Halil Cibran

Halil Cibran

Yazar
8.3/10
3.553 Kişi
·
9.341
Okunma
·
1.359
Beğeni
·
43.721
Gösterim
Adı:
Halil Cibran
Unvan:
Lübnan Asıllı ABD'li Ressam, Şair ve Filozof
Doğum:
Lübnan, 6 Ocak 1883
Ölüm:
New York, ABD, 10 Nisan 1931
Halil Cibran (d. 1883 - ö. 1931), Lübnan asıllı ABD'li ressam, şair ve filozof Halil Cibran, 1883 yılında Lübnan'da doğdu. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir. Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır. Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır. Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Hz. Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır. Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır. Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.
"Hakikati buldum" değil, "Bir hakikat buldum" deyin. "Ruhun yolunu buldum." demeyin. "Kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım." deyin.
Halil Cibran
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. Hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi.
Halil Cibran
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında hayretle dolu tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Halil Cibran
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Hayalinizde kırlara çardak kurun, kent surları içine bir ev inşa etmeden önce.
Halil Cibran
Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz ; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz.
Kişisel gelişim kitaplarını eleştirdiğimde beni çarmıha gerip domateslemek isteyenlere sesleniyorum, bırakın elinizdekini de Ermişin okyanusundan susuzluğunuzu gidermeye gelin, hem hepimize yetecek kadar var meraklanmayın.

Bu kitap hakkında hali hazırda çok güzel incelemeler yazılmış, birçok farklı açıdan yaklaşılmış. Benim vurguladığım nokta ise bir dostunuza veda ederken ayak üstü yapılan sohbetin doyuruculuğu ve verdiği hazzın üstünlüğü olsun. Çünkü Ermiş tam da bu tarzda yazılmış.
Tam da ihtiyacımız olan noktaları hep tam onikiden vurmuş. Kitaptaki didaktik aforizmalar mükemmel ama daha da mükemmel olan kitabın üslubu sanırım. Sabahattin Ali okumalarından sonra güzel üslup hastalığı bana da bulaştığından bu konudaki arayışımı şu kısacık kitapla doyurmak şaşırtıcıydı. Bazı cümleleri aynı hazzı alabilmek için tekrar tekrar okudum diyebilirim.
Sohbet tarzında ve samimi üslupla yazıldığından kitabın içindeki dünyaya hemencecik adım atmış buldum kendimi. Bu yüzden Ermiş'e ; "Gel boşver gemiyi, bi' çay içelim dertleşelim seninle" diyesim geldi.
Acının da hayatın bir parçası olduğunu bir türlü kabullenemiyoruz, Ermiş kabullen diyor, diğer türlü diyalektik anlayış gereği zevki de algılayamazsın diyor. Ama diyorum keşke hayatın kanunları böyle olmasaydı, ne olurdu ki kötülüğün olmadığı, insanların ve bilhassa hayvanların birbirini vahşice yemediği bir dünya olsa ? Diyorum da kalıyorum. İyisi mi bunları pek fazla düşünmemek.
Ben sonunda erdim galiba, siz de ermek istiyorsanız, açık adres elinizde. Keyifli okumalar :)
Çok beğendim ve herkese tavsiye ederim. Halil Cibran'la tanışma kitabım oldu benim de. Kitap 54 sayfa ve kendisinden daha uzun bir inceleme yazısını hak eden bir kitap diye düşünüyorum. Her cümlesinden başka bir kitap çıkabilecek nitelikte öncelikle. Okurken bir ara düşündüm beğendiğim yerlerin altını çok fazla oldukları için artık çizmesem mi acaba diye.

Ermiş'in her konuya dair bir fikri var, aşka dair, ölüme dair, dine dair, dostluğa dair... Onlarca konuda sayısız düşüncesi var. Hayatın parçalarını anlamlandıran ve onların değerli olmalarını sağlayan birisi. Dertli günlerimizin, eksik gecelerimizin, hüzünlü olduğumuz günlerin olması gerektiğini, insan olmanın erdeminin bunlar olduğunu hatırlatan bir insana başrollük yapan bir kitap. Sevinçle dolabilmek için acıyı tanımak zorunda olduğumuzu, yüreğimizin de mevsimlere sahip olduğunu, kendimizi ve ruhumuzu özgürlük hedefinde sınırlandırmamamız gerektiğiyle Zorba adlı karaktere atıfta bulunan, anca yalnızlıklarımız taştığı zaman konuştuğumuzu soluğun gelgitleri gibi gelmesi arzulanan bir adam tarafından hatırlatan kitap.

Ruhsal devinimler, harika betimlemeler... Her anlattığı konuyu hayatın içinde bir yere oturtuyor, eksik bırakmıyor sizi. O kadar ki kitap bittiğinde "Daha karpuz keseceğdik ermiş." diyesiniz geliyor, bir çay ısmarlayasınız geliyor. Her toplumun ihtiyacı olduğu türden, mantık ve duygu dengesini muhteşem bir şekilde oturtabilmiş bir insan.

Kitabı İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış versiyonunda okudum, çevirisi çok iyiydi. Kırmızı Yayınları'ndan çıkan, her konu içerisinde bahsedilen betimlemelerin resimleştirildiği ciltli bir versiyonu daha var, o da edinmeye değerdir mutlaka.
Yeni bir yazar keşfet bölümümün bu günkü konuğu Halil Cibran İlk kez okudum.

Kitapta vaftiz, kutsamak, İsa gibi kelimeler görünce şaşırdım neler diyor bu adam dedim. İsminin Halil olmasına aldandım. Şahsen kendisini Türk zannediyordum. Ancak Lübnan asıllı Amerikalı felsefe yazarıymış. Cahilliğime doyamıyorum.

Kitap küçük hikayelerden oluşuyor ancak bildiğimiz hikayeler değil bunlar.

İnsanın düşünce kapılarını sonuna kadar aralayıp, içerideki güneşin ruhumuza yansımasını sağlıyor. İncecik bir kitap ancak düşüne düşüne anlayarak okumak gerektiğinden 300 sayfalık kitaba eşdeğer.

Belki ben anlatamam diye düşündüğümden böyle bir alıntı ekliyorum.

Üç karınca, güneş altında yayılmış uyuyan bir adamın burnunda karşılaştılar. Her biri kabilesinin geleneklerine göre birbirleriyle selamlaştıktan sonra, biraz çene çalmak için orada durdular.

Birinci karınca söze başladı:
''Bu tepeler, bu vadiler bugüne kadar gördüğüm en boş yerler; bütün gün tek bir tohum aradım, ama boşuna.''

İkinci karınca şöyle dedi:
“Ben de, her köşeyi, her aralığı yokladımsa da, bir şey bulamadım. Sanıyorum, halkımın ‘hiçbir şeyin bitmediği kımıldayan kumlar’ dediği şey budur!”

Bunun üzerine, üçüncü karınca başını kaldırdı ve şöyle dedi:
“Dostlarım, biz şimdilik Ulu karıncanın burnunda duruyoruz. Güçlü ve sonsuz bir karınca, gövdesi tümünü göremeyeceğimiz kadar büyük, gölgesi bizim sınır çekemeyeceğimiz kadar geniş, sesi bizim duyamayacağımız kadar kuvvetli; her yerde var olan yüce güçtür o.” (Ulu karınca sanırım karıncaların tanrısı oluyor.)

O anda, adam kımıldadı ve uykusunda elini kaldırıp burnunu kaşıdı. Üç karınca da ezildi.

Eğer sizde Halil Cibran'la benim gibi tanışmamış iseniz tanıştırayım https://yadi.sk/i/d-W3_JAs3QeHn9
"Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir."
Ermiş'i okurken herkes kendisinden bir şeyler bulacaktır elbette. Bu cümle de Ermiş'ten bana kalan olsun.

Uzun zamandır okumayı planlayıp nihayet sıranın gelmesiyle bir çırpıda bitirdiğim, bir kez daha baştan okuyarak birçok cümlenin altını çizdiğim harika bir eserdi..
Daha erken okumayı isterdim tabi ki. Ancak bu denli ders verici cümlelerin bir zamanı ve yaşının olmadığı da bir gerçek.

Aşk, evlilik, özgürlük, suç ve ceza, zaman, arkadaşlık, sevinç ve bunun gibi hayatımız boyunca üstüne düşündüğümüz, sorguladığımız, sorgulandığımız, seçimler yaptığımız, yapmak zorunda olduğumuz her konuda öğütler bulmak mümkündü eserde.

Konusu ise şöyle; on iki sene Orphalese şehrinde kalan El Mustafa, evine gidecekken Orphalese halkı tarafından durdurulur ve halk ile arasında yirmi altı başlıkta toplanan konuşmalar geçer.

Halil Cibran'ın El Mustafa çizimi de çok dikkatimi çekti. Hatta İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisi'nde kapak fotoğrafının yine kendisi tarafından çizdiği annesi Kamile Cibran olduğunu öğrendim..
Kitabı bitirince Ermiş'in kim olduğuna dair bir araştırma yapma gereksinimi duydum. Ancak ulaşabildiğim tek şey yazarın "Göğsümün bir tarafında İsa, diğer tarafında Muhammed oturur." sözü oldu. Bu cümle ile bir nebze de olsa aydınlanmış oldum..

Keşke daha uzun olsaydı, daha çok okusaydık dedim bitirince.. Her cümlenin altını çizerken buldum kendimi. Sanırım daha önce hiç bu kadar cümlenin altını çizmemiş, böyle ders verici cümleler okumamıştım..
Kısa ancak dolu dolu, anlamlı, öğütleri ile ufkunuzu genişletecek cümlelerle dolu bir kitap var elinizde ve her anlamda özenerek, önem vererek okunmayı hak ediyor..
Ermiş, Halil Cibran’ın kaleminden ilk defa 1923 yılında yayımlanmış bir eseridir. Kitabın içeriği karma şiir denemeleri ve bu denemelerin aralarına serpiştirilmiş soyut-figür türü resimlerden oluşmaktadır. Ben Alkım Yayınları’ndan Ayşe Berktay’ın çevirisi ile okudum ve çevirisini beğendiğimi söyleyebilirim. Bu tarz anlam yükü fazla ve bir o kadar da derin olan kitapların çevirilerinin ne kadar zor olduğunu ve bunun altından her çeviri sahibinin kolaylıkla kalkamayacağını biliyorum. Nasıl ki bir Shakespeare’in kitabındaki o şiirsel havayı teneffüs edebilmek için en kaliteli çeviri aranıyorsa, bu kitap içinde aynı çaba ve özen gösterilmelidir diye düşünüyorum.

Ermiş, kitabın ana karakteri olan El Mustafa'nın 12 yıl ikamet ettiği şehirden ayrılırken (ayrılış ki ne ayrılış deniz, gemi ve onu sevenlerin bir arada olduğu bir yer. Bir vedam olacaksa eğer tam da bu şekilde olmasını isterim. Uçsuz bucaksız bir deniz, halden anlamaz bir gemi ve birkaç dost. Deniz gibi uçsuz bucaksız olduğunu düşündüğüm hayat, kimleri ve neleri geride bırakacağını dahi düşünmeyecek olan gemi gibi ölüm ve gerçekten sayıları bir hayli az olan sevdiklerim. Bir çıkmazın vedasıdır naçizane arzuladığım.) şehir ahalisi tarafından durdurulması ve sonrasında farklı meslek gruplarından bazı bireylerin insanlık ve hayata dair sorularına verdiği cevapları konu edinen bir eserdir.

Kimi insan veda eder gider çünkü vakti gelmiştir onun için bulunduğu yerde ve bireylerden alacağı-vereceği yeni bir şey yoktur gider. Mustafa gibi… Kimi insan da zihnindeki sorulara yanıt aramak için gider. İşte bu yolculukta Halil Cibran’ın bu eseri bireyin kendine ve dış dünyaya yaptığı yolculukta ona rehberlik edecek pusula niteliğinde bir kitaptır. Kitapta bahsi geçen cümlelerin çoğu düşündürücü, her kesimden insana hitap edecek nitelikte ve kalitede inancı fark etmeksizin.

Bana göre Ermiş, rotasını arayan her okurun okuması gereken bir kitap. Yazımın başında dediğim gibi çeviriye dikkat edilmesi şart öyle ki yapacağım şu alıntı farklı bir cümle yapısında çevrilseydi aynı etkiyi bırakır mıydı biz okurlarda!
“Hep de böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip çatana kadar.”

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazar hakkında

Halil Cibran (1883-1931):

Lübnan asıllı Amerikalı felsefe ve roman yazarı. Mistik şair ve ressam olan Halil Cibran, ilköğretimini Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte Lübnan'dan Boston'a göç etti. 1898'de Lübnan'a dönerek Maruni Kilisesi'ne bağlı Me'hadü'l- Hikme'ye girdi ve burada üst düzey bir şekilde Arapça öğrendi. 1903'te Boston'a dönüşünde bir Arap göçmen gazetesi olan El- Muhacir'de deneme türündeki ilk edebi ürünlerini yayımladı. 1931 yılında Amerika'da hayatını kaybetmesine rağmen vasiyeti üzerine Lübnan'a götürülerek gömüldü.


Halil Cibran, göçmen olarak Amerika'ya gittiği için eserlerinde genellikle 'yurt özlem' ağır basmaktadır. Bunların yanı sıra doğa, ölüm ve aşk üzerine de eklemeler yapmıştır.

Kitap son derece yalın bir şekilde aktarılmış. Yabancı kelimelerden, süslü anlatımdan ve karmaşık sözcükler uyandıran birçok eklemelerden uzak durulmuş.

Yazara ait okuduğum ilk kitap. Bu yüzden inceleme de karşılaştırma yapacağım.

Nietzsche'nin 'Böyle Buyurdu Zerdüşt' kitabını okuyanlar bu kitabı okurken direk benzetme yapacaktır. Zerdüş'te inzivaya çekilir, hayvanlarıyla konuşurdur. Bilgelik, İyi insan, İffet gibi... soru yöneltilir ve açıklama yapılırdı.

Nitekim, kitapta, Aşka Dair, Evliliğe Dair, Çocuklara Dair, Vermeye Dair, Yemeye ve İçmeye Dair Çalışmaya Dair, Sevinç ve Kedere Dair, Evlere Dair, Giysilere Dair, Almaya ve Satmaya Dair, Suç ve Cezaya Dair, Yasalara Dair, Özgürlüğe Dair, Akıl ve Tutkuya Dair, Acıya Dair, Kendini Bİlmeyene Dair, Öğretmeye Dair, Dostluğa Dair, Konuşmaya Dair, Zamana Dair, İyiye ve Kötüye Dair, Duaya Dair, Hazza Dair, Güzelliğe Dair, Dine Dair, Ölüme Dair...

Konular ele alınmış ve sorulan sorulara açıklık getirişmiştir. Zerdüşt kitabından ayıran özellik ise yukarıda da belirttiğim gibi karmaşık sözcüklerden ve yalın anlatımdan kaçınmasıydı. Yer yer betimlemelere de yer vermiş ve daha iyi idrak etmemize sebep olmuştur. Bu tür kitaplar kişisel gelişim ve öğreticilik bakımından idealdir. Kısa sayfaları ve öz verili açıklamaları hep okuyucuyu sıkmaktan alı koyuyor, hem de okuru kendi dünyasına çekebiliyor. Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından farklı olmasının bir diğer önemli nedeni de, günümüz yani güncel konuları ele alması. Okuyucuların yabancı olmadığı konular ve terimlere yönelmesi. İlginin artmasına neden olmuştur.

Keyifli okumalar.
George Gordon Byron " Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir. " diyor işte sizlere bunun ispatı olan 83 sayfa bi dolu Dünya. Okurken hiç sıkılmayacağınız az sayfaları olsun hatta o sayfalarda az yazıları olsun sizleri derin düşüncelere daldıracak bir kitap arıyorsanız doğru yerdesiniz. Halil Cibranin bu kitabi bunların hepsini karşılayan türdendir. Okurken bir girdabın içinde olacağınızı sürekli sizi derin düşüncelere çeken yazimsal olarak az ama öz yazılarin olduğu bir eser..
Bulutların üzerinde gezdiren kitap…
Daha güzel bir tanım olabilir mi bilmiyorum… Öyle güzeldi ki, hiç bitmesin istedim ilk defa…
Elimden tuttu ve şefkatle okşadı saçlarımı… Ders verdi, yol gösterdi, yolumu aydınlattı ışığıyla. Sevgiyle gösterdi iyiyi ve kötüyü… Kötüye karşı bile öfkeli değil, umutla baktı, sadece ışığını kaybetmiş birine bakar gibi..


Kalbime özgürlüğü yerleştirdi uçarı olmadan, ruhumun derinlerine indirdi beni soluğumun basamaklarından... İçimdeki güneşi tutturdu bana elim yanmadan. Rüzgarlarıma kapıldım üzerime hüzün hırkasını almadan… Yağmurlar yağdı, ıslandım; kar taneleri parmak uçlarım oldu, kalbimin güneşi bulutlara saklanmadan…


Sevdiğim kim varsa gülümseyerek baktı bu yolculukta. En sevdiklerimin elleri avuçlarımdaydı, kokuları burnumda… Sevgiyle yürüdük buluttan yolları, aşılmaz dağları bir gülüşümüzle geçtik. Saçlarımızı bıraktık rüzgara sevgiyle taradı, gözlerimiz bir bütün oldu ılık denizle…
Tüm doğa huzurla doldu yüreğimizde. Her yürek bir doğaydı keşfedildiğinde…
Nehirler aktı yüreklerimizden denize.. Deniz mavisiyle kucakladı, daha önce neredeydin, diye..

Bilgiye ve sonsuzluğuna susadı zihinlerimiz.. Hiç doymayacağını bile bile…
Cahillik yanına alıp da kötülüğü terk etti güzel dünyamızda.. Tüm çirkinlikler yerin dibine girdi bir daha çıkmamak üzere…

Ermiş, bir kılavuz benim gözümde. Hayata bakış açınızı değiştirecek, içinizi huzurla doldurup sizi şefkatle sevecek bir kitap.. Sadece bir kitap değil aslında, gerçek bir dost Ermiş… Benim de kitaplığımda gururla ve mutlulukla muhafaza edip, muhabbetle okuyacağım bir kitap olarak sürdürecek varlığını…

Okunması, okutulması, tekrar tekrar açıp bakılası bir kitap… Altını çizmediğiniz satır, yüzünüzde tebessüm ile yansımayacak tek kelime yok bu eserin içinde…

Mutlaka okuyun ve üşümüş ellerinizi ona uzatın…

Hepinize huzur dolu bir akşam diliyorum..
Kitapla kalın...

Ve sözü Evgeny Grinko’ya bırakıyorum….
https://youtu.be/iwrBon3019Y
https://youtu.be/oBgZ61Nutoc

En ileri durma meczup seni de üzerler
Kimileri var ki meczup derini yüzerler
Kafana da takma meczup yoluna bakarlar
Hiç oralı olma meczup seni de yakarlar.

Dilime dolandı “Meczup”.. :)


Zweig’i nasıl seviyorsam vallahi Halil Cibranı da öyle çok seviyorum :) Bu arada bilmeyenler için ressam olan bu filozof Amerika da “Jubran Khalil Jubran” olarak bilinir.”Ermiş” kitabıyla tüm dünya onu tanımaya başlar.Bu kitapta kendi gerçeğini aramaya çalıştığını gayet güzel anlatır.
Ne ise konumuza dönelim.

Yine muhteşem bir Cibran kitabı daha okuduğum 5. Kitabı oldu ve bütün eserlerini okuyacağım. Ermiş ve Kum ve Köpük den sonra en beğendiğim eseri “Meczup” oldu.

Kitapta bir bütünlük yok öykü öykü anlatımlar var yazarın tarzı böyle...
İnsanın içindeki ‘ben’ ve dışındaki ‘maske’ kavramlarını çok güzel hikayelerle açıklamış.
Aslında en büyük kötülükler başını kuma gömenlerden çıkıyor çok güzel bir hikaye var bununla ilgili hemen sizinle paylaşıyorum..
Ve bence kitabın en sarsıcı öyküsü..

***********
Ruhum ve ben,yıkanmak için büyük denize gittik.Kıyıya vardığımızda , gizli ve ıssız bir yer aramaya koyulduk.

Ama yürürken, kül renginde bir kayanın üstüne oturmuş bir adam gördük.Torbasından bir tutam tuz alıyor ve denize atıyordu.
“Bu karamsar biri,” dedi ruhum, “gidelim buradan.Burada yıkanamayız.”

Deniz’in küçük bir girinti yaptığı yere varıncaya kadar yürüdük.Orada, beyaz bir kayanın üzerine oturmuş, elindeki işlenmiş bir mücevher kutusundan denize şeker atan bir adam gördük.
“Bu iyimserdir,” dedi bana ruhum, “bizim çıplak vücudumuza bakmamalı.”

Daha uzağa gittik.Kumsalda, ölü balıkları toplayıp onları şefkatle suya atan bir adam gördük.
“Onun önünde yıkanamayız,” dedi bana ruhum.”Bu adam insan sever.”
Ve yolumuza devam ettik.

Kum üzerinde gölgesinin izlerini çizen bir adamla karşılaştık.Koca dalgalar gelip izleri siliyor, ama o bir daha,bir daha çizmeye çalışıyordu.
“Bu gizemcidir,” sesi bana ruhum, “onu rahat bırakalım.”

Sakin bir koya varıncaya kadar devam ettik.Köpükleri toplayıp, kaymaktaşından bir kâseye koyan bir adam gördük.
“Bu idealisttir,” dedi bana ruhum, “şüphesiz,çıplaklığımızı görmemeli.”

Uzaklaştık.Ansızın, çığlık çığlığa bir ses duyduk: “Bu, deniz! Bu, derin deniz! Engin ve güçlü deniz!” Sesin kaynağına ulaştığımızda, sırtı denize dönük, denizin fısıltısını duymak için kulağına deniz kabuğu tutan bir adam gördük.

Ve ruhum dedi ki: “Geçelim.Bu adam, sahip olamayacağı şeye sırtını dönen, sahip olabildiği şeyden hoşnut olan bir maddecidir.”

Yolumuza devam ettik.Kayaların arasında otlarla kaplı bir yerde, başını kuma gömmüş bir adam vardı. “Burada yıkanabiliriz, o bizi göremez,” dedim ruhuma.

“Hayır! Binlerce kez hayır,” dedi ruhum. “Bu, gördüğün insanların en kötüsüdür.Ruhunu gizleyen tam bir softadır.”

Bunun üzerine, derin bir hüzün sardı ruhumun yüzünü; sesinde de belirdi bu. “Gidelim buradan,” dedi, “yıkanabileceğimiz ıssız ve saklı bir yer yok.Bu rüzgârın altın saçlarımı dağıtmasını ya da temiz göğsümü çıplak bırakmasını istemem.Işığın çıplak kutsallığımı ortaya çıkarmasına da izin veremem.”

O zaman en büyük denizi aramak üzere, bu denizi terk ettik.


-Emek verip okuyan okurlara teşekkür ettim, okuyan gözlerinize sağlık..
-Gecenin hayrı bulsun sizi :))

——————————————
~Bir insanı sustuğu yerlerden tanıyabilirsiniz.~
..Halil Cibran..
Halil Cibran'ın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim. Kısacık bir kitap ama çoğu cümle sizde tekrar okuma isteği uyandırıyor çünkü o kadar hoş anlatılmış ki sevgi, dostluk, tutku ve hayatımızda önemli olan bir çok değer. Ayrıca bazı gerçekleri insanın yüzüne yüzüne vuruyor. Bu kitabı kendime göre çok doğru bir zamanda okuduğumu düşünüyorum. Kötü bir ruh halindeyken beni o halden sanki çekip çıkardı, dolu dolu sayfalarıyla içimi açtı.. Tam bir huzur kaynağıydı. Kesinlikle başucu kitabı olması gerektiğini düşünüyorum ve herkese öneriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Halil Cibran
Unvan:
Lübnan Asıllı ABD'li Ressam, Şair ve Filozof
Doğum:
Lübnan, 6 Ocak 1883
Ölüm:
New York, ABD, 10 Nisan 1931
Halil Cibran (d. 1883 - ö. 1931), Lübnan asıllı ABD'li ressam, şair ve filozof Halil Cibran, 1883 yılında Lübnan'da doğdu. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir. Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır. Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır. Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Hz. Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır. Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır. Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.

Yazar istatistikleri

  • 1.359 okur beğendi.
  • 9.341 okur okudu.
  • 190 okur okuyor.
  • 5.065 okur okuyacak.
  • 59 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları