Adı:
Veba
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
290
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
303 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Albert Camus'nun varoluşçuluğu Cezayir'in Oran şehrindeki bir veba salgınında ve bu salgınla mücadele eden bir grup insanın ölüm karşısındaki acizliğini ile anlattığı romanı. Kuşkusuz Camus'nün trajik bir olayı basit bir şekilde dramatize ederek anlatması, idealize edilmiş yapay karakterler yaratması beklenemez. O yalnızca insanın varoluş sorununa farklı bir bakış açısı getirmiştir. Roman, düşünmeyi ve sorgulamayı seven her insanın zevkle okuyacağı türden.
300 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş eserlerinden sonra en zor eserlerinden biri olarak anılan Veba'yı sona bırakmıştım; ve sonunda tamamladım. Öncelikle şunu belirteyim; kesinlikle çeviride bir sıkıntı var. Diğer yorumlara ve başka sitelere de baktım herkes çeviriden şikayetçi. Kitabı çevirisine rağmen bitirdim. Benim elimde olan Can Yayınları'nın Nedret Tanyolaç Öztokat'ın çevirisi ama önerilen Oktay Akbal çevirisi bilgilendirme olarak söyleyeyim. Kitap kesinlikle sürükleyici ve ağır. Ağır derken dil bakımından, içerdiği konuların çok fazla olması bakımından diyebilirim. Onlarca alıntı ( ders ) bulabilirsiniz. Diyeceksiniz ki hem ağır, hem sürükleyici hem de bu kadar akıcı ( hızlı okunulabilen ) kitap nasıl olur diye ? İşte o kitaplardan biri.
Yazara geçecek olursak Albert Camus'un dili ve anlatımı hakkında bir şey söylemem ayıp olur sanırım. Nobel Edebiyat Ödülü ( En Genç Ödül ) sahibi bir yazar.
Kitabın konusuna gelirsem; kitapta Cezayir'in Oran şehrinde çıkan Veba salgınının yansımalarını anlatmış bize yazar. Yaşanılan felaketten alınan dersler de diyebiliriz aslında. Umutsuzluğun, çaresizliğin tavan yaptığı bu romanda; son bölümle birlikte gelen dayanışma gücünü ve bununla birlikte kazanılan savaşı anlatır aslında ana fikir olarak. Beğendiğim bölümlerden biri bilim ve din kıyası. Bir tarafta işledikleri günahtan dolayı hastalığı ceza olarak gören ve bundan dolayı hiçbir şey yapmayan din adamları. Diğer tarafta ise hastalığa karşı savaş açan ve insan hayatına önem veren, umut dolu doktorlar. Bunun kıyasını çok iyi anlatmış yazar.
Esaret, ümit, mücadele konularının çokça işlendiği bu romanı okumanızı tavsiye ederim. Son olarak öğrendiğim kadarıyla bu romanın Fransa'nın Cezayir'i sömürge haline getirmesini metafor olarak kullandığını öğrendim. Gerçekten muazzam bir metafor ve muazzam bir yazar. Romanı bu şekilde düşünürşek sömürgeyi veba'ya benzetmek gerçekten mükemmel bir başyapıt.

1 puanı çeviriden kırdığımı söylemek isterim.

Gerçekten de felaketler ortak bir şeydir, ancak başınıza geldiğinde inanmakta güçlük çekilir.

