• Nereye dönersen duman ve zakkum
    Böyle kalsın gri gök,
    Esir yıldız,
    Kanlı tüy...
    Bu şikeste yolcuyu yine vursun izbeler.

    Nurullah Genç
  • deli gibi uykum var Nermin
    gözlerimi yumsam
    mayınlar patlayacak çobanlarımda
    kuzular geceye
    kırık bir kaval gibi dizilecekler
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    dünyasız kaldıkça böyle
    aklıma seni düşürüyorum
    karnıma bir tank giriyor
    gibi seni düşünüyorum
    alnımda harp
    kaşlarıma basa basa yürürken
    çehreme çalınmış hilal
    kalbimden küllerle fışkıracak neredeyse
    dönüp baksan ölümün elimden olacak
    bir terazi bozacak eski bir teraziyi
    morga mor çalacak pıhtılaşan kan
    terlemeyen bir at patlayacak koşarken
    dönüp baksan Şeddad’ı indirecek kıyamet!
    tül
    rüzgarla değil artık
    güneş
    bile battı
    savrulan balyoz
    içinden geçiyor buharın
    tutan el
    yarıyor suyu
    kan zerk aleminde seninle dolanırken kuyumu
    kıyıldı nikah
    ölsem de durur nişanı
    ben bir tek damarımı bilirim onun da adı Şah! deli gibi uykum var Nermin
    şuramda sen
    gecenin üçünde çevirmeme girmişsin
    o dakka telsizime
    ela gözlü türküler çalmışlar
    ve devletin dinlenmeden dinleyen dinlileri
    dillerimi işkenceye sağmışlar
    anlatamıyorum Nermin
    bu dudak öpemez deyince bana inanmıyorlar
    kimin içine değebilmiş bir dudak?
    mühür verilmiş ateşe
    ve erimemişse mühür
    bülbül ne için ölsün ki güle?
    o çekiç gözlü, bahçıvan mı sanıyormuş kendini?
    bizi elindeki çivilerle mi döndürecekmiş çöle? deli gibi uykum var Nermin
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    ben her gün bir emevi asıyorum içimde
    azalmıyorlar Nermin
    omzumda bir gülünç ağrısı
    nereye gitsem
    varır varmaz arıyorum seni kendime
    yapacak bir şeyim yok
    çok sağanak yağdın zarlarıma
    beni içime kadar ıslattın Nermin
    zührevi bir felçsin arlarıma
    şuramda sen
    şuramda…
    son sürat kan kaybediyorken
    devrilen bir ambülansın içinde kadar şuramda…
    açıp gösteremiyorum Nermin
    yasal tedbir koymuşlar gözyaşlarımadeli gibi uykum var Nermin
    bir mengene
    ile şakaklarımı
    yeniden sipariş ettim kendime
    urlarımı cellâdıma bahşiş bıraktım
    zaten nereye uzansam ölüm
    içime bir gardiyan kaçmış gibi ben
    koğuşlarımdan sana daraltılmışım
    ipin koptuğu yerden boşanan bir çığlığınsın
    iki el sıksan havaya
    iki kuş düşer verir kalbini
    ama beni bir bahane bulup da…
    kurbağaları tartmaktan dönen bir yılgınlığınsındeli gibi uykum var Nermin
    gözlerimi tankerler boşaltıyor
    gözlerini gözlerimden al
    beraber bir şeylere bakalım
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    elimi çabuk tutman lazım
    ben ki
    böbreklerimle hayata bağışlanmışım
    anlamak istemediğim bir şey var gülüşünde
    istimlak edilmiş gövden
    ne kadar da kanlı duruyor sermayenin dişinde
    böyle ru be ru
    böyle eli belinde müteyakkız
    sittin sene geçse anlaşamayız
    beraber bir şeylere bakalım Nermin
    bakmayalım hiç birbirimizedeli gibi uykum var Nermin
    gövdemi söküyor şafak
    ipliğim çözüldükçe
    içimde ağırlaşan bir ittifak
    cebimde Marx
    boynumda dükkan kapatan esnaf
    dünya elindeki aynayla
    açı kuruyor omuzlarımın ortasına
    uyumuyorum Nermin
    kustuğum kükürt soluduğum azotla akraba
    birbirini bulan iki açık pencere
    gibi cereyan yapıyoruz seninle hayata
    artık kabullendim:
    beni karşılamıyorsun burada!
    ben senin uyuduğun yerlerde geziyorum
    sen benim sürülerimi sürüyorsun bozkırlarınadeli gibi uykum var Nermin
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    ben nasıl uyurum sen uyanmazsan
    Allah biliyor hiçbir şeyim yok
    sevilecek şeyler ağaçların arasından geçip gidiyor
    seni sevmek de öyle orman!
    yanınca bitiyor her şey yanınca bitiyor
    kalanlarla avunmuyorum Nermin
    sen yoksun her nasıl olmayacaksan
    bu imtihan bu debi
    o terli atın külündense bu kalp
    çok sevinirim ya Rabbi
    beni her yerimden kapatırsan
    Alper Gencer
    Sayfa 366 - dergah yayınları/1. baskı ekim 2017
  • Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
    Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
    Nasıl nasıl bakıyor bana
    Böyle merhametten uzak
    Git diyorsun
    Nereye gideyim
    Ümitlerim ne olacak
    Bunca şiirleri kim söyleyecek sana
    Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini
  • İsmet özel hayat akışında yaşadıklarımızı kararlarımızı hatta ve hatta hayatımıza aldığımız insanları bu insanlarla olan yaşantımızı tek bi satırla şöyle özetlemiş. Kendilerini hiç okumadım ve felsefesi ile ilgili hiçbir bir fikrim yok ama şu sözü fazlasıyla manidar geldi.

    "Ne derler acaba" diye kahrolası bir put vardır. - İsmet Özel

    Farkında olmadan bu puta öylesine bağlıyız ki! her şey kuş olup uçup gidiyor hemde kendi istediklerimizi yaşamadan. Sanki birden fazla hayatımız varmış gibi... avuçlarımızdan kum gibi akıp gidiyor. Sonra final! Değiyormudur kişiye göre değişecek bir olgu belki de! Ve siz ne kadar elalem için var olursanız bir o kadar hiçkimseyi memnun edemeyeceksiniz.
    Yalnız bu demek değildir ki hoyratça bir yaşam kafana buyruk bir hayat !
    Ne insan kendisini böyle bir hapishane de puta taparcasına yaşam sürmeli nede rüzgar nereye eserse oraya savrulmalı. Digital değilde eski usül teraziler çok hoşuma gider benim. Ha işte öyle bi terazi dengesinde !
  • 592 syf.
    ·7 günde·8/10
    Vatan delirmişti!

    Böyle dile getiriyordu roman karakteri Selim, ülkenin durumunu: Vatan delirmişti! Ama bu kendisinin bakış açısıydı. Çünkü ülke Cumhuriyet denen bir yönetim ile şekillenmiş, kadın- erkek herkese eşitlik getirilmiş, tarım şaha kalkmış, köylü milletin efendisi olmuş, kadınlar ve insanlar daha bir modern görüntüye kavuşmuş, açılan mekteplerle okuyan bir nesil yetişmiş, demokrasi ve insan hakları tam anlamıyla uygulanmış ve millet ayağa kalkmıştı. İşte bu yüzden vatan delirmişti Selim için. Padişaha kulluk bittiği, köleliğin ve baskıcı bir ortamın yıkıldığı, medeniyetin bir çiçek gibi açtığı, peçeler ardına saklanan yüzler meydana çıktığı, dinin bir kişi veya zümreye göre değil, akla ve mantığa göre işlediği bir ortam oluştuğu için vatan delirmişti. Selim bir gün gerçekleri görecekti elbet ama bu Cumhuriyet kadını Ülkü ile olacaktı.


    Gör Beni bence bir ülkenin çığlıklarıydı. Vatan delirmişti diyenlere karşılık iki kat daha deliren, cahil ve yobaz sürüsüne karşı açılan bir savaşın çığlıklarıydı. Ülkü'ye göre de vatan delirmişti. Çünkü İngiliz ajanlarına köşklerini, konaklarını açan ve orada onlarla birlikte güya Osmanlı'yı geri getireceklerini zanneden cahiller sürüsü vardı. Arabistanlı Lawrence'nin uyguladığı politikayı Anadolu'nun topraklarında da uygulamaya geçiren zavallılar vardı. Çok korkuyorlardı Mustafa Kemal Paşa'dan ve onun Aziz Milleti'nden. Bu yüzden ne gerekiliyorsa yapılacaktı. Mollalar kafasına göre fetva verecekler, İngilizlerin uydurduğu 'Kemalizm' politikasını devreye sokacaklar, halk ''Osmanlı elden gidiyor'' diye galeyana getirilecekti. Fakat bu plânların hepsi Atatürk'ün ileriyi görme yeteneği ve vatan sevdalıları tarafından suya düşecekti. Bunlara karşı Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi iki büyük kurum açılacaktı. Ve halk geçmişini, tarihini, dostunu-düşmanını öğrenecekti. Çünkü bir millet geçmişini bilmezse nereye gideceğini, kime güveneceğini de bilmezdi. İlim, fen öğrenmeyen bir ülke çürür, solardı. Bu yüzden Mustafa Kemal tehlikeliydi düşmana göre, çünkü halkını eğitiyordu, gerçekleri görsün istiyordu. Dinlere karşı değildi fakat dine akıl ve mantık ile bağlanılmasını istiyordu. Mahmud Esad Bozkurt da bunu dile getiriyordu zaten:

    ''Kanunları dine dayalı devletler kısa bir zaman sonra ülkenin ve ulusun ihtiyaç ve isteklerini karşılayamazlar. Çünkü dinler değişmez hükümler içerirler...
    Kanunlar dine dayanırsa, vicdan özgürlüğünü kabul zorunda bulunan devletin, çeşitli dinlere girmiş vatandaşlar için ayrı ayrı kanun yapması gerekir. Bu durum, yüzyılımız devletinde, temel koşul olan siyasal, toplumsal, ulusal birliğe tamamen aykırıdır.''

    İşte böyle özetliyordu o zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esad Bozkurt Bey bu din ve kanun işlerini. İşte bu durumlara karşı da Ülkü'nün kafasındaki vatan delirmişti. Sırtında çiftesiyle tam bir Egeli kızıydı O. Roman ismi ile tam oturmuş ayrıca. Kimi, Gör Beni'yi Ülkü ve Selim ile mânalandırmış olabilir fakat ben Gör Beni'de ülkemizi, Cumhuriyetimizin haykırışlarını gördüm, Osmanlı'yı bitirip, tüketip bir de bunun üstüne onu tekrardan yaşatacağız diye İngiliz ve Arapların kölesi olmuş cahillerin homurtusunu gördüm. Fakat bu cahiller günümüzde de devam edecekti. Yazarımız da gereken cevabı vermiş zaten bunun gibilere. Mesela şurada olduğu gibi:

    '' Biri size İngilizler tek kurşun atmadan İstanbul'u nasıl bıraktı diye sorduğunda, onlara asıl İngilizlerin İstanbul'u tek kurşun atmadan nasıl işgal edebildiklerini sorun.'' Hangi cevabı versek yine de anlamayan bir kafa yapısı var. Keşke Yunanlılar kazansaydı diyenler de var. İzmir'de Yunanlıların baskını ile komşusu Rumlar tarafından tecavüze uğramış, karınları deşilmiş Türk kadınlarını unuttuğu için böyle bir kafa yapısı var. Hamile bir kadının karnını yarıp süngüsüne batırdığı bebeği karşısındaki eli kolu bağlanmış Türk askerine uzatan bir sahneyi hatırlamadığı için böyle bir kafa yapısı var. Doğu'da Ruslarla çarpışırken Mehmetçiği sırtından vuran Ermenileri mecburen sürgün eden Osmanlı'nın politikasını yine bugün Ensar dediğimiz bir olgu ile aynı durumu yaşatmak isteyen bir zihniyet olduğundan dolayı böyle bir kafa yapısı var. Bu yüzden ülke Gör Beni diyor, vatan Gör Beni diye haykırıyor.
    İşte bundan dolayı vatan delirmişti!
  • KARA DELİK

    Kara delik, İslam literatüründe yüzyıllar önce yer bulmuş bir kavramdır: Nokta-i süveyda. Bu kara deliklerin insan kalbinde ve kainatta var olduğu, maddi alem ile manevi alem arasındaki geçit olduğu söylenmiştir. Geçitlerin fizik kurallarını alt-üst etmesi "devenin iğne deliğinden geçmesi" şeklinde anlatılmıştır. Böyle geçitleri kullanan insanlardan mucizeler ve kerametler çıkmıştır. Din veya bilim algısı ham olan bunu anlayamaz. Anlamadan inanır ya da reddeder.

    Din ve bilim birliktedir. "Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür" Aynştayn.

    İnsanın salt akılla kara delikleri tespit etmesi binlerce yıl aldı. Binlerce yıl boyunca insanlar kara deliklerden habersiz yaşadı. Kendi kalbimizden de aynen öyle habersiz yaşıyoruz. Ya da teorik bilgimiz var. İnancımız var. Uzak, cılız kabuller şeklinde.

    Bundan iki asır önce birine "Koca kütüphaneler bir kibrit kutusa sığar mı?" deseydik "Deli misin!" derdi. Mümin ise "Allah isterse olur" derdi. Bugün elimizdeki cihazlara dünyalar sığıyor.

    "Elimizdekiler sanal" diyeceksiniz.

    Kuran da öyle diyor: Dünya sanal gerçekliktir (virtual reality), diyor.

    Her şey bir diskte yazılıdır diyor: Levh-i mahfuz.

    Yapay zeka (artificial intelligence) peşinde koşan seküler bilim, insanın yapay zekanın ta kendisi olduğunu ne zaman fark edecek?

