“Karnına giren kalın kılıcı soldan sağa ağır ağır döndürmeye başladı. Yere oluk oluk kan akıyordu. Karnındaki yaradan pembemsi bir bağırsak fırladı. Odayı pis bir koku kapladı. Kafasını kesmesi gereken harp okulu öğrencisi tam üç kez başarısızlığa uğradı. İlkinde, Mişima'nın sırtını yardı; ikincide, yerdeki halıyı. Üçüncüde, Mişima'nın çene kemiğine indirdi kılıcı. Sonunda, bir başka harp okulu öğrencisi kılıcı kaptığı gibi başını gövdesinden ayırdı...” Christopher Ross, “Mişima'nın Kılıcı” adlı kitabında bu törensel intiharı ayrıntılarıyla böyle anlatmış.
Ayrıca, Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın kitaplarına konu olacak bir intiharla yaşamına son vermiş bir yazarı düşünün.
Babası yüksek bir kamu görevlisi, büyük dedesi cellat olan Mişima, Hitler hayranı bir ailede yetişmiş ve çocukluğu da büyükannesinin yanında geçmiştir. Büyükannesi onun erkek çocuklarıyla oynamasına izin vermemiştir.
3 kez nobele aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı yasunari kavabata ödülü kazanmıştır.
Mişima, aşırı milliyetçi değerlere sahipti, samuray değerlerini savunuyordu ve Japonya’nın modernleşmesine ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşıydı. Peki neydi Japon Modernleşmesi?
Japon modernleşmesi dendiğinde genel olarak Meiji Restorasyonundan bahsedilir, yani İmparator Meiji döneminden (1868-1912). Bu dönem; Japon modern tarihinin temellerinin atıldığı, feodal rejimin kaldırıldığı ve batıya açılımın başladığı dönemdir. Slogan; “doğunun ahlakı, batının teknolojisi”dir.
Ayrıca, okur-yazarlığın yükseldiği, takvimin değiştirildiği, giyim kuşamda batının örnek alındığı ve Şintoculuk dininin yaygınlaştırılmaya, Budacılığın ise bastırılmaya çalışıldığı bir dönem. Bu ansiklopedik bilginin romanın bağlamını oturtmada faydalı olacağını düşünüyorum.
Bu uzun girizgâhtan sonra