Sayfa 45 - Can Yayınları
303 syf.
·6 günde
Albert Camus’un varoluşçuluğu trajik bir olayla anlattığı romanıdır. Kitabın çevirisi biraz sıkıntılıydı.
Veba salgınına yakalanan Oran halkının karantinadaki yaşamı anlatılmaktadır. Halkın başta çokta umursamadığı vebanın gittikçe içlerine işlemesi, ölümler, karantinadan dolayı sevdiklerinden ayrı kalışlarıyla gittikçe daha hüzünlü bir hal alıyor.
Sayfaları çevirdikçe kendi kendinize neden diye sorgulamalar yapacağınız bir yapıt. Düşünmeyi ve sorgulamayı sevenler için güzel bir kitaptı. Tavsiye ederim.
303 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Veba, benim açımdan çok hüzünlü bir kitap oldu. İnceleme yapmayı yeni yeni deniyorum o nedenle yanlışım olursa affola. Evet kitap şu 'Camilerde değilde hastanelerde en içten dualar edilir' mantığıyla aynı bence. Çünkü veba Oran kentini yavaş yavaş ele geçirirken insanların umutlarını sevinçlerini aşklarınıda kendiyle götürür. Aşk bir kitapta hiç bu kadar hasretli ve hüzünlü olmamıştı. İnsanlar karantina altında ve uzakta olan sevdiklerine hasret çekiyorlar. Albert Camus insan her zaman çelik gibi iradeli olamaz her zaman dimdik duramaz demekle durumu özetliyor. Kitabın ana teması felaketin yazgıya dönüşümü, Camus'un aslında istediği şey okurlarının yenilginin ve sonu gelmeyen kötülüklerin karşısında savaşma gücünü bulması ama yinede insanın yıkılacağını da belirtmekten geri kalmamış. Dünyanın saçmalığını vurgulamayı yine unutmamış tıpkı yabancı kitabındaki gibi. Ve ana karakterimiz olan doktorun tüm bu olanlara karşı gösterdiği çabalar diğer insanlara umut aşılaması olayları sonlara doğru gitgide daha nahoş bir hale getiriyor. Okunmasını tavsiye ediyorum. Sevgiler.
277 syf.
·8 günde·8/10
Bazı, zengin içerikli derin kitapları anlamak için iki açıdan düşünmek gerekir:
1.Gerçek Anlam 2.Mecazi Anlam


VEBA kitabı hakkında;
1.Gerçek Anlam

-Veba salgını sonucu giriş-çıkışların yasaklandığı bir kentte veba dehşeti ile yüzleşen insanların hayatta kalma mücadelesi...
- Vebanın insani duyguları nasıl değiştirdiği,abluka altında yaşamanın dehşeti,kent, ablukaya alındığı için abluka altında yaşayan halkın,kentin dışında yaşayan yakınlarının ayrılığı sonucu (kente giriş-çıkışlar yasak )gelişen duyguları,gözyaşları,hüzünleri,ayrılık acısı...
Sonuç:Yazar,vebanın dehşetini karanlık ve etkili bir atmosfer ile okuyucuya aktarmış.Okurken biz okuyucular da veba altında yaşayanlarla empati kurabiliyoruz.


2.Mecazi Anlam

-Hastalıklı toplum(mecazi anlamda),varoluş arayışı,bireylerin inanç sorgulaması,iyilik-kötülük kavramlarının doğasını sorgulama...

Sonuç:Yazar,veba kavramını metafor olarak kullanmış.Yazar,inanç konusunda ve varoluş arayışında kendi fikirlerini okuyucuya mesaj vererek yansıtmıştır.Aynı zamanda toplumdaki bireylere ve toplumu yönetenlere gönderme yapmıştır(Mecazi anlamda yaşadığımız topluma ''vebalı toplum '' demektedir yazar )
303 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Albert Camus'nün felsefe anlayışı, dünya ve siyasi görüşü, dine yaklaşımı bir kenara bırakılırsa kitabı bir cümleyle özetleyebilirim: "Cezayir'in Oran şehrinde 194... yılında yaşanan veba salgını anlatılıyor." Ama durum öyle değil... Camus, ne veba hastalığını açıklayacak bir tıp doktoru, ne de 1940-1949 yılları arasında Cezayir'de yaşananları anlatacak bir tarihçi. Zaten o yıllarda Cezayir'de yaşanmış bir veba salgını da yok. Camus'nun felsefi, edebi dehası da asıl burada ortaya çıkıyor. 1940-1949 yılları arasında,  Cezayir'de ve dünyada  yaşananlara bir bakmak gerek. 1940'larda, Camus'nün yazdıkları üzerinde  önemli ölçüde etkili olan ll. Dünya Savaşı ve Almanların Fransa'yı işgali söz konusu. Yine o yıllarda  Fransa'nın Cezayir'i sömürge olarak kullanması, Cezayirlilerin savaştan sonra bağımsızlık için ayaklanmaları  ve 1945 yılında  gerçekleştirilen "Setif Katliamı" var. Oran şehri Setif Katliamı olarak adlandırılan olayların yaşandığı en önemli yerlerden bir tanesi. Camus'nün bu olayları farklı bir kurgu ile bu kitapta anlattığı düşünülebilir. Kitapta böyle düşünmeme sebep olan birçok söz var; veba bir hastalık gibi değil de karşı konulması, mücadele edilmesi gereken bir düşman ordusu gibi anlatılıyor. Bunların yanı sıra okurken  benzerlik gördüğüm bir konu daha var. 1871'de katliamla sona erdirilen "Paris Komünü." O yıllarda Paris'te binlerce fare sokakta ölmüş, binlerce kedi tehlikeyi yaydığı gerekçesiyle katledilmiş, Paris'e beş yıl sıkıyönetim hakim olmuştur. 1871 ilkbaharı itibariyle çocuk, kadın denilmeden Federe Duvarı'nın dibinde binlerce insan kurşuna dizilmiş, binlerce Komüncü idam edilmiştir. Kitapta anlatılan; fare ölüleriyle dolu sokaklar, öldürülen kediler, veba duvarı dibinde ölen insanlar o tarihte yaşananları anımsatıyor. Son bir benzerlik daha söyleyeyim; o da Camus'nün bu kitaptan bir yıl sonra kaleme aldığı "Sıkıyönetim" eseri. Albert Camus'nün Sıkıyönetim eseri için "Bu kitap Veba'nın bir uyarlaması değildir" demesi bile bir benzerlik olduğunu gösteriyor.

