Murray Bookchin

Murray Bookchin

Yazar
8.7/10
39 Kişi
·
184
Okunma
·
42
Beğeni
·
2912
Gösterim
Adı:
Murray Bookchin
Unvan:
Amerikalı özgürlükçü sosyalist, siyaset felsefecisi, hatip ve yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 14 Ocak 1921
Ölüm:
Burlington, Vermont, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Temmuz 2006
Murray Bookchin ( d. 14 Ocak 1921- ö. 30 Temmuz 2006) özgürlükçü sosyalist, siyaset felsefecisi, hatip ve yazar. Özgürlükçü sosyalist ve ekolojikdüşünsel çizgide bulunan toplumsal ekoloji hareketinin kurucusu Bookchin anarşist gelenek ile çağdaş ekolojik bilincin sentezini kurması ile dikkatleri üzerine çekti. Bookchin siyaset, felsefe, tarih ve kentsel sorunlar üzerine iki düzine kitabın yazarıdır.

Bookchin radikal anti-kapitalist ve toplumsal özyönetimin sözünü esirgemez savunucusu idi. Yaşam alanlarının özgürlükçü özyönetimi üzerine yazıları ile Yeşil Hareket ve Reclaim the Streets gibi anti-kapitalist doğrudan eylem grupları üzerinde büyük etkisi oldu. "Derin ekoloji" ve "Sosyobiyoloji"nin biyolojik gerekirci düşünceleri gibi, yaşam merkezli felsefelerin sağlam eleştirilerini yaptı, ve Charlene Spretnak gibi "New Age" Yeşilleri üzerine eleştirisi 1990'larda Amerikan Yeşil hareketini etkileyen bölünmelere neden oldu.

Yaşam öyküsü ve yazıları

Bookchin göçmen Rusya yahudisi olan Nathan ve Rose (Kaluskaya) Bookchinlerin çocuğu olarak New York'ta doğdu, ve Marksist ideolojiyle çocukluğunda tanıştı. Komünist gençlik örgütü olan Young Pioneers'a dokuz yaşında katıldı. Fabrikalarda çalıştı ve Endüstriyel Örgütler Kongresi -Congress of Industrial Organizations- aracılığı ile çalışanların örgütlenmesinde görev aldı. 1930'ların sonunda, Stalinizmle yollarını ayırdı ve Contemporary Issues adlı yayını çıkaran bir grupla çalışarak Troçkizme yakınlaştı. Geleneksel Marksizm-Leninizm baskıları karşısında hayal kırıklığına uğrayan Bookchin 1950'lerde New York'ta Özgürlükçüler Birliği'nin kurulmasına yardım etti ve Anarşist oldu.

1950'ler ve 1960'lar boyunca, Bookchin işçi olarak aralarında demiryollarında yükleme işçiliğinin de bulunduğu birçok işte çalıştı. 1960’ların sonlarında Manhattan'da 1960’ların muhalif bir enstitüsü olan Özgür Üniversite’de ders vermeye başladı. Bu ona Mahwah’da -New Jersey- bulunan Ramapo Devlet Koleji’nde öğretim görevi kazanmasını sağladı. Aynı zamanda, Vermont’da Goddard Koleji bünyesinde 1971 yılında kurulan Toplumsal Ekoloji Enstitüsü’nün kurucuları arasında bulundu.

Our Synthetic Environment(Sentetik Çevremiz) adlı kitabı ‘Lewis Herber’ takma adı ile Rachel Carson’un Silent Spring (Sessiz Bahar) kitabından altı ay önce yayınlandı, kitabında çevre sorunlarını geniş çaplı ele aldı fakat siyasi radikalizmi nedeniyle çok az ilgi gördü. Çığır açan makalesi "Ekoloji ve Devrimci Düşünce" ile ekolojiyi radikal politik kavram olarak ortaya attı. 1960’ların diğer makaleleri, ekolojik teknolojiler konusunda yaratıcı düşüncelere öncülük etti. Birleşik Devletler’de birçok yerde verdiği derslerle, muhalif kültürün ekoloji kavramını geniş kitlelere tanıttı. 1969 yılında yazdığı yaygın olarak tekrar tekrar basılan makalesi “Dinle, Marksist!” ile Demokratik Bir Toplum için Öğrenciler’ grubunu, Marksist bir grubun onu ele geçirmesine karşı uyardı fakat sonuçsuz kaldı. Bu makaleler ve önemli etkiler yaratan diğer 1960-dönemi makaleleri Post Scarcity Anarchism (Kıtlık Sonrası Anarşizm) adlı eserde biraraya getirildi.

The Ecology of Freedom (Özgürlüğün Ekolojisi) 1982 yılında yayınlanan kitabı, Birleşik Devletler ve diğer ülkelerde ortaya çıkan ekolojik hareketler üzerinde derin etkilerde bulundu. Kentleşmeden Şehirlere (İlk olarak Kentleşmenin Yükselişi ve Yurttaşlığın Düşüşü adı ile yayınlandı) adlı kitabında politik felsefesini etkileyen ve özgürlükçü yerel yönetim kavramının uygulamasını tarif edendemokratik gelenekler üzerinde iz sürdü. Yirmi yıllık arkadaşı Janet Biehl tarafından yazılan daha ufak bir çalışma, Toplumsal Ekoloji Siyaseti kısaca bu düşünceleri özetler. 1999 yılında, Bookchin anarşizm ile bağlarını kopardı ve düşüncelerini komünalizm düşüncesi çerçevesine oturttu. Politik yazıları yanında, diyalektik naturalizm olarak adlandırdığı felsefi düşünceleri hakkında da geniş bir şekilde yazılar yazdı. Hegel’in, değişimin ve büyümenin gelişimsel felsefesini açıklığa kavuşturduğu diyalektik yazıları, Bookchin’e gore, onlara yaşayan –organik- hatta ekolojik yaklaşımı ödünç vermiştir. Sonraki felsefi yazıları, hümanizm, rasyonellik ve Aydınlanma’nın idealleri üzerine vurguda bulunur.

Önemli son yayınlanmış çalışması, dört ciltlik, Avrupa ve Amerikan devrimci hareketler içindeki özgürlükçü-liberter etkinin tarihi üzerine olan Üçüncü Devrim adlı eseridir. Ramapo’dan emekli olduktan sonra Bookchin Hoboken’dan –New Jersey- Vermont’a gitti ve zamanını yazılarına ve tüm dünyada gerçekleştirilen konferanslara adadı. 2004 yılına kadar ISE’de eğitim vermeye devam etti.

Ölümü

Bookchin, 2002'den beri kalbindeki ağrılardan sürekli şikayetçiydi. 2005'in Haziran ayından sonra ağrıları bitti. İyi olduğu konusunda haberler çıktı. Ancak 30 Temmuz 2006'da Burlington’da –Vermont- bulunan evinde 85 yaşında öldü. Yakınları, son zamanlarda tehditler aldığını ve otopsi yapılmasını istedi. Ancak otopsi yapılmadı ve ölüm nedenine 'kalp yetmezliği' dendi.
İnsanlar kendilerinden ‘yüksekte’ olduklarını varsaydıkları herhangi bir şeyin önünde diz çöktükleri zaman, hiyerarşi özgürlük karşısında ilk zaferini kazanmış olur; insanlar toplumsal tahakkümün kendilerine yükleyeceği tüm ağırlıkları sırtlanmaya hazır bir duruma düşerler.
Vahşi toplumsal patolojinin kendisi yerine bu patolojinin semptomlarına odaklanma eğiliminde oluruz ve çabalarımızı yaraları iyilestirmekten çok onları makyajla kapatmaya yarayan sınırlı hedeflere yöneltiriz.
Çağımızda radikallerin yeterince değerlendiremedikleri en zorlayıcı gerçek olgu belki de kapitalizmin bu gün yalnızca bir ekonomi olmayıp bir topluma dönüşmüş olmasıdır.
Toplumsal adaletsizliği ortadan kaldırabiliriz, ama toplumsal özgürlüğe ulaşamayız. Sınıfları ve sömürüyü ortadan kaldırabiliriz, ama hiyerarşi ve tahakkümün kısıtlamalarından kurtulamayız. Bir şeytan çıkarma ayini yapıyormuşcasına pis işlerimizden mal kazanımının ve birikimin ruhunu def edebiliriz, fakat yine de içimizi kemiren bir suçluluk duygusunun, duyumsallığının ahlaksızlığa duyulan analiz edilmesi güç bir inancın ve feragatın yükü altında ezilmeye devam ederiz.
Ne kadar iyi düşünülmüş olursa olsun küçük adımlar evrensel, küresel ve feci bir hal almış problemleri kısmi olarak dahi çözemez. Eğer kısmi 'çözümler’ denen birşey varsa bu sadece ekolojik krizin sabit doğasını gizlemek için kullanılan makyaj malzemesidir
Çoğu romantik görüşe rağmen, "Tabiat Ana'nın zorunlu olarak "en doğrusunu bilme" gibi bir durumu yoktur. Şirketler dünyasının faaliyetlerine karşı çıkmak,
naif bir biyomerkezci olmamızı gerektirmez. Aynı sebeple, insanlığın geleceği öngörme, rasyonel bir biçimde düşünme ve teknolojik yenilikler yapma potansiyelini övgüye değer bulmak da bizi insan-merkezci yapmaz.
Bugünlerde ekoloji hareketinde çok yaygın olan bu tarz moda kelimelerin yerli yersiz kullanımına,karşılıklı suçlamalara girişmek yerine düşünce ürünü bir tartışma yürüterek kesin bir son verilmelidir.
Zamanımızın çok rahatsızlık verici meselelerini tutarlı ve akılcı bir şekilde tartışmaya yönelik tüm ciddi girişimler, günümüzde hâkim olan ideolojik kaosa anlam vermeye yönelik samimi bir çaba olarak değil; bir psikopatoloji belirtisi olarak görülüyor. İronik bir şekilde, postmodernizm kendi Donkişotvari tarzı içinde, sık sık, istemeden, kendisine özgü; ama kendisi için anlaşılmaz olan bir tutarlılık adına çaba gösteriyor.
Murray Bookchin
Sayfa 27 - 1991 BASIMINA GİRİŞ Yirmi Yıl Sonra... Dengeli bir Bakış Açısı Arayışı
270 syf.
Sol düşünceyi benimseyen herkesin okuması gereken bir yazar Murray Bookchin. Yazarın birçok kitabı var ve solun geleceğini çizmek açısından çok değerli olduğunu düşünüyorum. Benim elime ilk olarak bu kitabı geçti. Düşüncelerini anlattığı birçok farklı makaleden oluşuyor kitap. Komünalizm, liberter belediyecilik, yerel yönetimler, ekolojik sorunlar vb konularda fikirlerini belirtmiş Bookchin. Kapitalizmin sanıldığının aksine her geçen gün daha da güçlendiği, çevre ve sağlık sorunlarının git gide arttığı dünyamızda, insanların kendi gelecekleri adına bir seçim yapmaları gerekiyor. İşe, Bookchin gibi yazarları okuyarak başlayabiliriz.
400 syf.
·Puan vermedi
Çoğu kişiye ağır gibi gelen ama okumaya başlanınca çok zevk alınan bir kitap. Doğayla uyumlu bir toplum ve yaşam için neler yapılabilir bunun üzerine tartışılmış. Çözüm önerileri çok ütopik gelsede insanın ufak da olsa ders çıkartıp uygulamaya geçmesi için ilaç niteliğinde
360 syf.
·Puan vermedi
MURRAY BOOKCHIN-İNSANLIĞI YENİDEN BÜYÜLEMEK-Çev: Gökhan Demir, Dünya Ahtem Öztogay-Sümer yayıcılık, (343 syf.)
ANTİ HÜMANİZME, MİZANTROPİYE, MİSTİSİZME VE İLKELCİLİĞE KARŞI İNSAN RUHUNUN SAVUNUSU

Kitabı tanıtmadan önce başlığında da yer alan bazı kavramların tanımını vermek istiyorum.

Anti hümanizm: Antihumanizm terimi filozofik antropoloji projesine muhalif bir kısım düşünür tarafından ortaya konmuş bir terimdir. “İnsan doğası” veya “insan”,”insanlık” gibi soyut kavramların tarihsel olarak göreceli oluşları ve esasen metafizik tabiatlı öğelere karşılık geldikleri iddiası ile reddi anti humanizm nosyonuna içseldir. Nietzsche on dokuzuncu yüzyılda Tanrı’nın ölümünü ilan etmiş ise Antihumanizm de yirminci yüzyılda insanın ölümünü ilan etmiştir.

Mizantropi: Mizantropi sözlük anlamıyla "insanlardan nefret etmek, ürkmek veya sevmemek " anlamına gelir. Bu görüş ve düşüncelerin etkin olduğu kimselere ise mizantropist denir.

Mistisizm: Doğaüstü güçlerin var bulunduğu ve bunlarla ilişki kurulabileceği temeline dayanan dinsel dünya görüşü.

İlkelcilik: İlkelcilik ya da primitivizm, insanlık tarihinin ilk dönemlerinde ya da ilkel insanlar arasında yaşamın çok daha iyi, dürüst ve etik olduğunu savunan bir inanç akımıdır. İlkelciliğe göre insan uygarlığının gelişmesi ve ilerlemesiyle bu değerler bozulmaya uğramıştır.

Bu kitap şu anda toplumu etkileyen en rahatsız edici durumlardan birini ele almaktadır: Genel anlamda sinirlerimize hakim olamamak. Türümüzün yaratıcı yeteneklerine azalan inancı yansıtan, derin kültürel rahatsızlıktan bahsediyorum. Gerçek anlamda kendimizden, benzersiz insan niteliklerimizden korkuyor gibiyiz. İnsanın kendine güvenindeki ve insanlık ile insan olmayan dünyayı yücelten etik olarak anlamlı yaşamlar yaratma becerimizdeki düşüşten muzdarip görünmekteyiz.

İnsan özgüvenindeki bu düşüş, şüphesiz ki yeni değil. Ortaçağ’da ve başka zamanlarda da insanın ahlaki dayanıklılığı ve kendisine saygısının azaldığı dönemler olmuştu. Ancak yine de bu dönemlerde, insan ruhunda, insanlığın ahlaki ve toplumsal kurtuluşuna dair bir inanç hala devam ediyordu. Eşitlikçi, adil, huzur içinde bir dünya tasavvuru bir şekilde yaşatılıyordu. Fakat üçüncü binyıl olarak şimdiki çağımız, çok farklı bir manevi ve toplumsal mesaj ilan etmektedir. Teknolojik gelişmeler, benzeri görülmemiş bir maddi güvenlik, serbest zaman, fiziksel esenlik ve doğal dünyayla olan ilişkilerimizin yeniden ir araya getirilmesi olasılığını sunsa da giderek artan sayıda yazar ve konuşmacı, bize teknolojideki ustalığımızın, aslen yaşamlarımızı, doğuştan var olan kibrimiz nedeniyle, doğal dünyaya entegre etmedeki korkutucu başarısızlığın kanıtı olduğunu söylüyorlar. Türümüz, diğer yaşam türleri için bir tehlike olarak görüldüğünden bize has böbürlenme ve kibir duygumuzu törpüleme ihtiyacı hissedilmekte. Türümüze güvenmeme konusunda yoğun bir eğitim başlamış durumda. İnsanın diğer canlıların yaşamına kast eden şeytani özellikleri olduğu ifade edilmekte, insan itibardan düşürülmektedir. Yoğun bir mizantropi algısı yaygınlaştırılmakta.

İnsanlar bu gezegenin ‘kanseri’ midir? Yeryüzünün ve tüm canlı türlerinin varlığını tehdit eden, evrimdeki bir anomali durumunu mu oluştururlar?

Bu sorular, insan ruhuna –akıl ve yenilik yaratma yetilerine- modern çağda neredeyse eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir hakaret anlamına gelir. Bunlara yönelik antihümanist tepki ise 18. Yüzyıl Aydınlanmasının geliştirdiği ve 19. Yüzyıldaki çeşitli sosyalizmlerin beslediği akıl, laiklik, bilim ve insanın evrenselliğine yönelik vurgunun yerini alan narsist bir mistisizm, mizantropi ve topluımsal bir dingincilik ortaya koyar.

Ömrü boyunca radikal ve öncü bir çevreci olan Murray Bookchin, bu sorulara ses getiren bir cevap vermişti, ‘Hayır!’ Anti-hümanizmin çeşitli biçimlerine yönelik çoğu zaman nükteli ve amansız eleştiriler içeren araştırmasında Bookchin, bizi kuşatan sorunların toplumsal irrasyonalizmden kaynaklandığını ve bu sorunların mistisizm ve dinginciliğe geri çekilmekle değil, yalnızca akıl ve hayal gücü ile çözülebileceğini ileri sürmektedir. Bookchin meselenin bizlerin fazlasıyla insan, akılcı ve medeni olmamızla değil, bilakis yeterince insan, akılcı ve medeni olmayışımızla ilgili olduğu hususunda uyarmaktadır. Derin ekolojistlerin, sosyobiyologların, Malthusçuların, ‘Gaiacıların’ ve çoğu postmodernistin biyolojist ve indirgemeci düşüncelerine kışkırtıcı bir biçimde meydan okuyan bu heyecanlı kitapta Bookchin, aydınlanmacı hümanizm adını verdiği şeyi önermektedir zamanımıza sinen ve bizi zayıflatan cesaret eksikliğine karşı düşünce, umut ve yenilenmeye yönelik bir mesaj.

Yazar, kitabın girişinde ‘okura uyarı’ bölümünde kapitalist tekellerin ve gericilerin ‘çevreciliği’ karalamak, engellemek, yok etmek üzere her tür girişimde bulunduklarını buna karşı herkesin ANTİ HÜMANİZME, MİZANTROPİYE, MİSTİSİZME VE İLKELCİLİĞE KARŞI İNSAN RUHUNUN SAVUNUSUnu yapması ve çevreciliğe destek olması gerektiğini ve bu tehlikelere karşı uyanık olması gerektiğini söylüyor.

Bookchın, ilk başta ‘İnsan Olmak’ kavramını tarihsellik içinde ele alıyor. İnsanı üstün kılan niteliklerine atıfta bulunuyor. Ardından altı başlık altında yukarıda adı geçen kavramların doğuşu ve gelişimi hakkında bilgi ve yorumlarda bulunuyor. Son iki bölümde bütün bu kavramların postmodernizme ait olduğunu söyleyerek bu fikri gelişimin aşamalarını ve başat düşünürlerini ele alıyor. Yazar, Heidegger, Nietzche, Derrida, Foucault ve Baudrillard gibi postmodern düşünürlerin bilinçli olarak zihin karışıklığı yarattıklarını, anlamı güçleştirdiklerini, bütün anlam ağlarını yok ettiklerini, nihilist, bilinmezci ve boşlukta bir algıyı muhkem kılmak istediklerini iddia ediyor. Bu bölümlerde adı geçen düşünürlere karşı önemli ve çok değerli eleştiriler var.

Sonuçta, kitabın ana fikri, insan türünün değersizleştirilmesinin amacı belli kötücül bir politika olduğunu ve temelde insanın metalaşması, hiçleşmesi, edilgenleşmesi ve güdülmesine hizmet ediyor, diyor. Murray Bookchın, kitap boyunca bu politikaya karşı argümanlarını savunuyor.

Konuya meraklı olanlar için anlamlı bir kitap…
128 syf.
·10/10
Kitap toplumun oluşum ve gelişim süreçlerini hangi süreçlerden geçerek tamladığını anlatıyor. Mesala erkeğin kadından üstün konuma gelmesinin sebebi insanların,grupların,kabilelerin kandavalarından dolayı veya çeşitli sebeplerinden dolayı birbirleriyle şavaşmaları sonucu kadınların iç işlere doğru geri çekilmesi ve daha sonra “hayvanların efendisi” olan erkelerin hayvanları evçilleştirerek tarlayı sürmede kullanmasıyla, kadının hakim ve üstün olduğu bahçe işleri ve toplayıçılıktan çekilerek üstünlüklerini kaybederek erkeklerin üstün olduğu bir toplumun geliştiğini anlatarak bugünkü kadın erkek eşitsizliğinin başlangıç noktasına değinmiştir. Kitapta İspanyol devrimine de değinmiştir. Katolanyadaki, özellikle de bölgenin başkenti Barselona’daki işçiler general Franscisco Franco’nun küvetlerini yenilgiye uğratarak katolanyanın tüm kontrollünü ele geçirdiklerini işlerin sendika derneklerinin(CNT) liderlerine yönetimi tamamen ele geçirip bütün sistemi kontrol ettikleri bir sırada iktidarı cnt yönetimine devrettikleri ve daha sonra cnt liderleri iktidarı anlamsız bir şekilde onça mücadeleden sonra eceli düşmanlarına burjuva devletine geri devrettikleri bunun sebebi cnt genel kurulunun asıl amacının iktidarı ele geçirip yönetmek değil iktidarın doğru bir şey olmadı düşüncesiyle iktidarı tamamen ortada kaldırmak olduğu için iktidarı ele geçirdikten sonra nasıl yönetiçeklerine dahil bir planları olmadığından dolayı yönetimi kendi elleriyle devretmişlerdir. Kısa bir süre sonra cnt sendika işçileri tekrar ayaklanmıştır ve binlerçe işçi öldürülmüştür.Binlerçe sendika işçisinin öldürüldüğü sıra cnt sendika genel kurulu liderlerinin bazıları burjuva devletinde bakanlık yapmaktadır.
özgürlüğün kapılarının ardında yatan imkanları ve o kapıların önünde duran engellerin kimlikleri hakkında bilgi veren, tarih, felsefe, sosyoloji ve psikoloji incelemesi olarak bakunin ve kropotkin karması kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Murray Bookchin
Unvan:
Amerikalı özgürlükçü sosyalist, siyaset felsefecisi, hatip ve yazar
Doğum:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 14 Ocak 1921
Ölüm:
Burlington, Vermont, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Temmuz 2006
Murray Bookchin ( d. 14 Ocak 1921- ö. 30 Temmuz 2006) özgürlükçü sosyalist, siyaset felsefecisi, hatip ve yazar. Özgürlükçü sosyalist ve ekolojikdüşünsel çizgide bulunan toplumsal ekoloji hareketinin kurucusu Bookchin anarşist gelenek ile çağdaş ekolojik bilincin sentezini kurması ile dikkatleri üzerine çekti. Bookchin siyaset, felsefe, tarih ve kentsel sorunlar üzerine iki düzine kitabın yazarıdır.

Bookchin radikal anti-kapitalist ve toplumsal özyönetimin sözünü esirgemez savunucusu idi. Yaşam alanlarının özgürlükçü özyönetimi üzerine yazıları ile Yeşil Hareket ve Reclaim the Streets gibi anti-kapitalist doğrudan eylem grupları üzerinde büyük etkisi oldu. "Derin ekoloji" ve "Sosyobiyoloji"nin biyolojik gerekirci düşünceleri gibi, yaşam merkezli felsefelerin sağlam eleştirilerini yaptı, ve Charlene Spretnak gibi "New Age" Yeşilleri üzerine eleştirisi 1990'larda Amerikan Yeşil hareketini etkileyen bölünmelere neden oldu.

Yaşam öyküsü ve yazıları

Bookchin göçmen Rusya yahudisi olan Nathan ve Rose (Kaluskaya) Bookchinlerin çocuğu olarak New York'ta doğdu, ve Marksist ideolojiyle çocukluğunda tanıştı. Komünist gençlik örgütü olan Young Pioneers'a dokuz yaşında katıldı. Fabrikalarda çalıştı ve Endüstriyel Örgütler Kongresi -Congress of Industrial Organizations- aracılığı ile çalışanların örgütlenmesinde görev aldı. 1930'ların sonunda, Stalinizmle yollarını ayırdı ve Contemporary Issues adlı yayını çıkaran bir grupla çalışarak Troçkizme yakınlaştı. Geleneksel Marksizm-Leninizm baskıları karşısında hayal kırıklığına uğrayan Bookchin 1950'lerde New York'ta Özgürlükçüler Birliği'nin kurulmasına yardım etti ve Anarşist oldu.

1950'ler ve 1960'lar boyunca, Bookchin işçi olarak aralarında demiryollarında yükleme işçiliğinin de bulunduğu birçok işte çalıştı. 1960’ların sonlarında Manhattan'da 1960’ların muhalif bir enstitüsü olan Özgür Üniversite’de ders vermeye başladı. Bu ona Mahwah’da -New Jersey- bulunan Ramapo Devlet Koleji’nde öğretim görevi kazanmasını sağladı. Aynı zamanda, Vermont’da Goddard Koleji bünyesinde 1971 yılında kurulan Toplumsal Ekoloji Enstitüsü’nün kurucuları arasında bulundu.

Our Synthetic Environment(Sentetik Çevremiz) adlı kitabı ‘Lewis Herber’ takma adı ile Rachel Carson’un Silent Spring (Sessiz Bahar) kitabından altı ay önce yayınlandı, kitabında çevre sorunlarını geniş çaplı ele aldı fakat siyasi radikalizmi nedeniyle çok az ilgi gördü. Çığır açan makalesi "Ekoloji ve Devrimci Düşünce" ile ekolojiyi radikal politik kavram olarak ortaya attı. 1960’ların diğer makaleleri, ekolojik teknolojiler konusunda yaratıcı düşüncelere öncülük etti. Birleşik Devletler’de birçok yerde verdiği derslerle, muhalif kültürün ekoloji kavramını geniş kitlelere tanıttı. 1969 yılında yazdığı yaygın olarak tekrar tekrar basılan makalesi “Dinle, Marksist!” ile Demokratik Bir Toplum için Öğrenciler’ grubunu, Marksist bir grubun onu ele geçirmesine karşı uyardı fakat sonuçsuz kaldı. Bu makaleler ve önemli etkiler yaratan diğer 1960-dönemi makaleleri Post Scarcity Anarchism (Kıtlık Sonrası Anarşizm) adlı eserde biraraya getirildi.

The Ecology of Freedom (Özgürlüğün Ekolojisi) 1982 yılında yayınlanan kitabı, Birleşik Devletler ve diğer ülkelerde ortaya çıkan ekolojik hareketler üzerinde derin etkilerde bulundu. Kentleşmeden Şehirlere (İlk olarak Kentleşmenin Yükselişi ve Yurttaşlığın Düşüşü adı ile yayınlandı) adlı kitabında politik felsefesini etkileyen ve özgürlükçü yerel yönetim kavramının uygulamasını tarif edendemokratik gelenekler üzerinde iz sürdü. Yirmi yıllık arkadaşı Janet Biehl tarafından yazılan daha ufak bir çalışma, Toplumsal Ekoloji Siyaseti kısaca bu düşünceleri özetler. 1999 yılında, Bookchin anarşizm ile bağlarını kopardı ve düşüncelerini komünalizm düşüncesi çerçevesine oturttu. Politik yazıları yanında, diyalektik naturalizm olarak adlandırdığı felsefi düşünceleri hakkında da geniş bir şekilde yazılar yazdı. Hegel’in, değişimin ve büyümenin gelişimsel felsefesini açıklığa kavuşturduğu diyalektik yazıları, Bookchin’e gore, onlara yaşayan –organik- hatta ekolojik yaklaşımı ödünç vermiştir. Sonraki felsefi yazıları, hümanizm, rasyonellik ve Aydınlanma’nın idealleri üzerine vurguda bulunur.

Önemli son yayınlanmış çalışması, dört ciltlik, Avrupa ve Amerikan devrimci hareketler içindeki özgürlükçü-liberter etkinin tarihi üzerine olan Üçüncü Devrim adlı eseridir. Ramapo’dan emekli olduktan sonra Bookchin Hoboken’dan –New Jersey- Vermont’a gitti ve zamanını yazılarına ve tüm dünyada gerçekleştirilen konferanslara adadı. 2004 yılına kadar ISE’de eğitim vermeye devam etti.

Ölümü

Bookchin, 2002'den beri kalbindeki ağrılardan sürekli şikayetçiydi. 2005'in Haziran ayından sonra ağrıları bitti. İyi olduğu konusunda haberler çıktı. Ancak 30 Temmuz 2006'da Burlington’da –Vermont- bulunan evinde 85 yaşında öldü. Yakınları, son zamanlarda tehditler aldığını ve otopsi yapılmasını istedi. Ancak otopsi yapılmadı ve ölüm nedenine 'kalp yetmezliği' dendi.

Yazar istatistikleri

  • 42 okur beğendi.
  • 184 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 366 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.