Alphonse Daudet, kendi hayatından izler taşıyan bu romanını, yirmi yaşına geldiklerinde okumaları için oğullarına armağan etmiş..
Bir dönem ilişki yaşadığı model Marie Rieu ile olan ilişkisinin izlerini taşıyan romanda, bir erkekle bir kadını evlilik dışı bir ilişkiye hapseden yoğun ve nevrotik bir bağın incelemesini yapmıştır..
Konsolosluk sınavlarına hazırlanmak için taşradan Paris'e gelen Jean, sanata meraklı bir gençtir ve sanatçıların toplandığı bir maskeli baloya katılır.. Baloda kendisinden yaşça epey büyük Fanny Legrand ile tanışır.. Kadını pek beğenmese de onun iradesine karşı koyamaz ve kendince ufak bir kaçamak olduğunu düşündüğü bir ilişkiye girer.. Fakat istediği zaman ayrilabileceğini düşündüğü bu ilişki gün geçtikçe bir alışkanlığa dönüşür.. Yine de bizim Jean, iplerin kendi elinde olduğuna dair kendini kandırmaya devam eder.. Fanny'nin, hayran olduğu sanatçıların çoğunun eski sevgilisi olduğunu ve onların eserlerine ilham kaynağı olan Sapho olduğunu öğrendiğinde bile ufak çaplı bir öfke nöbetinden sonra iliskiye devam eder.. Sonra bir gün Jean, saf, masum, genç ve güzel bir kıza aşık olur ve Fanny'den kurtulmanın yollarını arar.. Ve kitap pek çok terk ediliş öyküsü ile biter..
Kitapta kime daha çok kızmam gerektiğine karar veremedim.. Jean taşradan yeni gelmiş toy biriydi ve Fanny tabiri caizse feleğin çemberinden geçtiği için onu parmağında oynatabiliyordu.. Ama Fanny de namı diğer Sapho da küçük bir çocukken sefalete düşmüş ve aşkı aramış, birlikte olduğu erkeklerce sevilmek yerine ahlaksızca kullanılmış ve onun mayasındaki arsızlığı gün yüzüne çıkarmış kişilerle karşılaşmıştı hep..
Jean'in içinde bulunduğu ahlaksız durum konusunda sık sık yaşadığı iç hesaplaşmalarını okumak etkileyiciydi.. Fanny'nin tutkulu ve saplantılı aşkını okumak ise