Kitabın ilk sayfasında Daniel Defoe'nun şu sözü var: "Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyi, var olmayan bir şeyle göstermek kadar mantığa uygundur." Bu söz Albert Camus'nün Veba kitabını yazarken etkilendiği en önemli sözlerden biridir sanırım. Kendisi kitabı hakkında bir söz söylese ancak bu kadar uygun olurdu. Sözün kitapta anlatılanları yansıtma açısından önemi kitabı okuduktan sonra anlaşılıyor aslında. Burada hapsedilmişlik "umutsuzluktur." Umutsuz insanların yaşadığı başka bir hapsedilmişlikse şehrin karantina bölgesi ilan edilip dört taraftan kapatılmasıdır. Gerçekte var olan şey "savaş" ya da "katliamdır." Yani "ölümdür." Ölümün gösterildiği var olmayan şey ise vebadır. Umutsuzluk ve ölüm gerçektir. Karantina ile veba kurgudur.  Albert Camus'nün dikkatimi çeken en önemli eleştirisi mücadeleyi, iradeyi umursamayan kaderci anlayışa yöneliktir. Ölümün var olması, ölümle mücadele etmek veya yaşamak için engel değildir.

İyi okumalar...
303 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kitaba ilgim tarihte veya diğer kitaplarda bahsedilen veba salgınlarından sonra oldu. Bu konu hakkında daha çok bilgi edinmek ve bu hastalığın insan üzerindeki etkilerini öğrenmek için bu kitabı okumaya karar verdim.

Bu eserde sadece Cezayir'in Oran kasabasındaki veba salgının yanı sıra İstanbul'da da görülmüş ve 10.000 kişinin ölümüne neden olmuş veba salgınından da alıntılama yapılıyor.

Oldukça beğendim ve okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Camus, bu edebiyat ödüllü kitabında insanı bir üçüncü şahsın ağzından çok iyi tasvir etmiş. Öyle ki bazı yerlerde yazar bir psikiyatrist gibi insan duygularını ince ince ayrıntılarıyla irdelemiş.

Kitabın zor olduğu konusunda önceki değerlendirmelerde bulunan arkadaşlara hem katılıyorum hem de katılmıyorum. Yazarın uzun uzadıya kurduğu bazı cümleler evet okuyanı tekrar başa döndürüyor ama hızla okunabilineceği ve bir insanın kendiyle bağdaştırabileceği çok yer olduğunu düşünüyorum ki benim elimdeki zamanında Sabah Gazetesi'nin kupon biriktirme sonucunda kötü bir kopyası olmasına rağmen.
303 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Albert Camus bu kitabında 1940 lı yıllarda Cezayir'in iki yüz bin nüfuslu Oran şehrinde ortaya çıkan bir veba salgınını anlatıyor.Konuyu, şehrin içindeki olayları bizzat yaşamış olan bir kişinin gözlemlerinden bize aktarıyor.Şehir içindeki bir grup insanın umutsuzca, ama mücadeleden vazgeçmeyerek, verdikleri ölüm kalım savaşını büyük bir gerçeklik ve müthiş bir akıcılık içerisinde okuyoruz.oradaki kişilerin ruhsal yönden durumlarını o kadar güzel irdeleyerek bize yansıtıyor ki,insanoğlunun ne kadar farklı yapılarda olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz. Her gün yüzlerce insan ölürken bile bunu ranta dönüştürenler,eşini bir daha göremeyeceğini bile bile ,üzüntüsünü içine gömüp sadece insanları kurtarmak için kendilerini yıpratanlar,hiç üzerine vazife olmadığı halde sırf insanlar ölmesin diye gönüllü olarak gece gündüz herşeyini kaybetme pahasına çabalayanlar,çocuğunun veba olduğunda kendisi için ayrıcalık yapılmasını istemeyen ve kurallar neyse onun uygulanmasını isteyen şehrin üst kesimindeki insanlar, bu kadar ölüme gözlerini kapatıp,bize bir şey olmaz havasında hala eğlenmeye devam edenler vs...bunlardan sadece bir kaç örnek. Yazar,bu kadar büyük bir felaket karşısında her çeşit insanın ruh ve iç dünyasını bize çok güzel yansıtıyor. ayrıca insanoğlunun ölüm karşısında ne kadar çaresiz olduğunu bize kitap boyunca ayrıntılı bir şekilde gösteriyor. kitap okurken baştan sona kadar akıcılığından hiç bir şey kaybetmeden okunuyor. son söz olarak mutlaka okunması gereken bir kitap diyorum.
303 syf.
·Beğendi·9/10
AMA DERLER Kİ KADERDEN KAÇILMAZ;YAZGISINI DEĞİŞTİRMEYENLER

Veba;toplumda bilinen adıyla kara ölüm .İsmini tamda tesir ettiği gibi bulaştığı bedeni kömür karasına çevirmesinden alıyor .
Avrupanın nüfusunun büyük bir çoğunluğunun bu hastalıktan öldüğü ne kadar da korkutucu.

Tıbbi olarak tedavisi bulunsa da insanların kendilerince geliştirdiği çok cani çözümler uygulanmış zamanında malesef.

Salgının baş gösterdiği toplumlar, öncelerde bunu bir ‘Tanrının Gazabı’ olarak nitelendirdi. Bazı toplumlar ise, salgının nedenini, burçlara (astrolojiye), hurafelere, cadılara bağlamış, hatta cadı oldukları ileri sürülen kişiler, hastalıktan kurtulmak için yakılmıştır. Tanrı’nın gazabını yatıştırmak için Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında, "vebalıların yakılması", "cadı" ve "Yahudi avı" meşhurdur.

Adı her ne kadar değişse de verdiği zarar ve insanların verdiği büyük kayıplar değişmedi .Bulunan bir antibiyotikle bu ölümcül hastalığın tedavisi sağlanmış oldu .

Albert Camus’un anlatmış olduğu vebası hastalığın toplumdaki etkisini,bunun fizyolojik ve ruhsal etkilerinin nasıl vuku bulduğuna değinilmiş.Dönemin insanlarının veba savaşı, zamanla bir kişilik savaşını beraberinde getirirken ,aynı zamanda insan ırkının hezeyanının bir örneğidir .

Kitapta anlatılardan anlaşılacağı üzere hastalığın ölümcül etkisinin yanında ,insanların bilinsizliği,gerekli önlemlerin alınmamsı,çeşitli inançlardan kaynaklı yanlış uygulamaların beraberinde neler getirdiği de açıkça ortaya serilmiş.Bu ölümcül hastalığa karşı üç arkadaşın gösterdiği çaba,umutsuzluğu bir umuda dönüştürme çalışmaları okunmaya değerdi.

“Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa ,iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir.
İnsanlar kötü olmak yerine daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir.Ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir,şu erdem ya da kusur denilen şeyin ;en umut kırıcı kusur,her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir .Katilin ruhu kördür ve insan her tür sağduyudan yoksunsa güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olamaz.“


Son derece sade ve akıcı bir anlatımı var Veba’nın.Ancak Yazar kadar çevirmenin de ne kadar önemli olduğunu görüyoruz bu kitapta .Kitabın ilk aşamalarında çevirmeden kaynaklı bazı yazım ve anlatım bozuklukları var ancak ilerleyen kısımlarda bu sıkıntı giderilmiş.
Verilmek istenen mesajların bir olay örgüsü beraberinde anlatılması daha kalıcı ve anlaşılır olmuş bu yüzden kesinlikle okunmaya değer diye düşünüyorum .

Ünlü bir fransız yazarı olan Albert Camus aynı zamanda bir filozoftur .Zorlu bir hayatın ardından bu kitabı ödül aldıktan sonra bir trafik kazasında yaşamını yitirmiştir . Her ne kadar absürtizm ‘in öncülerinden kabul edilse de kendisi bu konuya açıklık getirmiş kendine has bir tarzı olduğunu ifade etmiştir .

