Severek okudum. Herkese tavsiye ediyorum. "Mucize" kitabını sevdiyseniz bu kitaba da bayılacaksınız. Zaman zaman güldüren, zaman zaman yürek parçalayan bu hikâye, iki ana kahramanın bakış açılarından anlatılıyor... İç içe geçen öyküleri okurları zorbalık, gericilik ve hoşgörü; arkadaşlığın gerçek anlamı, bir aile olmanın ne anlama geldiği gibi konularda düşündürecek.

kitaptan;

"batı uygarlığında okumayazma, "aman okuryazar olalım da bize batı medeniyeti densin" diye gerçekleştirilmiş bir şey değildir. ortaçağlı toplumlarda halkın okumayazmalı olması değil, olmaması normal bir şeydir. bu uygarlıktan çıkıp çağdaş ekonomi uygarlığına giren toplumlarda okuryazarlık önüne geçilemez bir sonuç olur; ekonomik ve teknolojik yaşamına yeni unsurlar giren köylü okumayazma öğrenmekte hiç sakınca görmez. fakat durgun ve kapalı bir köy toplumu içinde, ancak kendine yetecek üretimi, karısını ya da karılarını, çocuklarını, eşeğini ya da öküzünü seferber edip zar-zor yapan köylü için modern eğitimin uygulanabileceğini sanmak, bu köylerin yaşamından tümden habersiz olmayı gerektirir. eğitim alanındaki başarısızlıklara çare olarak çıkan köy enstitüleri programı (ki kendi içinde başlı başına başarılı ve bütünlü bir kalkınma planı ile neler yapılabileceğini göstermiştir) uygulanınca bunun eski "maarifçilik" tipinden ayrı, toplumsal yapı üzerine etki yapacak bir iş olduğu görüldüğünden bütün gericilik güçlerinin kıyameti koparması, kemalizmin sadece bir kesimde olsun gerçekleştirilmesini bile istemediklerini gösterir."..
Hoş bir eser...

Alper T., İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü'ü inceledi.
06 May 12:47 · Kitabı okudu · 156 günde · Puan vermedi

Çok sevdiğim bir arkadaşın kütüphanesinde görmüştüm bu kitabı, yazar üzerine ve kitap üzerine o kadar heyecanlı konuşuyordu ki “Bu kitabı okumalıyım” diye içimden geçirdim. İçimden geçirdiğim kelimeleri meğerse dıştan da söylemişim. Önce arkadaştan zorla kitabı aldım okuyacağım diye, sonra baktım kütüphanemde yer alması gereken bir eser, kendime de bir tane sipariş ettim.
Cengiz ÖZAKINCI araştırmacı yazar kimliğinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
-Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı
- İBLİSİN KIBLESİ United States Of İrtica
- Dünden Bugüne Türklerde DİL ve DİN
- Amerikan İmparatorluğunun Sonu EURO-DOLAR SAVAŞI
gibi araştırma kitaplarının yanında
-Münevver
-Neveser
gibi romanları da bulunmaktadır.
Yazarın akıcı bir dili olmakla birlikte savlarını belgelerle destekleyerek farazi konuşmadığını açık ediyor bizlere. Daha önceleri başka yayınevlerinde çıkan kitaplarını, artık kendi yayınevi olan “Otopsi Yayınları” altında basmaktadır. Aynı zamanda “Bütün Dünya” dergisinde yazılarına rastlayabilirsiniz.
Kitaba gelince; ilk bölümde yazar bazı kavramlara açıklık getiriyor. İlericilik, gericilik, muhafazakârlık gibi kavramları nasıl kullandığımızı ve aslında ne manaya geldiklerini hiç sıkmadan anlatması ile kitabın içine çekiyor bizleri.
“İlerici olsun, gerici olsun, tutucu olsun genellikle bütün ideolojiler kendilerine geçmişte bir kök arar, geçmişte düşlerinin gerçekleşmiş olduğu bir dönem yaşandığı savını ortaya atar; bir yitirilmiş cennet imgesi yaratır ve geçmişte yitirilmiş olan o cennet düzeni yeniden ve daha üst düzeyde kurmayı bir ülkü olarak gösterir (Syf.46)” ifadesinde yer alan Yitirilmiş Cennet olgusu bütün dinler ve birçok ideoloji tarafından nasıl oluşturulduğu, belgeler dahlinde anlatılıyor.
İlerleyen bölümlerde bütün semavi dinlerin ve hatta çok tanrılı dinlerin gerici düşünceleri, bu gerici düşünceleri uygularken kullandıkları zorlamalar ve katliamlar, dinlerin bilimle tartılması genel olarak anlatılmaya çalışılıyor. Tabi ki yine belgelerle..
Asıl, kitabın ismine dair (İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü) mevzular ilgi çekici ve hayret verici bir şekilde yazarın kaleminden dökülüyor. İslam’ın VIII-XII yüzyılları arasında yaşamış olduğu bilimsel devrimlerin kökenini yazar; Eski Yunan ve Yakındoğu öğretilerini baz alan usa dayalı bilimciliği savunan Mutezile görüşünün İslam Devletleri tarafından benimsenmesi ve bu görüşe dair medreselerin açılıp, eğitimin us yürütme (mantık) üzerine inşa edilmesi olarak gösteriyor.
Eski Yunan düşünürlerinin bilimsel bilgi ve deneyimlerini Hristiyan olduktan sonra şeytanlaştıran Batı, Aydınlanma çağında özellikle Endülüs’te bulunan İslam âlimleri tarafından öğrenmeleri oldukça ironik.
İslam’da Akılcılığa karşı devrim Gazzali nezdinde ortaya çıkıyor. Çöküşün etmenlerinden en önemlisini Haçlı saldırıları olarak gören yazar; Haçlı saldırılarının yakıp yıkmasından çok haçlı saldırılarına karşı duracak itaatkar Müslüman halkın olmamasından kaynaklı olduğuna dem vuruyor. Çünkü o dönem, bilime ve sanata kendini adamış halkı ikna etmek hamasi ve dini propaganda ile başarılı olamıyor. Din adına savaşacak insanları bulmakta zorlanıyorlar. Tam tersi durum Haçlı ordularında mevcut, Bilimden ve sanattan uzak milletleri Papa rahatlıkla dini kullanarak bir araya getirebilmiş. Bunu gören İslam devletleri Sufiliği kullanarak insanları din adına bir araya getirmeye çalışmıştır. Gazzali özelinde yürütülen bu çalışmalar, us yürütmenin dinsel inançları olumsuz yönde etkilediği görüşünü kabul edip yaymaya başladılar.
Bilimsel Yükseliş ve Çöküşün sebeplerini, sonuçlarını ve bilimin gerekliliğini kitabın birçok yerinde görebiliyoruz. Yazar, tekrarlardan kaçamamış ve birçok yerde bazı hususları defa ker anlatmak durumunda kalmış. Ancak ben, yazarın bu tekrarlamaları özellikle yaptığını düşünüyorum. Çünkü yineleyip daha fazla etki yapması ve akılda daha çok yer etmesini istemiş olabilir yazar.
Kitabı çok seveceğinize ve birçok karanlık konuyu aydınlatacağına eminim.
Not: Haddim olmayarak, Editöryel açıdan tekrar incelenmesi gerekiyor kanımca.
• Hangi yönetim biçimi kişilerin düşünce üretme yetilerinin özgürce gelişimine köstek oluyorsa, o yönetim biçimi gericidir. (Syf.35)
• Form, Biçim demektir.
Deform, ilk biçimin bozulması demektir.
Reform ise, özgün, bozulmamış, ilk biçime geri dönülmesi demektir. (Syf.55)
• “Tarihsel açıdan insan bilimle dini anlaşmaz iki kutup olarak görebilir… Ama ben, “kozmik din duygusu” nun bilimsel araştırmada en güçlü ve en soylu itme gücü olduğuna inanıyorum…” Albert Einstein (Syf.127)
• ....ilerleme, yalnızca bilimsel düşünceyle özgür araştırmaların yapılabildiği, bir önceki kuşağın ürettiği bilgileri bir sonraki kuşağa özgürce aktarabildiği, yabancı toplumların bilgi ve deneyimlerinin çeviri yoluyla edinilebildiği, yeryüzünde o an için var olan en ileri bilimsel bilgilere ulaşılabildiği ortamlarda ve toplumlarda gerçekleşir. (Syf.310)
• Nesturiler ve Nesturilikten Müslümanlığa geçip kendi inançlarını Müslüman adı altında sürdürmeye çalışanlar, Müslüman Araplarca ayrıntıya ilişkin tartışmalara sürüklendikçe, onlara öğretisini koruya geldikleri Aristoteles, vb. gibi Eski Yunanistan-Yakındoğu düşünürlerinin us yürütme yöntemlerini kullanarak karşı çıkmaya başladılar. Müslümanlar bu tartışmalarda Eski Yunanistan düşünürlerinin us yürütme yöntemlerine toslayınca, us yürütme(mantık) bilimini öğrenip kullanmaksızın onları alt edemeyeceklerini anlayarak, Aristoteles, vb. gibi Kur’an öncesi dönem düşünürlerinin yapıtlarını okuyup öğrenmek zorunda kaldılar ve sonunda, Müslüman Arapların da kendi inançlarını Aristoteles’in mantığına uydurarak karşıtlarına benimsetmeye çalıştığı, onları kendi yöntemleriyle vurdukları çok ince tartışmalar oldu.(Syf.336)
• Ey kara cübbeli!.. Senin gündüzün gece
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradan’ın Sanatı peşindeler;
Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde!..
Ömer Hayyam (Syf.371)
• “Herkes saygı görmek için üztüne güzel giysiler giyer; gelgelelim akıllı ve bilgili kimsenin saygı görmek için güzel giysiye gereksinimi yoktur, o salt usuyla bilgisiyle saygı değer olur.”
Yusuf Has Hacib (Syf.391)

• İnanç ruhun meyvesidir; bedenin değil. O yüzden birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir; şiddet ve tehdit değil…
Papa XVI Benedict (Syf.433)

Bilim İnsanı
*Bilim ve Eğitim Ruhu*

Bilimsel bakışı neden önemsiyoruz ve öngörüyoruz?
Taklitçi değil, teslimiyetçi değil, durağan değil, statik değil. Tesadüfe yer vermez, raporlanabilir, tekrarlanabilir, ölçülebilir, denetlenebilir, aktarılabilir sonuçların olmasını şart koşar.
Oturmuş ve kabul edilmiş bir terminolojisi, metodolojisi vardır.
Sunduğu gerçekler yeni bir keşif yapılana kadar; zamana, zemine, topluma ve kişiye göre değişmez.
Bir bilimsel çalışma, teori ve keşfin sahibi şöyle düşünmez: " bana vefa borçları var, çalışmamı aynen muhafaza etsinler"
Peki nasıl düşünür?
" benden önceki çalışmalarla ben bu teoriyi/ icatı, öneriyi, öngörüyü bu mertebeye getirdim, sizler daha daha geliştirip uygulayın"
Bu perspektifle yola çıktığımızda;
Newtoncu, Einsteinci, Arşimetçi olunmaz.
Böyle bakılırsa, bilimin mantığına ve bilim insanına saygısızlık olur.
Bilim insanı, yanılabileceğini baştan kabul eder. Ulaştığı değer ve sonuçları, aynı yöntemle çürüten veya daha farklısını ortaya koyana saygı duyar.
İlk radyo, lambalı icat edilmiştir. Daha sonra yarıiletken transistörlü radyolar üretildi.
En son entegre devreli, hatta cep telefonuna bütünleşik radyo var artık.
Bunun da ötesince, internet network ortamında yayın yapan radyoları, herhangi net özellikli cihazlar ile dinleyebiliyoruz.
Bu keşif ve icatları yapan bilim insanları, birbirlerini, kıskanmaz, küçümsemez, yok saymaz, başarısızlıkla suçlamaz.
Her biri devraldığı bilimsel mirası daha da geliştirip, bir sonraki döneme ve nesle aktarmakla meşguldur.
İşte bu yöntem, niyet ve eylem planının öncelikli olarak uygulanacağı alan "eğitim"dir.
Eğitimdeki verim ve kalite kaybı, kanayan yaramızdır. Bilim, fen, felsefe ve çağın gerçekleri öncelikli ölçülerimiz olmayınca, eğitim sistemimiz yaz-boz tahtasına dönmüştür.
1980'li yıllarda aldığımız mesleki ve teknik eğitim kalitesinin, 40 yıl sonra kırkta bire düşmesi, bizleri derinden sarsmaktadır.
1940 yılında kurulup 13 yıl hizmet eden Köy Enstitüleri heyecanı, menfaat grupları ve ışıktan ürken baykuş soylular tarafından sonlandırılmıştır.
"Köylü eğitimle uyanırsa, biz kimi ırgat gibi yöneteceğiz" korkusuyla karabasan görenler, çareyi kapatmakta bulmuşlardır.
Kapatmışlar da, köye, mahalleye eğitim adına daha iyi bir alternatif mi getirmişler? Hayır.
Bireysel, politik ve aşiret ve toprak ağalığı çıkar faktörleri devreye sokularak, bir toplumun geleceği harcanmıştır.
Bilimsel gözlükle baktığımızda, aynı içerik, ölçü ve kriterlerle bir köy enstitüsü hayal etmek, bilimle çelişir, gericilik olur.
Bugün meslek okullarımız geliştirilerek, daha çağdaş yöntemlerle bu amaca hizmet edebilir.
Japonya, G.Kore, Finlandiya, Almanya teknik eğitim sistemleri iyi incelenmelidir.
Eğitim; birey, aile, apartman, okul, mahalle ve köy ölçeğinde ayrı ayrı masaya yatırılıp, 50 yıllık planlanıp, bir ömür boyu uygulanacak olan bir çalışmadır.
Bütçemizin ve beyin gücümüzün büyük bir kısmını bu alana ayırmak zorunluluğu var.
Öğrenen bilir, bilen yapar, yapan yönetir.
Gücümüz, düşümüz, rüyamız, hülyamız, çabamız önce eğitime odaklanmalıdır.
Bilimle dini çatıştırmak, politikaya malzeme yapmak, ticarete basamak yapmak; uzun vadede toplumun her hücresine zarar verecektir.
01.05.2018
*Ali Rıza Malkoç*
#armozdeyis

Yazının yayınlandığı web adresi:

http://www.edebiyatevi.com/...-ve-egitim-ruhu.html

Büşra GÜNEYİ, bir alıntı ekledi.
21 Şub 09:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Liberalizmin Türkiye'yi İlgilendiren Yanı Var mı ?
Böylece şu son birkaç yüzyılın tarihi döne döne başladığı noktaya gelmiş bulunuyor. 18. Yüzyılda kilise baskısına karşı ( ona cevap olarak ) devletin örgütlenmesi biçimindeortaya çıkan liberalizm o gün için "ilericilik" sayılıyordu. Ama bu örgütlenme biçimi burjuvazinin egemenliğine dönüşünce, sosyalizm tarafındanişçiler lehine reddedildi ve liberalizme " gericilik" denildi. Şimdi liberalizm sosyalist ülkelerde intikamını alıyor. Bu ülkelerde sosyalizm gericilik olarak anılmaya başlarken, liberalizm taraftarları kendilerini ileri sayıyor.

Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti, Rasim Özdenören (Sayfa 114)Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti, Rasim Özdenören (Sayfa 114)
Onur Değer, bir alıntı ekledi.
 21 Kas 2017 · 10/10 puan

Fetva veriyorlar, tahmin ediyorlar, yargıda bulunuyorlar, eski ve yeni sistemlere gerici ve ilerici etiketi yapıştırıyorlar. Ama, üretim aracının gelişim sürecinin filan aşamasından sonra, ileriki döneme uygun gelişim hangisidir, diye sorsak; filan şekilde gelişirse gericidir, falan şekilde gelişirse ilericidir, denilmesini sağlayacak bir ölçü olmadığını göreceğiz. O halde oturup nasıl gelişeceğine bakmamız gerekir. Yani o temel ve önemli aşamada bir tür cebre [:determinizme] teslim olup üzgün bir şekilde "ne gelirse hoş gelir" dememiz icap eder ki, ilericilik ve gericilik kavramları ve onları doğuran ekol de kendi içinde "ne gelirse hoş gelir" düşüncesinden beslenmektedir. Niçin? Çünkü kendi özünün derinliklerinde, karşısında eli bağlı oturup yargıda bulunmaması gereken bir varlığın eteğine yapışmıştır da ondan. İlericilik ve gericiliğin ekseni ve ölçüsü olan bir şeyin kendisine gericidir veya ilericidir diyemezsiniz. Bunlar bir malı bize devredip, bunu kabul edin, satın alın, ona tapın ama iyi midir kötü müdür sormayın; başka ne tür sorunuz varsa, büyük bir istekle cevaplamaya hazırız, demektedirler. iyi ama, ben fuzulinin biriysem ve illa da işin burasını merak edip didiklemek istiyorsam yapılması gereken nedir? Beyim, sizin üstü kapalı sattığınız bu şeyin muhtevası ve anlamı nedir; gücü ve zaafı nasıl anlaşılabilir, gerçekliği ve sağlamlılığı nasıl bilinebilir, diye sorsam ne olacak?
Bakıyorum, belirsizlik Kaf'ının zirvesine oturmuş, o dağlık yerin mağaralarında oturanlardan başka kimsenin kendisinden haberdar olmadığı bir Anka kuşu var.
Daha da şaşırtıcısı bu mağaradakiler de hal diliyle:
"Habersizlikte senden yüzlerce derece öndeyim ben
Sen başkasınadan habersizsin, bense kendimden!" demektedirler. Hele şu tek şeyi aydınlatın ki geri kalanı da aydınlansın, diyorum ama hiç bir cevap alamıyorum. Ne zaman, hakkı bâtıldan ayırmak için bir dış ölçü kullansanız, çıkmaza girersiniz, demem ve bunda ısrar etmem bundandır. Evet, sonunda dükkanınızı karanlığa kuracaksınız; tek alıcınız ışıktan kaçan yarasalar olacak.

İlerici Gericilik, Abdülkerim Süruş (Sayfa 32 - undefined)İlerici Gericilik, Abdülkerim Süruş (Sayfa 32 - undefined)
Afra, bir alıntı ekledi.
28 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Düzenin yeni yüzü
Milletin, kimi uygulamalara, "Gavur adetidir", ''bâtıldır" diye karşı çıkması gericilik emaresi değil, Batıya teslim olmama tavrıdır. Batılı insan tipini elde etmek için, kılık kıyafet batılılaşmış, kadın erkek ilişkileri arap saçına dönmüştü.

İşte ilericilikten anlaşılan da bunlar idi. Oysa asıl bedevilik "taklit" etmek değil midir? Biz Batı ile niye savaştık; onlara teslim olsaydık milletimiz benzer bir değişime zorlanacak değil miydi? Bizi kendi insan tipine, hayat şartlarına, inanış tarzına zorlamayacaklar mıydı? Şimdi biz, kendimiz onları taklit ediyorduk.(...)Sormadan edemiyor da insan: "Düşmanı yakamızdan bunun için mi silkeledik?"

Cumhuriyet Çocuğu, Hekimoğlu İsmail (Sayfa 76)Cumhuriyet Çocuğu, Hekimoğlu İsmail (Sayfa 76)
Ömer Gezen, Bin Muhteşem Güneş'i inceledi.
 28 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Uçurtma Avcısı'nı okuyup bugüne kadar hiçbir kitapta bu kadar huzunlenmedim demiştim. Hatta açıkça söylemem gerekirse bi bölümünü okurken agliyordum. Yillar sonra Ve Dağlar Yankılandı'yı okudum. Neden 2. Kitabi degil de 3. Yu bilmiyorum. Aylar sonra ise Bin Muhtesem Güneş'i okudum. Içimde buruk bir hüzün var. Khaled Hosseini umarım yeni kitaplar da yazar.
3 kitabin da konusu farkli. Bu kitapta Kadınları daha özel anlamda Afganistan da savaşın içinde kalan kadınları anlatiyor.
Ama bu öyle bir anlatiş ki. Sefalet yoksulluk açlık ve bin turlu dert ile mücadele eden bu kadinlara saygi duymamak mumkun değil.
Kitabi okurken bolca halinize sukredeceksiniz.
Bu bazen yaşadığımız bu güzel ulkeye olan bir şükür
Bazen modern ve laik olmamıza olan gurur
Bazen de kadınları sevmeye ve saygi gostermeye çalışmak oluyor.
Kitabin olayini anlatirsam. Zengin bir adamin hizmetcisi ile olan iliskisinden doğan "Haremi" yani piç seklinde isimlendirilen Meryem.
Ve Meryem annesiyle yasiyor. Babasi kendisini utanc olarak gördüğü için. Sonralarda ise pislik bir adamla evlendiriyor. Kelimenin tam anlamiyla pislik.
Oyle ki Burka denilen lanet giysiyi kadinina giydirirken bir yandan da sen benim namusum demesi,diğer yandan cinsel içerikli dergileri dolabinin altinda saklaması.
Tam anlamiyla karaktersiz bi insan. Okurken defalarca kufrettim kendisine istemsizce.
Sonra kendisi olmadan evden çıkmasını yasak koşması gibi.
Yazik ya cidden. Icinde bulundugumuz bu yuzyilda boyle olaylarin olmasi cok uzucu. Hala Kadinlar yeteri kadar özgür değil.
Sonrasinda bu berbat sistem ve gericilik ile yönetilen Afganistanda modern sekilde yetistirilmeye çalışılan Leyla.
Ve bu iki hayatin pislik bir adam yüzünden birleşmesi...
Kitap çok güzeldi. Sizlere tavsiyem kime olursa olsun bi kitabi hediye edin.
Bundan eminim ki hediye ettiginiz kişi kitavi okuduktan sonra değişecek. Bu değişim kadınlara karşı olacak.
Ben bile hayatimdaki kadınlara bu kadar saygılı ve nazik davranirken bu kitaptan sonra bu konuda daha hassas olmaya başladım.
Kesinlikle okumalisiniz. Çok guzel bir kitap olmasinin yaninda çok da bilinçlendirici.