''Benim için acı şudur:

İlkokul iki ya da üçüncü sınıftayken okullar kapanmış yaz tatili başlamıştı. Isparta’nın tuhaf bir sıcağı ve kuruluğu vardır yazları. Özellikle öğle vakitleri insanlar evlerine, dükkânlarına çekilir her şey sessizleşir, şehir beyaz bir hayal gibi olurdu. Bir de böyle pis bir toz vardır hep; insanın ağzını, burnunu kurutur, canından bezdirirdi. Böyle günlerde bile ben evde bir türlü rahat edemez, canım sıkılır ve kendimi sokağa atardım. Orada burada gezinir dururdum. Bir gün, işte böyle dışarı çıkmıştım yine. Tek başıma tarlalarda, bostanlıklarda gezinmiştim. Sonra kapalı olan okuluma gittim. Tabii kimseler yoktu. Gözümün önüne kış zamanı, okul kalabalığı filan gelince canım iyice sıkıldı. Okulu sevmezdim ama o kalabalığın ve hareketin beni ne kadar oyaladığını fark ettim. Şimdiki bu ıssızlık içimi ezmeye başladı. Okulun bahçesinin duvarına oturup beklemeye başladım. Uzaktan hayal gibi, güneş ışığının altından böyle insanlar, araçlar siluetler gibi geçiyor ama nedense sesleri duyulmuyordu hiç. Derken benim gibi iki tane çocuk daha geldi. Ellerinde bir top, yavaş yavaş, bezgin bezgin oynamaya başladılar. O topun sesini o kadar net hatırlıyorum ki, böyle pat pat… Ve arada bir potaya atıyorlardı. Bir iki oynadılar sonra sıcaktan yılıp bıraktılar topu ve bir kenara geçip oturdular. Bıraktıkları top yavaş yavaş yuvarlandı yuvarlandı, gidip okulun duvarına yavaşça vurup durdu. O anda öyle derin bir sessizlik oldu ki anlatmanın imkânı yok. Ben öyle o topa, o çocuklara baktım. Sonra okula baktım, sonra içime acayip bir acı çökmeye başladı. Böyle büyüdü büyüdü, nasıl içim kıyılıyor… Ben acıyla ilk defa o gün orada tanıştım. Sonra hayatımda hiçbir zaman o gün, o okulun bahçesindeki kadar derinden bir acı çektiğimi hiç hatırlamıyorum. Bence dünyadaki en büyük acı da budur. Çünkü sebebi yoktur, neden diye soramazsın, ortada bir şey yoktur. Albert Camus’nün Yabancı’da anlattığı sıcak bir pazar gününün verdiği acı gibi…Benim için acı böyle bir şey. Diğer her türlüsü, yaşadığımız şeyler filan başka bir yere tekabül ediyor. Onlar yardım çağrısı filan olabilir. Acıya sebep olan bu farkındalık işte. Bu farkındalık olmazsa acı çekmez insan. Bu farkındalığa sahip olmayan birinin acı çekmesi imkânsız bir şey. Ve bizi edebiyatçı yapmaya, sinemacı yapmaya iten sebep de bu farkındalık işte.''

Zeki Demirkubuz

Rıfat Ilgaz - Aydın Misin?
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Es-Selam Değerli Dostlar..
Yaklaşık 2 ay önce arkadaşlarla bir proje düşündük;
Kadim Şehir Kudüs’ü ziyaret…
Ve proje kapsamında gerekli yazışmalar neticesinde 7 si öğretmen, 12 si öğrenci ve 9 u esnaf olmak üzere toplam 28 kişi ile yola koyulduk.
Allahın lütfu sayesinde Yaklaşık 6 gün Kudüs’te kaldıktan sonra şükürler olsun ki dün itibari ile vatanımıza döndük…
Kudüs…
Gitmeden önce Talha UĞURLUEL’in kitabını ne kadar tekrarlayıp gitsem de gördüm ki kitapta okunanların dışında farklı bir alemde hissediyorsunuz kendinizi..
Düşünebiliyormusunuz ibadetinizi yapmak için Mescid-i Aksaya adım atarken son derece sıkı bir güvenlik koridorundan geçerek İsrail askerlerinin denetiminde Cuma mescidine giriyorsunuz…
Bu konulara döneceğim.
Emin olun anlatacağım o kadar yaşanmışlar var ki 6 günlük Kudüs seferimizde, anlatılmaz yaşanır diye bir motto var, bu yüzden en dikkat çekici yerleri kitap eşliğinde düşüncelerimle yorumlayıp sizleri fazla meşgul etmeyeceğim.
Yola çıktığımızda önce uçağımız Tel Avive uğruyor.Sıkı bir sorgu ve yıldırma politikası kapsamında rencide edici tacizler ile Kudüs’e giriş yapabiliyoruz
3 saatlik havalimanında bekleyişten sonra..