ALBERT CAMUS SÖYLENDİĞİ GİBİ
SARTRE’DEN ETKİLENMİŞ MİDİR?

Albert Camus bu konuda Sartreden farklı olduğunu,Sartre’nin daha çok varoluşçuluk üzerine konuştuğunu kendisinin de bağımsız olduğunu söylemiştir.

PEKİ SÖYLEDİĞİ GİBİ SARTRE DEN FARKI VAR MI?
Sartre Ve Camus’un bir dönem arkadaş oldukları bilinmektedir .Bu durumda birbirlerinden etkilenmediklerini düşünmek imkansız gibi görünse de ;Bu iki yazarı okuyanlar da görecektir ki ;Sartre’nin hem anlatım tarzı olarak ,hem de düşünce olarak Albert Camusa göre daha felsefik yaklaştığı,daha yoğun anlamlar barındırdığı ve varoluşçuluğu hem kelime olarak hem de konu olarak çok kullandığını anlayacaktır .


Veba bir edebi roman olmamın dışında bir sosyoloji,Toplum bilim kitabı olarak da değerlendirilmeli .Her yönden kapsamlı olduğu görülmelidir .

Albert Camus okuyucusunu asla zihni boş göndermeyen bir yazar olarak mutlaka değerlendirilmeli .
303 syf.
·8 günde·9/10
Roman, Cezayir'in Oran kentinde geçiyor... Kent, denizinden gelen yosun ve iyot karışık kokusuyla, yağmurlarının çamuruyla, sıcağının kavurucu rengiyle öyle güzel beliriyor ki gözünüzün önünde, gerçekten adeta o sokaklarda siz de geziyorsunuz.... İşte içine girdiğiniz, havasını solduğunuz bu şehirde veba salgını başlıyor, kent karantina altına alınıyor... Roman, karantina döneminde, birkaç kahramanın açısından yaşananları anlatıyor.... 
Bir din adamının inancı yeşertmek için vebadan medet ummayla başlayıp, inançsızlığa sürüklenen hikayesini; sevdiği kadına ulaşmak için karantinayı delmeye çalışan ve bu yolda tüm imkanlarını seferber eden bir genç adamın, bu fırsata ulaşınca vazgeçme hikayesini; karantina öncesi hapse girmek üzereyken intihara kalkışan ama vebayla birlikte özgürlüğe kavuşan adamın vebaya bel bağlaması hikayesini; veba hastalığıyla boğuşan doktorun o herşeyden kopuk ama bir o kadar da herşeyin içinde varoluşunun hikayesini öyle bir anlatıyor ki bu roman...
Albert Camus'nün Veba'da, Nazi dönemindeki Fransız direnişini anlattığı da söyleniyor, geçmişte Oran'da yaşanmış öldürücü veba salgınlarını da.... Ama bence bu romanın en güzel yanı, siz neyi görmek, anlamak istiyorsanız, onu görebileceğiniz, anlayabileceğiniz bir eser olması.... İyimserlikle kötümserliğin iç içe girdiği ve birbirini yenemediği bir dünyada mutlu sonun bile bir başkası için (u)mutsuzluk olduğunu bir kez daha farkettiğiniz ve insanın özündeki iyiliği/kötülüğü bir kez daha teyid ettiğiniz bir eser...
303 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bu kitap hakkında her ne yazarsam yazayım eksik kalacağı aşikar.
Kitaptaki duygu yoğunluğu daha ilk sayfalardan hissedilirken; gerçekliğin acı yüzünü, bi yandan mücadele verirken bi yandan da umudu elde tutmayı, zor koşullar altındayken bile insanlığını kaybetmemeyi çarpıcı ve keskin bir dille aktarmış yazar.
303 syf.
Vebanın bir şehri ele geçirmesi ve ordaki halkın yavaş yavaş mikrop a yenik düşmesi maddi ve manevi bir şekilde etkilenmesi 303 sayfa boyunca anlatılmakta.Ben okurken çok sıkıldım.
“Tam yatarken birdenbire içinde birikmekte olan bir ateşin zincirinden boşanmış dalgalarının, bileklerine ve şakaklarına aktığını hissetti.”
Asla bir sevginin dile getirilecek kadar güçlü olmayacağını da biliyordu.
...birbirlerini hep sessizce seveceklerdi.
Albert Camus
Sayfa 286 - Can

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Veba
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
290
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları