• “Büyük (!) Sultanımız Süleyman’ın Fransa Kralı I. François’yı hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François’nın kurduğu Collége de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kalmıştır? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası olmuştur? Tek becerdiği kalıcı şey aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa’yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak olmuştur.

    Artık yeter! Bu ve benzeri, rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk’ü aşağılayan alim pozlu, ukalâ tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz. Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım.”
  • ...Para pulla belli bir saygınlık edinmişti; saygınlık satılık bir kadın gibidir...
  • Maslow insanın gereksinimlerini beş temel kategoride toplamıştır. Ancak en temel ihtiyaçlar giderildikçe sonrasında daha üst seviyede yer alan diğer ihtiyaçlar da giderilebilir Maslowa göre.

    1.Fizyolojik gereksinimler (besin, su, cinsellik, uyku gibi)
    2.Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği gibi)
    3.Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık gibi)
    4.Saygınlık gereksinimi (kendine ve başkalarına saygı, güven, başarı gibi)
    5.Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü gibi)

    Ekonomik gereksinimlerin karşılanması en temel ihtiyaçlarımızdan birisidir. Bunun bir problem olmaya başladığı veya bu riskin olası olduğu durumlarda bile stres yaşayıp depresyona girebiliriz. Kaygı yaşanıp, panik atakların tetiklenmesi olasıdır.

    Kriz odaklı korku nedeni ile kişi yoğun kaygı ve korku yaşayıp öfke ve endişeye kapılabilir, kaçınma ve sakınma davranışları geliştirebilir, isteksizlik ve güvensizlik yaşayıp, kendisini yakın çevresinden soyutlayabilir.

    Ekonomik kriz yaşanan dönemlerde eşler arası çatışmalar sonucunda boşanmalarda artış gözlendiği, fiziksel sorunların arttığı, cinsel sorunların uyku bozuklukları ve aşırı stresin gözlendiği bilindik şeylerdir.

    Öyle ise ne yapmalı?...


    https://panikataksite.wordpress.com/...k-kriz-ve-psikoloji/
  • Akıl ve Tutku'da bir zamanlar İngiliz yaşantısını,aile bağlarını çok iyi tanıyoruz. Jane Austen üstün zekasıyla ve üstü kapalı,ince bir dille yaptığı alaylarla İngiliz sosyetesinin paraya ne kadar önem verdiğiyle inceden dalga geçiyor. O devirde insanların kazandıkları yıllık gelirlere göre statüleri olması,toplumda ona göre saygınlık kazanmaları ve ona göre evlilikler yapmaları, hatta sevdiklerinden bile bunun için vazgeçmeleri çok acıklı ve trajikomik.
  • Bana öyle geliyor ki, en etkin liderler, hiçbir zaman 'ben' demeyenlerdir. Kendilerini 'ben' dememek için eğittiklerinden değil. Düşünürken 'ben' diye düşünmezler. Hep 'biz' diye düşünürler, 'bizim ekip' diye düşünürler. Onlar görevlerinin ekibi işlevli kılmak olduğunu anlamışlardır. Sorumluluğu üstlenirler, bundan asla kaçmazlar, ama başarının getirdiği saygınlık 'biz' in hesabına yazılır... Güven yaratan ve işin sonuçlandırılmasını sağlayan şey de budur.
  • Kendini ortadan kaldırmayı hiç tasarlamamış; ipin, kurşunun, zehirin ya da denizin yardımına başvurabileceğini hiç hissetmemiş kişi, aşağılık bir kürek mahkûmudur; ya da evrenin leşi üzerinde sürünen bir solucan... Bu dünya elimizden her şeyi alabilir, bize her şeyi yasaklayabilir, ama kendimizi yok etmemizi engellemeye kimsenin gücü yetmez. Bütün aletler buna yardımcı olurlar, bütün uçurumlarımız buna davet ederler bizi; ama bütün içgüdülerimiz de karşı çıkar. Bu karşıtlık ruhumuzda çıkışsız bir çatışma geliştirir. Hayat üzerine düşünmeye, onda dipsiz bir boşluk keşfetmeye başladığımızda, içgüdülerimiz kendilerine çoktan rehber süsü verniş ve fiillerimizi yönlendirmeye başlamışlardır bile; ilhamımızın kanatlanmasını ve serbestleşerek yumuşamamızı frenlerler. Eğer doğduğumuz anda, ergenlikten çıkışımızdaki kadar bilinçli olsaydık, beş yaşında intiharların alışılagelmiş bir olgu, hatta bir saygınlık sorunu olacağı muhtemelden de öte bir gerçektir. Ama çok geç uyanırız: Tefekkür ve hayal kırıklıklarımızın bizi yönelttiği sonuçlardan ancak şaşkınlığa kapılabilecek olan içgüdülerin mevcudiyetiyle döllenmiş yıllar durur karşımızda. Tepki de gösterirler; bununla birlikte, özgürlüğümüzün bilincine varmış olan bizler, istifade etmediğimiz için daha da cazipleşen bir çözümün efendisiyizdir. Günlere, dahası gecelere tahammül etmemizi sağlar bu; artık ne yoksuluzdur, ne de husumet tarafından eziliyoruzdur: Üstün kaynaklar vardır elimizde. Bunlardan hiç yararlanmasak ve sonumuz geleneksel son nefesle gelse bile, vazgeçişlerimizde bir hazineye sahip olmuş oluruz: Her birimizin kendi içinde taşıdığı intihardan daha büyük bir zenginlik var mıdır?
    Emil Michel Cioran
    Sayfa 39 - Metis Yayınları