Sabahın ilk ışıklarında Zeytin Dağına uğruyoruz o heyecan ile 2 saatlik uykuya rağmen..
Zeytin Dağında Rabiyatül Adeviyye ile Selmanı Farisi nin makamları mevcut…
Ziyaret ediyoruz bir heyecan ile.
Ve Talha UĞURLUEL’in de ifade ettiği gibi dünyanın en güzel manzarası..Karşınızda Mescidi Aksa ve Kubbetüs Sahra…

Hemen altında Yahudi mezarlığı var ve kıyamet koptuktan sonra ilk buradan dirileceklerine inandıkları için 50 bin dolardan başlayıp 250 bin dolara kadar alıcısı olduğu ifade ediliyor.

Harikulade manzaradan sonra Kudüs’ ün güya en güzel kahvaltı salonuna gidiyoruz ama bizim mutfağımızın yanından dahi geçemez fikri ile Mescidi Aksaya doğru yöneliyoruz.
Gözlem yapmayı severim, rehberimiz Ahmad MARAGA..
Soru yağmurunu tutuyorum;
Flistin mahallesine geldiğimizde bir hüzün,yoksulluk, geri kalmışlık;
Yahudi Mahallesine geldiğimizde ise ihtişam,zenginlik ve lüks bir yaşamla karşılaşıyoruz.
Otobüsler farklı renkler ile ayrılmış ve yeşil renkli otobüslere Filistinliler binemiyor.
Mescidi Aksaya’’ Hıtta’’ kapısından giriyoruz.
Niye önce Hıtta kapısından girdiniz diye bir düşünce belirdiyse sebebi;
‘’ Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.
Bakara-58.inci ayetin tefsirine lütfen bakın derim burada uzun uzun anlatarak vaktinizi almak istemiyorum.

Kapıda İsrail askerleri özellikle uyarıyor Türk bayrağı var ise giremezsiniz.
Sorguya çekilip bazen pasaport denetiminden de geçebiliyorsunuz.
İngilizce ve Arapça dil bilmek veya bir rehbere kesinlikle ihtiyaç var yoksa anlaşılamadığınızda almıyorlar.

Ve karşımızda altın rengi ile büyüleyici Kubbetüs Sahra..aslında Kubbetüs sahir..Sahra çöl demek , sahir ise büyüleyici çok güzel demek..
Kubbetüs Sahir Harikulede Kubbe anlamında ama dilimize sahra diye geçmiş.
Ve 180 ton altın ile kaplandığı rivayet ediliyor.
Kubbet-üs Sahra'nın içinde "Hacer-i Muallak" adlı bir taş yer alır. Muallak taşı "Havada asılı duran kaya" anlamına gelmektedir.
Peygamber Efendimiz SAV Muallak taşın altında diğer peygamberlere namaz kıldırdıktan sonra Miracı gerçekleştirmiştir.
Hemen yaklaşık 100 metre ilerisinde ise;
Bakır çinkolu Aksa Mescidi yani Cuma mescidi ve içeriye girdiğimizde kuş sesleri eşliğinde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyoruz.
Mescidi Haramda kılınan namaza 100 bin sevap,
Mescidi Nebide kılınan namaza 10 bin sevap,
Mescidi Aksa da kılınan namaza ise 1000 sevap…

Boyuna uzun ama enine kısa, bizim mimarimizdeki gibi geniş değil..
Sol tarafında Hz.meryem in makamı,Kırklar meclisi ve Hz.Ömerin namaz kıldırdı mekan..
Ve en üzücü tarafı ise 1,5 senen önce Filistinli çocukların Ağlama Duvarındaki Yahudilere sapanla taş atması üzere Mescidi Aksaya İsrailli askerler botlarını ile baskın yapıp kurşun yağmuru neticesinde kurşun izleri..

Öğle namazından sonra keşfe çıkıyoruz;
Hz.Hızır’ın namaz kıldığı mekan.
Hz.Süleyman’ın makamı ve vefat ettiği yer…
Burak mescidi..
Ecdadımızdan kalma su kuyuları…
Birbirinden farklı medreseler..
Güzelim zeytin ağaçları..
Peygamber Efendimiz SAV in gördüğü ve Mekkeli müşriklere tarif ettiği sütunlar…
Top oynayan çocuklar ,
Piknik yapan sohbet eden bayanlar
Ve nice güzellikler…

Ve hemen bitişiğinde Ağlama Duvarı.
Niçin ağlıyorlar;
Yahudiler, Hz.Süleyman'ın ölümünden sonra iki devlete ayrılmıştı.
Bunlardan birisi İsrail Devleti, diğeri ise Yehuda Devleti idi. Yehuda Devleti, Babiller tarafından, İsrail Devleti ise Asurlular tarafından yıkıldı.
Babil topraklarına hükmeden Asurlular, Kudüs'ü yakıp yıktı ve ve Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını Babil'e tenkil ettirdi.
Yahudiler, Süleyman'ın kabrini bulmaya ant içmişlerdi. Ancak bir türlü bulup çıkaramadıkları için, Ağlama Duvarı'nın karşısına geçip üzüntülerini belli etme adına ağlamayı seçmişlerdir.
Yahudiler duvara dilek amacı ile kağıt yazıp iliştiriyorlar ve bizdeki kağıt ile dilek dilemenin nereden geldiği orada anlıyorum.
Ellerinden kutsal kitapları düşmüyor dindar Yahudilerin.
Her daim yolda, taşım araçlarında okumaktan beri durmuyorlar.

Çarşıya gezintiye çıktığımızda İstanbul Kapalı çarşıyı andırıyor.
Hayat çok pahalı.
1,5 litre su 8 tl.
Simit 4 tl.
Döner ayran ise 44 tl..

Kadim Kudüse geliyoruz ve bolca Abbara karşımıza çıkıyor.
İlk görev yerim Mardini anıyorum:))
Sonrasında upuzun devam eden Hakkarı caddesi..Hoşumuza gidiyor seviniyoruz:)
Evler küçük ama paha biçilemiyor.
Bir Filistinli Müslümanla tanıştırılıyoruz.
Dükkanıma 24 milyon dolar teklif ettiler kabul etmedim, baskı yaptılar vakıfa bağışta bulundum ve şu an kendi dükkanımda kiracı olarak oturuyorum dedi.
Peki neden dedik neden?
Kısaca, ÖZGÜRLÜK dedi….Vatanımı asla satma bir karış toprak dahi olsa…
Evini satan Filistinli binde 2..
Barındırmıyoruz ve buraları terkedip gidiyorlar dedi.

Akşam oluyor Ve Hz.İsa’nın memleketi Beytullahime gidiyoruz.
Filistin şehri..
Şehre giriş yine İsrail askerleri nezaretinde.
Kudüse 25 km mesafede.
Akşam ve Yatsı namazlarını şehrin farklı iki camisinde kılıyoruz.
Sohbet ediyoruz ve bizleri cidden çok seviyorlar.
Ve bu islam aleminin hali ne olacak diye fikrimizi de öğrenmeye çalışıyorlar.
Sabahın ilk ışıkları ile yine başka bir peygamber olan Hz.İbrahim’in şehir El Halile gidiyoruz.
Hz.İbrahimin Mescidi ikiye ayrılmış,
1991 yılında 1 yahudinin mescidi basıp Müslümanları öldürmesi neticesinde ki bu da kurmaca, güvenlik bahanesiyle diğer tarafı sinagog yapılmış.
Buranın girişi Sinagog da olunca daha sıkı..
Önce Yahudileri silahlar eşliğinde alıyorlar sonra bizi..
İçeriye girdiğimizde ise;
Hz.İbrahim’in Makamı,
Hz.Yakup’in Makamı..
Hz.Sare’nin makamı..
Hz.Yusuf’un makamı ve kardeşleri tarafından atıldığı kuyu..

Mescid çıkışında bir Filistinli bizlere fırından çıkmış sıcacık ekmek ikram ediyor:))

Ve Lut Gölüne doğru yola koyuluyoruz.
Deniz seviyesinden 420 metre aşağıda.
Aşırı tuzlu ve hala 400 metre derinliğe inilmiyor,aletler ile ulaşılmaya çalışılıyor ama hemen tuzlandığından farklı metodlar ile ulaşılmaya çalışıyor.
En önemlisi ise;
SODOM ve GOMORE ‘NİN helak edildiği yer…
C.ALLAH altını üstüne getirmiş şehrin.
Tam bir ibretlik yer ve hemen karşıda Ürdün köyleri..

Yakında Hz.Musa’nın da makamını ziyaret ettikten sonra Filistin şehirlerinden en çok beğendiğim Eriha’ya gidiyoruz.

Güzel Kokular anlamındaki şehir hurma bahçeleri ile bezenmiş…
Sahil şehirlerimizi andırıyor ağaçlar ve çiçekleri..
Girişte bir levha..’’A'idün’’ yazıyor..
-Her ne kadar Kudüs ten bizi zorla kovsalar da evlerin anahtarları bizde, eninde sonunda geri döneceğiz…
Aman Allahım dedim, bu ne güzel bir dava…ve başaracaklar inşallah…

Gün bitti…
Otele geri dönüş…

Son bir gün…
Berat Gecesi…
Mescidi Aksaya gittik ve günümüzü ibadet ile değerlendirmeye çalıştık..
Ümmeti Muhammede, hepimize dua ettik…
Ve hangi şartlar olursa olsun dünyanın yaşanacak en güzel yerin;
Mescidi Aksa da dahi olsak,
Vatanımızın olduğunu idraki ile şükrettik..

Buruk bir veda ile Hayfa ya koyulduk II.Abdulhamid Hanın yaptırdığı cami ile saat kulesini görmek için…
Tabii malum camii kapalı..

Uçağımıza binmek için havalimanına geliyoruz ve yine en az 2 saat İsrail askerleri burnumuzdan geliyor,
Bu sefer grupta en çok beni tuttular ve nerde ise uçağa zor yetiştim diyebilirm:))
Niçin geldin?
Tanıştığın birileri oldu mu bişeyler verdiler mi?
Yanında kesici aletler var mı?
Önceden Suudi Arabistan’a gitmişin niçin gittin vs….

Konya dönüşünde tevafuk ki uçakta Talha UĞURLUEL ile karşılaştık:)
Ayak üstü kitabından 5 dk bahsettik ve daha detaylı kitabının yakında çıkacağını bizlere beyan etti.

HAMİŞ;
Her ne kadar meşakkatli olsa da,
Dehşet verici bir baskı olsa da,
Pasaportuma sarı pul yapıştırsalar da
Yine gideceğim inşallah…

Filistinli annelerin uykusu 4 den sonra yok..
Çok gerginler.
Baskınlar saat 4 ile 5 arası yapılıyor ama asla vazgeçemeyeceğiz sadece DUA edin gelin bizleri ziyaret edin diyorlar…

Ve anladım ki,
Kim Filistine, vadedilmiş topraklara hakim olursa dünyaya hakim olur…

Mekke ve Medine sıcak belde..
İnsanı yakıyor güneşi ile..
Ama Kudüs…..bir garip yakıyor dostlar..

Ey Kudüs, ey şehrim
Ey Kudüs, ey sevgilim
Yarın, yarın çiçek açacak limon
Sevinecek yeşil sümbüller ve zeytin
Gözler gülecek
Geri dönecek göçmen güvercinler
Tertemiz yuvasına
Ve geri dönecek çocuklar oynamaya
Buluşacak babalarla oğullar
Ey memleketim
Ey barış ve bereket şehri…

SELAMETLE…

https://i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg
https://i.hizliresim.com/kOVJ37.jpg
https://i.hizliresim.com/BLl4Ev.jpg
https://i.hizliresim.com/dOY2QQ.jpg
https://i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg
https://i.hizliresim.com/BLl0JG.jpg
https://i.hizliresim.com/Lb9Eo1.jpg
https://i.hizliresim.com/JQP4RE.jpg
https://i.hizliresim.com/qG7MYZ.jpg
https://i.hizliresim.com/3EyLa9.jpg
https://i.hizliresim.com/OoQA9A.jpg
https://i.hizliresim.com/EPv86B.jpg

Eda CELİK, bir alıntı ekledi.
01 May 14:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

henüz top tüfek sesleri duymuyorduk ama kendi yüreklerimizin çarpıntısı ve adamlarımızın bagrismalari çıkmıyordu kulaklarımızdan...

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 37)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 37)

Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
17′ye karşı 44 milyon az gelir.
Arnavudu yendim diye kendini avut,
Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
En yiğitler serilmeli en önce yere!
Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
Damarında var mı senin böyle bol kanın?
Türk’ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,

Nihal Atsız

Dilan, bir alıntı ekledi.
24 Nis 13:51 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Sessizliğin sesi, çoğu zaman, acayip sesiyle yeryüzündeki bütün sesleri silen silah seslerinden meydana gelir. Evet silah sesleri, kılıç sesi, tüfek sesi, top sesi, insan sesini öldüren ve her tarafı sessiz bir çöle dönüştüren sesler...

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 119 - İthaki)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 119 - İthaki)
Berika•, bir alıntı ekledi.
09 Nis 20:54 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Evet ama.. Kuşlar?
Telgraf tellerindeki kuşlar silkindiler, başlarını omuzları arasından çıkarıp, gelen trene baktılar.
Lakin top sesleri...
Tren henüz durmamıştı, birdenbire üşüşen insan kalabalığı içinde onları kaybettim. Insanlar saldırmışlardı. Babannem elimden şiddetle çekti:
"Aptal aptal bakınmanın sırası değil, yürü!"
Evet ama... Kuşlar? Onları düşmandan kaçıracak babaanneleri yoktu ki!

Baba Evi - Avare Yıllar, Orhan Kemal (Sayfa 7 - Everest yayınları)Baba Evi - Avare Yıllar, Orhan Kemal (Sayfa 7 - Everest yayınları)
erdin süpür, bir alıntı ekledi.
05 Nis 21:28

ĶOYLÜLER YUNAN UCAKLARINI SEYREDIP ATILAN KAGITLARI KUŞAKLARINDA TOPLUYORLAR
ĶOYLÜLER YUNAN UCAKLARINI SEYREDIP ATILAN KAGITLARI KUŞAKLARINDA TOPLUYORLAR
Dün, uzaktan uzağa top sesleri duyuluyor ve arasıra gökyüzünün uzak bir
noktasından birkaç uçağın geçtiği görülüyordu. Şimdi artık, barut kokusu
bütün havayı sardı. Kulaklarımız motor seslerini, eşek anırmalarından,
köpek havlamalarından daha sık işitir oldu.
Uçakların gelişi geçişi, köylüleri eğlendiriyor. Hepsi sırtlarını duvara
dayayıp, ağızları bir karış açık seyrediyorlar ve bir: Vıyy vıyy vıyy,
anacığım!dır gidiyor. Görüyon mu, bu daha büyük. Yok, yok, o daha
büyük. Bu öndeki hızlı uçuyor. Öbürü daha ağır geliyor. derken bazısı
baş aşağı inecek gibi olunca, gene hepsi bir ağızdan: Aman aman, düşüyor... diye
bağırışıyorlar.
Sanki, düşecek olan babalarının oğluymuş gibi... Öyle bir
kızıyorum, öyle bir kızıyorum ki, yerimde duramıyorum.
Adamakıllı bir silahım olsa köyün ortasında durup bu sırnaşık, bu palavracı
pervanelere doğru çekeceğim; fakat benim,
bir çifteyle bir brovning tabancasından başka silahım yok.
Bir gün, Bekir Çavuş'a verdigim söze rağmen, kendimi
tutamadım:
-Ayıptır. Düşman böyle seyredilmez, dedim.
Kümenin içinden bir ses:
-Nolacak, bize dokunmuyor ki, dedi.
Bunun üzerine, keyifleri bozulmuş insanlar gibi homurdanarak dağıldılar.
İçlerinden yalnız Salih Ağa pabuçlarını sürükleyerek benden yana geldi.
Sırıtarak ve biraz da hışmımdan korkarak:
-Sen öyle diyon emme, bunların bize faydası oldu. Görmüyon mu, hiçbir
yanda kargalardan iz kalmadı. Harman yerinde, tahılı hep yirlerdi.
Başımı çevirip yüzüne sert sert bakınca dondu kaldı.
Benden dayak yediği gündeki gibi solumağa başladı. Yanından uzaklaştım,
gittim.
Bir gün, uçaklar, gene aşağıya kağıt atmaya başladılar.
Sanki havadan kudret helvası yağıyormuş gibi kapışan kapışana... Alan, bir
süre kağıdı okumağa çalışıyor, sonra beceremeyip katlıyor, katlıyor ve bir
muska gibi kuşağının içine yerleştiriyor
Bazısı gidip imamı buluyor:
-Okuyuversene, bakalım ne diyor?
İmam hecelemeğe başlıyor:
Muhterem Anadolu ahalisi, Kemal çeteleri mahvolmuştur. Adım adım bütün
şehirleri, kasabaları zaptettik. Şimdi Ankara üzerine yürüyoruz. Sakın
bize karşı düşmanca harekete kalkışmayınız. Biz sizi, Halife tarafından
kurtarmağa geliyoruz.
-Ne diyor? Ne diyor?
... Biz sizi Halife tarafından kurtarmağa geliyoruz.
Ne Halifeyi, ne de Peygamberi bildikleri var. Fakat, kurtarmağa geliyoruz
sözü, bilmeksizin pek hoşlarına gidiyor.
Kurtarmak! Sizi, kim kurtarabilir?
YABAN (SAYFA 101)

Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 101 - iletişim)Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 101 - iletişim)