• Çünkü öldüğümü anlamayacaklar neden, büyüse bile mezarımda ormanlar;
    Ama Kuran okuyacaklar, şerbet dağıtacaklar ve terleyecekler ara sıra,
    Çünkü beni bilmemişlerdi zaten ve zencefil satacaklar
  • Mutlu adam , dünyayı bir acı gurbet bilen ;
    Öz vatan pınarından , ölümü şerbet bilen ...
  • Okuyucusunun nabzına göre şerbet veren her yazar bir ikbal avcısıdır
  • Bir şerbet Züleyha yaz günü en harlı yerinde, serin, çok serin; Potifar'ın elindeki kadeh Züleyha'yı almıyordu.
    Bir garip denklik ki eşit işaretinin anlamı yok.
    Bir toplama işlemi ki sağlaması yok.
    Potifar ehramların derinliğindeki yalancı kapı.
    Dadının sezgisini ve uyarısını duymamıştı, Züleyha yanılmıştı.
  • Bu duruş en zarifi duruşların
    Gidip endamlı dağlara
    Beğendirmek için yeni gelinleri
    O iklim kullandığı hep
    İnsanın en bilgelerini
    Onlarla karşılamak için baharda
    İklim aranır her şeyden önce her olayda
    Şerbet taslarında
    Bir toprak okunmuş şeker dedenin avucunda
    Genç bir kız kadar ağırdır
    Bileceksin ey çocuk
    Tatmıştın onu geçen baharda da
  • Mehmet Ocaktan
    Son dönemde siyasi liderlerin siyaset dilinin ve üsluplarının giderek daha sert, dışlayıcı, ayrıştırıcı ve gergin bir biçimde sürmesi, toplumun bütün kesimlerini derinden etkilemekte ve kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Toplumdaki bu çatışma ikliminin yumuşaması için öncelikle siyasetçilerin dilindeki keskinliğin giderilmesi ve daha hoşgörülü bir ortamın oluşturulması zarureti bulunmaktadır.

    Maalesef siyasetin söylem dilindeki bu gerginlik yıllar içinde kalıcı hale gelmekte ve siyasette kalite kaybına da yol açmaktadır. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Türk siyaset tarihinin son elli yılındaki fotoğrafa baktığımızda, siyaset kültürünün giderek irtifa kaybettiğini görmek mümkün.

    Kuşkusuz siyasi liderlerin özellikle birbirleriyle olan ilişkilerinde, her dönemin şartlarına göre zaman zaman gerilimler oluşmuş, ama bu durum asla kalıcı bir düşmanlığa dönüşmemiştir. Zaten siyasetin doğası gereği liderlerin birbirlerini eleştirmeleri, hatta iğneleyici üsluplar kullanmaları son derece normaldir. Önemli olan bunu yaparken siyaset kültürünün ve Türkçenin imkanlarını kullanarak siyasi bir zenginlik oluşturabilmektir.

    ***

    Geçmişteki siyasi liderlerin birbirleriyle olan atışmalarındaki o hiciv ve taşlamaları bugün bile tebessümle hatırlıyoruz. Eminim yaşı müsait olanlar, ya da yakın tarihimizde kısa bir arşiv yolculuğu yapanlar eski siyasi liderlerden Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan gibi liderlerin siyasi literatürümüze giren esprili ifadelerini, söylemlerini hatırlayacaklardır.

    Mesela Demirel’in adeta bir darbımesel haline gelen ‘Dün dündür bugün bugündür.’, ‘Aksini diyenin alnını garışlarım!’, ‘Benzin vardı şeker vardı, şerbet yapıp biz mi içtik?’, ‘Gap’ı kimseye gap diye gaptırmam.’, ‘Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.’ Aslında bütün bunlar Demirel’in bir başbakan olarak kendisine yönelen eleştirilere pratik cevaplar üretmesinin yanında, siyasi atmosferi rahatlatan mizahi bir zenginliktir.

    Aynı şekilde Necmettin Erbakan’ın Demirel ve Ecevit’in partilerini kastederek “Batı kulüpçü bunlar”, “Gulu gulu dansı yapıyorlar” şeklindeki esprili eleştirilerinin yanında, çok daha sert ifadelerle muarızlarına yüklenmiştir. Ama bunu yaparken bile bir seviyeyi ve nezaket üslubunu hep korumuştur. İşte o eleştirilerden bazıları:

    - “Siz (AP ve CHP) faizcisiniz, bu yolunuzdan hayır gelmez.”

    -“Kandaki bu mikrop temizlenmeden, Batı Kulüp mikrobu temizlenmeden bu dertler hallolmaz.” 
    -“Ey benim aziz kardeşlerim, bak, kime oy veriyorsun, görüyor musun sen? Görüyor musun bak kime oy veriyorsun? İkisi de (AP ve CHP) montajcı, ikisi de gazozcu...”

    -“Kimi eziyorsunuz kimi? Ecevit’le Demirel, siz bir demirci örsünün başında duran 2 ustaya benziyorsunuz, bir biriniz vuruyor, bir öbürünüz.”

    O dönemin söylem dilindeki nezaket ve üslup zenginliğinden anlıyoruz ki, geçmişteki siyasetçiler çok daha derinlikli bir kültürel iklimden besleniyorlarmış. Evet onlar da müthiş bir siyasi mücadele içindeydiler, ama hiçbirisi muarızlarını “vatana ihanetle”suçlamıyordu. Meclis’teki bütçe görüşmelerinde, televizyonlarda liderlerin birlikte katıldığı programlarda gümbür gümbür tartışmalar yaşanır, espriler, hicivler havada uçuşurdu. Kuşkusuz bu pozitif hava, toplumda birlikte yaşamanın kalitesini de arttırıyordu.

    ***

    Maalesef günümüzde siyaset, kelimenin tam anlamıyla kültürel bir çölleşme yaşıyor. Hepimiz siyasal dilin daha temiz ve toleranslı bir dil olmasını isteriz, ama ne yazık ki bu iş temennilerle olmuyor. Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, siyasetteki bu tahripkar dil sadece siyasetçilerden kaynaklanmıyor. Meseleye dünya ve tarih bağlamında baktığımızda, sanırım daha sağlıklı sonuçlara ulaşırız. Düşünün ki tarihin hafızasında Churchill gibi önemli bir siyaset ve devlet adamı var, ama bugün aynı dünyada Trump diye birisi türemiş... Galiba yaşadığımız dönemin kaba ve incelikten yoksun dilini de hesaba katmak gerekiyor.

    Keşke politikacılarımız hırslı, öfkeli konuşmalarla kitleleri gereksiz kişilik kavgalarına kilitlemeden daha hoşgörülü ve eğlenceli bir dil kullanabilseler...
  • Kirpiğin kaşına değdiği zaman
    Bekleme sevdiğim vur beni beni
    Sevdanın şafağı söktüğü zaman
    Diyardan diyara sür beni beni

    Saçların rüzgarı tel tel biçende
    Dudağın dilinden şerbet içende
    Gönlünde duygular ateş saçanda
    Alevden gömleğe sar beni beni

    Hasreti bırakıp özlem getiren
    Güllerin yerine diken bitiren
    Gönlümde yarayı açan o tren
    Ötünce hatırla yar beni beni