    Efendimiz "Allah ilk aklı yarattı" buyurmuştur. Akıl yapaydır. Bunu bilen gerçek akıllıdır, deli bile görünse. Bilmeyen de delidir, akıllı bile görünse.

    Dünya bir tiyatrodan ibaret. Tiyatro seyiricisi kadar ciddiye almalıyız hayatı. Ahlak ve faziletle oyunu seyretmeliyiz. Dengeyi, akışı bozmamak gerek. Oyun olduğunu belirtelim, yeter.

    Bazen bizim de rolümüz vardır bu oyunda. Rolün hakkını veren rolü aşıp hakikate erer. Rolde boğulanlar dünyada, gaflette boğulur.

    Eşitiz hepimiz. Bir tiyatro oyununda zengini oynayan fakiri oynayandan üstün müdür? Ağayı oynayan marabayı oynayandan?

    Kendini başkalarından üstün ya da alçak bilene nedir ki?

    "Ahir zaman" diye bir kavram vardır dinde. Hikayenin sonu demektir. Her şey tersine döner. Güneş bile batıdan doğar. İşte böyle bir zamandayız. Müslümandan zulüm ve cehalet görebiliriz. Gayrimüslimden adalet ve bilim görebiliriz.

    Bugünkü dünyada geçmişin kalıpları işe yaramıyor. Dinin derinliğine dalıp her yerden hikmet incileri çıkaralım.

    "Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır" (Bakara, 115).

    Yazar
    Emir kaya
  • 240 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İlk defa gelecekler ilgili bir kitap 2100lerle ifade edilmiyor da buradan 8 ay sonrasını ele alıyor. Herkes 8 ay sonra başımıza ne gelebilir ki diyebilir, girişimciler hariç. Kitabın ana teması tabii ki savaş, kıtlık, yoksulluk altında birleşiyor ve kafamızda bir kurgu da oluşuyor. Ancak bu sefer bize yabancı olmayan ama romanlarda pek geçmeyen Deccal, Mesih ve Mehdi de kitabımıza ekleniyor. Bu durum da oldukça merak uyandırıcı diyebilirim.
    Sultanahmet meydanına toplanan iki milyon kişilik sessiz kalabalık bana kitaba girer girmez, neler oluyor, dedirtti. Çünkü Ayasofya’dan yıllar sonra ezan okunmasına bağlıyordu yazar. Aslında böyle bir şey gerçekten de çok hoş olabilir ya, sizce? Koskoca bir nesil, en büyük imparatorlarımızdan birinin aldığı ve içinde namaz kıldığı bu büyük müzede en azından 1 kere ezan okunsun ister ya. Ben isterim şahsen.
    Kitapta bir ayrıntı dikkatimi çekti. Turgay Güler de öyle. Herkes kendisine hükumetin adamı, yalaka vs diyor ama tam olarak nereye bağlı olduğunun bir açıklaması yok bana göre. Bunun yumuşatılmış bir tanımlaması var: Tarafsızlık. Yani onu bir İzmir Marşı okurken bir de Cumhuriyet’e bile karşı dururken görebilirsiniz. Tarafsız insanları anlamak bana göre en zoru. Kitaptaki ayrıntı ise yapılan bir saldırı planının sabah 05.00 olarak verilmesi. Hani bir terörist grubun da o saatte harekat planladığı ama erkene aldığını biliyoruz. Zor bir geceydi bizler için. O geceyle benzerlik taşıması da yıllar öncesinden haber veriliyor kitapta. Rastlantı, tesadüf, şans gibi şeylere de inanmadığım için içimde bir şüphe oluştu.
    Turgay Güler’in kendi kafasındaki fantastik dünyayı çok güzel yansıttığına inanıyorum. Çünkü okurken bazı yerleri nasıl geçtiğimi anlayamadım. Kelimelerin yağ gibi erimesi, okuyucuyu zorlamaması lazım. Yani bu tarz kitaplar bana göre gerçeklikten uzak ve bir o kadar da gerçeğe yakındır. Şöyle ki aynı kitabı bir Çinli de bir Amerikalı da kendi ülkesi adına yazsa patlama yaşar ki Amerikalılar zaten yıllardır yazıyorlar. Öyle Dan Brown vs gelmesin aklınıza. Çok çok eski yıllanmış yazarlar var. 40ların popüler yazarları. Bizimkiler geç bile kaldılar bu konuda. Önemli olan bu fantazyanın nasıl ilerleyeceği, sizi sıkmada kendini okutturacak olması. Gerçek bu.
    Gelecek kitapta 2025 yılında geçiyor ve açıkçası çok merak ediyorum nasıl bir macera olacağını. Güzel bir eserdi, arzu edenlere serinin tamamını istedikleri zaman gönderebilirim. Her şey hazır. Keyifli okumalar dilerim..