The Old Man and the Sea

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.100
Gösterim
Adı:
The Old Man and the Sea
Baskı tarihi:
Mayıs 1995
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780684801223
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Scribner
Baskılar:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
İhtiyar Balıkçı
Yaşlı Adam ve Deniz
Yaşlı Adam ve Deniz
The Old Man and the Sea
Set in the Gulf Stream off the coast of Havana, Hemingway's magnificent fable is the story of an old man, a young boy and a giant fish. It was The Old Man and the Sea that won for Hemingway the Nobel Prize for Literature. Here, in a perfectly crafted story, is a unique and timeless vision of the beauty and grief of man's challenge to the elements in which he lives.
132 syf.
·10/10
SPOİLER yok ama sirf şikayet ettiğiniz için vardır diye düzelteyim.

Duru, sakin, yalın ve etkileyici bir anlatımdı. Bir başladım bitirene kadar bırakamamıştım. Bu akşam aklıma geldi yine okudum. Zaten Nobel Edebiyat ödülleri hep bu yalın sıkmayan anlatımlı kitaplara veriliyor. En azından benim okuduğum ödüllü kitaplar bu tarz anlatıma sahipti.

Yaşlı balıkçımız 90 yaşına merdiven dayamış. Hayatının en büyük balığını tutarken kendini parçalamış ve büyük bir savaş vermiştir. Balıkçı kendi kendine çok güzel diyaloglar kuruyordu. İnce bir kitap bir akşamda bitirilebilir. En kısa zamanda okuduklarım listesine eklemeniz gerekiyor. Çünkü sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Dünya üzerinde bildiğim üç fena hastalık vardır. Hastalık deyince hepimizin aklına bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran yataklara düşüren, hastanelere koşturtan bazen daha beter sonuçlara yol açan illetler gelir. Amma benim bildiğim hastalıklar bunlar gibi acı çektiren, hüzünlü şeyler değildir. Yalnız bunlardan beterdir. İnsanın öldürmez de dağ bayır gezdirir, saatlerce su başında, masa başında oturttur; insanın iliklerini işler, o ilikler sönünceye kadar da içlerinden çıkmaz.

Bildiğim hastalıkların ilki defineciliktir. Definecilik lafını duyunca, “cık cık cık tarihi eser kaçakçılığı öyle mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Benim definecilerim yapmak istedikleri fenalığın farkında değillerdir. Bilseler yapmazlar, onlar için bu şans oyunu gibi bir şeydir. Gerçi çoğu hiçbir şey bulamadan göçer gider ya. Hey gidi hey, ne babayiğitlerin ömrünü çürüttün sen be. Hem de ne babayiğitler. Evde şunu şuradan şuraya taşımayan adamlar, dağda bayırda köstebeğe dönüşürler. Öyle hırs öyle azim öyle tutku. Bizim ihtiyarlardan birisi anlatırdı, kocası bir gidermiş de iki üç sene eve uğramazmış, neymiş efendim define bulacakmış. Başka bir dayı vardı, yaş yetmiş, define lafını duyunca birden 50 yaş gençleşirdi. Definecilik işte böyle menem bir hastalıktır efenim.

İkinci hastalığım kumardır. Bu kumar işi kahve masalarında pişpirikle başlar. Adamın aklını başından alır vallahi; saatlerce aç, uykusuz masa başlarında oturtur. Bazılarımız iskambil kağıtlarıyla, okey taşlarıyla ya da en azından tavlayla haşır neşir olmuşuzdur. O nasıl tutkudur efenim, insan kendinden geçer başka bir adam oluverir. Pek bir çözümü de yoktur bu hastalığın, en iyisi hiç bulaşmamak. Kumarbaza şurada yemin ettirin, o masayı, kağıtları gördü mü yine dayanamaz, nevri döner. Nice babayiğitler vardır kumar masalarında canına ot tıkanmış.

Üçüncü hastalığım ise avcılıktır. Avcılık deyince biraz kızdınız mı? Yok kızmayın. Avcı ile doğa katilini evvela birbirinden ayıralım. Avcı adam doğayı korur. Hayvanların kuluçka ve yavrulama dönemlerini hepimizden iyi bilir, hayvanları korur. Doğa katliamcılarını kendisi dışlar toplumdan, ayıplar. Bu avcılık işi de iki çeşittir; kara avcılığı, su avcılığı. Kara avcılığı daha az zahmetli, çok tehlikelidir. Bir tüfek bir köpek tamam; sonrası dağ bayır. Amma o tüfeği kullanmayı bilmek, sağını solunu kollamak icap eder. Ben avda bir anda uçan kuştan ayrılmayan köpeğini vuran, az kalsın birbirini vuracak adamlar gördüm.

Madem o kadar bahsettik kısa bir de yaşanmış hikaye geçelim burada. Biz tanıdıklardan birisi bir gün ava gidiyor. Tarlaları uç bucak geziyor, bıldırcın arıyor ama gelen giden yok. “Ulan” diyor “ artık ne bulursam vuracağım, karatavuk, çıkırıkçı, sarı asma fark etmez, boş gitmektense.” Gezinirken bir bakıyor, bir karatavuk çırpı avlunun üzerinde aşağı yukarı oynaşıyor. Epey de uzak ama, sadece karaltısı seçiliyor. Tüfek alır mı almaz mı, derken tam tetiği çekecek karatavuğun olduğu yerden bir adam gövdesi çıkıyor, başında da siyah bir külah. Meğer avlunun arkasında bir havuz varmış. Adamın biriside havuzun başında, havuzu açmak için debeleniyormuş. Tetiği çekse dayı tahtalı köye bizimki de hapse.

Gelelim su avcılığına. Bu su avcılığı çok zahmetli iştir efenim. Tatlı suyu ayrıdır tuzlu suyu ayrıdır. Küçük balığı ayrıdır, büyük balığı yine ayrıdır, deniz balığı bambaşkadır. Sadece iş olta ile de bitmez her balık ayrı ayrı yem ister. Bildiğiniz ayrı bir bilim dalıdır. Bu arada şunu da belirteyim. Ben ağa, sertmeye karşıyımdır. Bilmem sertme bilir misiniz? Yuvarlak, kenarlarına kurşun takılmış bir ağ çeşididir; daha çok alçak tatlı sularda kullanılır, balık içinde kaldı mı çıkamaz. Çok attım zamanında ama olmaz kurnazlıktır. Balık işi olta balıkçılığıdır diğer türlüsü ticaret olur. Yahu kamış balıkçılığı gibisi var mı? Alacaksın kamışını eline, takacaksın yemini, şamandıraya dikeceksin gözlerini, bekleyeceksin. Balık işi budur. Bu da hastalıkların en tutkulusudur. Normal bir adam saatlerce o şamandırayı gözlerini dikip bekler mi?

Şimdi balık işini bu kadar anlattık gelelim kitaba. İşte kitapta da bu balık avcılığının tutkusu anlatılıyor. İhtiyar bir adam balık avlıyor. Dedik ya, bu hastalıkların hepsi tutku işidir, içinize düştü mü bırakmaz, genç ihtiyar dinlemez diye. Hewingway hikayesini anlatırken çok sade bir dil kullanmış, vallahi hayran kaldım. Sade sade anlatmak duyguyu vermek varken niye içinden çıkılmaz cümleler kurup karıştırsın okurun kafasını. Duygu o kadar gerçekçi ki Dosteyvski’nin Kumarbaz’ı kadar başarılı olmuş desek abartmış olmayız heralde. Güzeldi vesselam sevdim ben kitabı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • İnci
    8.3/10 (1.234 Oy)1.064 beğeni3.895 okunma476 alıntı16.658 gösterim
  • Açlık
    8.3/10 (1.289 Oy)1.172 beğeni3.952 okunma960 alıntı37.675 gösterim
  • Siddhartha
    8.5/10 (1.520 Oy)1.347 beğeni4.121 okunma1.182 alıntı25.113 gösterim
  • Gazap Üzümleri
    8.9/10 (1.241 Oy)1.406 beğeni3.841 okunma2.096 alıntı40.774 gösterim
  • Robinson Crusoe
    8.3/10 (974 Oy)858 beğeni4.457 okunma186 alıntı17.125 gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (1.216 Oy)1.339 beğeni3.748 okunma3.022 alıntı33.410 gösterim
  • Benim Hüzünlü Orospularım
    7.7/10 (1.073 Oy)789 beğeni3.416 okunma469 alıntı14.407 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (2.047 Oy)2.001 beğeni4.972 okunma2.976 alıntı43.590 gösterim
  • Romeo ve Juliet
    8.8/10 (1.055 Oy)1.001 beğeni4.008 okunma1.589 alıntı29.076 gösterim
  • Koku
    8.6/10 (1.152 Oy)1.061 beğeni3.565 okunma506 alıntı20.198 gösterim
132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bir adam düşünün, geçimini denizlerden okyanuslardan sağlayan, yaşlı, eski gücünden yoksun ancak tertemiz bir adam. Yakaladığı kılıç balığıyla birlikte başlayan serüvende çektiği zorlukların üstesinden gelen bir adam. Yaşamak iyi şeydir diyor bu adam. Her şeye rağmen yaşamak... Hayata karşı mücadelesini sonuna kadar veriyor, umutsuzluk zerre kadar yok hücrelerinde, talihsizlikler göbek adı olmuş, imkansızlıklarda hep bir yeni çözümle yeniden doğan yaşlı ama yaşamayı seven bir adam... Ernest Hemingway bu sade, tertemiz anlatımıyla kesinlikle çok daha şeyler de düşündürtüyor size. Karakteri yaşatıyor, yaşlı adam siz oluyorsunuz, onunla birlikte mücadele ediyor, onunla birlikte hayaller kurup, hep umutla düşünüyorsunuz... Birçok engel birçok talihsizlik birçok istemedigmiz ummadığımız durumlarla karşılaşıyoruz her gün. Fakat kimi zaman moralimizi bozup yakınıyoruz, kimi zaman hemen pes ediyoruz, kimi zaman umudumuzu kaybedip savaşmayı bırakıyoruz. Peki ya yaşamak? Yaşamayı hiç ama hiç bırakmıyoruz; çünkü yaşamak iyi şeydir... İyi okumalar...
132 syf.
·10/10
Merhabalar Yaşlı Adam ve Deniz kitabı Nobel Edebiyat Ödüllü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 100 Temel Eser arasında yer almaktadır.Kitabın kurgusu ve üslubu mükemmeldi.Dili akıcı ve anlaşılır olduğundan dolayı kolayca okunabilen bir eserdir.Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin’dir.Konu olarak Kübalı bir balıkçının kendini kanıtlamak İçin denizde yaşanan maceralar anlatılmaktadır.Balıkçı denize açıldıktan sonra denizde karşılaştığı kılıç balığı ile olan mücadele de anlatılmaktadır.Balıkçının 1 günlük balık tutma macerası anlatılmaktadır.Balıkçının azmi,kararlılığı,mücadeleci özelliklerini göz önüne sermektedir.Kitabı bitirdikten sonra balıkçının azmine hayran kaldım ve filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.Kitap ince olmasına rağmen az kelime ile çok şey anlatmaya çalışmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
132 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hemingway'in yaşlı olmanın zorluklarını anlattığı bu romanı bana bir zamanlar babamın armağan ettiği Orson Welles'in "I Know What It Is To Be Young"* şarkısını anımsattı. Bu çok sevdiğim şarkıyla özdeşleştirdiğim için çok daha fazla anlam kazandı kitap bende.

Yaşlı balıkçının okyanusun ortasında yakaladığı dev kılıç balığıyla olan mücadelesinde ve geri dönüş yolculuğunda yaşadığı tüm talihsizliklere rağmen hala yaşamın güzel olduğunu söylemesi, verdiği mücadeleden hiçbir şekilde vazgeçmeyişi aslında her yaş grubuna örnek olacak nitelikte. Yaşlı balıkçının kendi kendine olan diyalogları Hemingway'ın akıcı ve sade diliyle birlikte ilerlerken kitapta sıklıkla tekrar eden "Keşke çocukta burda olsaydı" cümlesi de -her ne kadar Hemingway sembolizmden uzak bir kitap olduğunu belirtse de- gençliğe seslenişini, ona duyulan özlemini temsil ediyormuş hissine sürükledi beni. Santiago'ya yaşlılığına ve yaşlılığın getirdiği kusurlarına rağmen sevgiyle sonsuz hizmet eden küçük çocuk ise kitabın en çok beğendiğim detaylarının başında geliyor.

