insan doğasına aykırı din baskısına yöneltilmiş bir yergidir bu roman. Ama bireysel özgürlüğe ateşli bir övgüdür de. Diderot, yaşamlarını kalın taş duvarlar arasında sürükleyen mutsuz kadınların yaşlandıkça ne denli acımasız, doğal duygularından yoksunlaştığını canlı tablolarla betimler. Erkeklerden uzak yaşamaya mahkum edilen yaşlı kadınlar ve genç kızlardan çoğu, eşcinselliğin sapıklığına süreklenir. Diderot kadınlar arasındaki sevişme sahnelerini anlatırken, çağdaş psikolojinin verilerini sezdiğini göstermektedir. Romanın önde gelen kişisi Suzanne, bu manastır cehenneminden kurtulmak için canla başla çalışır ve romanda bir genç keşişin yardımıyla duvardan aşarak, gerçek doğa yaşamına kavuşur.

Kitabı okuyanlar 358 okur

  • Zeynep
  • özlem sağlam
  • none
  • Gülşah Erdem
  • Ayça
  • bohemian
  • Mye
  • Liya
  • Ferya Gul
  • Uyuşuk Kontes

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (2)
9
%2.9 (3)
8
%3.8 (4)
7
%2.9 (3)
6
%1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0