Michel Foucault

Michel Foucault

Yazar
8.6/10
217 Kişi
·
740
Okunma
·
375
Beğeni
·
18.772
Gösterim
Adı:
Michel Foucault
Tam adı:
Paul-Michel Foucault
Unvan:
Filozof
Doğum:
Poitiers , Fransa, 15 Ekim 1926
Ölüm:
Paris , Fransa, 25 Hazira 1984
Michel Foucault (Turkish: [miʃɛl fuko]; doğum adı Paul-Michel Foucault) (15 Ekim 1926 -25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.
hükümdar kendini aynı anda birbirlerinden çözülmez bir şekilde hem adaletin başı hem de savaş başkanı olarak çifte bir çehre altında gösterdiği silahlı yasa ayini gibi halkın önünde gerçekleşen infazın da iki gücü vardır: biri zafer, diğeri mücadele. bir yandan suçlu ile kral arasındaki sonu önceden belli olan savaşı törensel olarak bitirmektedir; hükümdarın güçsüz duruma düşürdüklerinin üzerindeki ölçüsüz iktidarını dışa vurmak zorundadır. benzemezlik, güçler arasındaki tersine döndürülemez dengesizlik, azap çektirmenin işlevleri arasında yer almaktaydı. yok edilen, un ufak edilen ve rüzgara savrulan bir beden; hükümdar iktidarının sonsuzluğu tarafından parça parça edilen bir beden, cezanın yalnızca ülküsü değil aynı zamanda gerçek sınırını da meydana getirmektedir.
Suç işlemeye eğilimlilik öyle faydalıydı ki, bu eğilimin olmadığı bir toplum kadar aptalca ve sonuçta tehlikeli bir şey hayal edilemiyordu. Suç işleme eğilimi yoksa polis de yoktur. Polisin varlığını, polis denetimini toplum için kabul edilir kılan şey suç işleme eğilimi olan kişiden duyulan korku değilse nedir?
Michel Foucault
Ayrıntı yayınları
Özünde bizim de suç ortağı olmadığımız hiçbir adaletsizlik yoktur dünyada.
Michel Foucault
Ayrıntı yayınları
Sofist okullarının klasik oyununda, öğrencilerden biri soru sorardı, bir başka öğrenci de bu soruya sofistik bir soruya sofistik bir tuzağa yakalanmadan cevap vermekle yükümlü olurdu. Bu tür sofistik oyununun basit bir örneği şudur:
Soru: Ağzının içinden bir araba geçebilir mi?
Cevap: Evet. Sen az önce araba sözcüğünü telaffuz ettin ve araba ağzından geçti.
Çılgınlık: "Bu korkunç hastalık, beyin rahatsızlıkları içinde iyileştirilmesi en zor olandır..."
Acaba her şeyi anlamak mümkün müdür? Normal davranışın karşısında,akıl hastalığının özü,her türlü anlama çabasına direnip açıklanabilir olabilmesi değil midir? Abartılı hallerini bile anladığımızda bize normal görünen kıskançlık,en temel tepkilerini bile "hiç anlayamadığımız" durumda,hastalıklı bir hale kavuşmaz mı?
Ya delilik maddi bir ilkenin organik rahatsızlığıdır, ya da maddi olmayan bir ruhun manevi rahatsızlığıdır.
"Söylenebilecek tek şey, doğanın aklımızdan elde edemediğini deliliğimizden elde ettiğidir."
Zira cesur kişinin cesuru sevmesi bir anlamda doğaldır; oysa ödlekler cesurları şüpheyle süzer ve düşmanları gibi görüp onlardan nefret ederlerken, alçakları hoş karşılayıp severler. Bu nedenle birinci gruba göre hakikat ve açıksözlülük [parrhesia] dünyadaki en güzel şeyken, diğer grup yaltaklanmayı ve düzenbazlığı yüceltir. İkinci gruptakiler girdikleri ilişkilerde karşısındakinin gönlünü hoş tutmaya çabalayanlara büyük bir istekle kulak verirken, birinci gruptakiler hakikati önemseyenleri kaale alırlar.
Michel Foucault ve Chomsky'nin tartışmalardan oluşan bu kitabı, televizyon programından kitaba aktarılmış. Çok keyifli tartışmaların döndüğü bu tartışmada Chomsky, Foucault'ya göre oldukça gençtir. Dil çalışmaları ve felsefi politik yaklaşımı henüz terü tazedir. Foucault, Chomsky'yi Yapı-sökume uğratır bir kaç yerde. Özellikle politik ve felsefi tartışmalarda. O bildik küstah ifadeleri ve kendinden emin münferit özgünlüğü insanı pek çok yerde güldürür. Insan doğası, öz tartışmalarının, politik tartışmaların döndüğü bir atmosferi kitabı okurken hissedebiliyorsunuz.