Bir çırpıda okunabilecek bu eser, hem Hemingway ile tanışma kitabım oldu hem de tavsiye edeceklerim arasında yerini aldı.

Keyifli okumalar.
*https://youtu.be/QDnXEllpelQ
132 syf.
·2 günde·9/10
İlk defa bir yazarı okuyacağım zaman romanına önyargıyla yaklaşmam, çok beklentiyle dolup taşmam. Merakla başlarım okumaya. Ve her yeni yazar ya da yeni bir kitap farklı bir dünyanın kapısını açar, beni her zaman heyecanlandırır. Ernest Hemingway de ilk defa okuduğum bir yazar ve bana denizlerin kapısını açtı.

Dili akıcı ve sade, etkileyici bir anlatım. Okumadım da bir tabloyu seyrettim sanki.

Yaşlı bir balıkçımız var, kendisine talihsiz diyor çünkü seksen dört gündür deniz onu eli boş gönderiyor evine. Tabi ki hep böyle talihsiz değildi ama artık yaşlı ve Hemingway yaşlılığın zorluklarını çok güzel anlatmış. Yaşlı balıkçının yanında bir de balıkçılığı öğrettiği çocuk var. Bu öyle bir çocuk ki vefalı evlat dedikleri bu olsa gerek. Yaşlı balıkçı ise hep ona ihtiyaç duyuyor 'ah keşke yanımda çocuk olsaydı'... Aslında diyor ki ah keşke gençliğim elden gitmeseydi...

Evet belki talihsiz, yaşlı, yorgun artık pes etmeli, bırakmalı çabalamayı ama yok o bırakmıyor diyor ki: yaşamak iyi şey. Son seferinde de, denizden eli boş döndüğünde vazgeçmiyor ve yarın tekrar denize açılma planları yapıyor.

Bu roman bana yaşamı asla bırakmamalı, dedi. Yaşamak zor, zaten dünyada ne kolay ki! Ama her şeye rağmen yaşamak iyi şey.
İyi okumalar!!
132 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hemingway'in okuduğum ilk kitabıydı. İlk sayfalardaki küçük çocuğu bir kenara koyarsak tek karakter üzerinden giden bir kitap. Mesele ise kitabın başında anlatılan 85 gündür balık tutamamaktan daha fazlası.

Eski başarılarına özlem duyan, rüyasında gücü temsil eden aslanları gören, yaşlanmış, balık tutarken bile her adımını hesaplayıp düşünmeden adım atmayan ihtiyarın kendisiyle hesaplaşması anlatılıyor. Doğru ile yanlışı, hayattayken saygı duyduğu balığı geçinmek için öldürmesinin günah ya da etik olup olmadığını bu teknede sorguluyor. Dualarını o teknede ediyor. Teknesi onun felsefe yaptığı okulu, dua ettiği ibadethanesi, her şeyi...

Adı Santiago ama pek kullanılmıyor. Çünkü o isim eskide kaldı. Artık etrafındakilerce ciddiye alınmayan, başarısız bulunan bir hiç. Zaten adı yerine artık lakabı var: İhtiyar. Ama yakaladığı irice balıkla böyle olmadığını gösteriyor. Nitekim 6 metrelik balığı yakaladıktan sonra kendisine en baştan itibaren destek veren çocuk hariç herkes şaşırıyor. Fakat o başarıyı o anda gören, o mücadeleyi yaşayan sadece kendisi. Beğenilme kaygısını en derinden hissediyor. Israrla en başarılı ve en sevdiği beyzbol oyuncularıyla özdeşleştiriyor kendisini.

Büyük balık yakalamak mutlu olmaya engel değil. Sonra onu elde tutabilmek ve köpek balıklarına kaptırmamak da var. Yani hayat hep mücadele dolu, hep engebeli. Bu anlamda tekne üzerinden onlarca metafor yapılmış. En mutlu anımızda bile tedirgin ama en kötü anda bile umutluyuz. Köpek balıkları hep var. Sayıca da çoklar ama Santiago kadar mücadeleci miyiz?

Kitap keyifle okunuyor. Ödüllü bir kitap. Uzun incelemeleri sevsem de bu kitap hakkında ancak bu kadar yazabildim. İyi okumalar :)
132 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ernest Hemingway‘in başyapıtlarından birisi olarak kabul edilen Yaşlı Adam ve Deniz. Yazar, 1930’larda, Florida’da yaşadığı dönemde Pillar isimli bir balıkçı teknesi satın almış. Bu tekne ve o dönemdeki balıkçılık tecrübesi , “Yaşlı Adam ve Deniz” i yazarken esin kaynağı olmuş Hemingway’e. bunu bir siteden öğrendim. bir oturuşta okunabilecek kitaplardan. Hem çok sade bir anlatım, okuyucuyu hiç yormadan anlatıyor derdini, hem de yaşlı adamla birlikte sen de yaşıyorsun bütün o macerayı. sadece bir kaç bölümde sorun yaşadım belki yorgunluğumdan belkide çevirisinde birkaç eksiklik vardı. Vazgeçmeyişini, cesaretini okudukça sen de onunla birlikte motive oluyorsun.yalnızca sonuç değil sonuca ulaşmak için verilen mücadele de çok değerlidir sonucu çıkarılabilir.
88 syf.
·1 günde·9/10
Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin. Santiago ne kadar yaşlıysa Manolin o kadar genç. Manolin ne kadar deniz hakkında öğrenmeye hevesli ise Santiago o kadar bilge deniz konusunda. Aralarındaki yaş farkı dostluklarına engel değil fakat Manolin'in ailesi Santiago ile çalışmasını istemez ve başka bir balıkçının yanına verir. Çünkü Santiago şanssızdır: 85 gün boyunca bir balık tutamadığı bile olmuştur. Kitap Santiago'nun tek başına denize açılmasını ve denizde 3 gün geçirmesini anlatır görünürde. Ama çok fazla alt metin var satır aralarında. Santiago'nun elindekine sahip çıkmak için savaşması, zorluklar karşısında pes etmemesi, elindeki imkanlarla yaratıcı çözümler bulması, şanssızlığından muzdaripliği hepsi bu kitapta. Öyleyse bu kitap hayat değil de nedir.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İhtiyar adam kendi kendine konuşuyordu. İhtiyar adam koskoca okyanusta yapayalnızdı. İhtiyar adam denizle, kuşlarla, balıkla, geceyle konuşuyordu. İhtiyar adam uçsuz bucaksız denizle, devasa, inatçı balıkla ve kendi yalnızlığıyla hiç pes etmeden mücadele ediyordu. Keşke çocukta yanında olsaydı. Keşke hayır demeseydi çocuğa. Keşke bu kadar açılmasaydı...

Bütün bir hikaye küçük bir teknede geçiyor ama okuyucuyu hiç sıkmıyor. İşte bu hikayeyi bukadar ünlü yapan yazarın bu başarısı bence. Okunması elzem olan kitaplardan...
132 syf.
·Puan vermedi
"biriyle konuşmanın, kendi kendine konuşmaktan, denizle konuşmaktan çok daha güzel olduğunu farketti." diyor kitapta. ve roman kahramanı kendi kendine " keşke açılmasaydım, keşke çocuk yanımda olsaydı, keşke balığı yakalamasaydım" diye sayıklayıp duruyor. ama artık herşeyin çok geç olduğunu anlıyor.bir hedef uğruna neleri kaybediyor insan? sıcak bir yatak konuşacak bir insan ve daha niceleri. az'lığımızla yetinmeliyiz . çok açılırsak zira...boğuluruz..
eğer siz de çalışıp didinip hiç bir hayalinizi gerçekleştiremediyseniz.evet siz ide htiyar balıkçısınız.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
“…bir insanı öldürdüğünüzü hayal edin.”

Bir insanı nasıl öldürürsünüz? Böğrüne bıçak saplamadan, boğazından tutup boğazlamadan, yaşamak için fiziki durumlarını kesmeden insanı nasıl öldürürsünüz? İnsanın kısmetini elinden alırsanız, yaşama dair umutlarını sökerseniz ve verdiği mücadelenin karşılığını aldırmazsanız insanı tam da can evinden vurur, öldürürsünüz.

İnsan olmanın gereği; en güzeline koşarken, elde etmeye çalışırken, elindekinden olmasıyla sınar kendini. Tamda yazarın vurgulamak istediği buydu sanırım. Kısmetini uzaklarda arama ve elindekiler ile yetinmeyi bil. Aksi halde elindekinden de olur çıplak kalırsın da haberin olmaz.

Ömrünü balıkçı olarak geçirmiş Yaşlı Balıkçımız, seksene dayadığı merdiveni aşmış ve bir solukta doksana tırmanmaya çalışırken, yaşlandığının farkına varamamıştır. Kitap ise üç aydır denizden kısmetini alamayan balıkçının 85. Gününden ve hayatındaki en büyük balığı (köpekbalığı) yakalayıp, onunla çekişmeli geçen 3 günlük mücadelesini anlatmaktadır.

Yazarın dili sade, herkesin anlayabileceği tarzda bir işlenişi var. Kendi kendine yaptığı telkinler ve kendine çeki düzen vermesi için kendine cümleler sarf etmesi ise gayet manidar olmuş. Yeri geldiğinde yakaladığı balıkla güç mücadelesine girişip, onunla muhabbete girmesi ise konuya tuz biber olmuş ve balıkçının gitmekte olan aklını korumasını sağlamıştır. Bazı zorluklarda ise “tanrıyla pazarlık” yapması ise gözden kaçılmayacak kadar ince işlenmişti.

Denizanasına (Ağua Mala) denizköpüğü demesi ise çeviriden mi? Yoksa balıkçıların dilinde bir tanım mı bilemedim? Lakin betimlediği canlının denizanası olduğunun bariz farkına vardım ve özellikle insana zarar veren zehirlenmelere sebep vermesini dillendirmesi, denizkaplumbağalarının en sevdiği yiyeceklerin başında gelmesi ise bahsedilen şeyin denizanası olduğunun belirtileriydi. Lakin kitap üzerinde ise “’agua mala’nın’ ‘kötü deniz’ anlamında yaşlı adamın umutsuzluğunu vurguluyor” demesi ise benim için bir bilinmeyene yol açtı. Keza öyle de kalacaktır.

Yine yakalanan balığın kılıç balığımı yoksa köpek balığımı olduğu muamması hala bende devam etmektedir. Çünkü yakalanan balığın kılıç kısmına “düğüm” attığı, sonra çocuğa ise “istersen kılıcını sen alabilirsin” demesi ve yabancı turistin balığı görüp bu ne dediğinde garsonun “Tiburon” demesi bu ikileme yol açtı.

Ayrıca bu kitap 1953’te Pulitzer Ödülünü, 1954’teyse Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Gerçekten bir iki saatinizi vererek güzel bir eser okuyabilirsiniz.

Sevgi ile kalın.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Old Man and the Sea
Baskı tarihi:
Mayıs 1995
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780684801223
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Scribner
Baskılar:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
İhtiyar Balıkçı
Yaşlı Adam ve Deniz
Yaşlı Adam ve Deniz
The Old Man and the Sea
Set in the Gulf Stream off the coast of Havana, Hemingway's magnificent fable is the story of an old man, a young boy and a giant fish. It was The Old Man and the Sea that won for Hemingway the Nobel Prize for Literature. Here, in a perfectly crafted story, is a unique and timeless vision of the beauty and grief of man's challenge to the elements in which he lives.

Kitabı okuyanlar 3.561 okur

  • Ece
  • Bedri
  • Sadece_i
  • Ekin Ö. Erk
  • Fetullah Arvas
  • Haldun Lenger
  • Özlem Çimen
  • Şairlerin Şiirlerinin Şairi

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları