Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı Rahibe. Denis Diderot hakkında çok şey okudum. Görüşlerinin, kalıplaşmış düşünceleri yıkmak adına söylenmiş cümlelerden ibaret olmadığını bilecek kadar fikir sahibiyim kendisi hakkında. Bilmeyenler için kısaca bahsetmek gerekirse; 18. yüzyıl filozoflarından ve Aydınlanma'nın önde gelen isimlerinden biri Diderot. Ayrıca, 35 ciltlik Ansiklopedi'nin de baş editörüdür. Kendisi ile aynı dönemde hepimizin yakından takip ettiği Descartes, Leibniz, Voltaire gibi düşünürler de bulunuyor. Dinler ve bu dinlerin boyunduruğu altına giren halk ile ilgili fikirleri çok cesurcadır Diderot'nun. Belirli bir tarihte ortaya çıkan dinlerin yok olacağını ve sadece hepsinin temeli olan doğal dinin yaşayacağını savunmuştur.
Eserlerinin çoğu toplatılmış, yasaklanmış ve kara listeye alınmıştır Diderot'nun. Yazdıkları yüzünden zindana kapatılmış, evi basılmış ve tutuklanmıştır da. İşte bu eserlerden biridir Rahibe. Kilise'yi de karşısına almıştır bu romanla.
Ailesi tarafından istenmeyen, kabul görmeyen Suzanne Simonin 16 yaşında bir genç kızdır. Güzelliği ve karakteri ailesini hep rahatsız etmiştir. Bu nedenle bir gün ailesi tarafından Sainte Marie manastırına gönderilir Suzanne. Bir rahibe olacak ve hayatını dine bağlı bir şekilde sürdürecektir bundan sonra. Peki Suzanne rahibe olmak istemiş midir? Bu ona hiç sorulmamış ama ailesini memnun etmek adına sesini de çıkarmamıştır başlarda. Ancak zaman geçtikçe üstündeki bu giysinin, kaldığı manastırın, yaşadığı hayatın -ki hayat denebilirse buna- kendisine hiç de uygun olmadığını keşfedecektir baş karakterimiz. Ve yaşadıklarını Croisemare Marki'sine anlattığı bir mektup yazar. Biz de aslında o mektubu okuruz Suzanne yazarken.
İşte her şey o zaman başlayacak, isyanın ve başkaldırının gölgesinde