• ** YILMAZ GÜNEY **

    (1937-1984) Asıl adı Yılmaz Pütün'dür.
    1937'de Adana'ya doğan Yılmaz Pütün (Güney), Çocukluk yıllarında bisikletiyle sinemalarda sinemaya 16 milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için,
    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır, ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine yazılır.
    Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor Yılmaz Güney :
    "Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği Fukara sinemalarında gidiyorduk.
    Kendimizi daha rahat hissediyorduk,
    bu sinemalarda.
    Mesela bir Galatasaray Sineması vardı,
    çok güzeldi. Önünde geçer geçer bakardık, ama, çok lükstü gitmeye korkardık.
    Îstesek parasını verip girebilirdik. Ama,
    ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya."
    Yılmaz Güney, oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış, halktan insanları sefil ve yoksulları canlandırdı.
    Yılmaz Güney, Türkiye'de, Toplumu, gerçekçi Sanatın Sinemadaki İlk temsilcilerindedir.
    Oportonistçe bir söylem olan, Sanatın tarafsızlığı, siyaset üstü sahtekarlığını açığa çıkarmıştır.
    Suya sabuna dokunmuyan, Sömürücü Tüccar ve Kervancının develerini ürkütmiyen,
    halktan emekten kopuk,
    egemenlerin yakışıklı artistlerinin ve karşısına; hayatın, üretimin içinde, Halkın, yoksulların çirkin kralı döneme damgasını vuruyordu.
    Adana'da, Pamuk tarlalarında çapa ve pamuk toplama işlerinde, boğaz tokluğuna ve kış aylarındaa, elçiler aracılığı ile kaporası verilerek, Bir üretim aleti, aracı gibi satın alınıyordu, tarım işçileri, sigortasız güvencesi. Kürdistan bölgesi, yani Doğu ve Güney doğununun yoksul topraksız köylülerinin, Adana'ya yolculuk boyunca, traktör ve kamyonlarda kırıla kırıla, Köle koşullarında sömürü ve acılarını,
    Sınıf çelişkilerini beyaz perdeye aktarıyordu.
    Komrodor burjuvazinin ve Toprak Ağalarının ahlaksız yaşam ve Zulmünü teşhir ediyordu, filim ve sanatıyla.
    Adı, çirkin krala çıkarken;
    Egemenlerin de şimşeklerini üzerine çekiyordu. 1974'te Yumurtalıkta, egemenlerin kanuni bekçisi, krala fazla kralı olan Savcının sözlü saldırı ve hareketleriyle yaratığı pravaksiyon sonucu yaşanan arbede ölmesi sonucu, Yılmaz Güneyin, sinema sanatı ve üretimi engellenmiştir .
    Güney, yapımcılığını, yönetmeliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği
    Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünün ortaya çıkardı.
    Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız Kahramanı canlandırıyordu.
    Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; Bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan Türk sinemasının en Özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.
    Güney, sonraki Aç Kurtlar (1969) Umut (1970) Umutsuzlar (1971) Acı (1971) Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insana Odaklanarak,
    Sinemayı halkla buruşturarak, yoksullar kendilerini beyaz perdede izliyor, Bu yaşamın köleci karakterini sorgulatıyordu.
    Sınıfsal bir anlatım geliştirdi, ve bugüne kadar, sefillere kader diye sunulan yaşamın Sınıf hokkabazlığını teşhir ediyordu, seneyo ve oyunculuğuyla.
    Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bir sinema, sanat yolu çizdi.
    Sanatı ve sinemayı sömürüye karşı Halk için sanatı, özgürlük ve mücadele Platformuna çevirdi, 1968 devrimci gençlik rüzgarı, emekçilerin sanatınıda etkilemişti.
    Bir yönüyle, 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da gelişen yeni gerçeklik akımını, bir yanda da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.
    Yılmaz Güneyin yoksul köylü ve emekçilerin yaşamı sorgulatan, filimleri burjuvaziyi çileden çıkarıyordu.
    Kapitalist yoz kültürü pompalayan sinema sanatı, yerini Emekçilerin ezilmişliği ve orta çağ karanlığının devamı olan kadercilik ve Din tüccarlarının kulluk kültürünü sorgulatıyor geleneği sarsıyordu.
    Ki, faşist,12 Eylül darbecileri, Yılmaz Güney'in Filimlerini yasakladı, ele geçirilen filmlerinin devrimci etkisini yıkmak için yaktıdı.
    Güney, 1974'te yönettiği Arkadaş'ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif gören tarafından tamamlanan Endişe'de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Şerif gören tarafından yönetilen Yol'da (1982), ölümünden önce yurtdışında yönettiği son filmi Duvar'da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı.
    Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol 1982 Cannes Film Şenliği'nde kayıp (missing) adlı filmle ile birlikte büyük ödül alan Altın Palmiye paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi. Güney 1974 yılında Yumurtalık savcısını öldürme suçunda 18 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta cezaevine dönmeyene Güney, daha sonra yurtdışına, Fransa'ya çıkarak sürgün hayatına başlamış, 1983'te Türk vatandaşlığından çıkarıldı. 9 Eylül 1984'te Kanserde öldü, ve Fransa'da toprağa verildi.
    Oyuncu olarak 114 filmden rol aldı.
    26 filmin yönetmenliğini yaptı.
    15 filmin yapımcısı oldu.
    Ödülleri :
    1.Adana Altın Koza Film şenliği, 1969. En iyi erkek oyuncu Seyit Han
    2. Adana Altın Koza Film şenliği, 1970. En iyi senaryo Umut
    En iyi erkek oyuncu Umut
    3. Adana Altın Koza Film şenliği, 1971 En iyi erkek oyuncu Acı
    En iyi Senaryo Ağıt
    En iyi yönetmen Ağıt.
    4. Antalya film şenliği 1967
    En iyi Erkek Oyuncu Hudutların Kanunu 7. Antalya Film Şenliği 1970
    En iyi Erkek Oyuncu Bir Çirkin Adam.
    12. Antalya Film Şenliği, 1975
    En iyi Senaryo Endişe
    Berlin Film Festivali 1979
    En iyi Senaryo Düşman.
  • Al Pacino: Alfredo Pacino
    Ayhan Işık: Ayhan Işıyan
    Aytaç Arman: Veysel İnce
    Brigitte Bardot: Camille Javal
    Bruce Lee: Lee Yuen Kam
    Bulut Aras: Uğur Fidan
    Cahide Sonku: Cahide Serap
    Perran Kutman: Perran Kanat
    Chuck Norris: Carlos Ray
    Danny DeVito: Daniel Michaeli
    Demi Moore: Demetria Guynes
    Ekrem Bora: Ekrem Şerifuçak
    Fikret Hakan: Bumin Gaffar Çıtanak
    Gökhan Güney: Mehmet Yüceer
    Jodie Foster: Alicia Christian Foster
    John Wayne: Marion Morrison
    Kenan Pars: Kirkor Cezveciyan
    Marilyn Monroe: Norma Jean Mortenson
    Metin Erksan: Ismail Metin
    Murat Soydan: Rüjdan Tercan
    Müjde Ar: Kamile Suat Ebrem
    Nicholas Cage: Nicholas Coppola
    Sophia Loren: Sophia Scicoloni
    Tom Cruise: Thomas Cruise Mapother
    Winona Ryder: Winona Horowitz
    Woody Allen: Allen Königsberg
    Yılmaz Güney: Yılmaz Pütün
    Cüneyt Arkın: Fahrettin Cüreklibatur
    Tarık Akan: Tarık Üregül
  • Yılmaz Pütün diye nüfusta geçen ama Yılmaz Güney olarak bilinen ama Çirkin Kral diye tanıdığımız hayatındaki asi kişiliği ve siyasi görüşleriyle çalkantılı dönemlerinde hep yanında olan Sevgili ismini verdiği Fatoş Güney'le olan aşkını anlatan bir kitap.Ben burada Fatoş Güney'in fedakar sevecen sabırlı davranışlarına bayıldım.Bence Çirkin Kralın çektiği sıkıntılar içinde en büyük şansı sevgili dediği Fatoşu'dur.O da Frida Kahlo gibi erken yaşta 47 sinde öldü:
  • Çirkin Kral Yılmaz Güney, gerçek adıyla da Yılmaz Pütün. Kimine göre büyük bir sinema adamı, kimine göre iyi bir gözlemci, kimine göre komünist, kimine göre gerçek bir devrimci, kimine göre katil, kimine göre hapishane kaçkını, kimine göre vatan haini, kimine göre de büyük bir edebiyatçı iyi bir yazar. Benim için artık şu bir gerçektir ki, Yılmaz Güney, Türk devrim sinemasının öncü bir ismi iken bu kitabından sonra Türk edebiyatının artık güzel bir de yazarı olacaktır. 72 yılından itibaren Selimiye Cezaevi’ndeki geçirdiği süreç içinde deneyimlerinden kaleme aldığı Selimiye Üçlemesi’nin Hücrem kitabı hem içinde güzel cümleler barındıran etkili bir hikâye kitabı hem de kendi görüşünü, kendi deyimiyle sanat anlayışını anlattığı manifesto kitabı. Farklı bir kitaptı, ilk başlarda Yılmaz Güney düşüncelerini, mücadelesini, yetemediğini ama yetmeye çalışmalarını anlatırken, bu anlattıkları ile beraber birbirine çok güzel bağlayarak hücre günlerini de anlatıyor. Anlattığı hücreleri enlemesine, boylamasına ölçülerini anlatırken, ufak camının önünde yeni yetişmeye başlayan bir otu da anlatıyor, o ot parçasının bir mücadele göstererek büyümeye çalışmasını betimlerken maalesef o ot da büyür ise kendi camının, tek ışık kaynağını engelleyeceğini abartısız söylüyorum mükemmel cümlelerle betimliyor. Mücadele gösteren o ot büyümeli miydi acaba? Her girdiği hücrenin kendi hayatındaki kaçıncı hücresi olduğunu anlatırken, acaba ben bu hücrenin düşünen, sorgulayan kaçıncı hücresiyim diye de kendi kendine sorguluyor.

    Hikâye kısımlarında biz okurlara Çirkin Kral mesaj veriyor, bir istekte bulunuyor. Herkesin kendini, bütün gizli ilişki ve yanlarıyla olumlu ve olumsuz yönleri ile düşünsün diye yazdığını belirtiyor. İki hikâyeyi de okurken, alabildiğince kendimizi düşünmemizi, en ince ayrıntılarımızı hatırlamaya çalışmamızı, kendimizle, geçmişte yaptıklarımızla hesaplaşmamızın ilk adımı olarak saymamızı istiyor. Üzülmekten, pişmanlıktan, ağlamaktan korkmamamızı istiyor. Bu durumlar için ilk adım olur mu olmaz mı bilmiyorum ama dediği durumlar için “bir adım” olacağı da kesin bir gerçektir. Kunduracı çırağı küçük Kadir’i okurken fazlasıyla kendinizden, çocukluğunuzdan bir şeyler bulacak ve düşüneceksiniz. Yer yer üzülecek belki de yer yer sinirleneceksiniz, tek bir şey olmayacak, o da güzel bir edebiyat hikâyesi okumanın haricinde keyif hissetmeyeceksiniz.

    Bu güzel kitaptan sonra Yol, Duvar, Sürü, Umut, Ağıt ve Arkadaş filmleri de keyifle izlenir.
  • Yılmaz Güney'i daha yakından tanımak isteyenlere kızı Elif Güney Pütün'ün kaleminden çıkmış, babasına özlem, babasına hasret, babasına sitem dolu satırları okurken bir baba ile kızın ilişkisine şahit olacaksınız.
  • Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlügü yaşadınmı
    Bir garibanın elinden tutupta hiç kadere rest çektinmi
    Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdınmı
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum
    Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerlen dans ederken
    Ben hergün azraillen dans ediyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen sıcak yatağında rahat uyurken
    Ben ise parçalanmış vucudumun acısıyla mahkeme duvarlarına
    Yaslanmış,gelmeyi bilmiyen karanlığı bekliyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa
    Bende seni o kadar çok seviyorum..
    Aşıma katmadım haram,güzel çirkin aramam
    Yanlış yapanı tanımam... bu senin içinde geçerlidir gülüm
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam..!

    Yılmaz GÜNEY (Pütün)
  • Babam.
    Dava adamı.
    Dünyayı değiştirmek isterken eli kolu bağlı.
    Genç karısından ve yeni doğmuş oğlundan uzakta.
    Kısacık özgürlüklerle, hapisten hapise...
    Bir insanın hayatını almanın suçluluğuyla.
    Sanatından koparılmış olsada,
    İktidara meydan okuyan yazıları ve filmleriyle.
    Ömrüm boyunca bana birazcık değer versin diye sürekli ardından koştuğum babam...
    Elif Güney Pütün
    Sayfa 168 - Doğan kitap