• 349 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    "BİLİYORUM Kİ BENİMSİN!"

    Tamam, dedim, bu raddeye gelmişliğim var. Mektup şeklinde yazılmış ne kitaplar, ne şiirler okudum. Bilindik şeyler işte ; sevgilinin kaşı, gözü, hasreti.. Su gibi akar gider bu kitap şimdi.

    Yanıldım mı?
    Evet, yanıldım.
    Aşıklığın ilmini yapmış Cemil Meriç.

    "İnsanları ikiye ayırıyorum ;seni tanıyanlar, seni tanımayanlar. Seni tanıyanları ikiye ayırıyorum ;anlayanlar, anlamayanlar. Seni tanımayanlara yabancıyım. Seni anlamayanlara düşman."

    İşte böylesine yoğun bir aşk. Yalnız onun için yaşamak ve yalnız onun için yazmak.

    Onsuz her şeyden nefret edip, onunla her şeyi sevmek.. En masum, en alakasız ayrıntılarda bile onu hatırlamak.

    Peki, acaba ne bu aşk?
    Hayal gücünün yarattığı bir duygu yağmuru mu?
    Yıldırım gibi ani ve tesirli bir şey mi?
    Yoksa durgun mu?
    Sinsi mi?
    O kadar çok türünden bahsediyor ki ; gösteriş vesilesi olan mı dersin ;zarif ve kibar olan mı ;etin ete hasreti şeklinde yaşanan mı..

    Peki nasıl başlar aşk?
    Hayranlıkla belki, hayran olduğumuz şeyi süsleye süsleye, gözümüzde büyüte büyüte..

    Belki de bir ümittir aşkı başlatan. Kendisi bir kibrit alevi kadar kısa ömürlü olan, fakat başlattığı yangın muazzam boyutlara varan.

    Sevilen kendi rüyamızdır belki de. Tanıdıkça gerçek olmadığını, aslında muhteşem olmadığını anlamamız da bu yüzdendir.

    Bu sefer de Lamia Hanım 'a yazdığı mektuplardan tanıyoruz Cemil Meriç' i.
    Yine yalnız, yine şefkate susuz. Teni aç, ruhu aç, anlaşılmayan ve kasırgaya hasret bir adam.

    Tek hazinesi de, tek silahı da kelimeleri sanki. Ve ;
    "Sen kelimelerden de güzelsin.." diye yazıyor sevdiğine. Ama sonra ona yazdığı mektupları bile kıskanıyor.
    O mektuplar ki her satırı feryat yüklü, umut yüklü.

    O mektuplar ki bazen bir beste, bazen bir ateş, bazen iksir, bazen ninni, bazen kuş cıvıltısı gibi..

    Benimsin ve seninim..
    Seni sevenim.
    Seni yaratanın.
    Seni öldürenim.
    Seni yaşatanım.
    Yarımsın.
    Kadınımsın.
    Cariyemsin.
    Sultanımsın.

    Bütün bu hitaplardaki ortak nokta ve en önemli vurgu ; iyelik eki aslında. Yani sonuç olarak, her ne olursan ol,
    BENİMSİN!

    Bu mektuplar hasret dolu. Sevilenin sesine hasret. Onun olan her şeye hasret.
    Okudukça derinleşiyor insan düşünürken. Peki sevilen kimdir aslında?
    Dost mu?
    Bir liman mı?
    Ümit mi?
    Yıldız mı?
    Annem diyebilir miyiz ona, ya da çocuğum?
    Bir vaha mı yoksa?
    Yara mı?
    Mükafat mı?
    Nisan yağmuru mu?
    Kim???

    Sevgili, biz onu tanıdıktan sonra doğar belki de. Çünkü her sevginin içinde eser miktarda ben vardır.

    "Tanrı sevgidir, canım benim, yani sensin.." diyor ve ekliyor ;
    " Hayatımda ilk defa oruç tuttum, kabul et sevgilim.."

    Aşk böyle olmalı mı, olmamalı mı, bilemiyorum. Bu sayfalar dolusu yazılan şey her neyse, onu hissetmediğim, yaşamadığım için biraz eksik ve emekleyen bir bebek gibi görüyorum kendimi, aşk maratonunu son hızla koşan Cemil Meriç 'i okurken.

    Aşkın öznesi ben miyim, yoksa sevgili mi, diye düşünüyorum.
    Yaşamak için sevmek mi lazım, yoksa sevilmek mi diye düşünüyorum.
    Aradığımız her zaman bulduğumuzdan fazlası mıdır, diye düşünüyorum.

    Okuduğum her satır, başka bir soru olarak karşılık buldu bende.

    Kendini tanımak, belki de insanın varabileceği en son nokta. O yüzden kendini anlatan yazılar yazmak daha müstesna bir kabiliyet ister. Çünkü egonun aynadaki yansımasına kanmamak pek de kolay olmasa gerek.

    Jurnal 2 'nin ilk yarısında baştan sona aşk, ikinci yarısında baştan sona akıl konuşuyor.

    Sayısız isim, durum ve kavramdan bahsedilmiş. Şöyle ki ; Attila İlhan' dan Humeyni 'ye kadar. Yelpazenin genişliğini siz düşünün.

    Kenan Rifai' den Sait Nursi 'ye, Hayyam' dan Neyzen Tevfik 'e, Sedat Zeki' ye ve daha pek çok isme ince tahliller yapılmış.

    Hatta bir kısmı ufak notlar şeklinde yazılmış olsa da, Bülent Ecevit 'e, Fahri Korutürk' e, Süleyman Demirel 'e yazılan mektuplar da mevcut.

    Selim İleri, Nihat Keklik, Ahmet Taner Kışlalı, Mehmet Kaplan, Tarık Buğra ve daha kimler kimler nasibini almış.

    Ve bir de okurken keşfettiğim başka bir kitap var tabi. Cemil Meriç' in "Yasak bir içkiyi yudumlar gibi okudum.." dediği.
    Sakın Aldanma, İnanma, Kanma


    Keyifli okumalar.. :)
  • Ölüp gitti sanarak özlediğim tüm dostlar
    Senin güzel göğsünde bir araya geldiler;
    Orda hem aşk, hem aşkın varlığı hükümdar,
    Hem toprağa düştü sandığım sevgililer.
    Yürekten inandığım sevgili yürekten çaldı
    Yalvaran yaşlarımı nice cenazelerde
    Ama, bak, onlar sende kaldılar göçseler de,
    Sen gömülü sevginin yaşadığı mezarsın,
    Yitirdiğim dostlardan kalma andaçlar orda,
    Benden ne aldılarsa hep senin olsun varsın:
    Artık yalnız senindir neler varsa onlarda.
    Hepsi birleşmiş sende; hepten seninim bende.
    William Shakespeare
    Sayfa 31 - kültür yayınları
  • Artık yalnız senindir neler varsa onlarda.

    Sevdiğim görüntüler, işte gördüm, hep sende,

    Hepsi birleşmiş sende; hepten seninim ben de.
  • Bilmezdi: romancı, özel dünyasında yalnız bıra­ kılması gereken kişidir.
  • Dönüp dolaşıyorum çamların arasında kendi yalnızlığımla; beni bütün yaşamımda hiç yalnız, hiç tekbaşıma bırakmayacak olan en iyi dostum yalnızlığımla; bana direnmenin, dayanmanın dersini veren yalnızlığımla, her bırakılmışlığımda, her yıkılmışlığımda elimden tutan yalnızlığımla..
    https://youtu.be/2QRTRE-vTmU
    Aziz Nesin
    Sayfa 494