• Unutmayın ki gösterişsizlik, kirli gözlere karşı kullanılan bir kalkandır.
  • Merhaba Değerli Kitap Dostları 


    Bugün sizlere çok sevdiğim bir yazarın kitabını yorumlamaya niyet ederek, öncelikle ilginç tanışmamızdan bahsetmek istiyorum. 

    Benim için bir zamanlar özel olan bu hikayeyi artık özgürleştirmek istiyorum. 


    Yaklaşık bir buçuk yıl öncesinde başımdan geçen bir hadise. İşteyken yemek molasına çıkmıştım. Ben moladan döndüğümde çalışma arkadaşlarım "sana biri bir şey bıraktı" dediler. Hiçbir yerden gelecek bir şeyim yoktu. Ne acaba diye merak ettim. Aldım elime poşeti. Merakla hemen poşeti açtım ve Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler kitabıyla karşılaştım. "Kim bıraktı?" diye sordum sordum çalışma arkadaşlarıma. Tanımıyoruz dediler. "Peki bir şey demedi mi bırakırken?" dedim. Hayır dediler. Şaşırdım. Konusunu okudum o anda. İsmi ve bu şekilde bırakılmış olması daha kitabı okumadan beni çok etkiledi. Akşam eve gittim ve kitabı o gece okudum. Kitapla olan tanışmamdan daha etkileyici olan şey, kitapta okuduklarım oldu. Kitap öylesine derin yazılmış ki. Bir köy düşünün, herşey ama herşey esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor. Öylesine muhteşem tasvirler, betimlemeler, karakterler ve olaylarla karşılaşıyoruz ki. Ben okurken kitabın içinde kaybolma korkusu yaşadım diyebilirim. Kitaptan bahsetmek istiyorum. Ancak kitapla ilgili vereceğim her bilgi kitaptan alağınız düşünceyi etkileyecek gibi hissediyorum ve vazgeçmek zorunda kalıyorum. Ben kim? Neyim? Gerçek miyim? Nasılım? nerdeyim? burası neresi? onlar kim? Nerdeler? Hangisi doğru? Daha yüzlerce soru soracağımız MÜKEMMEL eserde DİKKAT!! KAYBOLMAYIN. Neden daha önce okumadım dedirten bir eser oldu bu kitap. Hasan Ali Toptaş ile tanışmama vesile olan "gölgesiz" arkadaşa eğer okuyorsa çok teşekkür ediyorum. Favori yazarlarımdan birini, daha da ileriye gidip hayatımda tatmadığım duyguları tattırıp hayatımı değiştiren yazarı okumama vesile olduğu için ne söylesem az gelecek. Değerli kitap dostları. Size bu kitap için sayfalar dolusu övgü cümleleri kurabilirim ama tek bir şey söylemek istiyorum. Geç kalmadan okuyun bu kitabı. Sakin kafayla okuyun, hazırlıklı okuyun, dikkatli okuyun, bir de "AMAN DİKKAT KAYBOLMAYIN!"


    Yepyeni gönderilerde görüşmek dileğiyle. Kitapla, huzurla, mutlulukla kalın

    "DİKKAT KAYBOLMAYIN!"

    Fotoğrafı kaydırmayı unutmayın.

    Değerli yorumlarınızı esirgemeyin 🤗

    Bir de unutmadan listenize eklemeyi unutmayın
  • Merhaba Değerli OkurlarYepyeni bir kitap yorumuyla sizlerleyim 

    Biraz uzun bir yorum oldu ancak sonuna kadar sabrederek okuyun lütfen  🤗

    #hasanalitoptaş #benbirgürgendalıyım #kitapyorumu 

    Ege topraklarında yaşayan genç bir gürgen ağacının masalını okuyoruz. Ağaç demişken. Ağaçlarda bir canlı unutuyoruz. Varlıkları canlı ve cansız varlıklar olarak ikiye ayırıyoruz. Canlı derken sadece insanları canlı olarak düşünüyoruz. Artık insanları bile canlı yerine koyamayan bedenler var ne yazık ki. Masalımız aslında tam bunu anlatıyor. Biliyormusunuz ağaçlarda yaşıyor. Bizden farkları sadece ağaç olmaları. Nasıl yaşıyorlar biliyormusunuz? Hergün acaba hangimiz kesilecek korkusuyla. Kesildiğimde ne olacağım korkusuyla. Yakılmayıp güzel bir manzarada masa, pencere olmak gibi hayaller kurarak, eninde sonunda kesileceğini bilerek kesildiğinde en azından yakılmamak için dallarını dik tutmaya çalışarak güzel bir yerde boy göstermek için. Örnek vermek istersek bir kitaplık. Canlı diyoruz ama hayata neden saygı göstermiyoruz. Onlarında bir dili olduğunu neden anlamıyoruz. Neden bu kadar benciliz. Birçok soruya cevap arayan, vicdanınızı sızlatarak gelecek günler için kalbinize iyilik aşısı yapacak bu nadide eser için Hasan Ali Toptaş üstadımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Ben bu kitabı edebiyatımızın Küçük Prensi olarak nitelendiriyorum. Evet Küçük Prens çok güzel ve etkileyici bir kitap. Ancak unutmayın. Daha iyisi var hemde yerli. Yerli olana neden sahip çıkmıyoruz sahiden? Tek bir örnek vermek istiyorum. Sevgili Bookstagram ailesi 1000Kitap diye yerli bir uygulama varken Goodreads uygulamasını neden kullanıyorsunuz mesela? Bu soru gibi Küçük Prens yüzbinlerce satılırken bu ve bunun gibi kitapların o kadar çok okunmaması beni gerçekten üzüyor. Sahip çıkmadıklarımıza sahip çıkıyorlar değerli kitapseverler. Zamanında yaşamış İbn-i Sinalara Farabilere nasıl sahip çıkmayıp Avrupalı ülkelerin ders kitabı okutup bilimde teknolojide bizim önümüze geçtikleri gibi edebiyatımızı kaybetmekten korkuyorum. Lütfen ama lütfen Hasan Ali Toptaş gibi yazarlarımıza sahip çıkalım. Okuyalım ve okutalım. Türkçemize sahip çıkalım diyerek. İlk fırsatta bu kitabı edinip okuyacağınıza inanarak başka bir gönderide tekrar görüşmek dileğiyle, esen kalın 
  • Çocukluğumun geçtiği Bursa'daki yeşil camiyi ve türbesini çok iyi biliyor olmam bu kitabı daha heyecanlı okumamı sağladı. O kadar güzel o kadar detaylı anlatmış ki Kendinizden geçiyorsunuz. Şible semtindeki Yeşil Cami ve Türbesi gerçekten Bursa'nın en iyi tarihi mekanlarından biridir. O geniş altından dereler akan tarihi köprüyü geçtikten sonra yaklaşık 500-600 metre ileride olan türbeden sonra gelen Yeşil Cami Osmanlı'nın yaptığı en gizemli camilerinden biridir. Dereleri çok fazla olan bir semttir. Çini işlemeleri ve gözü yorumlayan huzur veren atmosferi ile gerçekten müthiş bir cami. Kitapta hiçbir detay atlanmamış gözlemler çok iyi imamlarla olan diyaloglarda gerçekten çok güzeldi. şimdiler olmayan asırlık Çınarı geçtikten sonra köşedeki Roma Dondurmacısı şu an maalesef yok. Oradaki dondurma belki de dünyanın en güzel dondurmasıydı diyebilirim. Bursa'yı ne kadar anlatırsanız anlatın yaşamadıkça gerçekten o atmosferi anlayamazsınız. Mutlaka gidip görmenizi tavsiye ediyorum. İskender yemeği de unutmayın :)
  • Stephen King dünyanın en büyülü yazarlarından biridir. Çünkü her hikayesinde sizi farklı bir dünyanın parçası haline getirir. Duygularınızı geçici süre kontrol altına alır ve zihninizi yönetir. Zaten bu yüzden herkesten farklı, güçlü ve esrarengizdir. King külliyatının özel parçalarından biri ile tanıştırayım sizi.. Ejderhanın Gözleri...Baş karakterimiz Peter her yönüyle özel bir prens. Zeki, mağrur ve şartları zorlayıcı derece de gururlu biri. Kalbinde ki yabancı ile bütünleşen ve hikaye boyunca bize her daim umudu vaat eden bir Kral... Çok sevdiği babasının ölümü ile suçlanınca yıllarını bir kulede hapis geçiren Peter ve tüm bunların sebebi olan Flagg arasında ki korkunç savaşın anlatıldığı uğursuz bir masal diyebiliriz aslında. Gölgesinde kalan erkek kardeşinin korkaklığı yüzünden tahtından olan, en kötüsü etrafında ki herkesi kaybeden düşmüş bir kralın yürek burkan kurtuluş mücadelesi ile bizi kendine adeta esir ediyor. Bundan yıllar yıllar önce 19. yaş günümden bir gece önce bitirmiştim Ejderhanın Gözlerini. Evde tüm gün Flagg diye dolaşıyordum. Ondan en az Peter kadar korkuyor, Sasha kadar nefret ediyordum. Kaos ile beslenen bu kadim canavar iliklerime kadar işlemişti adeta.. Flagg o gece rüyama girmiş, kızıl bir amber gibi parlayan gözleri ile beni izliyordu kuzgini bir siyahlığın , adeta hiçliğin içinden...Sabah uyandığımda yattığım odanın duvarında mavi bir boya ile “İyi ki doğdun!” İmza: Flagg yazıyordu. Abim ve yengem bana bu korkunç kutlamayı yaptıktan sonra yaklaşık yarım saat gülmüştük. Eh zaman geçtikçe tıpkı ejderha kumu gibi eriyip gitmişti Flagg hayatımdan. 3 gün öncesine kadar. Onu ve sevdiğim tüm karakterler ile yeniden bir maceraya çıktım. Bu sefer genç ve tecrübesiz bir kız olarak değil, bir yetişkin olarak Flagg ve gerçek kötülük ile karşılaştım. Onu bir kez daha yendik hep birlikte. Ben , Thomas, Naomi, Denise, Peter ve inanılmaz dostumuz Fisky ile koskoca bir savaştan çıktık. Tıpkı hikayenin sonunda dediği gibi... Çok zevk alarak okudum ben bu masalı.. King seven herkes için özel bir yere sahip olabileceğine inanıyorum...Kurtuluşun, yokoluşun hatta tüm zorlukları ile sancılıda olsa yeniden varoluşun pamuk ipliğine bağlı olduğunu unutmayın...Flagg ve onun gibi karanlığa saklanan ifritleri ve sadece iyi olanların onları yenebileceği gerçeğini de...
  • 100 yıllık "HACI ŞAKİR "İMİZE SAHİP ÇIKMAMIŞIZ ONU DA AMERİKALILARA SATMIŞIZ .
    "HACI ŞAKİR " KAZANSIN DİYE YILLARCA AMERİKAYA PARA KAZANDIRIYORMUŞUZ İŞTE BU DA AMERİKANIN OYUNU :)
    İster tesadüf deyin ister gerçek deyin ama şunu unutmayın fikirler düşünceler sadece yazıyla anlatılmaz semboller önemlidir.
    Büyük şirketlerin, markaların, futbol kulüplerin logolarını inceleyin ve o logoların tarihi serüvenini araştırın bir sürü ilginç bilgiyle karşılayacaksınız.
    Çapraz anahtar sembolü, mason locasının hazinedarına aittir .
    Hacı şakir sabunlarının üzerinde de vardır bu logo ......

    -----------------------
    Karadeniz’in kuzeyinin Rus egemenliğine girmesiyle ve Volga nehrinden kaynaklanan doğal sebepler yüzünden Hacı Şakir ailesi ile birlikte 1915 yılında Türkiye’ye göç eder. Hacı Ali Bey göç ettikten sonra, Laleli Atpazarı’nda evinin altında sabun ve mum üretmeye devam eder.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin 91 numaralı Ticaret Sicili’ne sahip şirketi olan Sabuncuzade M. Şakir ve Mahdumu Müessesatı Ticari ve Sınai Türk Anonim Şirketi’nin kuruluşu, 1925’te tescil edilmiştir.

    Unvanda bulunan ve çok az sayıda kuruluşa verilen ‘Türkiye Anonim Şirketi’ ibaresi ise kuruluşta yıllarca iftihar konusu olmuştur. Daha sonra Hacı Şakir, İstanbul Ticaret Odası’nın 9’uncu, İstanbul Sanayi Odası’nın ilk şirketi olmuştur. Şirketin başındaki Hacı Şakir Sabuncuzade, İzmir İktisat Kongresi’ne katılmıştır.



    Hacı Şakir ardından 1934 yılında Sabuncuzade soyadını alır. Ve ürünün markası da “Hacı Şakir” olarak belirlenir.

    Yıldız ve çift Anahtar işaretli sabunları üreten şirket, Hacı Şakir’in ölümünden sonra büyük oğlu Ahmet Tevfik ile kardeşi Şerif Sabuncuoğlu tarafından yönetildi. Daha sonra şirket yine aileden bir yönetici Selahattin Sabuncuoğlu’nun yönetimine geçti. İstanbul Sanayi Odasının ilk 100 şirket sıralamasında şirket 1965 yılında 28. Sırada yer alıyordu.

    70’li yıllar Hacı Şakir markasının daha da büyüdüğü yıllar olacaktı. İstanbul Ayazağa’daki gliserin fabrikası 1970’te, yeni sabun hatları da 1974’te devrete dirdi. 1975’te İtalya’dan alınan modern makineler ile üretim saatte 2,5 tona yükseldi. Daha sonra ambalajlama ve paketleme yapan otomatik makinelere geçildi.

    Hacı Şakir’in ve firmasının en çarpıcı özelliği ve takdir edilecek bir çalışma ahlağı olarak şunu söyleyebiliriz ki, şirket, perakendecilerin zarar etmemesi için sattığı 1 çuval sabunu %8,7’lik kuruma firesini hesaba katarak daha düşük ağırlıkta fatura ederdi.

    80’li yılların ortalarında şirket mali sıkıntılarla karşılaştığı için Selahattin Bey şirketin %75 hissesini 1987 yılında Maya Grup’un sahibi olan arkadaşı İlyas Özsüer’e satmıştı. Buna neden olarak da dönemin yüksek enflasyonunu ve faizini ve bu nedenle sermaye artıramadıklarını, elde edilen kârın dönemi döndürmede eriyip gittiğini gösterecekti.

    Yeni sahipleri ile, şirketin Pazar payı %23’ten %36’ya çıktı. Selahattin Sabuncuzade, kalan %25 hisseyi de 1990 yılında Özsüer ailesine devretti.

    Ardından Özsüer ailesi şirketin %67’sini, 1991 yılında ABD’li çok uluslu temizlik ürünleri şirketi Colgate Palmolive’e sattı. Tesisler 2005’te Gebze’deki yeni fabrikaya taşındı.

    Şirketin sahipleri tamamen değişse bile, Hacı Şakir markası ve çift anahtar logosu sabunların üzerinde halâ bulunmaktadır
  • Unutmayın ki, kitaplarda yazılanlar, okullarda öğretilenler her zaman doğru değildir.