Foucault'nun Hapishanenin Doğuşu kitabını okumayanlara öncelikli tavsiyem, bir an önce okumalaridir. Fransız ceza hukukunun disipline edici yöntemsel değişimini konu ettiği bu kitap, Damiens diye bir vatandaşın Kral'a karşı giriştiği suikast sonucu, Damiens'in korkunç şekilde cezalandirmasini konu edinir. Tabi okumayanlar bunun tarihsel bir roman olduğunu sanabilirler ancak Foucault'nun yapmaya çalıştığı şey, 18. Yy Fransa'sinda ceza yontemindeki radikal dönüşümü incelemek. Timarhaneler, Hapishaneler, Engizisyon, disipliner ceza teknikleri vs.. Hatta Jakobenler döneminde icat edilen giyotinin insan bedeni üzerindeki etkilerini de inceler. Siyasa ve ekonomik donusumun ceza sisteminde yaratmış olduğu dönüşüm ile beraber, celladin yerini teknisyenler ordusunun alması Foucault'nun aydınlanmaya olan radikal eleştirisini de günyüzüne çıkarır.
Michel Foucault hem felsefeci hem tarihçi yönü olması muteber bir kaynak oluşturmasına katkı sağlamış. "Ceza" nın tarihini ele alırken sosyolojik değişim motifini işlemiş. Kitapta en başından beri iktidarın birey ve toplum üzerinde hükmetme arzusuna şahit oluyorsunuz. Ceza ilk zamanlarda iktidarın insan bedenine hükmetme gücü yani "azap" şeklinde kendini gösterirken bu "eza" ya doğru evrilmeye başlamış; yani artık ruh ve zihne hükmetme ile güçlenmiş diyebiliriz. Suçlunun cezalandırilmasindan ziyade suçun sebepleri bulunarak disiplin adıyla yok etme yoluna gidilmiş. Modernleşen zaman ile birlikte yeni bir siyasi anatomi oluşumunda ceza sosyolojik bir materyal olarak kullaniliyor. Banthom'in panoptikan hapishane modeli disiplin adıyla güzellenerek normalleşen makineleşen bireyler üretmek hedefleniyor. Bu model okurken size George Orwell'ın 1984 kitabını ve ordaki izlenme hislerini anımsatacaktır. Kitabi okurken yaşam hapishanesinde olduğumu hissettim. Keyifli okumalar demek isterdim ama sanmıyorum.
Bu eser ne ilginçtir deliliğin düşünsel anlamda geri düşündüğümüz çağ ve toplumlarda daha özgür bi durum ortaya koyduğunu anlatiyor.onceleri hayatın icin de olan deli sonra modernite ile beraber bir nevi hapishaneye tıkılıyor.ve süreç aydınlanma aklın üstün olduğu toplumlarda devirde oluyor.deli ve aklını kaçıranlar yeniden tanımlanıp aslında cik daha vahim bir süreci yaşıyorlar.boylece aklı töz alan modern insan delinin negatif kimliği ile kendini tanımlıyor kendini meşrulaştırıyor...acaba diom onlara bu süreç dayatan bizler mi deliyiz ...
Derste bahsi geçen bir kavramdı "Parrhesia". Üzerine yazılmış, üstelik Foucalt'un elinden çıkmış bir kitabı tavsiye olarak alınca hemen okudum. Şöyle ki kitap Foucalt'un verdiği seminerlerde tutulan notların bir araya getirilmesi ve düzenlenmesinden oluşturulmuş. Kavramın oluşumundan, tarihteki yerinden, kullanılışından, farklılıklarından ve en önemlisi de sorunsallaştırılmasından bahsediyor Foucalt. Birçok filozoftan örnekler vererek, tarihte birden çok ve farklı noktaya değinerek, alıntıları yerinde yaparak açık ve net bir şekilde anlatmış parrhesia kavramını. Okuyunca anladım ki günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey bir parrhesiastes - doğruyu söyleyen kişi. aralara Latince kavramlar, bunların Türkçeleri ve bazı yerlerde de kullanılış farklılıkları verilmiş. Latinceye olan merakımdan dolayı bu yıldızlı kelimeler oldukça hoşuma gitti. Sıkılmadan okuyacağınız ve okudukça kendinizi geliştireceğiniz bir eser.
Kitap; okullarin, hastanelerin, hapishanelerin hep toplumu “disipline” etme amaciyla ortaya kondugu temeline dayanmaktadir. “Bir cins toplumsal karantina” demektedir bu duruma yazar. Kitabin baslari eski Avrupa ve özellikle Fransa’ daki mahkumlara verilen iskence cezalarinin infaz sahnelerinden bahsetmektedir. Oldukca rahatsiz edici sahneleri canlandirmakta gözünüzde. Ama gercekten yasanmis, tarihsel bir gercekliktir anlatilanlar ve hal böyle olunca bugünün degerini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Ancak boyle bahsettigime bakmayin, yazar oldukca zorluyor okurlarini zira kitap biraz agir kacabilir. Az biraz dikkatinizin dagilmasina izin vermiyor hemen anlasilmaz gelmeye basliyor konular. O yuzden okumasi oldukca zor ve sabir istiyor, bilginize.
Foucault 1955-60 yıllarında keşfettiğinde Raymond Roussel, pek bilinmeyen, garip bir yazardır; tuhaflıklara olan düşkünlüğü, soğuk esprileri, sıradışı kişiliği ve ürünlerinin tam anlamıyla norm dışı olması nedeniyle bir tek gerçeküstücüler fark etmişti onu. Hakkında bir inceleme yazmaya karar veren Foucault Roussel' in sözüm ona “ deliliğini ” şöyle tarif ediyor kitapta:

“ Roussel' in deliliği ancak bizim de deliliğimiz olduğu ölçüde, kendi içimizden değil, ait olduğumuz dünyadan ve o dünyayla kurduğumuz sapkın iletişim biçiminden gelen bir delilik olduğu ölçüde konuşur bizimle ”

“ Roussel hiçbir zaman kendi krizi için “ başkalarının gözünde bir delilik ” demez. O krizden kendini sıyırmaya çalışmaz asla. Aksine en azından bir süre için orada kendisine bir mesken bulduğunu gösterir: “ Birkaç ay boyunca olağanüstü şiddette bir aydınlık hissettim. ” Merkezi olduğu, merkezinde olduğu bir güneşin içeriden tecrübe edilmesidir bu. Başkalarının anlayışsızlığını bulmaz Roussel krizinin odağında; çarnaçar kopmuş olduğu ışıl ışıl aydınlık bir yuva diye bahseder ondan. Jules Verne' in eserlerinde gördüğü, bütün gerçek güneşleri gülünç düşüren küre budur. Ölümden sonraki ifşanın üstüne onu asmıştır. ”

Kitapta Foucault, Roussel' in labirentleri içinde kaybolduğunu çok çabuk fark ediyorsunuz. Okunması, dikkat isteyen kıymetli bir eser olmuş. Roussel' in kitaplarını okumadan önce okunması gereken kitap. Türkçe çevirilerinden "Locus Solus" önerilmiş. Her iki kitap için keyifli okumalar..
“Sadece söylediklerinin doğru olmasına değil, konuştuğun kimsenin bu doğruya katlanabilecek olmasına dikkat et.”(Seneca, s.124)

“Platon şöyle der: Cehalet insanlar için kötü olan her şeyin kök saldığı, filizlendiği ve koparanların ağzına acı bir tat bırakan meyvelerin yetiştiği topraktır.”(s.57)
Dili biraz tarz dışı olan Foucault' nun radyo programlarında veya derslerinde alenen talaffuz etmiş olduğu, daktiloya çekilmiş sözü esas almakta ve mümkün olduğunca sadık bir biçimini sunuyor.
1963 te ulusal yayın yapan Fransa Radyo Televizyon Kurumu Fransa III Radyosu'nun sunduğu 'Sözün Kullanımı programında deliliğin dilleri üzerine beş bölüm hazırlar. Kitapta;
Delilerin Sessizliği
Dil ve Delilik
Delirmiş Dil bölümleri yer alıyor.

2.Bölüm de, Edebiyat ve Dil adlı 1964 Brüksel tarihli konferansın iki oturumu var.

Son bölüm ise 1970 yılında verdiği "Sade Üzerine Konferanslar" iki oturum özenle hazırlanmış.

“Büyük Yabancı” kaçak bir yolcuymuş meğer.
Keyifli okumalar.
Foucault'nun 3 ciltden olusan bu sosyo/felsefik eseri Cinselliğin Tarihi'nde eski Yunan'dan günümüze bu olgu incelenmiş.
Foucault genelde olaylara iktidar/erk merkezli bakar. Burada da bu bakisin etkileri bariz görülmekte. Örnegin, iktidarlar hem cinselligi kontrol altina almak hem de ondan vergi geliri kazanmak için genelevler açmışlardir. Böylece erk, kendince bu olguyu legal hale getirmis hem de bu olgu üstünden devlete yeni bir gelir kapisi kazandirmistir. Cinselligin Tarihi'ni asil sekillendirenin insanin bizatihi kendisi degil de iktidarin oldugunu belirtir Foucault.İktidarlar bazen cinselligi yasaklamis ve bazen de serbest bırakmislardir.

Kitabin diline gelecek olursak, kitabin dili biraz agir. Felsefeciler edebiyatci olmadiklarindan bolca yanlislar gözlemlenmekte. Bazen sayfalar okuyup bir iki önerme ancak anlasilabiliniyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Michel Foucault
Tam adı:
Paul-Michel Foucault
Unvan:
Filozof
Doğum:
Poitiers , Fransa, 15 Ekim 1926
Ölüm:
Paris , Fransa, 25 Hazira 1984
Michel Foucault (Turkish: [miʃɛl fuko]; doğum adı Paul-Michel Foucault) (15 Ekim 1926 -25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.

Yazar istatistikleri

  • 375 okur beğendi.
  • 740 okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 2.143 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları