Necib Mahfuz

Necib Mahfuz

Yazar
8.0/10
965 Kişi
·
2.859
Okunma
·
281
Beğeni
·
11051
Gösterim
Adı:
Necib Mahfuz
Unvan:
1988 Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Mısırlı Yazar
Doğum:
Kahire, Mısır, 11 Aralık 1911
Ölüm:
Kahire, Mısır, 30 Ağustos 2006
Necib Mahfuz (Mısır telaffuz: [næˈɡiːb mɑħˈfuːzˤ]), 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mısırlı yazardır (11 Aralık 1911 - 30 Ağustos 2006). Nobel ödülü kazanan ilk müslüman ve tek Arap yazardır. "Ortadoğu'nun Balzac'ı" olarak tanınır. Hayatı Mahfuz, Kahire'nin Cemaliye bölgesinde 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir tüccarın oğlu olan Mahfuz, adını kendisini doğurtan Profesör Necib Paşa Mahfuz'dan aldı. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350 küsur kısa hikâye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire'nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insaları anlattı; pek çok kitabı Arap fimlerine konu oldu. Edebiyata olan ilgisi, 1920'lerde Mustafa Lutfi el-Manfuluti'nin makale ve şiirlerini okumasıyla başlanıştı. Abbas Mahmud el-Akkad, Taha Hüseyin, İbrahim el-Mazinî, M. Hüseyin Heykel, ilk dönemde kendilerinden en çok etkilendiği yazarlar arasındadır. Yazı hayatına, 1928'de Selame Musa'nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı değini yazıları ve öykülerle başladı. Kahire Üniversitesi'nde felsefe öğremi gören Mahfuz'un ilk romanı Abes el-Akdar 1939'da yayımlandı. 1957'de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap edebiyatının tanınmış bir ismi oldu. Bu üçlemede Kahire'de yaşayan bir ailenin üç kuşağının 1. Dünya Savaşı ve 1952'deki Nasır darbesine kadar olan dönemde yaşadıklarını ve Mısır toplumununu değişimini anlattı. Değişik kurumlarda çalışan Mahfuz, en son Kültür Bakanlığında müsteşar olarak görev yaptı. 1971'de söz konusu görevinden emekli olmasından sonra, el-Ahram gazetesinde yazar olarak çalışmıştır. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'a İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten ötürü birçok Arap ülkesinde kitapları yasaklandı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra bu yasaklar kalktı. 1989 yılında Mısırlı köktendinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire'deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan yaralı kurtulan Mahfuz, sağ kolundaki sinirler zedelendiği için yazmakta büyük güçlük çekmeye başladıysa da ilerleyen yaşına rağmen edebiyattan kopmadı ve kısa hikâyeler yazmaya devam etti. 2006 Temmuz'unda düşerek kafasından yaralandı. 30 Ağustos 2006 günü Kahire'de 95 yaşında vefat etti. Mahfuz ülser, böbrek ve kalp rahatsızlıklarından mustaripti. 31 Ağustos 2006 günü Kahire'de devlet töreniyle uğurlandı.
Gecenin ardından gün nasıl doğuyorsa adaletsizlik de bir gün son bulacaktır. Zorbalığın ölümünü de göreceğiz, ...
Necib Mahfuz
Sayfa 453 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 11. Basım 2019
"Korku ölümü uzak tutmuyor, hayatı uzak tutuyor! Ey sokak halkı, siz yaşamıyorsunuz, ölümden korktuğunuz sürece hayatınız olmayacak, ..."
Necib Mahfuz
Sayfa 448 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 11. Basım 2019
"...sevginin adaletin ve saygının aranızda hüküm sürmesine izin verin, böylece hiçbir suç işlenmez."
Necib Mahfuz
Sayfa 168 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 11. Basım 2019
"Neden tutuklandım?"
...

"Marx ile Lenin adındaki iki saygın beyefendiye kadar uzanan bir nedeni var."
Necib Mahfuz
Sayfa 69 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 3. Basım 2019
304 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Necip Mahfuz Nöbel ödülünü kazanan ilk Arap olarak biliniyor. Aynı zamanda kendisi “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak nitelendiriliyor. Yaşadığı döneme oldukça fazla eser bırakan Necip Mahfuz , üretken ve nitelikli eser vermeyi başaran yazarlarımız arasında.

Midak Sokağı 1988 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Necip Mahfuz’a kazandıran eseri olmuştur. Necip Mahfuz yaşadığı sokağı çok sevmekte olup , birçok kez yaşadığı alandan ayrılmayı zorunlu nedenlerle bile olsa kabul etmeyen bir yazardır. Midak Sokağını da kendi sokağıyla özdeşleştirdiği aşikardır.

Midak Sokağında yaşayan her birey ilmik ilmik işlenmiş. Karakterleri bu romandan çıkarsanız bile , o karakterlerin tek başlarına bir romanı yazılabilir. Çok yönlü , kendi içlerinde değişen ve gelişen karakterlerin bolluğu tabii ki biz okuyucuya bir başka tat veriyor.

Romanın ele aldığı konulara çok da yabancı değiliz aslında. Bir sokaktaki insanların birbirinden ayrılan duvarlarla nasıl değiştiği ya da ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl birleşebildiğini , aynı dedikodu etrafında nasıl şekere koşan karınca kolonisi gibi koştuklarını , “namus” adı verilen saçma sapan bir kavram ardına nasıl düştüklerini mükemmel bir dille anlatmış.

Hamide ve Abbas romanın iki zıt karakteri zoraki bir aşk çerçevesi altında buluşturuyorlar. Hamide tüm değerlerin yıkımını sembolize ediyor. Anne olmayı , evlenmeyi reddeden , erkeklerden hoşlandığını kabul eden ve kaderinin ayağına gelmesini değil de kaderini oluşturmayı tercih eden , halk arasında adı “Orospu” olan oldukça dinamik bir karakter. Abbas ise mahallesine aşık, saf ve Hamide için yanıp tutuşan bir delikanlı. İkisinin arasındaki ilişki çoğu zaman ilkel benlikle toplumun savaşını bize izlettiriyor ve biz bir taraf tutmakta çok zorlanıyoruz. Vicdanımız ve gerçek benliğimiz arasında sıkışıp kalıyoruz.

Bu Müslüman mahallesinde yok yok. Bir kere dilencilik büyük bir geçim kaynağı, Zaita insanları sakatlamakta usta olan aynı zamanda yan komşusu Hüsniye’ye aşık bir kadın. Dilenci olarak büyümüş ve bu işin inceliklerini gayet iyi bilmekte. Mahallenin dişçisi olan Dr. Buji ile iş arkadaşı . Dr Buşi mahallenin dişçisi ve taktığı altın dişlerle meşhur , bu dişleri nereden bulduğunu tahmin edersiniz ) Kendini yeni peygamber sanan ve vahiylerin ona İngilizce geldiğini düşünen Şeyh Derviş, kendini her şeyin sorumlusu sanan , mahallede herkesin ondan akıl aldığı , her işe burnunu dini kullanarak sokan ve iyi bir insan olduğunu düşünen Rıdvan Hüseyni, para babası ve kendinden yaşça küçük olan Hamideye olan arzusuyla kafayı bozmuş , cinsel gücünü her daim zirvede tutmak için değişik ilaçlar içmesiyle meşhur olan yaşlı ve zengin Salim Elvan, çöpçatanlığı ile bilinen Ümmü Hamide , ton ton tatlıcı Kamil Amca ,eşcinsel kahveci Kirşa ve İngiliz askerleri ve savaş ve Hitler’in gücünden kazanan kimseler , Hitler’in çöküşüyle yerle yeksan olanlardan oluşan bu mahallede ağızlarda Allah , evler de olanlar ise işte belirttiğim gibi …

Çok çok güzel bir toplum eleştirisi , bizim toplumumuzun üzerine bu kitabı bir puzzle parçası olarak koysan sırıtmaz , o derece bizden bir kitap. Okuyun , okutturun , tanıyın bu yazarı. Yaşadığı dönemde adına ölüm fermanı çıkartılan bir yazar kendisi , çok çok kıymetli. Zaman az , okunacak kitap çok, bu kitabı mutlaka listelerinize ekleyin.
144 syf.
·3 günde·8/10
NECİB MAHFUZ VE KİTAP YASAKLAMA HAKKINDA

1000k'dan önce yazarın hayatını öğrenme, düşünceleri ışığında eserleri ile buluşma gibi bir hedefim olmamıştı hiç. Şimdi ise kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm olgu. Necib Mahfuz 1988 Nobel ödüllü, Mısır orijinli ve zamanında kitapları yasaklanmış, hakkında 'fetva' verilmiş bir yazar. Aziz Nesin'in Salman Rushdie'ye ait Şeytan Ayetleri kitabını çevirmesine ilişkin tartışmalar sonrası radyoda kendini savunduğu sırada 93 yılında çevirmek istediğini söylediği kitap da Mahfuz'un Cebelavi Sokağı'nın Çocukları. Hatta Mahfuz için Cebelavi Çocukları olmasaydı Şeytan Ayetleri yazılamazdı denmiş ve yazar 1994 yılında kılpayı ölümden dönmüş. ( Şeytan Ayetleri'nin Türkçesi basıldı mı bilemiyorum.)

Türkiye’de de kitapları toplatmak, yasaklamak ya da yazarlarını yargılamak, hedef göstermek sıradan olaylar. Tüm yasaklanan kitaplar diye bir liste yapılsaydı karşımıza sadece kitap isimlerinden oluşsa bile muhtemelen bir kaç cilti bulacak bir seri çıkardı. Çünkü sadece Türkiye'de bugüne kadar olanlar 23000'i geçmiş durumdaymış.

Genel olarak bazı sebepler ön plana çıkıyor yasaklama mevzusunda. Halkı suça teşvik etmesi, halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmesi, müstehcen olması, komünizm/siyonizm/..izm propagandası yapması, dine saldırı/dini değerleri aşağılaması en popüler nedenler. Mesela Bülbülü Öldürmek 'ırkçılık' içerdiği için, Alice Harikalar Diyarında 'hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı' gibi trajikomik sebeplerle çeşitli ülkelerde yasaklanmış.

Şimdi asıl soru bazı kitaplar yasaklanmalı mı ya da her kitap illa basılmalı mıdır? Bazı kısımları çıkartılması uygun mudur? Şu aralar Ankara grubunda Şibumi okunduğu için örnek ondan verilebilir, çıplak elle adam öldürme vs. (Gerçi Tuco Herrera sansürsüz ilk basımına sahipmiş :)) durması gereken kısımlar mıdır? Manevi değerleri aşağılamada bir sınır var mıdır yoksa sınırsız bir özgürlük içinde yazanlara hoşgörü mü duymamız gerekir? Şartlı, amalı cevaplarım, kırmızı çizgilerim var benim de bir çoğumuz gibi.

Kitaba gelirsek akıcı, sürükleyici, meraklandırıcı bir konusu, dört koldan bilinç akışı ile, iç monologlarla dolu, bir günümüzde, bir geçmişte seyreden bir anlatımı var. Beğenilmeyecek gibi değil. Sadece önemli bir sorun güzide ülkemizde Arapça aslından çeviren bulunamadığı için sanırım İngilizce'den çevrilmiş Kırmızı Kedi Yayınevi'nde. Lanet olsun'lar havada uçuşuyor.

https://1000kitap.com/neco_z in #29041902 etkinliğiyle okudum. Nobel ödüllü yazarlara beklerim hepinizi.
98 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Yazar bu kitabında, Kahire'de eski bir dansöz tarafından işletilen ve müdavimleri, Kurunfula adlı bu kadınla bir şekilde bağlantısı olan kişilerden meydana gelmiş bir kahveye götürüyor bizi.

Kahvenin müdavimleri arasında Kurunfula'nın eski cazibesine kapılmış yaşlı insanlar olduğu gibi bir grup da genç insan bulunmaktadır. Dönem ise 1967 yılı Arap - İsrail Savaşının olduğu sıralardır. Yazar bu dönemdeki insanların yaşadıklarını ve düşüncelerini bize çeşitli şekilde aktarmaktadır.

Ama asıl anlatılmak istenen olay, 1952 yılındaki devrimin masum bir devrim olmadığı ve dünyadaki bütün emsalleri gibi o devrimin de baskı, şiddet, işkence ve cinayetler başta olmak üzere birçok kötülüğü de beraberinde taşıdığıdır. Ve bütün bunların izlerinin de 1967 yılında bile hala devam etmekte olduğudur.

Kısaca söylemek gerekirse, bir kahvedeki insanların yaşantısından kesitler sunulan yazarın bu kitabı da, müthiş derecedeki akıcılığından dolayı bir çırpıda okunup bitiriliyor.

Yazarın bu kısa kitabını da , ben diğer kitapları gibi beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
304 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
1988 yılında nobel edebiyat ödülü alan ve bu ödülü almış ilk müslüman yazar olan Necip Mahfuz'un okuduğum ilk kitabı.Ve açıkça itiraf etmeliyim ki yazarın yazım tekniğine,anlatımına hayran kaldım.sanki bir kitap yazmamışta,eline kalemi kağıdı almış herhangi bir şey konuşur gibi çok rahat bir şekilde başlamış yazmaya ve karalamasız,müsveddesiz direkt yazıp bitirmiş gibi bir his bıraktı bende.Kitap o kadar akıcı ki,hani bir deyim vardır ya; su gibi akıp gidiyor diye işte aynen öyle.300 sayfalık kitabı iki oturma da bitirdim çıktım.insan elinden bırakamıyor.kitap ta 1940 lı yıllar da ,daha doğrusu ikinci dünya savaşı yıllarında,Mısır'ın Kahire şehrindeki küçük bir sokaktaki insanların,yaşantıları, birbirleriyle ve sokak dışı kesimdeki insanlarla olan ilişkileri anlatılıyor.karakterler o kadar iyi seçilmiş ki neredeyse her çeşit insana rastlamak mümkün.ama başta da dediğim gibi benim için yazarın yazış özelliği daha çok ön plana çıktı.eğer diğer kitapları da bu şekilde güzel,net ve akıcı bir dille yazılmış ise, ben daha çoook Necip Mahfuz eseri okurum gibi geliyor bana.
456 syf.
·Beğendi·10/10
Mısırlı yazar Necip Mahfuz'un başyapıtı. Eser Dinler tarihinin allegorik bir şekilde romanlaştırılmış hali. Çok sade bir üslüp ve zekice bir kurgulamayla örülü bu romanda yazar çöl kıyısında kurulu bir sokağın tarihi üzerinden insanlığın inanç gelişimini yansıtıyor. Eserdeki karakterlerin karşılıkları şöyle:
Cebelavi: Allah
Edhem: Hz.Adem
Umayma: Havva
İdris: Şeytan
--Cebelavi mülklerinin yönetimini bir köleden olma küçük oğlu Edhem'e vereceğini söyleyince soylu bir kadından olma en büyük oğlu İdris babasına isyan eder. Tıpkı şeytanın, insanı değersiz görüp Allah'a isyan etmesi gibi. Hatta Cebelavi, Edhem için o sizden farklı olarak okuma yazma biliyor der. Adem'e isimlerin öğretilmesine atıf yapılarak. İdris'in konaktan kovulması şeytanın cennetten kovulmasına karşılık gelir. Zaten konağın bahçesinin tasviri cennete benzer. İdris, Edhem'i yasaklı kitaba bakmak için kandırmaya çalışır. Edhem kararsız kaldığı esnada Umayma'da kitaba bakması konusunda onu kışkırtır. Tıpkı Havva'nın yasak meyveyi yeme konusunda Adem'i kışkırtması gibi. Sonunda yakalandıklarında da Cennetten yani konaktan kovulurlar.

Bu noktada ilginç bir gönderme de Edhem'in sürekli konağı özlemesine yapılır. Edhem sürekli babası tarafından affedilmeyi ve konağa geri dönmeyi ister. Hep oranın hayalini kurar. Orası bir bakıma ruhlar alemidir ve her ruhun dönmek istediği yerdir.

Eserin Allah-Adem-Şeytan ile ilintili bu ilk bölümü ile "Arif" adındaki son bölümü bence en iyi kısımları. Diğer bölümlerin kötü olduğunu söylemiyorum ama hikaye tanıdık olunca bildiğiniz sonu bekliyorsunuz biraz.

Kadri: Kabil
Hümam: Habil
Cebel: Hz.Musa (Musa nasıl Firavun'un sarayında büyümüşse Cebel de vekilharcın konağında büyümüştür.)
Rıfat: Hz.İsa
Yasemin: Yahuda
Kasım: Hz. Muhammed
Kamer: Hz.Hatice
Sadık: Hz.Ebubekir (İsim seçiminde Ebubekir'in sadakatine gönderme yapılmış)
Hasan: Hz.Ali
Arif: Bilim
Vekilharçlar-Çete liderleri: Devletler, dini önderler, yöneticiler, firavunlar vs.
304 syf.
·18 günde·7/10
Farklı kültürler ve yazarları merak ettiğim bu dönemde Mısırlı yazar Necib Mahfuz’la tanıştım. Kendisine nobel kazandıran bu kitapta bizim eski mahalle kültürümüze benzer şekilde bir mahallenin sıcak insanları ve rutinini anlatmış.Yoksulluk ve tekdüze hayat karşısında bunalan Hamide bu sokaktan kurtulmak için tek kurtuluş yolunun para bulmak olduğunu bilir ve bu yolda her seçeneği mübah sayar. Mısır halkının kadına bakış açısını sosyal hayatını ve ikinci dünya savaşı dönemini satır aralarında güzel işlemiş olan kitapta olay örgüsünün daha etkileyici bir sonla bitmesini tercih ederdim. Kitapta altı çizilecek çok fazla cümle olmasa da senaryo olarak güzel bir hikaye diyebilirim. İyi okumalar..
448 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Necib Mahfuz, Kahire üçlemesi serisinin bu ikinci kitabında, Ahmet Abdülcevat ve ailesini anlatmaya devam ediyor.

Aradan yıllar geçmiş, aileye yeni üyeler katılmış. Aileden ve çevresindeki insanlardan maalesef ki gerek ölümler ve gerekse başka sebeplerden dolayı ayrılanlar olmuştur. Artık 1910 lu yıllar gerilerde kalmış, 1920 li yıllar yaşanmaktadır.

Serinin bu ikinci kitabı olan Şevk Sarayının ilk üçte birlik bölümünde yazar, ailenin yıllar sonraki bu yeni şeklini özetledikten sonra, son üçte ikilik kısmında esas olaylara giriyor. Saray Gezisinde Ahmet Abdülcevat ön planda olarak tüm aile fertleri , geniş bir şekilde anlatılırken, Şevk Sarayında ağırlıklı olarak olaylar, Ahmet Abdülcevat, Yasin ve Kemal üzerinden kurgulanmaktadır. Diğer aile fertleri ve kişiler sadece gerektiği ölçüde anlatılmaktadır. Dönemin gelişen siyasi olaylarına ise daha nadir ve satır aralıklarında yer verilmektedir.

Sonuç olarak, Şevk Sarayı da beğenerek okuduğum kitaplar arasında yerini aldı. Okunmasını da tavsiye ederim.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Necib Mahfuz bu kitabında, Mısır'da 1952 yılında yaşanan ihtilal sonrasında siyasi bir üst düzey yöneticinin yaşamında oluşan dramatik değişiklikleri anlatıyor.

İhtilal öncesi iktidarda bulunan partiye ait hükümette üst düzey bir bürokrat olarak görev yapan İsa'nın, gelen ihtilalle hayatı birden bire alt üst olmuştur. Önce işini kaybetmiş arkasından da çok sevdiği nişanlısından ayrılmak zorunda kalmıştır. Başına gelenler, sadece bunlarla kalmayıp başta yaşadığı yer ve yaşam şekli değişikliği olmak üzere bir çok dramatik olayı da beraberinde yaşamasına sebep olmuştur.

Yazar bir yandan bunları anlatırken, diğer yandan Mısır tarihinde önemli bir dönem olan ''Süveyş Kanalının Millileştirilmesi'' olayı sırasında yaşananları da bizlere karakterler üzerinden yansıtmaktadır.

Necib Mahfuz'un kendine has akıcı anlatımıyla kolayca okunan kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir ailenin ve Mısır'ın yaklaşık 40 yıl süren bir dönemini anlatan, Kahire Üçlemesi adlı serinin son kitabı. ,''Assolistler hep en son çıkarlar'' deyimi ve gerçeği vardır ya, işte Necib Mahfuz tam bu söze uygun olarak seriyi böylesine muhteşem bir kitapla sonlandırmış.

Şeker Sokağın da artık torunlar büyümüş olduğundan , ağırlıklı olarak, onların yaşamı da dahil edilerek , aileden geriye kalanların dramları ve yine dönemin siyasi olayları anlatılmakta. Yazar müthiş bir ustalıkla adeta ''bundan önceki bin sayfa tutan iki kitabı size, bu kitaba ve bu sona hazırlık için okuttum ''der gibi yazmış. Serinin kitaplarının hepsi ayrı ayrı anlatımlar ve özellikler taşısa da, ortak yönleri hepsinin de harika olması. Ama en muhteşemi,en vurucusu bana göre bu son kitap olan Şeker Sokağı. İnanın bana insanı bir çok yönden aşırı derecede etkiliyor.

Kahire Üçlemesi insanlara, o kadar çok mesajlar veriyor ki bunu 1300 sayfa tutan seriyi bitirdiğinizde daha çok farkediyorsunuz. Aslında bu serinin tamamı hakkında ayrıca bir inceleme yazısı yazmanın daha doğru olacağı kanısındayım. Ama şu anda yazamayacağım.

Mutlaka okunması gereken bir üçlü kitap serisi diyerek sözlerimi noktalıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Necib Mahfuz
Unvan:
1988 Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Mısırlı Yazar
Doğum:
Kahire, Mısır, 11 Aralık 1911
Ölüm:
Kahire, Mısır, 30 Ağustos 2006
Necib Mahfuz (Mısır telaffuz: [næˈɡiːb mɑħˈfuːzˤ]), 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mısırlı yazardır (11 Aralık 1911 - 30 Ağustos 2006). Nobel ödülü kazanan ilk müslüman ve tek Arap yazardır. "Ortadoğu'nun Balzac'ı" olarak tanınır. Hayatı Mahfuz, Kahire'nin Cemaliye bölgesinde 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir tüccarın oğlu olan Mahfuz, adını kendisini doğurtan Profesör Necib Paşa Mahfuz'dan aldı. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350 küsur kısa hikâye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire'nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insaları anlattı; pek çok kitabı Arap fimlerine konu oldu. Edebiyata olan ilgisi, 1920'lerde Mustafa Lutfi el-Manfuluti'nin makale ve şiirlerini okumasıyla başlanıştı. Abbas Mahmud el-Akkad, Taha Hüseyin, İbrahim el-Mazinî, M. Hüseyin Heykel, ilk dönemde kendilerinden en çok etkilendiği yazarlar arasındadır. Yazı hayatına, 1928'de Selame Musa'nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı değini yazıları ve öykülerle başladı. Kahire Üniversitesi'nde felsefe öğremi gören Mahfuz'un ilk romanı Abes el-Akdar 1939'da yayımlandı. 1957'de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap edebiyatının tanınmış bir ismi oldu. Bu üçlemede Kahire'de yaşayan bir ailenin üç kuşağının 1. Dünya Savaşı ve 1952'deki Nasır darbesine kadar olan dönemde yaşadıklarını ve Mısır toplumununu değişimini anlattı. Değişik kurumlarda çalışan Mahfuz, en son Kültür Bakanlığında müsteşar olarak görev yaptı. 1971'de söz konusu görevinden emekli olmasından sonra, el-Ahram gazetesinde yazar olarak çalışmıştır. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'a İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten ötürü birçok Arap ülkesinde kitapları yasaklandı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra bu yasaklar kalktı. 1989 yılında Mısırlı köktendinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire'deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan yaralı kurtulan Mahfuz, sağ kolundaki sinirler zedelendiği için yazmakta büyük güçlük çekmeye başladıysa da ilerleyen yaşına rağmen edebiyattan kopmadı ve kısa hikâyeler yazmaya devam etti. 2006 Temmuz'unda düşerek kafasından yaralandı. 30 Ağustos 2006 günü Kahire'de 95 yaşında vefat etti. Mahfuz ülser, böbrek ve kalp rahatsızlıklarından mustaripti. 31 Ağustos 2006 günü Kahire'de devlet töreniyle uğurlandı.

Yazar istatistikleri

  • 281 okur beğendi.
  • 2.859 okur okudu.
  • 86 okur okuyor.
  • 1.546 okur okuyacak.
  • 35 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları